TBMM'nin Libya tezkeresine uluslararası tepkiler

Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)
Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)
TT

TBMM'nin Libya tezkeresine uluslararası tepkiler

Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)
Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) desteklemek üzere askeri kuvvet gönderme tezkeresini onay kararı, çeşitli düzeylerde tepkilere yol açtı.
Trump Erdoğan ile görüştü
Washington yönetimi, dış aktörlere, TBMM Kararı sonrasında Libya’daki çatışmayı körüklememe çağrısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, el-Hurra TV kanalına yaptığı açıklamada, “Washington, tüm aktörleri bu ülkedeki koşulları kötüleştirmekten kaçınmaya çağırıyor” dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanlığından bir kaynağa göre, ABD Başkanı Donald Trump da 2 Ocak’ta Türk mevkidaşıyla telefon görüşmesi gerçekleştirerek, başta Libya olmak üzere bölgesel gelişmeleri ele aldı.
Trump, Erdoğan'a ‘dış müdahalelerin Libya’daki durumu karmaşıklaştırdığı’ bilgisi verdi.
ABD Endişeli
Üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, gazetecilere yaptığı açıklama, ABD’nin Libya’daki çatışmaların artması hususunda oldukça endişeli olduğunu ifade etti. ABD’nin, Fayiz es-Serrac başkanlığındaki UMH’yi tanımaya devam ettiğini söyleyen yetkili, ancak Washington’un çatışmaya bir taraf olmadığını ve çatışmaya bir çözüm bulmak için anlaşma sağlamada etkili olabilecek tüm taraflarla görüştüğünü vurguladı.
Kahire’de ise Mısır makamları, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Türkiye’nin söz konusu kararını kınadı. Arap Birliği de söz konusu adımın ‘Libya’daki çatışmaları alevlendireceğini’ söyledi.
Sisi MGK'yı topladı
Mısır Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Bessam Radi, 2 Ocak’ta yayınladığı bir bildiride, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Milli Güvenlik Kurulu’nda bir toplantı düzenleyerek, ‘Libya kriziyle ilgili güncel gelişmelere ve Libya’ya dış askeri müdahalenin neden olduğu tehditlere’ değindiğini açıkladı. Radi, “Mısır ulusal güvenliğine yönelik her türlü tehditle mücadele etmek için çeşitli düzeylerde çok sayıda tedbir alındı” dedi.
Mısır makamları, 2 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bildiride, Türkiye parlamentosunun tezkeresini de kınadı. Bildiride, UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ve Türkiye hükümeti arasında güvenlik ve işbirliği hususunda imzalanan muhtıra, ‘geçersiz’ olarak nitelendirilirken, adım da ayrıca, ‘başta Libya Yaptırım Komitesi’nin onayladığı 2011 tarihli ve 1970 sayılı karar olmak üzere Libya konulu uluslararası meşruiyet ve Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının, ayrıca Yaptırım Komitesi’nin onayı dışında silah ithalatı ve askeri işbirliğinin açık bir ihlali’ olarak değerlendirildi.
Mısır, ‘Libya’ya yönelik herhangi bir Türk askeri müdahalesinin ve yankılarının’ sonuçlarına karşı da uyarırken, “Bu tür bir müdahale, Akdeniz bölgesinin istikrarını olumsuz etkileyecek ve Türkiye, bunun sorumluluğunu üstlenecektir” dedi.
Arap Birliği Tezkereye karşı
Öte yandan Mısır, son toplantıda Arap Birliği Konseyi tarafından kabul edilen, Libya’ya her türlü dış müdahaleyi reddeden Arap tavırlarının birliğine dikkati çekti. Türkiye’nin terör örgütlerine destek vermek ve radikalizm yanlısı unsurları Suriye’den Libya’ya transfer etmek için onadığı rolü hatırlatan Mısır, Libya’daki ulusal devlet ve ulusal kuruluşları mantığının yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı. Mısır, Türkiye’nin Libya’ya olası bir askeri müdahalesinin, genel olarak Arap güvenliğini, özel olarak da Mısır ulusal güvenliğini tehdit ettiğini söylerken, Arap çıkarlarını bu tür tehditlerden korumak için her türlü önlemin alınması gerektiğini vurguladı.
Mısır, uluslararası topluma, bölgesel kalkınmayı ve Berlin süreci aracılığıyla kapsamlı- uygulanabilir bir çözüme ulaşma çabalarını tehdit eden bu gelişmeyle mücadelede derhal sorumluluklarını üstlenme çağrısında bulundu.
Öte yandan Arap Birliği, Genel Sekreterlikte sorumlu bir kaynak aracılığıyla, Aralık 2015’te imzalanan Suheyrat Anlaşması’nı tam olarak uygulayarak siyasi süreci desteklemek zorunda olduklarını belirtti. Arap Birliği ayrıca, Libya’da krizi şiddetlendiren askeri tırmanışla ilgili endişelerini de dile getirirken, bu tırmanışın hem Libya’nın komşularının hem de Akdeniz dahil tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini belirtti.
Öte yandan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, 2 Ocak’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirerek, Libya’daki son gelişmeleri ele aldı. Görüşme sırasında Ebu Gayt, Guterres’e Arap Birliği Konseyi’nin konuya ilişkin kararının içeriği hakkında bilgi vererek, mevcut tırmanışın artması hususunda da endişelerini dile getirdi.
Aynı şekilde Libya’da, ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi ve geçici hükümet, Türkiye parlamentosunun kararını kınarken, ülkedeki bazı siyasi unsurlar da karar karşısında öfkelerini dile getirdi.
Temsilciler Meclisi sözcüsü Abdullah Belihak, 2 Ocak’ta düzenlediği bir basın toplantısında, “Konsey üyeleri, yarın (4 Ocak) Bingazi’de Türkiye’nin Libya’ya yönelik müdahalesinin etkilerini ve Türkiye parlamentosunun Libya’ya işgalci güç gönderme hususundaki uzlaşısını görüşmek için acil durum toplantısı düzenlemeye karar verdi” dedi. Belihak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kararı, Libya’ya yönelik sömürgecilik istilası ve egemenliğinin ihlali olarak nitelendirirken, “Tüm gücümüzle ona karşı savaşacağız” dedi.
Diğer taraftan Libya Ulusal Ordusu (LUO) komutanlarından Tuğgeneral Halid el-Mahcub, “Türk güçler, savaşta hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Trablus’un eşiğindeyiz ve bu kuvvetleri karşılayacak olan havalimanına yönelik saldırılarımızı yoğunlaştıracağız” dedi. Hafter kuvvetlerinin savaş medya bölümü sözcüsü Munzir el-Hartuş ise “Türk müdahalesinden ve Suriye ile diğer ülkelere paralı askerler göndermesinden konuşmaya hayır. En başından beri sömürgecilere karşı cihat bayrağını kaldırdık. DEAŞ gibi örgütlerle savaştık. Şu anda da başkentte durum farklı değil ve bu, Türkiye’nin müdahalesinden sonra da değişmeyecek” ifadelerini kullandı.
Seyful İslam Kaddafi: Türkiye sömürgeci
Seyful İslam Kaddafi’nin destekçisi olan Mandela Hareketi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türkiye parlamentosunun onayının, Libya’ya karşı ilan edilmiş bir ihlal ve sömürgecilik girişimi olduğunu ifade etti. Hareketin sözcüsü Abdulmunim Edrenbe, “Bugünkü tavırlarımızda farklılık yaşasak da bu rezalete karşı birleşmek zorundayız” dedi. Yetkili ayrıca, Libya’yı savunmak için hazırlanma çağrısında bulundu.
Fas: Suheyrat sürecinin arkasındayız
Öte yandan Fas hükümetinin sözcüsü Hasan Abyabe, 2 Ocak’ta ülkesinin, Libya’daki krizi çözmek için her türlü çabayı göstermeye hazır olduğunu belirtti. Abyabe, Fas’ın, Libya’nın egemenliğine ve Suheyrat Anlaşması’nı uygulamak için gösterdiği gayrete saygı duyduğunu ifade etti.
Cezayir: Barışçıl çözümden yanayız
Cezayir’deki yetkililer ise, komşu Libya’da ‘ne olursa olsun’ her türlü yabancı gücün varlığını reddettiklerini açıkladı.
Libya’ya gönderilen insani yardımlara ilişkin yerel medyaya konuşan Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Cezayir’in, ilerleyen günlerde sadece Libyalı taraflar arasındaki krize barışçıl bir çözüm bulma çabaları çerçevesinde çeşitli girişimlerde bulunacağını vurguladı. Bukadum, Cezayir’in ‘ne olursa olsun’ Libya’da her türlü yabancı gücün varlığını reddettiğini belirtti.
Cezayir’in ülkelerin içişlerine karışmama konusundaki kararlılığını hatırlatan bakan, “Top, tüfek, çözüm değildir. Aksine çözüm, başta Cezayir olmak üzere komşu ülkelerin yardımıyla Libyalı taraflar arasında yapılacak istişarelerle mümkün olacaktır” dedi.



Şam ve Kabil: Süper güçler nasıl yenilir?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Şam ve Kabil: Süper güçler nasıl yenilir?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Afganistan'da zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Suriye'de ise zafer tamamlanmadan önce süper güçle müzakereler başladı

Şam'ın Suriye'deki Rus askeri varlığını düzenlemek konusunda Moskova ile anlaştığını deklare etmesi ile Kabil'in ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin yıldönümünü kutlaması arasında nasıl bir bağlantı var?

25 yıl önce 11 Eylül saldırılarından birkaç hafta sonra, Amerika Birleşik Devletleri Afganistan'ı işgal etti, Taliban rejimini devirdi, el-Kaide'nin peşine düştü ve ardından 20 yıl boyunca hareketin iktidara geri dönmesini engelleyebilecek bir devlet, bir sistem ve bir ordu kurmaya çalıştı. 15 Ağustos 2021'de Taliban Kabil'e geri döndü, Washington tarafından desteklenen rejim çöktü, Cumhurbaşkanı Eşref Gani kaçtı ve Amerikalılar, ABD'nin yenilgisinin sembolü olarak kalan sahneler ile ülkeyi terk etti.

Ancak Afganistan'ın “imparatorluklar mezarlığı” olarak tarihi daha da geriye uzanıyor. 18. ve 19. yüzyıllarda İngilizleri, 1970'lerin sonlarında ise Sovyetleri yenmişti. 1979'da Kızıl Ordu Afganistan’a girdi ve ABD ile müttefikleri Afgan mücahitlerini destekledi. Yaklaşık on yıl sonra Sovyetler geri çekildi ve bu ezici yenilgi, Rusya'nın kızıl pelerinden çıkışının nedenlerinden biri oldu.

Büyük güçler değişti, ancak Afganistan aynı kaldı. Taliban beş yıl önce Kabil'e girdiğinde, zafer kutlamaları sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Rusya ve Esed güçlerinin bombardımanı altında acı çeken Suriye'nin İdlib kentinde tatlılar dağıtıldı. Savaşçıları, Afganistan deneyimini zamanın bir silah olabileceğinin ve ne kadar uçağa, üsse ve müttefike sahip olursa olsun hiçbir süper gücün sonsuza dek kalamayacağının kanıtı olarak gördüler.

Yaklaşık üç yıl sonra, Aralık 2024'te Ahmed eş-Şara'nın güçleri Şam'a girdi, rejim devrildi ve Esed Moskova'ya kaçtı. 2015'te onu kurtarmak için Suriye'ye askeri müdahalede bulunan Rusya ise Afganistan deneyiminin acı hatıralarıyla karşı karşıya kaldı. Dokuz yıl boyunca uçak, üs, askeri ve siyasi destek sağladıktan sonra, Rusya'nın korumaya geldiği müttefik devrilmişti.

Şam, Vladimir Putin için Washington veya Sovyet Moskova için Kabil'in olduğu gibi, bir süper gücün büyük bir yenilgisinin sembolü haline gelebilirdi. Ancak olanlar farklıydı ve bu fark Şam'ın düşüşünden önce başladı. Şara'nın güçleri Halep'e girip ülkenin merkezinden başkentine doğru ilerlemeye başladığında, bir “Rus düğümü” ile karşılaştılar. Hmeymim üssünde, Ukrayna'daki savaş nedeniyle azalmış olsa da, tam gücünü kullanırsa saldırının seyrini değiştirebilecek bir hava kuvveti kalmıştı.

Şara, sadece Şam'a ulaşmak için askeri bir plan değil, aynı zamanda onu tarafsız hale getirmek amacıyla Moskova'ya ulaşmak için de siyasi bir plan tasarladı. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, daha önce Mecelle'ye verdiği bir röportajda, Şara'nın talimatıyla, sanki Putin'in kendisiyle konuşuyormuş gibi, üst düzey bir Rus yetkiliyle bir kanal açtığını belirtmişti. Başkente doğru askeri olarak ilerleyen bir liderlik, Ruslar ile galip ve mağlup diliyle konuşabilirdi. Sonuçta, bu ülke 2015'te Esed'i kurtarmış, muhalif bölgeleri ve Şara güçlerini bombalamış ve 2016'nın sonunda Halep'in geri alınmasına katkıda bulunmuştu. Ancak bunun yerine, “Şami sözlüğüne” başvuruldu. Mesaj, Rusya'nın çıkarlarını Esed'e bağlamakta hata yaptığı ve çıkarlarını “yeni bir Suriye”ye bağlayarak koruyabileceğiydi. Ardından Şeybani'nin dile getirdiği kilit ifade geldi: “Beşşar rejiminin devrilişi, Rusya'nın Suriye'den çekilmesi anlamına gelmez.”

Taliban, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi için Washington ile müzakere etti. Şara ise, Şam'a giderken Suriye'den yenilgiyle geri çekilmek zorunda kalmasın diye Rusya ile müzakerelerde bulundu

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şam'a girmeden önce Şara, Esed'in yenilgisi ile Putin'in yenilgisi arasında, ilkinin Suriye'den kaçması ile ikincisinin çekilmesi arasında, zafer ile düşmanı aşağılama arasında, Esed'e kesin bir darbe indirmek ve Putin ile uçurumun kenarında bir oyun oynamak arasında ayrım yaptı. Sadece güçlerinin muhalefeti bombaladığı bir devletle değil, nükleer cephaneliğe, Güvenlik Konseyi'nde daimi bir koltuğa ve dünyanın birçok yerinde nüfuza sahip bir süper güçle uğraştığının farkındaydı. Bu nedenle amaç, Rusya'yı Esed döneminden çıkarmaktı, Suriye’den tamamen çıkmasa da olurdu. Ve varılan anlaşmalar pragmatikti; Rusya'nın şehirlere yönelik bombardımanlarının durması, Moskova’nın değişime karşı siyasi ve medya etkisini kullanmaktan kaçınması, gelecekteki ilişkiler için kanalların açılması ve Rus güçlerinin belirli yerlerden çekilmek istemeleri durumunda bunun kolaylaştırılması. Karşılığında, Rus üsleri hedef alınmadı ve Esed'in devrilmesi Rusya'yı aşağılamaya yönelik bir savaşa dönüşmedi.

Şara Şam'a girdi, ancak yol boyunca Rusya ile irtibatını koparmadı. Başkan olduktan sonra Putin'i iki kez ziyaret etti. Müzakereler Ağustos 2026'ya kadar devam etti ve askeri varlığı yeniden düzenleyen yeni bir anlaşmayla sonuçlandı. “Yeni Suriye”deki Rusya artık “Esed'in Rusyası” değil. Varlığı azaldı ve birçok ayrıcalığını kaybetti. Müzakereler, Kremlin'in “itibarını korumasına” olanak tanıyan bir anlaşmayla sonuçlandı.

Burada Kabil'e geri dönüyoruz. Taliban, Afganistan'dan aşağılanmış bir şekilde çekilmesi için ABD ile müzakere etti. Şam'a giderken Şara, yenilgiyle geri çekilmek zorunda kalmasın diye Rusya ile müzakerelerde bulundu. Afganistan'da, süper gücün Bagram Hava Üssü'nden çekilmesi zaferin tanımının bir parçasıydı. Ancak Suriye'de rejim, zaferinin tamamlanmasını Hmeymim'den son Rus askerinin ayrılmasına bağlı görmedi. Amaç Esed'i devirmekti, Rusya'yı düşman listesine eklemek değil.

Şara, Esed'i yendi, ancak zaferinin Putin için bir yenilgiye dönüşmesini engellemeye çalıştı. Kabil'de zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Şam'da ise zafer tamamlanmadan önce bile süper güçle müzakereler başladı

Bir başka paradoks daha var: Beş yıl önce İdlib, Kabil'e bakıyordu. Bugün ise Kabil, Şam'a bakıyor. 2021'de İdlib'in savaşçıları, İslamcı bir hareketin zafere kadar nasıl direnebileceğini Taliban'dan öğrenmek istiyordu. 2026'da bazı Taliban liderleri, askeri bir zafer elde eden İslamcı bir hareketin, izolasyondan kurtulup dünyayla etkileşime giren bir devlete nasıl dönüşebileceğini öğrenmek için Şara'ya bakıyor.

Beş yıl sonra, Taliban halen izolasyondan muzdaripken, Şam farklı bir yol izledi. Şara, İdlib'den başkente, bir fraksiyonu yönetmekten bir devleti yönetmeye, bir mağaradan bir saraya geçti. İdlib'de mümkün olan ile Şam'ın ihtiyaç duydukları, Esed ile düşmanlıkla Çar ile ilişkiyi, zafer ile intikamı ayırmaya çalıştı. İdlib mağaralarından Birleşmiş Milletler platformlarına ve başkanlık saraylarına geçti.

Her iki öykü de büyük güçler için bir ders niteliğinde. Sovyetler Birliği Afganistan'dan çekildi, ardından ABD de çekildi. Rusya, müttefikini ve birincil pozisyonunu kaybetti, ama Suriye'yi ve stratejik coğrafi konumunu kaybetmemeye çalıştı.

Kabil'de zafer, süper gücün kovulması anlamına geliyordu. Şam'da ise zafer tamamlanmadan önce bile süper güçle müzakereler başladı. ABD'nin Asya'daki platformu Bagram'dan, Rusya'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya köprüsü Hmeymim'e, büyük güçlerin yenilgiye uğramasının öyküsü işte budur.


Rima Rahbani: Ziyad, ‘ciddi bir tıbbi hata ya da ihmal’ sonucu hayatını kaybetti

(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)
(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)
TT

Rima Rahbani: Ziyad, ‘ciddi bir tıbbi hata ya da ihmal’ sonucu hayatını kaybetti

(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)
(foto altı) Feyruz, Rima Rahbani ve Feyruz’un kız kardeşi Huda Haddad, Ziyad Rahbani’nin cenaze töreni sırasında (Şarku’l Avsat)

Lübnanlı müzisyen Ziyad Rahbani’nin hayatını kaybetmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesinin ardından, kız kardeşi Rima Rahbani yeniden gündeme geldi. Rahbani, bugün Facebook sayfasından yaptığı uzun paylaşımda, kardeşinin yaşamının son günlerine ilişkin kendi anlatımını ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Rima Rahbani ayrıca, Ziyad’ın güvendiğini söylediği doktorları doğrudan suçlayarak, ‘büyük bir tıbbi hata veya ihmal’ olarak nitelendirdiği durumdan onları sorumlu tuttu.

Rima Rahbani’nin paylaşımı, uzun süren sessizliğinin ardından ve Ziyad Rahbani’nin sağlık durumu ile ölüm koşullarına ilişkin çok sayıda bilgi ve spekülasyonun gündeme geldiği bir dönemde geldi. Rahbani, uzun bir aranın ardından geçtiğimiz haziran ayında Facebook üzerinden yeniden paylaşım yapmaya başlamış, sonrasında ise kardeşi ve ailenin mirasına ilişkin paylaşımlarını sürdürmüştü.

fgthy
Rima Rahbani’nin kardeşi Ziyad ile birlikte çekilmiş fotoğrafı (Rima Rahbani’nin Facebook sayfası)

Rima Rahbani son paylaşımında, konunun başlangıçta aileye ait özel bir mesele olduğunu ve ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak istemediğini belirtti. Ancak Rahbani, kendi ifadesiyle, çeşitli bilgi ve spekülasyonların geniş çapta dolaşıma sokularak medya ve sosyal medya platformlarında ‘gerçek’ gibi sunulması üzerine konuşmak zorunda kaldığını söyledi.

Ziyad karaciğer hastalığından ölmedi

Rima, kardeşinin ölümünün ardından yayıldığını söylediği bir dizi iddiayı çürüterek paylaşımına başladı. Ziyad’ın karaciğer ya da pankreas rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybetmediğini, karaciğer nakli aşamasına da gelmediğini vurguladı.

Rima ayrıca Ziyad’ın gerek devletten gerekse başka herhangi bir kurum veya kişiden maddi desteğe ihtiyaç duyduğu yönündeki iddiaları reddederek, kardeşinin mali durumuna ilişkin söylentilere sert tepki gösterdi.

Hayatı boyunca, özellikle de son döneminde, onun yanında olduğunu vurgulayan Rima, aralarındaki ilişkinin hiçbir zaman kesilmediğini ve kendisinin son ana kadar kardeşinin yanında bulunduğunu belirtti.

dvfghyju
2003 yılında Dubai’deki konserin hazırlıkları sırasında Feyruz ve Ziyad Rahbani (AFP)

Paylaşımın en hassas bölümlerinden birinde Rima, Ziyad’ın hastalığına yenik düştüğü veya yaşama isteğini kaybettiği yönündeki anlatıları reddetti.

Kardeşinin ‘teslim olmadığını, hayattan bıkmadığını ve gitmeye karar vermediğini’ vurgulayan Rima, Ziyad’ın hayata sıkı sıkıya bağlı olduğunu, hayatı sevdiğini ve ölümden korktuğunu, hatta ölümün kendisi için gerçekleşmesinden endişe duyduğunu belirtti.

Ziyad’ın devrimci ve isyankâr kişiliğine rağmen kendine özgü bir inanç dünyasına sahip olduğunu ifade eden Rima, kardeşinin yaklaşık 15 yıldır ailesinin yanında Hristiyanların ‘Selam sana Meryem’ duasını sürekli tekrarladığını söyledi.

Son konserinden sonra aile evine döndü

Rima, Ziyad’ın Lübnan’ın kuzeyindeki Rahba’da verdiği son konserin ardından annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşamaya başladığını açıkladı. Bu dönemin, kardeşinin hayatının son evresine denk geldiğine işaret etti.

Kardeşinin hayatının ilk dönemlerinde aile evinden ayrıldığını ve bir daha geri dönmediğini belirten Rima, Ziyad’ın hastalığı ve yorgunluğunun arttığı dönemde ailesinin yanında kalmayı tercih ettiğini söyledi. Rima, bunun nedeninin kardeşinin yalnız kalmaktan korkması olduğunu ifade etti.

cdfgthy
Temmuz 2025’te Ziyad Rahbani’nin cenaze töreninde onun fotoğrafını taşıyan bir kadın (AFP)

Aralarındaki ilişkiyi oldukça duygusal ifadelerle anlatan Rima, Ziyad’ın annesi ve kız kardeşinin yanında olmasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Annesinin onu koşulsuz bir sevgiyle sevdiğini belirten Rima, kendisinin ise kardeşini fazla konuşmaya gerek duymadan anladığını ifade etti. Rima, bu tür bir iletişimin Ziyad’ın hayatının o döneminde özellikle ihtiyaç duyduğu şey olduğunu kaydetti.

Tıbbi hata veya ihmal

Rima ardından paylaşımının en dikkat çekici bölümüne geçerek, Ziyad’ın “güvendiği doktorların yaptığı bir hata veya tıbbi ihmal sonucunda hayatını kaybettiğini” söyledi. Rima, kardeşinin başka doktorlara danışmayı kesin bir şekilde reddettiğini de belirtti.

Rima’nın anlatımına göre söz konusu doktorlar, Ziyad’ın kendilerine duyduğu güvenin aksine, ona inanmadılar. Yaşananları ‘çok büyük bir hata’ olarak nitelendiren Rima, bundan sorumlu kişiye duyduğu öfkeyi dile getirdi.

Hristiyan olması ve bunun beraberinde getirdiği bağışlama çağrısına rağmen, hayatında ilk kez affedemediği bir durumla karşı karşıya olduğunu söyleyen Rima, kardeşini tarif ederken Ziyad’ın hasta, inatçı ve yorgun olsa bile ‘hata yapılabilecek biri olmadığını’ ifade etti. Bu sözleriyle, kardeşinin sağlık durumunun farklı bir tıbbi yaklaşım gerektirdiğine inandığını ima etti.

dfrgthy
2003 yılında Dubai’deki konserin hazırlıkları sırasında Feyruz ve Ziyad Rahbani (AFP)

Rima, konuya ilişkin daha fazla ayrıntı vermedi.

Rima, uzun bir sessizliğin ardından yeniden gündeme geldi

Rima Rahbani’nin kardeşi hakkında yeniden konuşmaya başlaması, uzun bir aranın ardından sosyal medyaya kademeli olarak dönmesi açısından da ayrı bir önem taşıyor.

Rima, geçtiğimiz haziran ayında babası Assi Rahbani’nin ölüm yıl dönümü dolayısıyla annesi Feyruz’un ‘Rahu’ adlı şarkısından bir bölüm paylaşmıştı. Bu paylaşım, kardeşleri Ziyad ve Hali Rahbani’nin hayatını kaybetmesinin ardından Rima’nın sosyal medyadaki dikkat çeken ilk görünümü olmuş ve geniş yankı uyandırmıştı.

Haziran ayının sonunda ise Ziyad ile ilişkisi hakkında doğrudan konuşan Rima, aralarında kalıcı bir kopukluk bulunduğuna ilişkin ‘söylentilere’ son verdi. Farklı dönemlerde yaşadıkları anlaşmazlıklara rağmen aralarındaki ilişkinin derinliğini vurguladı.

Rima’nın medya gündemindeki görünürlüğü temmuz ayında da arttı. Ziyad’ın ölümünün birinci yıl dönümünde onun anısına düzenlenmesi planlanan etkinlik ve girişimlere karşı çıkan Rima, bu tutumunun kardeşinin iradesine ve sanatsal mirasına saygıdan kaynaklandığını belirtti.

Rima Rahbani... Aile mirasının savunucusu

Rima’nın son tutumu, Rahbani ailesinin mirasını, özellikle de babası Assi Rahbani, annesi Feyruz ve kardeşi Ziyad’ın bıraktığı sanatsal mirası savunma konusunda yıllardır sürdürdüğü yaklaşımından bağımsız değerlendirilemez.

Rima, uzun süredir ailenin sanatsal eserleri ve bu mirasa ilişkin haklarla ilgili her konuda son derece hassas bir tutum sergiliyor. Son yıllarda Rahbani ailesinin eserlerinin sunulma ve yeniden kullanılma biçimi ile sanatçıların anılmasına yönelik girişimler konusunda kamuoyuna açık tartışmalara da girdi.

Son dönemdeki açıklamalarında bu hassasiyetinin daha belirgin hale geldiği görüldü. Rima, Ziyad’ın adının istismar edilmesi veya eserlerinin onun sanatsal yaklaşımı ve iradesinden uzak bir biçimde yeniden sunulması olarak değerlendirdiği girişimlere karşı çıktı. Ölümünün birinci yıl dönümü öncesinde yaptığı açıklamalar, özellikle kardeşinin isteğiyle örtüşmeyen anma girişimlerini reddettiğini duyurmasının ardından geniş tartışmalara yol açtı.

Hak sahibi olarak düzeltme

Rima, paylaşımının sonunda bu ayrıntıları kamuoyuna açıklamak istemediğini belirterek, yaşananların kimseyi ilgilendirmeyen özel bir mesele olduğunu söyledi. Ancak çok sayıda iddia, haber ve spekülasyonun gündeme gelmesi ve bunların, kendi ifadesiyle, bazı kişiler tarafından gerçekmiş gibi kabul edilen bilgilere dönüşmesi üzerine müdahale etmek zorunda kaldığını ifade etti.

Rima, şimdilik ‘başlıklarla’ yetineceğini belirterek, gelecekte daha fazla ayrıntı içeren ‘tam bülteni’ yayımlamak zorunda kalmamasını umduğunu dile getirdi.


Gazze'de barış planı için yeni temas: Hamas heyeti Kushner'la görüştü

Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Gazze'de barış planı için yeni temas: Hamas heyeti Kushner'la görüştü

Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Pazar günü El Alameyn'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Trump'ın danışmanının görüşmesi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır'daki bilgili kaynaklar ile Hamas kaynakları, Halid el-Hayye başkanlığındaki hareket heyetinin pazar günü Mısır'ın El Alameyn kentinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner ve “Barış Konseyi” Temsilcisi Nikolay Mladenov ile görüştüğünü Şarku’l Avsat'a açıkladı. Görüşmeye Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucu temsilciler de katıldı.

Kaynaklara göre görüşmede Hamas'ın bir dizi talebi ele alındı. Bunların başında, ABD yönetiminin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya baskı yaparak Ekim 2025'te Şarm eş-Şeyh'te imzalanan yol haritasının ikinci aşamasının uygulanmasını kabul etmesini sağlaması geldi. Hamas ayrıca Trump yönetiminin, İsrail hükümetinin söz konusu planı uygulamayı reddeden tutumunda ilerleme sağlaması ve aralarında acil bazı taleplerin hayata geçirilmesi için çalışmasını istedi.

Bu acil talepler arasında, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan Gazze'ye 600 yardım kamyonunun girişinin sağlanması ve İsrail'in Hamas yöneticileri ile Gazze sakinlerini hedef alan suikast operasyonlarının derhal durdurulması yer alıyor.

Kaynaklar, Kushner'ın ise ABD yönetiminin “barış planına” bağlılığını teyit ettiğini, ancak bunun için Hamas'ın silahlarını bırakması ve hareketin askeri kanadını feshetmesi konusunda belirli bir takvime uymasını şart koştuğunu aktardı.

Kushner'ın ayrıca, Hamas'ın silahlarını Gazze Şeridi'nin yönetimi için oluşturulan komiteye ve barış planının maddeleri kapsamında üzerinde mutabakata varılan uluslararası istikrar gücüne teslim etmesiyle eş zamanlı olarak İsrail'in de planın uygulanmasına yönelik taahhütte bulunmasını sağlamaya çalışacağını belirttiği kaydedildi.

Kaynaklara göre Kushner, pazartesi günü İsrail'e yapacağı ziyaret sırasında Netanyahu ile bu konuda uzlaşma sağlamaya çalışacağını ifade etti.