Sudan'da yeni bir dönem başlıyor

Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ve Ahmed Rebi dün Anayasa Bildirisi’ni imzaladıkları sırada (Reuters)
Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ve Ahmed Rebi dün Anayasa Bildirisi’ni imzaladıkları sırada (Reuters)
TT

Sudan'da yeni bir dönem başlıyor

Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ve Ahmed Rebi dün Anayasa Bildirisi’ni imzaladıkları sırada (Reuters)
Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ve Ahmed Rebi dün Anayasa Bildirisi’ni imzaladıkları sırada (Reuters)

Sudan’da 3 yıl sürecek ve genel seçimlerle nihayetlenecek geçiş dönemine ilişkin anayasa bildirisinin imzalanmasının ardından yeni bir döneme girildi. İmza törenine bir dizi komşu ülke liderinin yanı sıra Arap ve Afrika ülkelerinin temsilcileri ile bölgesel ve uluslararası kuruluşlardan yetkililer de katıldı. Bu temsilcilerden bazıları tanık sıfatıyla anayasa bildirisini imzaladılar. Ayrıca katılımcıların çoğu Sudan’da yaşanan büyük değişime yönelik desteklerini dile getirdikleri kısa konuşmalar yaptılar.
Ordu ile siviller arasında 4 Ağutos’ta imzalanan anlaşma, 30 yıllık iktidarın ardından el-Beşir’in devrilmesiyle son bulan 8 aylık gösterilere ve protestolara son verdi. Anayasa bildirisi, el-Beşir’in Nisan ayında devrilmesinden bu yana iktidarda olan Askeri Geçiş Konseyi’nin (AGK) feshedilmesini ve Abdülfettah el-Burhan’ın başkanlığında 5 asker ve 6 sivilden oluşan egemenlik konseyinin yönetime gelmesini öngörüyor.  Konseye ilk 21 ay boyunca Abdülfettah el-Burhan başkanlık edecek ve kalan 18 ayda ise konsey başkanlığı sivillere devredilecek. Bununla birlikte bu ayın sonunda Abdullah Hamdok başkanlığında yürütme yetkisini bütünüyle elinde bulunduracak sivil bir hükümet kurulacak.
Anayasa bildirisi AGK Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nden (ÖDBG) bir lider tarafından imzalandı. 3 saatten fazla süren imza töreninin gerçekleştirildiği mekanın çevresinde binlerce vatandaş bir araya geldi. Törende Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali, Kenya Cumhurbaşkanı Uhuru Kenyatta, Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi ve Güney Sudan Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli ve çok sayıda dışişleri bakanı da hazır bulundu.
Abdülfettah el-Burhan: Gençleri devlet kurmaya çağırıyoruz
AGK Başkanı Abdülfettah el-Burhan imza töreninin sona ermesinin ardından yeşil bir örtünün içine konan belgeyi taşıdı, havaya kaldırdı ve katılımcıların alkışları ortasında belgeyi gösterdi. Askerler ile siviller arasında hakim olan vatanseverlik ruhuna övgüde bulunan el-Burhan, taraflar arasındaki güveni güçlendirme çağrısı yaptı ve anayasa bildirisi kapsamındaki hükümlere uyulacağına, iktidarın sivillere devredileceğine ve güvenlik, kamu özgürlükleri ve demokratik dönüşümün korunacağına dair söz verdi.
Muhammed Naci el-Esam: 30 yıllık yokluğumuzdan dolayı dünyadan özür diliyoruz
Öte yandan ÖDBG üyesi Muhammed Naci el-Esam yaptığı uzun konuşmada, geçiş dönemine ilişkin nihai anlaşmaların imzalanmasıyla birlikte ülkede yeni bir sayfanın açıldığını ve yolsuzluk ve ihlallerle geçen dönemin geride bırakıldığını söyledi.
ÖDBG’nin istisna olmaksızın bütün savaş bölgelerinde kapsamlı bir barış sağlanması için çalışacağını dile getiren el-Esam, oturma eylemini kırma girişimleri sırasında işlenen suçlara ilişkin soruşturmalar konusundaki kararlılıklarını vurguladı ve bu suçlara karışan hiç kimsenin cezasız kalmayacağını belirtti. Uluslararası topluma 30 yıl süren bir yokluktan dolayı özür mesajı ileten el-Asam, Sudan'ın bir an önce uluslararası topluma katılması için çalışılması çağrısında bulundu. Ayrıca dini gruplara ve sivil gruplara, aralarındaki farklılıklara rağmen barış içinde birlikte yaşamaları çağrısı yaptı. Irkçılığın ve kabileciliğin bir kenara bırakılması ve hoşgörünün teşvik edilmesi çağrısında bulunan el-Asam, vatanın değerinin her şeyin üstünde olduğunu ve  Sudan'ın farklı bölgeleri arasında eşitliği sağlamanın gerekliliğini vurguladı.
Öte yandan askeri müessesinin ülkenin koruma kalkanı olduğu nitelendirmesinde bulunan el-Asam, ülke içerisindeki silahlı hareketlere, ülkede kapsamlı bir barışın sağlanması için yapıcı bir diyaloğa girmeleri çağrısında bulundu.
Şarku’l Avsat’a konuşan Milli Ümmet Partisi Genel Başkanı Sadık el-Mehdi, geçiş dönemine ilişkin belgelerin imzalanmasının ardından yapılan kutlamalar hakkında “ulusal bayram” nitelendirmesinde bulundu. Totaliter bir rejimden demokratik sisteme geçilirken karşı karşıya kalınabilecek bazı zorluklar konusunda uyarıda bulunan el-Mehdi, “Birçok engel ve zorlukla karşılaşılacağı doğrudur, fakat halkın iradesi ve gençlerin kararlılığı bu engellerin üstesinden gelinmesini sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali, Sudan’da geçiş dönemine ilişkin imzalanan anlaşmanın yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi ve geçiş dönemi boyunca desteklerini sürdüreceğini taahhüt etti. Konuşması sırasında işbirliği ve kenetlenme çağrısında bulunan Abiy Ahmed, demokrasiye doğru giden yola şu anda girildiğini dile getirdi. Ayrıca demokratik dönüşümü sürdürmenin, demokrasinin ilkelerine bağlı kalmanın ve herkesle işbirliği içerisinde kurumlar kurmak gerektiğinin altını çizdi.
Mısır Başbakanı Mustafa Madbuli, Kahire'nin Sudan halkının umutlarına verdiği desteği vurguladı ve geçiş dönemine ilişkin anlaşmanın imzalanmasında katkıları bulunan bölgesel çabalara övgüde bulundu. Sudan’ın kıtadaki seçkin konumunu tekrar kazanana kadar bölgesel ve uluslararası forumlarda kendisini destekleyeceklerini belirten Madbuli, siyasi destek de dahil olmak üzere, önümüzdeki dönemde Sudan’a mümkün olan her türlü desteği sağlamaktan geri durmayacaklarını belirtti. Anlaşmanın bundan sonraki aşamada Sudan için bir yol haritası teşkil ettiğini ve herkesin bu konuda yardımcı olacağını dile getiren Madbuli, imzalanan anlaşmayla birlikte Sudan’da yeni bir döneme girildiğini kaydetti.
Musa Faki: Tarihi bir başarı
Afrika Birliği (AfB) Komisyonu Başkanı Musa Faki, Sudanlı taraflar arasında imzalanan anlaşmanın önemini vurguladığı konuşmasında, engellerin ve zorlukların üstesinden gelmek için gösterilen çabalara övgüde bulundu. Anlaşmayı tarihi bir başarı olarak nitelendiren Faki, bunun Sudan halkın çok büyük zorluklara göğüs germe iradesinin bir göstergesi olduğunu söyledi. Ayrıca Sudan'daki mevcut durumun felaketler, açgözlülük ve çatışmaları netice veren savaşlar nedeniyle çok karmaşık olduğunu belirtti.
Afrika Birliği'nin (AfB) Sudan Özel Temsilcisi Muhammed el-Hasan Lebat, Afrika kıtasının Sudan’ın arkasında bulunduğunu dile getirerek, taraflar arasında imzalanan anlaşmanın Sudan halkının iradesinin sonucu olduğuna dikkat çekti. Ayrıca Afrika kıtasının, ülkelerinin bağımsızlığını koruma konusunda kararlı olduğunu ve imzalanan anlaşma ile dünya devletlerine krizlerini çözme becerisi konusunda bir ders verdiğini belirtti.
Cubeyr: Sudan’la tarihi ilişkilerimiz var
Suudi Arabistan'ın Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Adil el-Cubeyr dün Hartum’da düzenlenen basın toplantısında, Arap ve İslam ülkelerinden, tarihinde yeni bir sayfa açan Sudan’ın arkasında durmalarını talep etti.
Afrika Birliği (AFP) ve Etiyopya’nın Sudan içişlerine yönelik yabancı müdahaleleri reddeden tutumunu desteklediklerini dile getiren Cubeyr, Sudan halkının istikrar ve güvenliğinin sağlanmasının gerekliliği ve önemi konusundaki inançları doğrultusunda tüm Sudanlı taraflarla temasları sürdürdüklerini belirtti.
Öte yandan Suudi Arabistan Krallığı adına Arap ve İslam ülkelerini ve uluslararası toplumu Sudan’ın yanında durmaya çağıran Cubeyr, Sudan’ın tarihinde kararlılıkla yeni bir sayfanın kapısını araladığını ve ülke halkının terörizm ve radikalizmden uzak bir şekilde ülkenin hak ettiği büyüme ve istikrarı dört gözle beklediklerini kaydetti.
Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halid bin Ahmed Al Halife, Sudan halkı tarafından kaydedilen bu büyük başarı için gerçekleştirilen kutlamaların, Sudan halkının özgür halklara sunmuş olduğu örneklerin bir parçası olduğu değerlendirmesinde bulundu. ÖDBG ve AGK’nın büyük bir neşeyle sonuçlanan bu tarihi aşamaya varmada gösterdikleri çabalardan ötürü övgülerini dile getiren Al Halife, yaşananların Sudan halkı adına parlak bir geleceği müjdelediğini ve Sudan halkın taleplerini gerçekleştirme konusundaki kararlılığını ve iradesini gösterdiğini belirtti.
 Kuveyt Başbakan Yardımcısı Enes Salih ise Sudanlı taraflar arasında imzalanan anlaşmanın Sudan'ın daha geniş ufuklara yöneldiği yeni bir dönemin başlangıcı ve güçlü bir Sudan’ın inşası için bir temel olduğunu söyledi. Kuveyt’in bütün kalbiyle Sudan halkının yanında durduğunu belirten Salih, Sudan’ın istikrarı ve güvenliği konusundaki kararlılıklarını dile getirdi.
Useymin: Görkemli bir başarı
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin, anlaşmanın ülkenin içinde bulunduğu krizden bir çıkış yolu ve geleceği inşa etmeye yönelik atılan bir adım olduğunu dile getirerek, bugün elde edilenlerin kelimenin tam anlamıyla bir Sudan başarısı olduğunu söyledi.
AGK Başkanı Andülfettah el-Burhan’ın daveti üzerine bu büyük törene katılmak için Sudan’a geldiğini dile getiren el-Useymin, “Yalnızca Sudanlılar için değil, aynı zamanda topraklarının doğusundaki ve batısındaki bütün Araplar ve Müslümanlar için bir mutluluk vesilesi oldu. Bugün Sudan’da elde edilenin kelimenin tam anlamıyla görkemli bir Sudan başarısı olduğu söylenebilir” ifadelerini kullandı.
Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Halil İbrahim ez-Zevadi, Sudan halkının önlerine çıkan bütün engellerin üstesinden gelebilme, ülkeyi kalkındırma ve güvenliği sağlama kabiliyetine sahip olduğunu söyledi. Ayrıca şu anda tüm dünyanın ve dost ülkelerin bu tarihi anda tanıklık ettiğini dile getirdi.
 AGK Başkanı Andülfettah el-Burhan, Afrika Birliği'nin (AfB) Sudan Özel Temsilcisi Muhammed el-Hasan Lebat, Etiyopya'nın Sudan Özel Arabulucusu Mahmud Derir ve Etiyopya’nın Hartum Büyükelçi’sine müzakereler sırasında oynadıkları önemli rollerden ötürü madalya verdi.



Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıl geçti... Kırılgan ateşkes ve günlük ihlaller

Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
TT

Lübnan ile İsrail arasındaki ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıl geçti... Kırılgan ateşkes ve günlük ihlaller

Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)
Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)

İsrail, Lübnan ve dolaylı olarak Hizbullah’ın, örgütün askeri depolarını, komutanlarını ve unsurlarını hedef alan 66 günlük yoğun İsrail operasyonlarını sona erdiren ateşkes anlaşmasını kabul etmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, anlaşma İsrail’in ilk günden bu yana sürdürdüğü ihlaller nedeniyle sarsılıyor. İsrail, her gün yaptığı açıklamalarda operasyonları genişletme tehdidini yineliyor; gerekçe olarak ise Lübnan devletinin silahların devletin elinde toplanması ilkesine uymadığını ve Hizbullah’ın askeri kapasitesini yeniden inşa ettiğini öne sürüyor.

 Lübnan'ın güneyindeki el-Adise kasabasında zeytin hasadı yapan çiftçileri izleyen bir UNIFIL askeri (EPA)Lübnan'ın güneyindeki el-Adise kasabasında zeytin hasadı yapan çiftçileri izleyen bir UNIFIL askeri (EPA)

Anlaşma artık fiili bir ateşkes değil, yalnızca ‘kırılgan bir sakinlik’ sağlamış durumda. Uygulanan maddeler sınırlı kaldı; anlaşmanın büyük bölümü ise günlük ihlallere açık hale gelerek büyük ölçüde anlamını yitirdi. Bu durum, Lübnan dosyasıyla ilgilenen uluslararası aktörleri yeni bir uzlaşı arayışına itti, ancak şu ana kadar tarafları bu yeni çerçeveye ikna etmeyi başaramadılar.

Anlaşmanın hangi maddeleri hayata geçirildi?

Anlaşmadan hayata geçirilen maddeler sınırlı kaldı. En belirgin adım, İsrail ile Hizbullah arasındaki açık savaşın durması ve kapsamlı bir gerilime yol açabilecek büyük çaplı operasyonların gerilemesiydi. Ayrıca Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyindeki rolünün yeniden canlandırılması ve bölgede Hizbullah’a ait silahların büyük bölümünün toplanıp dağıtılması da uygulanan maddeler arasında yer aldı. Bu gelişmeler, anlaşma öncesindeki aylara kıyasla bazı sınır bölgelerinde kısmi bir sakinliğin geri dönmesine katkı sağladı.

İsrail'in günlük ihlalleri

Öte yandan İsrail, anlaşmanın ilk gününden itibaren ihlallerini durdurmadı. İnsansız hava araçları (İHA) ve savaş uçaklarıyla gerçekleştirilen binlerce hava ihlali ile Hizbullah’ın komutan ve üyelerine yönelik neredeyse günlük hale gelen suikastlar bu ihlallerin başında geldi. İsrail ayrıca, anlaşmada yer alan Lübnan içindeki askeri noktalardan geri çekilme taahhüdünü yerine getirmedi; sınır ötesi sızmalarını sürdürdü ve esirlerin serbest bırakılmasını reddetti.

Buna karşılık Hizbullah, askeri altyapısını yeniden inşa ederek anlaşmayı ihlal etmekle suçlanıyor. Lübnan devleti ise ülke genelinde silahları devletin elinde toplama yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle anlaşmayı ihlal ettiği yönünde eleştiriler alıyor.

Önceki ve mevcut yönetim arasında Amerikan tutumu

El-Meşrik Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Sami Nadir, anlaşmanın temelinde yapısal sorunlar bulunduğunu belirtti. Nadir’e göre tarafların hiçbiri anlaşmayı uygulamadı; Hizbullah silahlarını teslim etmediği gibi bu silahların yerlerini de açıklamadı, İsrail ise ilk günden itibaren ihlallerini ve saldırılarını sürdürdü. Nadir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, anlaşmanın mimarının görev süresi bitmek üzere olan bir Amerikan yönetimi olduğunu, bunun anlaşmanın en önemli zafiyetlerinden biri sayıldığını dile getirdi. Yeni yönetimin anlaşmadan kısmen uzaklaştığını ve ona bağlı kalma gereği duymadığını belirten Nadir, iki yönetimin dış politikada, özellikle de Ortadoğu konusunda çok farklı yaklaşımlara sahip olduğunu vurguladı.

 Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)Lübnan sınırındaki İsrail tankları, 23 Kasım 2025 (EPA)

Nadir, mevcut Amerikan yönetiminin masaya yeni unsurlar koyduğunu belirtti. Bunların başında İsrail ile yürütülen görüşmelerin geldiğini söyleyen Nadir, yönetimin üzerinde çalıştığı şeyin aslında değişiklikler içeren bir anlaşma ya da tamamen yeni bir formül olduğunu ifade etti. Ancak Lübnan devletinin silahların devletin elinde toplanması ilkesini uygulamadaki yavaşlığının, İsrail’in ABD’nin örtülü onayıyla yeniden askerî harekete girişmesine zemin hazırladığını vurguladı Nadir’e göre bu durum, ileride yeni bir düzenlemenin gündeme gelmesini kaçınılmaz kılabilir; bu düzenleme bir tampon bölge oluşturulması ya da şu anda tartışılan diğer seçeneklerden biri olabilir.

Kırılgan ateşkes

Lübnanlı Şii muhalif ve Lübnan Demokratları Koalisyonu Başkanı Cad el-Ehavi, uygulanan ateşkes hükümlerinin ‘şeklî’ olduğunu söyledi. El-Ehavi’ye göre özellikle İsrail’den gelen günlük ihlaller, anlaşmayı ‘kâğıt üzerinde bir ateşkes’ ya da ‘kırılgan bir ateşkes’ haline getirdi. Güney Lübnan ise tamamlanmamış bir ateşkes ile yeni bir gerilime sürekli hazırlık hali arasında asılı duruyor.

El-Ehavi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi ve diplomatik çevrelerde mevcut anlaşmanın artık yeterli olmadığı konusunda geniş bir mutabakat bulunduğunu belirtti. Son aylarda ortaya çıkan güvenlik tablosunun, ya anlaşmanın değiştirilmesini ya da tamamen yeni bir anlaşmaya gidilmesini gerektirdiğini ifade etti. Bu seçeneğin bazı uluslararası çevrelerde tartışılmaya başlandığını söyleyen el-Ehavi, bunun nedenini eski anlaşmanın kırılganlığının açığa çıkması ve sahadaki askerî davranışı kontrol edememesi olarak açıkladı. Ona göre yeni bir anlaşma; gerçek uluslararası garantilerle desteklenen kapsamlı ve nihai bir ateşkes, yeni sınır güvenlik düzenlemeleri (1701 sayılı kararın öngördüğünden daha geniş kapsamlı olabilir) ve bölgesel-uluslararası taraflar arasında tamamlayıcı siyasi uzlaşıları içerebilir. Amaç ise Güney Lübnan’ın hesaplaşma sahası olarak kullanılmasını engellemek.

El-Ehavi, bu seçeneğin hayata geçmesi için gerekli siyasi koşulların şu an mevcut olmadığını vurguladı. Zira ona göre hem bölgesel düzeyde hem de Lübnan’ın iç siyasetinde durum uygun değil. El-Ehavi, “En önemli koşul, Hizbullah’ın yenildiğini kabul etmesidir; bunun ardından durumu değiştirmek mümkün olabilir” dedi.


Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.