Suriye’de kimler kimlerle beraber?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Suriye’de kimler kimlerle beraber?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Türkiye bir süredir Türkiye’den başlayıp Suriye’den geçen ve Irak’ta Dicle ile birleşen Fırat nehrinin doğu yakasındaki YPG unsurlarına yönelik geniş kapsamlı askeri harekata dün başladı.
2011 yılında başlayarak bu güne kadar devam eden iç savaşta ise ülkedeki güç dengelerinin hiç olmadığı kadar çetrefilli olduğu göze çarpıyor.
Ülkede, üç sıcak çatışma alanı var. 
Üç sahada binlerce savaşçı
Türkiye açısından en öncelikli alan YPG’nin etkin olduğu kuzey bölgeleri. Diğer iki alan ise İdlib ve Türkmen Dağı olarak bilinen Lazkiye kırsalı.
Independent Türkçe'nin özel haberine göre, Menbiç’ten başlayarak Irak sınırına devam eden kuzey koridorundaki YPG varlığı, Türk güvenlik birimleri tarafından “hayati mesele” olarak nitelendiriliyor.
Dolayısıyla adına “Barış Pınarı Harekâtı” denilen bu askeri harekât bu koridoru bölme üzerine kurgulanmış durumda. 
Türkiye bu konuda tıpkı Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında olduğu gibi yerel güçlerle ortak hareket edecek.
TSK’nın operasyon partneri eski Özgür Suriye Ordusu bileşeni gruplar.
ÖSO'nun yeni adı: Suriye Milli Ordusu
Geçtiğimiz hafta Şanlıurfa’da bir araya gelen bu gruplar Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı altında Suriye Milli Ordusu adı altında birleşti. 
Feylak’uş Şam, Hamza Tümeni, Ahrar Şarkiyye, Ceyş’ül Ahrar, Sultan Murad, Muntasır Billah, Selahaddin’in Torunları gibi gruplar TSK ile birlikte operasyona dahil olacak. Arap, Kürt ve Türkmen savaşçıların yer aldığı bu gruplar daha önce Esad rejimi, DEAŞ ve YPG’ye karşı savaştı.
İçlerinde Pentagon ile CIA’nin de içinde olduğu operasyon merkezinden silah ve mühimmat yardımı alanlar da bulunuyor.
Örneğin Sultan Murad Tugayı hem rejim hem DEAŞ hem de YPG ile savaşan ve uluslararası koalisyondan destek alan bir grup. 

SDG'nin içinde farklı gruplardan bileşen olsa da Türkiye bu grubun tamamen PKK tarafından yönetildiğini vurguluyor / Fotoğraf: AFP
Muhalif 51. Tugay ise bir dönem Pentagon tarafından desteklendi ve DEAŞ ile savaştı. Şu anda tugay içinde yer alan savaşçılar arasında hem rejim hem de YPG ile savaşanlar bulunuyor.
Bu grupların üst bir otoriteden yoksun oldukları ve başıbozuk hareket ettikleri öteden beri masada gündeme gelen “sıkıntılar” arasında görülüyordu. 
Bu nedenle “profesyonelleşme” çalışmaları hızlandı ve Suriye Geçici Hükümeti bu konuda yetkili kılındı. ÖSO bileşenlerinin oluşturduğu Suriye Milli Ordusu’nun genelkurmay başkanlığına Suriye ordusunda tuğgeneralken 2012’de rejimden ayrılan ve ÖSO’nun başına geçen Selim İdris getirildi.
Türkiye SDG'nin varlığına inanmıyor: Karşımızda YPG var
TSK ve Suriye Milli Ordusu bahsettiğimiz alanda PKK’nın Suriye’deki askeri yapılanması olan YPG’nin öncülük ettiği gruplara yönelik harekat gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Bu gruplar Suriye Demokratik Güçleri adı altında hareket ediyor.
Ülkedeki DEAŞ varlığı gerekçesiyle ABD öncülüğünde kurulan uluslararası askeri koalisyonun yürüttüğü operasyonlarda kara gücü olarak kullanılan YPG öncülüğündeki gruplar bu nedenle yüklü silah ve mühimmat yardımı aldılar.
IŞİD’e yönelik gerçekleştirilen operasyonlar gerekçesiyle yapılan silah yardımlarının Türkiye’nin tepkisini çekmesi üzerine dönemin ABD-IŞİD Özel Temsilcisi Brett McGurk’ın girişimleriyle kurulduğu bilinen SDG’nin içinde Arap, Türkmen, Ermeni ve Süryani bileşenlerin de olduğu duyurulmuştu.
Uzun süre SDG’nin sözcülüğünü yapan Türkmen Selçuklu Tugayı komutanı Talal Sülo, 2017 yılında örgütten kaçarak Türkiye’ye gelmişti. Sülo’nun komutanlığı yaptığı “Türkmen Tugayı”nın 50 kişiden oluştuğu biliniyor.
Türkiye, SDG’nin YPG dışındaki bileşenlerinin söz hakkı olmadığını ve SDG’yi tamamen YPG’nin yönlendirdiğini düşünüyor.
Rusya-YPG ilişkileri Afrin'den sonra zarar gördü
TSK’nın 2018’de gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı’na kadar YPG ile Rusya’nın da sıcak ilişkileri bulunuyordu. Rusya, ülkenin kuzey bölgelerindeki faaliyetlerini Afrin’de yoğunlaştırmıştı. TSK’nın Afrin operasyonuna Rusya’nın sessiz kalması YPG ile Rusya arasındaki ilişkilere zarar verdi.
Koalisyon güçlerinin Rakka ve Deyrizzor operasyonlarıyla bu bölgeleri de ele geçiren SDG’nin Arap karakterli bu şehirlerde sivil halkla yaşadığı sorunlar kamuoyuna yansıdı. 
Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonu “DEAŞ'la mücadeleyi baltalayan ülke” konumuna düşmemesi nedeniyle geciktirdiği yorumları da bulunuyor.
SDG’nin YPG dışında kadın güçleri YPJ, Devrimciler Ordusu, Asayiş Güçleri, Uluslararası Özgürlük Taburu gibi bileşenleri var. Yine SDG’ye dâhil askeri meclislerde de YPG’nin hâkimiyeti söz konusu.
İdlib daha karışık
Ülkedeki diğer çatışma alanı İdlib.
İdlib’de Suriye Milli Ordusu dışında Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve El-Kaide bağlantılı farklı gruplar bulunuyor. 
HTŞ, ülkenin en önemli şehirlerinden biri olan Halep’in rejim güçlerinin eline geçmesi üzerine ılımlı ve radikal olarak nitelendirilen birçok grubun koalisyon şeklinde bir araya gelmesiyle kuruldu. Daha sonra HTŞ içinde çeşitli ayrışmalar da yaşandı. Savaşçılarından büyük kısmı eski Nusra Cephesi saflarında savaşan isimlerden oluşan HTŞ, daha önce El-Kaide’den koptuğunu açıklamış ve ismini Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirmişti.

HTŞ, Halep'in rejim güçleri tarafından ele geçirilmesi sonrası birkaç farklı grup tarafından kuruldu / Fotoğraf: AP
İdlib’de Milli Ordu ve HTŞ dışında Özbek ve Türkistanlı yabancı savaşçıların dahil olduğu gruplar da bulunuyor. Huras ed Din gibi el-Kaide bağlantılı grupların dışında Ensar el Tevhid gibi daha da “radikal” olarak görülen gruplar da şehirde faaliyette. 
Yeni çatışma potansiyeli: Ilımlılarla radikaller karşı karşıya gelir mi?
Suriye silahlı muhalefetinin elinde kalan son şehir merkezi olan İdlib’de 4 milyona yakın sivil yaşıyor. Ülkedeki iç savaş boyunca çok sayıda mülteci evlerini terk ederek daha güvenli olarak gördüğü İdlib’e sığınmıştı.
Rusya ve Esad rejimi zaman zaman İdlib’e yönelik geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor. Türkiye şehre yönelik askeri harekâtın hem insani bir kriz doğuracağını hem de sınırına doğru kitlesel göç hareketi başlatacağından endişe ediyor. 
Sahadaki kaynaklar yakın zaman içinde “ılımlı” muhalif grupların “radikal” gruplarla karşı karşıya geleceğinden emin.
Çünkü Anayasal geçiş sürecinin sonunda Suriye Milli Ordusu ile Suriye ordusunun birleştirilmesi gündeme gelecek. Ancak anayasaya ideolojik olarak karşı duran “radikal” grupların tasfiye edilmesi gerekecek. İç savaşın içinde bir iç savaş daha doğurması beklenen bu süreç, TSK ve ÖSO’nun Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonuna kadar buzluğa atılmış görünüyor.
Rejim yanlısı yabancı savaşçılar
Lazkiye kırsalında ise seyreltilmiş bir savaş hakim. İdlib’de konuşlu grupların desteğe gittiği bölgede muhalifler ile Rusya ve İran destekli gruplar arasında bir savaş hakim. Bu alanda Lübnan Hizbullahı, Mihraç Ural liderliğindeki Mukaveme-i Suri gibi yabancı milisler de rejim saflarında savaşıyor. 

Birçok farklı milletten rejim yanlısı milis Suriye'de savaşa dahil oldu / Fotoğraf: Reuters
Yabancı milisler sadece Lazkiye’de değil İdlib’de de operasyonlar gerçekleştiriyor.
İran Devrim Muhafızları’nın dış operasyon birimi olan Kudüs Gücü tarafından Afganistan, Irak, Lübnan gibi ülkelerden Suriye’ye getirilen yabancı milisler şu ana kadar çok sayıda çatışmaya katıldı.
Şam’da daha etkin olan bu milisler Halep’te yer yer Rus güçlerle çatışmalara da giriyor.
Tüm bu gruplar dışında Suriye devletine bağlı milisler de bulunuyor.



Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
TT

Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)

Suriye Arap Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerinde SDG ve PKK teröristleri tarafından yerleştirilen mayınlar ve el yapımı patlayıcılar (EYP) nedeniyle çok sayıda sivil ve askerin öldüğünü duyurdu.

Komutanlık yayınladığı basın açıklamasında, "Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerindeki sivil halkımızı SDG mevzilerine veya tünellerine girmemeye çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Açıklama şöyle devam etti: “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) teröristleri, kapıları, koridorları ve tünelleri tuzakladılar ve kaya ve yapı tuğlası şeklinde patlayıcılar yerleştirdiler… ayrıca konuşlandıkları evlerin yanı sıra halka açık yolların yakınındaki eski yerlerinin çoğunda ev eşyalarına ve arabalara da tuzaklar kurdular.”

Açıklamada, "SDG'nin camilere ve Kur’an-ı Kerim nüshalarına yerleştirdiği mayınlar, camileri de etkiledi; birçok nüsha mayınlanmış ve uygunsuz yerlere yerleştirilmiş halde bulundu. Bu mayınlar ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti" denildi.

Komutanlık, sakinlerden şüpheli herhangi bir nesne veya yerinden oynatılmış mobilya bulduklarında derhal bildirmelerini ve konuşlandırılmış askeri ve güvenlik birimleriyle iletişime geçmelerini istedi.

DEFGTH

Suriye resmi haber kanalı El-İhbariye, internet sitesinde, Haseke kırsalındaki el-Ya'rubiye kasabasında, SDG’nin bölgeden çekilmeden önce mayın döşediği bir mühimmat deposunun patladığını bildirdi.

Bu bağlamda, Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Haseke'nin doğusundaki el-Hol kampı ve güvenlik güçlerinin son zamanlarda konuşlandırıldığı güvenlik hapishanelerinin "kısıtlı güvenlik bölgeleri" olarak kabul edildiğini ve bu bölgelere yaklaşmanın kesinlikle yasak olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında, el-Hol kampı ve güvenlik hapishanelerinin bulunduğu alanların şu anda güven altına alındığını, "kaçan DEAŞ mahkumlarının aranmasının devam ettiğini ve el-Hol kampı ile diğer benzer merkezlerdeki güvenlik durumunu kontrol altına almak için gerekli verilerin toplanmasının tamamlandığını" ifade ettti.

SDCFGT
SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği Haseke'deki el-Hol kampında toplanan bir grup tutuklu, kapıdan içeri bakıyor (Reuters)

SDG dün günü yaptığı açıklamada, Irak sınırına yakın el-Hol kampından, DEAŞ militanlarının ailelerinin kaldığı kamptan, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından çekilmek zorunda kaldıklarını duyurdu. Bu arada, Suriye hükümeti SDG'yi, örgüte ait hapishanelerin ve kampların teslimini kasten "geciktirmekle" suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, SDG'yi onlarca DEAŞ mahkumunu ve ailelerini hapishanelerden serbest bırakmakla suçladı ve dün yaptığı açıklamada, el-Hol kampını korumakla görevli SDG savaşçılarının, hükümet veya uluslararası koalisyonla koordinasyon kurmadan geri çekildiğini, bunun "terörle mücadele dosyası konusunda hükümete baskı kurmayı amaçlayan bir hareket" olduğunu ifade etti.


Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.