Fırat’ın doğusunda şiddetli çatışmalar

Sınırı geçen Türk zırhlı aracı Suriye'nin kuzeyine doğru ilerliyor.  (AFP)
Sınırı geçen Türk zırhlı aracı Suriye'nin kuzeyine doğru ilerliyor. (AFP)
TT

Fırat’ın doğusunda şiddetli çatışmalar

Sınırı geçen Türk zırhlı aracı Suriye'nin kuzeyine doğru ilerliyor.  (AFP)
Sınırı geçen Türk zırhlı aracı Suriye'nin kuzeyine doğru ilerliyor. (AFP)

Türk Silahlı Kuvveteri'nin (TSK) gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekatı kapsamında, Suriye’nin kuzeydoğusundaki birçok bölgede şiddetli çatışmalar meydana geliyor.
Çatışmalar, Rasulayn’dan Rakka’daki Tel Abyad sınır şeridi boyunca birçok bölgede yoğunlaştı. Türkiye ordusu, çok sayıda köye yoğun füze ve hava saldırıları düzenledi. Ayrıca SDG’nin 11 Ekim’de Rasulayn’daki sanayi bölgelerine yönelik Türk saldırılarını geri püskürttüğü belirtildi.
Anadolu Ajansı (AA), Barış Pınarı Haraketı’nın ortak kuvvetlerinin, Rakka’daki Tel Abyan şehrine bağlı Berzan, Cudeyde ve Gısas köylerini kontrol altına alarak, operasyonun ikinci gününde kontrol edilen köy sayısını 11’e çıkardığını açıkladı. AA’ya göre Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) Suriye’nin kuzeyindeki Rasulayn kırsalında Aşağı Kişto köyünü ve Kişto tünelini temizlemeyi başardı. Aynı şekilde Tel Abyad’daki el-Yabse, Tel Fander, Müşeyrfe, Dedat, Bir Aşık ve Hamidiye köyleri de kurtarıldı.
SMO ise Rasulayn-Dırbasiye arasındaki örgüte ait ikmal yolunu da kesmeyi başardı.
Öte yandan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), SDG’nin el-Yabise köyünü kontrol ettiğini açıkladı. SDG, 11 Ekim’de yayınladığı bir bildiride, el-Yabise’de yürütülen çeşitli operasyonlarda 3 komutan da dahil, Türkiye ordusu saflarındaki 40 SMO savaşçısının öldüğünü belirtti.
Milli Savunma Bakanlığı, Ankara’nın Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt savaşçılara yönelik saldırıları çerçevesinde geçtiğimiz Perşembe ve Cuma günleri yaşanan çatışmalarda 1 askerin şehit olduğunu açıkladı. AA’ya göre Suriye’nin kuzeybatısındaki Azez şehri yakınlarında Türk askeri üssüne yönelik Kürt bombardımanında 2 asker şehit oldu, 3 asker de yaralandı.
SOHR, geçtiğimiz Çarşamba gününden bu yana 17 sivilin ve Kürt Halkını Koruma Birlikleri’nin (YPG) bel kemiğini oluşturan SDG’den 41 unsurun öldüğünü belirtti.
Türkiye tarafında ise Şanlıurfa ve Mardin illerinin sınır şeritlerine yönelik bombardımanlar sırasında Suriyeli bir çocuk da dahil 9 sivil öldü, yaklaşık 70 kişi de yaralandı. Yetkililer, bombardımanların Kürt savaşçılar tarafından gerçekleştirildiğini savundu.
Akar: 342 SDG’li öldürüldü
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 11 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen operasyonu değerlendirme toplantısında, Barış Pınarı Harekatı’nın planlandığı gibi başarıyla devam ettiğini ve şu ana kadar 342 SDG unsurunun etkisiz hale getirildiğini açıkladı. Akar, operasyonu kendi çabalarıyla başarılı şekilde sonlandıracaklarına da dikkati çekerek, sahada tüm önlemlerin alındığını vurguladı.
Türkiye’nin DEAŞ ile yüz yüze mücadele eden tek NATO ülkesi olduğunu söyleyen Akar, TSK’nın Fırat Kalkanı operasyonunda 3 bin DEAŞ unsurunu etkisiz hale getirdiğini hatırlattı.
SDG tarafından yayınlanan bir bildiride, Türk ordusuyla yaşanan çatışmalarda 22 SDG unsurunun öldüğü belirtildi.
HRW’dan Türkiye çağrı
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ise Suriye’nin kuzeyindeki Türk ordusuna sivilleri hedef almaktan kaçınma, kayıp yaşanmasını önleme ve sivillerin savaş alanlarından çıkmalarını sağlamak için gerekli tüm önlemleri alma çağrısı yaptı.
HRW, Türk ordusuna ve SDG’ye çatışma bölgelerindeki sivillere zarar vermeme ve keyfi gözaltı kampanyaları yürütmeme çağrısında bulundu.
Kuruluş tarafından yapılan açıklamada, Suriye’nin kuzeyindeki saldırıların sonucu olarak DEAŞ da dahil savaş suçu veya insanlığa karşı suç işleyen tutukluların kaçabileceğine dair endişelerini dile getirdi.
Açıklamada, Türk operasyonunun kapsamının hala bilinmemesine rağmen Suriye’nin kuzeyindeki 1,7 milyon vatandaştan en az 700 bininin insani yardıma muhtaç olduğu ifade edildi.
NATO Genel Sekreteri’nden itidal çağrısı
Öte yandan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Suriye’de Kürt gruplara karşı Türk askeri operasyonu hususunda ciddi endişeleri olduğunu belirterek Ankara’ya ‘itidalli tutum’ çağrısı yaptı.
Stoltenberg, 11 Ekim’de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile İstanbul’da bir basın toplantısı düzenledi. NATO Genel Sekreteri, Türkiye’nin ciddi güvenlik kaygıları olsa da kısıtlama göstermesini beklediklerini ifade ederek, DEAŞ’ın kaçmasına da müsaade edilmemesi gerektiğini vurguladı. Mevlüt Çavuşoğlu ise Ankara’nın NATO’daki müttefiklerinden dayanışma sergilemesini beklediğini söyledi.
Donald Tusk’tan Erdoğan’ın mülteci açıklamalarına cevap
Diğer taraftan Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan’ın mülteciler hususundaki şantajını kabul etmediklerini vurguladı.
Erdoğan, Suriye’nin kuzeyindeki askeri operasyonun komşu bir ülkeye saldırı olarak nitelendirilmesi halinde Avrupalıları, kapıları mültecilere açmakla tehdit etti. Avrupa ülkeleri ise Erdoğan’a operasyonu derhal durdurma çağrısında bulundu.
Tusk, gelecek hafta sonu yapılacak Avrupa Zirvesi’ne hazırlık amacıyla 11 Ekim’de Kıbrıs’a ziyarette bulundu. Ziyareti sırasında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis ile bir araya gelen Tusk, sığınmacıların silah haline getirilmesi ve şantaj malzemesi yapılmasını asla kabul etmeyeceklerini vurguladı.
Avrupa’nın esas kaygısının operasyonun neden olabileceği insani kriz olduğunu belirten Tusk, “Türkiye, eylemlerinin başka bir insani felakete yol açması ihtimalinin esas endişemiz olduğunu anlamalı” dedi.
Diğer Avrupalı liderler gibi Tusk da Türkiye’nin askeri operasyonuna son vermesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarının diplomatik ve siyasi yollarla çözülebileceğine inandığını belirtti.
Avrupa da bölgedeki huzursuzluk ve istikrarsızlığın artmasına yol açabileceğine dikkat çektiği Suriye’nin kuzeyindeki Türk askeri operasyonun etkilerine dair uyarı yaptı.
Avrupalı kaynaklar, Avrupa Birliği Konseyi’nin birbirleriyle temas halinde olduklarını belirtti.



Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.


İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
TT

İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)

İsrail, Batı Şeria’da dördüncü haftasına giren tırmanışı sürdürürken, ordu dün çok sayıda bölgeye baskın düzenledi. Baskınlarda aramalar ve saha soruşturmaları gerçekleştirilirken, çok sayıda Filistinli gözaltına alındı, çok sayıda ev ve yapı yıkıldı. Yahudi yerleşimciler de farklı bölgelerde saldırılarını sürdürdü.

İsrail ordusu, geçen ayın sonlarından bu yana kuşatma altında bulunan Nablus’a baskın düzenleyerek kentin doğu kesimi ile Balata Mülteci Kampı’na girdi. Baskınlar çatışmalara ve gözaltılara yol açtı. Ordu ayrıca Cenin’e bağlı el-Yamun, Sile el-Harisiyye ve Arrabe beldelerine baskınlar düzenleyerek çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı. Bölgedeki başka köyler de baskınların hedefi oldu.

Cenin ve Nablus’un yanı sıra İsrail ordusu Ramallah ve el-Bire kentlerine de baskın düzenledi ve aralarında bir gazetecinin de bulunduğu üç Filistinliyi gözaltına aldı. Beytüllahim, El-Halil ve Tulkerim de baskınlardan etkilendi.

İsrail ordusu, Batı Şeria kentlerine neredeyse her gün baskın düzenliyor. Ancak geçen ayın 24’ünde bölgede operasyon başlatmasının ardından baskınların yoğunluğu arttı. Operasyon, Nablus yakınlarındaki Tel beldesinde yerleşimcilerin düzenlediği bir saldırının ardından çıkan çatışmaların sonrasında başlatılmıştı. Söz konusu çatışmalarda dört Filistinli ile iki İsrail askeri hayatını kaybetmişti.

sdfrgth
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinin batısındaki Tel kasabasında bir evin yıkılmasının ardından yükselen duman, 11 Ağustos 2026 (DPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geniş çaplı operasyon düzenlenmesi talimatı verdi. Ordu, Batı Şeria’nın bağlantısını keserek kentleri, beldeleri ve köyleri kontrol noktaları, bariyerler ve çeşitli kısıtlayıcı uygulamalarla kuşatmasının ardından bir dizi baskın gerçekleştirdi, onlarca Filistinliyi gözaltına aldı ve çok sayıda evi yıktı.

Cenin’de 27 yapı yıkıldı

Kentlere, mülteci kamplarına ve köylere yönelik baskınlarını ve Filistinlilerin gözaltına alınmasını sürdüren İsrail ordusu dün ev ve yapı yıkımlarını da yoğunlaştırdı. Ordu, Cenin’in doğusundaki bölgeye baskın düzenleyip bölgeye ulaşan yolları kapattıktan sonra 27 yapıyı yıktı.

Aba Köy Meclisi Başkanı Burhan Azmuti, Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin yapıların ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkıma başladığını söyledi. Azmuti, söz konusu yapıların bulunduğu arazilerin tapu kayıtlarıyla sahiplerine ait olduğunu belirtti.

vdfghyj
Filistinli bir adam, salı günü Nablus yakınlarındaki Tel kasabasında İsrail güçleri tarafından yıkılan bir eve bakıyor. (Reuters)

İsrail ordusu yaklaşık 10 gün önce bölgede bulunan 40’a yakın yapının yıkılacağına dair tebligatta bulunmuştu. Bu durum, bölgede yeni yıkımlar gerçekleştirilebileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Ev ve yapıların yıkılması, İsrail’in Batı Şeria’da uzun süredir uyguladığı cezalandırma politikalarının bir parçasını oluşturuyor. Uygulama, İsrail içinde dahi etkinliği konusunda tartışmalara yol açıyor. Yıkımlar genellikle saldırı düzenleyen Filistinlilere veya ailelerine misilleme amacıyla ya da ruhsatsız ve yasa dışı yapılaşma gerekçesiyle gerçekleştiriliyor. Bazı yıkımlar ise arazilerin niteliği ve sınıflandırmasına ilişkin gerekçelere dayandırılıyor.

Smotrich: Gerekli bir adım

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dün yaptığı açıklamada, Batı Şeria’nın kuzeyindeki yıkım operasyonlarının bölgede yerleşim faaliyetlerini yeniden başlatmayı amaçladığını söyledi. Smotrich, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Batı Şeria’nın kuzeyindeki yerleşimleri tehdit eden yasa dışı yapıların yıkılması, yerleşim faaliyetlerini ve İsrail devleti için koruyucu bir duvar oluşturan güvenliği güçlendirmek açısından gerekli bir adımdır” ifadesini kullandı.

fgthy
Aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’daki yerleşim genişlemesini gösteren bir haritayı inceliyor. (Arşiv – AFP)

Yıkım operasyonları dün Batı Şeria’nın güneyindeki El-Halil kentinde içinde insanların yaşadığı bir evi de kapsadı.

Evin sahibi Hikem ez-Zuru, 300 metrekarelik iki katlı evinin herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve önceden bildirimde bulunulmadan yıkıldığını söyledi. Zuru, 70 yılı aşkın süredir ayakta olan evin yıkılacağını, ekiplerin çalışmaya başlamasıyla öğrendiğini belirtti.

İsrail ordusu ayrıca Beytüllahim’in güneyindeki el-Masara köyünde üç katlı bir evi yıktı.

Yıkım operasyonları son birkaç haftada yoğunlaştı.

Resmi bir kurum olan Filistin Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonu’nun verilerine göre, İsrail güçleri temmuz ayında 80 yıkım operasyonu gerçekleştirdi. Operasyonlarda 165 yapı yıkılırken bunların 80’ini içinde insanların yaşadığı evler, 8’ini boş evler, 63’ünü tarımsal yapılar ve 11’ini geçim kaynakları oluşturan işletmeler oluşturdu.

Yıkım sürecinden sorumlu Sivil İdare’nin başındaki Smotrich, Batı Şeria’nın İsrail devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunuyor. Filistin yönetimi ise İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmek ve Filistin yönetiminin varlığını zayıflatmak istediğini belirtiyor.

BM uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri, salı günü işgal altındaki Batı Şeria’daki durumun ‘tehlikeli bir dönüm noktasına’ ulaştığı uyarısında bulundu.

BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, İsrail işgalinin derinleşmesinin “Filistin yönetimini çöküşün eşiğine getirdiğini, bağımsız, yaşayabilir ve egemen bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflattığını” söyledi.

dfghjuk
Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında bir binanın yıkılması sonucu ortaya çıkan yıkımı inceleyen Filistinliler, 12 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail merkezli Peace Now (Şimdi Barış) hareketi ise Netanyahu hükümetini, Batı Şeria’da Filistin yönetimini devirmek ve 33 yıl önce imzalanan Oslo Anlaşması’ndan kurtulmak amacıyla sistematik bir politika yürütmekle suçladı. Örgüt, İsrail hükümetinin ateşle oynadığını, Filistin yönetimini fiilen dağıtmaya ve Batı Şeria’yı resmen ilan etmeksizin ilhak etmeye başladığını belirtti.

İsrail medyasının salı günü ayrıntılarını yayımladığı rapora Smotrich’ten de yanıt geldi. Smotrich, söz konusu raporun ‘İsrail hükümetinin başarılarının bir kanıtı’ olduğunu savunarak, “Ülkenin kalbinde bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek için öncülük ettiğim yerleşim devrimiyle gurur duyuyorum. Bu sadece başlangıç” ifadelerini kullandı.


Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var
TT

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İran destekli Husilerin sergilediği tutumun ‘Yemen’i, halkının çıkarlarına hizmet etmeyen çatışmalara sürüklediğini, bölgenin ve uluslararası deniz taşımacılığının güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı. Dr. Zube, ‘saldırıların hiçbir bedel ödenmeden devam etmesine izin veren bir zeminden sürdürülebilir bir çözüme ulaşılamayacağına’ dikkati çekerek, ‘bedel ödenmeyen her ihlalin bir sonrakini cesaretlendirdiğini’ belirtti.

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, göreve gelmesinden bu yana verdiği bu ilk röportajda, Husilerin çıkarlarının, ‘İran'ın nüfuzunu genişletmeye ve emrivakiler dayatmaya hizmet ettiği her noktada İran projesiyle kesiştiğini’ söyledi. Yemenli Bakan, ülkesini ve coğrafi konumunu komşu ülkeleri, gemileri, limanları ve deniz koridorlarını tehdit eden bir platforma dönüştürme girişimlerine işaret ederek, bu durumun Muha Limanı'nın hedef alınmasına, Kızıldeniz, Bab’ul-mendep ve Aden Körfezi'nin birer baskı ve şantaj sahasına dönüştürülmesine kadar vardığını ifade etti.

Husilerin Marib ve Hadramevt'te konuşlu ordu güçlerini, sığınmacı kamplarını, Marib ve Muha'daki sivil hedefleri vurarak gerilimi tırmandırmasının, (Suudi Arabistan'ın güneyindeki) Necran'a yönelik saldırılarının, Kızıldeniz ve Babülmendep'teki gemilere ve deniz koridorlarına yönelik tehditlerinin, ‘siyasi çabaların, bilhassa Suudi Arabistan'ın siyasi sürece dönme girişimlerinin halen devam ettiği bir dönemde gerçekleştiğini’ açıkladı.

Dr. Zuba’nın açıklamalarına göre Yemen hükümeti, Suudi Arabistan'ın öncülüğünde hayata geçirilen ‘Çok Uluslu Savunma Odaklı Deniz Koalisyonu’nu ‘önemli bir adım’ olarak değerlendiriyor. Zira bu hamle, deniz taşımacılığının korunmasını ‘dağınık tepkiler verilmesinden çıkarıp kurumsal bir iş birliğine’ taşıyor. Bu kurumsal iş birliği, gemilerin korunmasını, bilgi paylaşımını, denizcilik farkındalığının artırılmasını, eğitimi ve tehditlerle başa çıkma kapasitesinin güçlendirilmesini kapsıyor.