Lübnanlı aşiretler Hizbullah ve Esed kıskacında

Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)
Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)
TT

Lübnanlı aşiretler Hizbullah ve Esed kıskacında

Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)
Bekaa ilinin Yunin kasabasında iki aşiret arasındaki çatışmaların sonucunda yanan arabalar (Sosyal medya)

Bir hafta önce Lübnan’ın kuzeyindeki Bekaa ilinin Yunin kasabasındaki bir düğünü kıyıma çeviren olaya dair anlatılar çeşitleniyor. Gelin ile damadın hayatlarının en güzel gününü Âl-i Emhez, Zaiter ve Yasin aşiretlerine mensup aileler için uğursuz bir hatıraya dönüştüren bu olay, yerel medyada kendine geniş bir yer buldu.
İlginç olan bu olayın, Lübnan’ın kuzeyindeki turizm bölgesi Baalbek’teki kan davası ve süregelen intikam meselelerini ortadan kaldırmak için başlatılan yeni bir faslın arifesinde, yine bir aşiret üslubuyla yaşanmış olmasıdır. Hâlbuki devlet, iki Baalbekli aile arasındaki intikam davasını bitirecek bir uzlaşma sağlanması için güvenlik, siyaset ve parti düzlemindeki faaliyetlerini yoğunlaştırmıştı. İntikam, kabile adet ve geleneklerinin merkezinde yer almaktadır. Lübnan’daki Bekaalı aşiretleri bir intikam döngüsüne sokan Yunin Olayı’ndan sonra ışığı, Bekaalı aşiretlerin tarihine, birbirleri ve bu aşiretlerin mensupları arasındaki temel siyasi güç olan Hizbullah ile olan ilişkilerine tutalım.
Geleneksel tablo
‘Aşiret’ kelimesini duyduğunda insanın hayalinde, deveye binip bir otlaktan diğerine taşınan bir grup erkek, kadın ve çocuk canlanabilir. Ya da elinde tüfekle dolaşıp ateş edecekleri kimselerin peşinde koşan geleneksel Arap kıyafeti içerisindeki adamlar akla gelebilir. Bu hayale gelen görüntülerin kaynağı, kamusal imgelemde aşiretler hakkında çizilen ve bu aşiretlerin gelişmek ve var oldukları bölgelerde nüfuzlarını yaymak için uyguladıkları şiddet ve yağma ile ilişkilendirilen ön resimlerdir. Sinema filmleri ve söylentiler de onların yaşamak için istilaya ve egemenlik kurmak için savaşmaya dayandığına dair bir imaj çiziyor. Gelgelelim Bekaa ilinin Hermel kırsalındaki Lübnanlı aşiretler ne daha önce yani geçen yüzyılın başlarında böyle bir görüntü verdi ne de şimdi üçüncü bin yılın başlarında veriyorlar.
Siyasi bakımdan Lübnan’daki aşiret liderleri, siyasi hayatın cilvelerine erkenden katıldı. Fransız manda yönetiminde başlayan bu etkinlik, önce bağımsızlık dönemine, daha sonra Şihabi devrine dek taşındı. Ardından Suriye vesayeti ve Hizbullah’ın bu aşiretlerin bulunduğu yerde ortaya çıkarak güçlü bir toplumsal bileşen olarak gücünü ispat ettiği zaman da devam etti. Taif Anlaşması’nın imzalanmasından sonra ise Lübnan için yeni bir siyasi çağ açıldı.
Tüm bu aşamalarda Hermel kırsalındaki aşiretler, Lübnan siyasetinin merkezinde yer alırken sembol isimlerden biri olan Sabri Hamade, Temsilciler Meclisi Başkanlığını uzun yıllar elinde tuttu. Aşiretleri, yasadan ve devlet otoritesinden bağımsız hareket eden toplulukları olarak gösteren tablodan farklı olarak bu aşiretlerin peş peşe gelen Lübnan yönetimlerinde temsilcileri vardı. Bu temsilciler ise gerek seçilmiş milletvekilleri oluyor gerekse ‘pay’laşma ve merkez dağılımı yoluyla kamusal görevlerde yer alıyordu. Bununla beraber aşiret üzerindeki etki ve kontrol, her aşamadaki siyasi koşullara ve aşiret içerisinde mensup olunan ‘kolun’ gücüne göre kişiden kişiye farklılık gösteriyor ve bu da söz konusu şartlara göre aşiretin iktidardaki temsilci grubunu değiştiriyordu.
Aşiret burada
Gelişiminin bu aşamasında aşiret, toparlayıcı bir otoriteyi sonuç vermeksizin kollardan meydana gelen tutucu bir topluluk olarak tarif edilebilir. Tutuculuk (asabiyet) aşiret içerisinde artık bir kenetlenme haline yol açmıyor ve toparlayıcı bir iktidar oluşturmuyor. Ancak bu, Lübnan’da aşiretlerin tutucu yapısının tamamen bozulduğu anlamına da gelmez. Bununla birlikte ‘Yerel Toplumda Aşiret, Bir Devlettir’ adlı kitabın yazarı Sosyoloji Doktoru Fuad Halil’e göre bu tutucu yapının, tarihsel biçiminden henüz netleşmemiş başka bir biçime geçiş yaptığı söylenebilir. Halil, aşiretin tarihsel biçimini kaybedişini, modernlik, eğitim, iş gücü piyasası ile bütünleşme, göç ve siyasi ve mezhep temelli partilere katılma gibi sebeplere dayandırıyor.
Aşiretler ve Esed vesayeti
Suriye rejimi, savaşların başlangıcında, özellikle de ‘İki Yıl Savaşının’ (Lübnanlı sol silahlı grupların yanı sıra Filistinli silahlılar ile Lübnanlı sağ silahlı grup arasında yaşanan Lübnan iç savaşının ilk aşaması) ardından Lübnan’a girdiğinde Lübnanlı aşiretlere yaklaşmaya çalıştı ve Lübnan ve onun siyasi yapısı ile Lübnan’daki tutuculuğun tüm biçimlerini kontrol etmek için çizdiği siyasi projesine katmak suretiyle bu aşiretleri asimile etmeye çalıştı. Nitekim aşiret, bu yapının mütemmim cüzlerindendi. Lübnan’a gelen Suriye rejimi, ordu ve istihbarat teşkilâtı aracılığıyla aşiret liderlerinin büyük bir kısmı ile ilişki kurmayı başardı. Bu liderler, aşiret sistemi içerisindeki özel konumlarını muhafaza etmekle birlikte Suriye’nin, Lübnan siyasi sistemini, bileşenlerini ve dengelerini yönetme projesine katıldılar.
Diğer kabileler ise bu projeye katılmayı reddetti ve bu durum, Suriye ordusu ile bu aşiretler arasında birtakım sorunların patlak vermesine sebep oldu. Bu sorunların başında Alave aşireti ile Suriyeliler arasında meydana gelen çatışmalar geliyordu.
Suriye’nin aşiretlere yönelik asimilasyon bir aşireti diğerinin önüne geçirmek suretiyle gerçekleşiyordu. Mesela öne geçirilenlere yerel toplumda büyük bir iktidardan faydalanma imkânı veriliyor, Suriye hâkimiyeti ve gücü, onlara politikalarını Lübnan siyasi rejiminde ve devlet yönetimlerinde uygulama fırsatı tanıyordu. Lübnan’da Suriye rejimi ile bir ilişki kurulmasına karşı çıkan ekip ise Lübnan iktidarı içerisinde fırsat elde edemeyip muhalefette kaldı ve merkezî bir otorite kendisine saldırdığında aşiretlerin başvurabileceği her şeyi yaptı. Bir diğer deyişle Suriye tasarısı içerisinde yer almayan muhalif aşiretler, yerel iktidarlarını korudular, ancak siyasi olarak artık etkin olamadılar.
Suriye vesayet rejimi, bir aşireti, Hermel kırsallarında veya Baalbek-Hermel bölgesindeki bir başkasının aleyhine yükseltmeyi başardı. Bunu da adaylarının belirli bir aşiretin iktidar listesine göre seçildiği milletvekili seçimleri yoluyla veya herhangi bir aşiretten hükümete bakan atayarak ya da ‘pay’laşmaya dayalı görevlendirme suretiyle gerçekleştirdi. Suriye’nin aşiretlere yönelik izlediği bu yöntem, onların dağılmasına ve birliğinin zayıflamasına katkı sağladı. Zira geride kalanın öne geçirilmesi ve tarihsel anlamda iktidar sahibi olanın da geride bırakılarak ikinci plana atılması sonucunda birtakım düşmanlıklar baş gösterdi. 1975-1982 yılları arasında aşiret lideri halen iktidar sahibiydi ve aşiret, kuzeydeki Bekaa’da yerel toplumun temel yapı taşıydı.
Aşiretler ve Hizbullah
Dini ve ideolojik bir parti olan Hizbullah, tabanını ve elemanlarını yalnızca Şii mezhebinden ve farklı toplumsal yapılardan toparlayabildi. 1982-85 yılları arasında, yani partinin kurulup faaliyetlerine başlayacağını ilan ettiği aşamada Hizbullah, Lübnan Şiilerinin yaşadığı birçok bölgedeki Şii ailelerin arasına daldı ve asıl kadrosunu dağılmaya başlayan bu ailelerin üyelerinden oluşturdu. Aileyi ve aşireti terk edip henüz yeni kurulan zayıf bir partiye yönelen bu kimseler, ya ailenin gücünü ve etkinliğini zayıflatıyor ya da tüm aileyi bu partiye katılmaya zorluyordu.
1985 yılında kurulduğu duyurulduktan sonra Hizbullah, kendisini kuzey Bekaa bölgesinde etkin ve dengeleyici bir güç olarak dayatabildi. Böylece bu bölgedeki siyasi ve sosyal egemenlik sahnesini, Suriye varlığı ve Hizbullah ile aşiret tutuculuğunun yükselişi ile sınırlandırmak mümkün hale geldi. Bu durum Hizbullah’a her şeyden önce ailenin tutucunu yapısını bozma ve kendi örgütsel ve çoğulcu yapısını güçlendirme imkânı verdi. Bu şekilde aşiret ve aile dengesine dayalı olan yerel toplum içerisinde kendisini dengeleyici bir güç olarak dayatır oldu. Hizbullah’ın bu denkleme dahil olması yeni bir dengeye yol açtı. Aşiret kendi halinde bir iktidar olduğu ve aşiretler, türü ne olursa olsun bir parti lehine iç iktidarından kolayca vazgeçmeyecekleri için bu yeni dengeden ürktü. Hizbullah’ın toplumuna güçlü bir şekilde girmesiyle ikili arasında bir birlikte yaşam ilişkisi meydana geldi. Ancak bu ilişki, bütünleşme veya bağlılık ilişkisi olarak tarif edilemez. Zira aşiret, bu birlikte yaşam ilişkisine daha çok merkezî bir güç tarafından kuşatıldığında başvuruyordu. Suriye ile siyasi ilişkiler geliştiren aşiretler ise bu ilişkiyi, yeni Hizbullah iktidarı ile bir denge oluşturmak için kullandı. Aynı şekilde Suriye’ye muhalif olan aşiretler de bölgedeki Suriye tahakkümünün sebep olduğu dengeyi değiştirmek uğruna Hizbullah bir ilişki kurma yoluna girdi. Merkezî veya iktidar sahibi aşiret, Hizbullah’ın nüfuzuna başkaldırınca Hizbullah, aşiret tutuculuğuna sahip olmayan kollara başvurdu. Genellikle aşiret içerisindeki merkezî otoriteyi takip eden ve ne parası ne de yeri olup sınırlı bir mal varlığını taşıyan bu kolların, toplumsal ve siyasi durumlarını iyileştirmek için Hizbullah’ın desteğine ihtiyacı vardı. Hizbullah’ın verdiği ister manevi destek ister maddi destek olsun, fark etmezdi. Örneğin Lübnanlı Emel Hareketi’nin kurucusu İmam Musa Sadr keskin zekâsını kullanarak, aşiretlerle, hareketinin bir parçası olduklarında değil, kendi özelliklerine ve iktidarına sahip olduklarında başa çıkabileceğini kavradı (Âl-i Hamade, Zaiter, Şemas, Dendeş ...). Bundan dolayı aşiretler, Musa Sadr’ın hareketine Hizbullah’tan daha yakın durdu. Burada kastedilen, güçlü ve dayanıklı otoriteye sahip tutucu aşiretlerdir. Buna karşılık ‘ikincil kollar’ (el-Musevi, et-Tufeyli, Hacı Hasan …), dini gerekçeler, eşitlik çağrısı, siyasi koruma talebi ve iktidar gibi sebeplerle Hizbullah’a yakınlaştı.
‘İkincil kollar’, Hizbullah’ın korunaklı aşiret kalesini yıkmak için kullandığı vesile idi. Başlangıçta yerel otoritelerine ve kurumsal tutuculuğuna yönelik tehdidi sebebiyle Hizbullah’ın genişlemesine karşı duran bu kollar, aynı zamanda aşiret kültürüne, din ve Şiilik bakımından nüfuz etmenin de bir yoluydu. Böylece aralarında din adamlarının da bulunduğu aşiret dindarlarını kendine çekti. Bu, aşiret için yeni ve garip bir durumdu zira yağma, iktidar ve şiddete dayalı kadim biçimiyle aşiret yapısı, din adamlarına ihtiyaç duymazdı.
1980’lerin sonunda aşiret, içerideki tutuculuğun hafiflemesinden ötürü etkin olduğu toprakları kaybediyordu. Aşiretlerin iş pazarına girişi, kaçakçılık ekonomisi, eğitim, istihdam ve farklı mali gelirlerle desteklenmesi bu tutuculuğun gerilemesine katkıda bulundu.
Bu dönüşümler bağlamında ve sebebiyle aşiretler içerisinde düşmanlıklar ve çekişmeler yaşandı ve ‘aşiret’, (Lübnan’daki iç savaşı bitiren) Taif Anlaşması dönemine, tutuculuğunun dağılması yönünde aşamalı bir şekilde ilerlerken girdi. Bu durum onun varlığı için bir tehdit.
Fidil Subeyti’nin Independent Arabia’da yayınlanan analizi



Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”


Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
TT

Suriye’de eski rejim mensuplarına yönelik operasyonlar sürüyor: Hamza el-Hatib’in işkenceyle öldürülmesiyle ilişkilendirilen komutan yakalandı

Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)
Eski Suriye rejimi döneminde Dera Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necib, Nisan 2026’da Şam Adalet Sarayı’ndaki duruşmada (AP)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, eski rejim döneminde Dera kırsalındaki Sayda beldesinde 138. Hava Savunma Tugayı Komutanlığı görevini yürüten Tuğgeneral Cabir Mahrez İbrahim’i yakaladı. İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu göstericilerin öldürülmesi, gözaltına alınması ve bastırılmasına yönelik emirler vermekle ilişkilendirildiği belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri pazar günü yaptığı açıklamada, kayıtlar ve ilk soruşturmaların İbrahim’in öldürme ve gözaltı emirleri vermenin yanı sıra göstericilerin bastırılmasına karıştığını ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in Dera’nın doğu kırsalındaki köy ve beldelere yönelik askeri operasyonlara katıldığı, sivillerin takip edilmesi ve evlerinin hedef alınmasında rol oynadığı belirtildi.

İç Güvenlik Güçleri, soruşturmaların İbrahim’in yaklaşık 120 kişinin hayatını kaybettiği Sayda Konutları katliamındaki doğrudan sorumluluğuna işaret ettiğini bildirdi. Açıklamada ayrıca İbrahim’in, aralarında çocuk Hamza el-Hatib’in de bulunduğu çok sayıda Dera sakininin sistematik şekilde gözaltına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Eski rejim, 13 yaşındaki Hamza el-Hatib’i 18 Mart 2011’de Dera kentinde başlayan Suriye devriminin ilk aylarında gözaltına aldı. El-Hatib, işkence altında hayatını kaybetti.

El-Hatib’in işkence görmüş ve parçalanmış cesedi, hükümet karşıtı bir gösteri sırasında gözaltına alınmasından haftalar sonra 21 Mayıs 2011’de ailesine teslim edildi. Hamza’nın ölümü ve Beşşar Esad karşıtı sloganlar yazdıkları gerekçesiyle başka çocuk ve gençlere de işkence yapılması, ülke genelinde geniş çaplı protestolara ve hükümet güçlerinin sert müdahalesine yol açtı.

Esad’ın devrilmesinin ardından Hamza’nın annesi yaşananları kutlayamadı. Zira kendisine kötü şöhretli Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan fotoğraf ve belgeler ulaştı. Bu belgeler, Hamza’nın 2019’da polis tarafından gözaltına alınan ağabeyi Ömer’in de tutukluluk sırasında hayatını kaybettiğini doğruluyordu.

İki kardeşin annesi Semira, İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte büyük bir üzüntü içinde titreyerek Ömer’in cezaevinden çıkmasını beklediğini söyledi. Semira, “Belki bugün ya da yarın gelir diye düşünüyordum. Bugün ise gözaltında öldüğü haberini aldım” dedi. Semira, Esad’ın kendisinin yaşadıklarını yaşamasını dilediğini söyledi.

İbrahim’in yakalanması, Suriye makamlarının Beşşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana eski rejim döneminde yaşanan ihlallerle bağlantılı suçlamalar kapsamında eski yetkililer ve askerleri hedef alan operasyonların bir parçası.

İç Güvenlik Güçleri, bu ayın 19’unda yaptığı açıklamada “eski rejim döneminde Cumhuriyet Muhafızları’nın üst düzey komutanlarından biri olan eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail’in yakalandığını” duyurmuştu.

Suriye yargısı daha önce eski güvenlik yetkilisi Atıf Necib’i “insanlığa karşı suçlar” işlemekle suçlayarak gıyabında idam cezasına çarptırmıştı. Necib, Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başkanlığını yaptığı dönemde işlenen suçlardan sorumlu tutuldu. Mahkeme Necib’i “kasten öldürme”, “15 yaşından küçük çocukları kasten öldürme” ve “ölümle sonuçlanan işkence” de dahil olmak üzere çok sayıda suçtan mahkûm etti.


Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
TT

Irak, olası ABD yaptırımları ile İran nüfuzu arasında

Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)
Bağdat Uluslararası Havalimanı’nın dış görünümü (Arşiv - Reuters)

Irak hükümetinin, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarına yönelik yasağı uygulama kararı, Şii siyasi oluşumların çatı yapısı Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı tarafların karara uymayı reddetmesi karşısında tartışma konusu olmaya devam ediyor. Buna karşın hükümetin resmi tutumu karara uyulacağı yönünde.

Hükümet kaynaklarından birine göre Bağdat, Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketinin uçuşlarını kabul etmesinin doğuracağı sonuçlar konusunda ABD’den ciddi bir uyarı aldı. Başbakan Ali Zeydi hükümeti daha önce Washington’dan bazı havalimanlarının uçuş yasağından muaf tutulmasını talep etmişti. Bunlar arasında insani gerekçelerle Necef Havalimanı da bulunuyordu.

Konuyla ilgili bilgi sahibi siyasi bir kaynak, “Irak şu anda Amerikan çekici ile İran örsü arasında” dedi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Durum gerçekte son derece zor görünüyor. Tahran’ın talep ettiği şekilde uçuş yasağı kararına tam olarak uymamakta ısrar edilmesi, Irak’ın artık karşılayamayacağı yaptırımlara yol açabilir. Özellikle de Başbakan Ali Zeydi’nin ABD yönetimiyle, bilhassa da Başkan Donald Trump’la Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldığı sırada gerçekleştirdiği başarılı görüşmeler kapsamında yakında Bağdat’a bir dolar transferi yapılması beklenirken” ifadelerini kullandı.

fgthy
Necef Havalimanı (Sosyal medyada dolaşan görüntü)

Irak piyasalarında doların son dönemde sert şekilde yükselmesi, vatandaşların günlük yaşamını olumsuz etkiledi. Bu gelişme, İran’ın Irak’a petrolünü Hürmüz Boğazı üzerinden tamamen ihraç edebilmesi için muafiyet vermeyi reddetmesi nedeniyle ülkenin petrolünün tamamını ihraç edememesiyle aynı döneme denk geldi. Bunun sonucunda genel devlet bütçesine bağlı yaklaşık 8 milyon çalışan ve emeklinin maaşlarının ödenmesi gecikti.

Bilgi sahibi siyasi kaynak, “Şii Koordinasyon Çerçevesi liderleri, Zeydi’nin de katıldığı görüşmelerde iki taraf arasında denge kurmaya çalışıyor. Bir yandan ABD’nin kararına meydan okumada fazla ileri gitmemek diğer yandan başbakanın en azından yalnızca Necef Havalimanı için bile olsa bir muafiyet elde etme çabalarını desteklediklerini açıklamak istiyorlar” dedi.

Sorumlu bir hükümet kaynağı da pazar günü yaptığı açıklamada Bağdat’ın, “Irak havalimanlarında herhangi bir İran hava yolu şirketini kabul etmeye devam etmenin havalimanını, ilgili kurumları ve bu uçuşlara hizmet sağlayan şirketleri ABD yaptırımlarına maruz bırakacağı konusunda ciddi ve doğrudan bir Amerikan uyarısı aldığını” doğruladı.

rgth
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 23 Eylül 2026’da New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile görüştü (Irak hükümeti medyası)

Kaynak, basına yaptığı açıklamada, “ABD tarafı Irak hükümetine yaptırım uygulamalarının yalnızca yaptırım kapsamındaki İran hava yolu şirketleriyle sınırlı kalmayacağını, bu şirketlerin uçuşlarına hizmet sağlayan veya uçuşların gerçekleştirilmesini kolaylaştıran herhangi bir kurum ya da havalimanını da kapsayabileceğini bildirdi. Buna iniş, yer hizmetleri, yakıt ikmali ve uçuşlarla bağlantılı diğer hizmetler de dahil” dedi.

Aynı hükümet kaynağı, “Bu uyarı Irak hükümetini tek bir seçenekle karşı karşıya bıraktı: Irak havalimanlarını, hava taşımacılığı sektörünü ve bu sektörde faaliyet gösteren kurumları ABD yaptırımlarına maruz bırakmaktan kaçınmak. Dolayısıyla İran hava yolu şirketlerine ait uçuşların Irak havalimanlarına kabul edilmesini durdurmaya devam etmek” ifadelerini kullandı.

scdvfbg
Necef Uluslararası Havalimanı’nın içinden (WAA)

Kaynak, “Karar İran ile hava trafiğine ilişkin Irak’ın siyasi tutumuyla bağlantılı değildi. Karar, ABD yaptırımlarının doğurabileceği hukuki ve ekonomik risklerin bir sonucu olarak alındı. Özellikle İran uçaklarına hizmet vermeye devam edilmesi, bu uçaklarla işlem yapan Iraklı kurumları yaptırım tedbirleriyle karşı karşıya bırakıyor” dedi.

Silahların devletin kontrolünde toplanması süreci geriliyor

Öte yandan ABD’nin Irak’tan 30 Eylül’de nihai olarak çekilmesi yaklaşırken “silahların devletin elinde toplanması” sürecinde de belirgin bir gerileme yaşanmaya başladı. Birden fazla silahlı grubun kendilerine tanınan süreye uymayı reddetmesi, buna karşılık ABD’nin Bağdat’ı bu konudaki taahhütlerine uymaya zorlamak için baskıyı artırması sürece ilişkin gerilimi yükseltti.

Siyaset bilimi profesörü Dr. Talib Muhammed Kerim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Irak hükümeti devletin güç kullanma tekelini tesis etme ilkesini hayata geçirme konusunda açıkça kararlı görünüyor. Bu yalnızca güvenlik dosyası olarak değil, aynı zamanda devletin yeniden inşasının, siyasi ve uluslararası ilişkilerinin ve ekonomik ortaklıklarının yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınıyor” dedi.

gthyju
Başbakan Ali Zeydi’nin katıldığı Koordinasyon Çerçevesi toplantılarından biri (WAA)

Kerim, “Oyunun kuralları da değişmeye başladı. Çok sayıda silahlı güç arasındaki denge anlayışından, gücün devlet kurumları bünyesinde bütünleştirilmesi anlayışına geçiliyor. Bununla eş zamanlı olarak Irak’ın ABD, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleriyle ilişkileri yeniden tanımlanıyor” diye konuştu.

Velayeti

Aynı genel çerçevede, Bağdat’ta çok sayıda gözlemcinin dikkatini çeken bir gelişme de İran lideri Mücteba Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yönelik sert saldırısı oldu. Velayeti’nin Çerçeve’yi “içi boş” olarak nitelendirmesine, önde gelen Şii liderleri bünyesinde barındıran bu oluşumdan herhangi bir yanıt gelmedi.

Koordinasyon Çerçevesi, aralarında dördü başbakanlık yapmış dört ismin de bulunduğu önemli Şii liderleri kapsıyor. Bu isimler eski başbakanlar Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi ve Muhammed Şiya es-Sudani ile görevdeki Başbakan Ali Zeydi.