TBMM'nin Libya tezkeresine uluslararası tepkiler

Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)
Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)
TT

TBMM'nin Libya tezkeresine uluslararası tepkiler

Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)
Sisi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (Mısır cumhurbaşkanlığı sözcüsünün sayfası)

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) desteklemek üzere askeri kuvvet gönderme tezkeresini onay kararı, çeşitli düzeylerde tepkilere yol açtı.
Trump Erdoğan ile görüştü
Washington yönetimi, dış aktörlere, TBMM Kararı sonrasında Libya’daki çatışmayı körüklememe çağrısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, el-Hurra TV kanalına yaptığı açıklamada, “Washington, tüm aktörleri bu ülkedeki koşulları kötüleştirmekten kaçınmaya çağırıyor” dedi.
Türkiye Cumhurbaşkanlığından bir kaynağa göre, ABD Başkanı Donald Trump da 2 Ocak’ta Türk mevkidaşıyla telefon görüşmesi gerçekleştirerek, başta Libya olmak üzere bölgesel gelişmeleri ele aldı.
Trump, Erdoğan'a ‘dış müdahalelerin Libya’daki durumu karmaşıklaştırdığı’ bilgisi verdi.
ABD Endişeli
Üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, gazetecilere yaptığı açıklama, ABD’nin Libya’daki çatışmaların artması hususunda oldukça endişeli olduğunu ifade etti. ABD’nin, Fayiz es-Serrac başkanlığındaki UMH’yi tanımaya devam ettiğini söyleyen yetkili, ancak Washington’un çatışmaya bir taraf olmadığını ve çatışmaya bir çözüm bulmak için anlaşma sağlamada etkili olabilecek tüm taraflarla görüştüğünü vurguladı.
Kahire’de ise Mısır makamları, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Türkiye’nin söz konusu kararını kınadı. Arap Birliği de söz konusu adımın ‘Libya’daki çatışmaları alevlendireceğini’ söyledi.
Sisi MGK'yı topladı
Mısır Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Bessam Radi, 2 Ocak’ta yayınladığı bir bildiride, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Milli Güvenlik Kurulu’nda bir toplantı düzenleyerek, ‘Libya kriziyle ilgili güncel gelişmelere ve Libya’ya dış askeri müdahalenin neden olduğu tehditlere’ değindiğini açıkladı. Radi, “Mısır ulusal güvenliğine yönelik her türlü tehditle mücadele etmek için çeşitli düzeylerde çok sayıda tedbir alındı” dedi.
Mısır makamları, 2 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bildiride, Türkiye parlamentosunun tezkeresini de kınadı. Bildiride, UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ve Türkiye hükümeti arasında güvenlik ve işbirliği hususunda imzalanan muhtıra, ‘geçersiz’ olarak nitelendirilirken, adım da ayrıca, ‘başta Libya Yaptırım Komitesi’nin onayladığı 2011 tarihli ve 1970 sayılı karar olmak üzere Libya konulu uluslararası meşruiyet ve Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının, ayrıca Yaptırım Komitesi’nin onayı dışında silah ithalatı ve askeri işbirliğinin açık bir ihlali’ olarak değerlendirildi.
Mısır, ‘Libya’ya yönelik herhangi bir Türk askeri müdahalesinin ve yankılarının’ sonuçlarına karşı da uyarırken, “Bu tür bir müdahale, Akdeniz bölgesinin istikrarını olumsuz etkileyecek ve Türkiye, bunun sorumluluğunu üstlenecektir” dedi.
Arap Birliği Tezkereye karşı
Öte yandan Mısır, son toplantıda Arap Birliği Konseyi tarafından kabul edilen, Libya’ya her türlü dış müdahaleyi reddeden Arap tavırlarının birliğine dikkati çekti. Türkiye’nin terör örgütlerine destek vermek ve radikalizm yanlısı unsurları Suriye’den Libya’ya transfer etmek için onadığı rolü hatırlatan Mısır, Libya’daki ulusal devlet ve ulusal kuruluşları mantığının yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı. Mısır, Türkiye’nin Libya’ya olası bir askeri müdahalesinin, genel olarak Arap güvenliğini, özel olarak da Mısır ulusal güvenliğini tehdit ettiğini söylerken, Arap çıkarlarını bu tür tehditlerden korumak için her türlü önlemin alınması gerektiğini vurguladı.
Mısır, uluslararası topluma, bölgesel kalkınmayı ve Berlin süreci aracılığıyla kapsamlı- uygulanabilir bir çözüme ulaşma çabalarını tehdit eden bu gelişmeyle mücadelede derhal sorumluluklarını üstlenme çağrısında bulundu.
Öte yandan Arap Birliği, Genel Sekreterlikte sorumlu bir kaynak aracılığıyla, Aralık 2015’te imzalanan Suheyrat Anlaşması’nı tam olarak uygulayarak siyasi süreci desteklemek zorunda olduklarını belirtti. Arap Birliği ayrıca, Libya’da krizi şiddetlendiren askeri tırmanışla ilgili endişelerini de dile getirirken, bu tırmanışın hem Libya’nın komşularının hem de Akdeniz dahil tüm bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini belirtti.
Öte yandan Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, 2 Ocak’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirerek, Libya’daki son gelişmeleri ele aldı. Görüşme sırasında Ebu Gayt, Guterres’e Arap Birliği Konseyi’nin konuya ilişkin kararının içeriği hakkında bilgi vererek, mevcut tırmanışın artması hususunda da endişelerini dile getirdi.
Aynı şekilde Libya’da, ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi ve geçici hükümet, Türkiye parlamentosunun kararını kınarken, ülkedeki bazı siyasi unsurlar da karar karşısında öfkelerini dile getirdi.
Temsilciler Meclisi sözcüsü Abdullah Belihak, 2 Ocak’ta düzenlediği bir basın toplantısında, “Konsey üyeleri, yarın (4 Ocak) Bingazi’de Türkiye’nin Libya’ya yönelik müdahalesinin etkilerini ve Türkiye parlamentosunun Libya’ya işgalci güç gönderme hususundaki uzlaşısını görüşmek için acil durum toplantısı düzenlemeye karar verdi” dedi. Belihak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kararı, Libya’ya yönelik sömürgecilik istilası ve egemenliğinin ihlali olarak nitelendirirken, “Tüm gücümüzle ona karşı savaşacağız” dedi.
Diğer taraftan Libya Ulusal Ordusu (LUO) komutanlarından Tuğgeneral Halid el-Mahcub, “Türk güçler, savaşta hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Trablus’un eşiğindeyiz ve bu kuvvetleri karşılayacak olan havalimanına yönelik saldırılarımızı yoğunlaştıracağız” dedi. Hafter kuvvetlerinin savaş medya bölümü sözcüsü Munzir el-Hartuş ise “Türk müdahalesinden ve Suriye ile diğer ülkelere paralı askerler göndermesinden konuşmaya hayır. En başından beri sömürgecilere karşı cihat bayrağını kaldırdık. DEAŞ gibi örgütlerle savaştık. Şu anda da başkentte durum farklı değil ve bu, Türkiye’nin müdahalesinden sonra da değişmeyecek” ifadelerini kullandı.
Seyful İslam Kaddafi: Türkiye sömürgeci
Seyful İslam Kaddafi’nin destekçisi olan Mandela Hareketi de Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türkiye parlamentosunun onayının, Libya’ya karşı ilan edilmiş bir ihlal ve sömürgecilik girişimi olduğunu ifade etti. Hareketin sözcüsü Abdulmunim Edrenbe, “Bugünkü tavırlarımızda farklılık yaşasak da bu rezalete karşı birleşmek zorundayız” dedi. Yetkili ayrıca, Libya’yı savunmak için hazırlanma çağrısında bulundu.
Fas: Suheyrat sürecinin arkasındayız
Öte yandan Fas hükümetinin sözcüsü Hasan Abyabe, 2 Ocak’ta ülkesinin, Libya’daki krizi çözmek için her türlü çabayı göstermeye hazır olduğunu belirtti. Abyabe, Fas’ın, Libya’nın egemenliğine ve Suheyrat Anlaşması’nı uygulamak için gösterdiği gayrete saygı duyduğunu ifade etti.
Cezayir: Barışçıl çözümden yanayız
Cezayir’deki yetkililer ise, komşu Libya’da ‘ne olursa olsun’ her türlü yabancı gücün varlığını reddettiklerini açıkladı.
Libya’ya gönderilen insani yardımlara ilişkin yerel medyaya konuşan Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Cezayir’in, ilerleyen günlerde sadece Libyalı taraflar arasındaki krize barışçıl bir çözüm bulma çabaları çerçevesinde çeşitli girişimlerde bulunacağını vurguladı. Bukadum, Cezayir’in ‘ne olursa olsun’ Libya’da her türlü yabancı gücün varlığını reddettiğini belirtti.
Cezayir’in ülkelerin içişlerine karışmama konusundaki kararlılığını hatırlatan bakan, “Top, tüfek, çözüm değildir. Aksine çözüm, başta Cezayir olmak üzere komşu ülkelerin yardımıyla Libyalı taraflar arasında yapılacak istişarelerle mümkün olacaktır” dedi.



Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
TT

Libya krizinin tarafları arasında ‘çözüm yolları’ konusunda görüş ayrılıkları

(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)
(Soldan sağa) Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi (Libya Devlet Yüksek Konseyi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, ABD Başkanı’nın danışmanı Massad Boulos’a atfedilen girişim karşısında sessizliğini bozdu. Dibeybe, ‘önce anayasa’ yaklaşımına bağlılığını ve ‘askeri yönetime’ karşı olduğunu vurgulayarak söz konusu girişime örtülü biçimde karşı çıktı. Gözlemciler, bu tutumu ‘Batı Libya’daki dış kaynaklı dayatılmış çözümlere yönelik halk öfkesini yatıştırmaya dönük bir manevra’ olarak değerlendiriyor. Bu gelişme, Birleşmiş Milletler’in (BM) krizi çözmeye yönelik çabalarının sürdüğü bir dönemde yaşandı.

Dibeybe’nin hafta ortasında yaptığı açıklamalar, kendisi ile Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala arasındaki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi. Menfi ve Takala’nın, başından bu yana Amerikan girişimine ve 4+4 Komitesi üzerinden yürütülen BM sürecine mesafeli yaklaştığı belirtildi.

Libya, yıllardır iki rakip hükümet arasında siyasi bölünmüşlük yaşıyor. Bunlardan ilki Dibeybe liderliğindeki UBH, diğeri ise parlamentonun görevlendirdiği ve doğuda faaliyet gösteren Usame Hammad başkanlığındaki yönetim. Doğu merkezli yönetim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Halife Hafter tarafından destekleniyor.

Bu çerçevede DYK üyesi Muhammed Maazeb, DYK ile UBH arasında bir ‘ittifak’ bulunmadığını belirtti. Maazeb, “Batı bölgesindeki yürütme organı ile danışma konseyi arasında yalnızca gerekli bir koordinasyon söz konusu” dedi. Takala ile Dibeybe arasında ‘sınırlı bir gerilim’ olduğunu kabul eden Maazeb, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iki isim arasındaki temasların sürdüğünü söyledi.

Maazeb ayrıca, Dibeybe ile Menfi arasındaki ilişkinin, ‘Boulos girişiminin gündeme gelmesinden ve Menfi’nin görevden uzaklaştırılma riski hissetmesinden bu yana en fazla zarar gören ilişki olduğunu’ ifade etti. ABD Başkanı’nın danışmanına atfedilen girişim, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in, Menfi’nin yerine yeni bir başkanlık konseyinin başına geçmesini; buna karşılık Dibeybe’nin Trablus ve Bingazi yönetimlerini birleştirecek ortak hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor.

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter (Arşiv – AFP)

Maazeb, konseyinin mevcut siyasi süreçlere, özellikle geçen hafta İtalya’nın başkenti Roma’da ilk toplantısını yapan BM destekli 4+4 Komitesi’ne yönelik muhalefetinin, bu sürecin anayasal çerçeveleri aştığı gerekçesiyle ortaya çıktığını belirtti. Maazeb, bu girişimin Libya halkının zamanını daha da tüketerek başarısızlığa mahkûm olduğunu savunarak, bunun siyasi süreçte dışlanma korkusundan kaynaklanmadığını ifade etti.

Sadeq Institute Direktörü Enes el-Kamati yaptığı değerlendirmede, Dibeybe’nin başlangıçta mevcut ittifaklarından uzaklaşıp yalnızca Trablus’taki silahlı grupların desteğiyle Boulos girişimine yönelik itirazları bastırmayı planlamış olabileceğini, ancak bunun mümkün olmadığını fark ettiğini söyledi.

El-Kamati, özellikle Misrata kentindeki çeşitli aktörlerin ve Saddam Hafter’e yönelik reddin etkisiyle Dibeybe’nin kısa sürede dolaylı bir karşıtlık pozisyonu aldığını belirtti.

Buna karşılık siyasi analist Salah el-Bakkuş, Dibeybe’nin son haftalarda Menfi ile yaşadığı gerilim nedeniyle ciddi bir kayıp yaşamadığını savundu. Bakkuş, Menfi’nin sahadaki etkisinin sınırlı olduğunu ve iki ismin de 2021 başından bu yana yetki paylaşımı ve siyasi çekişmeler nedeniyle sık sık gerilim yaşadığını hatırlattı.

Bakkuş ayrıca, Dibeybe ile DYK arasında daha derin bir anlayış bulunduğunu ve 4+4 Komitesi kapsamında temsilcilerin belirlenmesinde DYK’ye resmen danışılması hâlinde gerilimin yönetilebileceğini ifade etti.

Bakkuş, Dibeybe’nin Boulos girişimini desteklediğine ya da buna açıkça yaklaştığına dair herhangi bir açıklama yapmadığını, bunun da tarafların süreci kendi lehine kullanmasını engellediğini belirtti.

Bakkuş’a göre, ABD’nin bu planı zorlaması durumunda Dibeybe, toplumdaki geniş karşıtlığı kendi pozisyonunu güçlendirmek için kullanabilirdi.

Son olarak Bakkuş, BM Libya Destek Misyonu’nun süreci Boulos girişimine yaklaşacak şekilde kademeli adımlarla ilerlettiğini, müzakerelerin ise Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK arasındaki karmaşık anlaşmazlıklardan uzak, sınırlı sayıda aktörle yürütülmeye başlandığını söyledi.

Libyalı siyasi aktivist Husam el-Kamati, Boulos’a atfedilen girişimin aslında ‘sokaktaki nabzı ölçmek ve BM uzmanlar komitesinin ülke genelindeki siyasi ve askeri isimleri kapsayan yolsuzluk şüphelerini ortaya koyan raporunu gölgelemek amacıyla gündeme getirildiğini’ savundu.

El-Kamati’ye göre Dibeybe, Amerikan girişimini reddederek ve ‘önce anayasa, ardından siyasi çözüm’ söylemini öne çıkararak sokak tepkisini yatıştırmaya çalıştı. Ayrıca Dibeybe’nin ‘askeri yönetimi reddetme’ vurgusu yaptığını belirten el-Kamati, buna karşın doğudaki etkili güçlerle ekonomik ilişkilerin perde arkasında sürdüğünü ve bunun BM uzmanlar komitesi raporlarında da işaret edildiğini ifade etti.

Açıklamasının sonunda el-Kamati, Dibeybe’nin Takala ve Menfi ile ilişkilerini onarmaya öncelik vermeyeceği kanaatinde olduğunu belirtti. Ona göre Dibeybe, Batı Libya’daki kendisine bağlı silahlı grupların desteğine ve doğudaki ekonomik temaslara dayanmayı sürdürüyor. Öte yandan, Libya’nın doğusundaki askeri güçlerin komutanı Halife Hafter, Boulos girişimine ve BM destekli 4+4 Komitesi aracılığıyla yürütülen çözüm sürecine daha olumlu yaklaşan taraflar arasında yer alıyor.


Hamas, ateşkes müzakerelerini geçici olarak askıya almayı değerlendiriyor

Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
TT

Hamas, ateşkes müzakerelerini geçici olarak askıya almayı değerlendiriyor

Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)
Gazze şehrindeki Filistinliler, çarşamba günü gerçekleşen İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hamas’ın baş müzakerecisinin oğlu Azzam el-Hayye’nin cenaze törenine katıldı, 7 Mayıs 2026. (Reuters)

Hamas’tan iki kaynak Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareketin liderliğinin müzakereleri geçici olarak askıya alma seçeneğini değerlendirdiğini bildirdi. Kaynaklardan biri, bu adımın gerekçesini ‘İsrail’in, Gazze Şeridi’nde her gün sürdürdüğü operasyonlarını durdurmaya yönelik herhangi bir adıma bağlı kalma konusunda ciddi davranmaması’ olarak ifade etti.

İsrail ile Hamas arasında geçtiğimiz ekim ayında uygulanmaya başlanan ateşkes anlaşmasına yönelik müzakereler ise yeni komplikasyonlarla karşı karşıya bulunuyor. İnsani yükümlülükleri içeren birinci aşama maddelerinin uygulanmasına ilişkin mekanizma konusunda anlaşma sağlanamazken, İsrail özellikle Gazze Şeridi’nin ‘silahsızlandırılması’ maddesini içeren ikinci aşamanın devreye alınması için baskı yapıyor.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren Filistinliler, 7 Mayıs 2026 (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda bulunan bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren Filistinliler, 7 Mayıs 2026 (AFP)

İsrail, arabulucuların, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un ve ABD Başkanı’nın danışmanı Jared Kushner ekibinden bir Amerikalı yetkilinin talebi üzerine sağlanan görece sakinliğin ardından son üç gün içinde Gazze Şeridi’nde suikast operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Hamas dün yaptığı açıklamada, Halil el-Hayye’nin oğlu Azzam el-Hayye’nin, çarşamba akşamı Gazze kentinde hedef alındığı İsrail saldırısında ağır yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini doğruladı. Saldırıda ayrıca, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın Şucaiyye mahallesindeki seçkin birliğinin saha komutanlarından Hamza eş-Şarbasi de öldürüldü.

Azzam el-Hayye (X)

Azzam el-Hayye (X)

İsrail’in dün öğleden sonra düzenlediği hava saldırılarında, Gazze kentinin batısındaki merkezin giriş kapısının hedef alınması sonucu Hamas’a bağlı İç Güvenlik Birimi’nden üç kişi yaşamını yitirdi.

Hamas tarafından yayımlanan açıklamada, ‘Azzam el-Hayye’nin hedef alınmasının, işgal güçlerinin Filistinli liderlerin ailelerini ve sivilleri hedef alma politikasının devamı olduğu’ belirtildi. Açıklamada, bunun ‘direnişin iradesini ve siyasi tutumunu terör, öldürme ve psikolojik baskı yoluyla etkilemeye yönelik başarısız girişimlerin parçası’ olduğu ifade edildi.

Hamas ayrıca, ‘Siyonist anlatıda saldırıya ilişkin ortaya çıkan çelişki ve karmaşanın, işgal hükümetinin yaşadığı büyük şaşkınlığı ortaya koyduğunu’ savundu. Açıklamada, söz konusu saldırının ‘işgal güçlerinin şartlarını dayatmada ve ilan ettiği hedeflere ulaşmada başarısız olmasının ardından, direniş liderliği ve müzakere heyeti üzerinde baskı kurma girişimi’ olduğu kaydedildi.

Azzam el-Hayye’nin vefatıyla birlikte Halil el-Hayye ayrı olaylarda dört oğlunu kaybetmiş oldu. Daha önce Azzam’ın ikiz kardeşi Hammam el-Hayye, Eylül 2025’te Doha’da babasını hedef alan bir saldırıda hayatını kaybetmişti.

Bu bir seçenek... bir cevap değil

Filistin toprakları dışında yaşayan Hamas kaynakları, hareketin müzakereleri askıya alma yönünde henüz nihai bir karar almadığını belirtti. Ancak kaynaklardan biri, “Arabulucuların, aralarında Mladenov ve ABD’nin de bulunduğu tarafların, İsrail’i günlük ihlallerini durdurmaya zorlamakta açık biçimde yetersiz kalması nedeniyle bu seçeneğin güçlü şekilde gündemde olduğunu” söyledi. Aynı kaynak, geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana yaklaşık bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini ifade etti.

Kaynaklar, ayrı ayrı yaptıkları değerlendirmelerde, müzakerelerin askıya alınmasının Halil el-Hayye’nin oğlunun öldürülmesine doğrudan bir yanıt olarak değerlendirilmesini reddetti. Her iki kaynak da bu seçeneğin daha önce müzakere heyetinin gündeminde bulunduğunu, ancak ‘arabulucuların talebi ve Filistinli gruplarla yapılan istişareler doğrultusunda ertelendiğini’ belirtti. Kaynaklardan biri, “Yoğun suikastların ve bu şekildeki öldürme operasyonlarının yeniden başlamasıyla konu tekrar masaya geldi” dedi.

Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda çöp yığınları arasında işe yarar malzeme arayan Filistinli çocuklar, 7 Mayıs 2026 (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda çöp yığınları arasında işe yarar malzeme arayan Filistinli çocuklar, 7 Mayıs 2026 (AFP)

Filistinli gruplardan kaynaklar, ‘her hâlükârda, Halil el-Hayye’nin oğlunun öldürülmesinin ardından en az üç günlük taziye ve yas süreci nedeniyle müzakere temaslarının fiilen askıya alınacağını’ belirtti.

Müzakerelerde ilerleme sağlandığına ilişkin daha önce yapılan ‘olumlu’ açıklamalara rağmen, Filistinli grupların, Mladenov’un geçtiğimiz salı günü İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından henüz bir yanıt almadığı ifade edildi.

Mladenov, geçtiğimiz hafta cuma günü Kahire’den ayrılarak, Mısır’ın Hamas ile yürüttüğü müzakerelerde varılan sonuçlara ilişkin İsrail’in yanıtını almak üzere Tel Aviv’e geçmişti. Netanyahu ile görüşen Mladenov, temasların ardından yaptığı açıklamada, “ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 maddelik planının uygulanmasını garanti altına alacak gelecekteki sürece ilişkin olumlu ve kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini” söyledi.

Mladenov’un yanıtı gecikti

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Mladenov çarşamba akşamı İsrail’den ayrılarak Dubai’deki ofisine geçti.

Gazze Şeridi’nde bulunan Hamas kaynaklarından biri, Mladenov’u ‘tarafsız olmak yerine İsrail’in şartlarıyla örtüşmekle’ suçladı. Kaynak, “Müzakere heyetinin Mladenov’dan veya toplantılara katılan bazı Amerikalı yetkililerden duyduğu ‘olumlu’ mesajların ardından, İsrail’e baskı yapılması ya da olumlu yanıtlar getirilmesi bekleniyordu. Ancak bu gerçekleşmedi” ifadelerini kullandı.

Mladenov ise İsrail merkezli i24NEWS kanalına verdiği röportajda, Barış Kurulu’nun tutumunu yineleyerek, Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve İsrail’in bölgeden çekilmesinin temel olarak tam silahsızlanmaya bağlı olduğunu söyledi. Mladenov ayrıca, Gazze dosyasının İran veya Lübnan’daki jeopolitik gelişmelerle ilişkilendirilmesi çağrılarını ‘iki milyon insanın trajik koşullarını görmezden gelen sorumsuzluk’ olarak nitelendirdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında Kudüs’te Mladenov ile el sıkışırken (EPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz ocak ayında Kudüs’te Mladenov ile el sıkışırken (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze Şeridi için hazırlanan ve İsrail ile Hamas’ın onay verdiği plan; İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, yeniden imar sürecinin başlamasını ve Hamas’ın silah bırakmasını öngörüyor. Ancak ‘silahsızlanma’ maddesi, planın uygulanması ve ateşkesin kalıcı hâle getirilmesine yönelik görüşmelerde temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Hamas’taki üst düzey kaynaklara göre hareket, Mladenov’a, İsrail’in birinci aşamaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeden ikinci aşamanın uygulanmasına yönelik ciddi müzakerelere girmeyeceğini bildirdi.


İsrail'in hava saldırısında Lübnan'ın güneyinde bir sağlık görevlisi öldü

İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
TT

İsrail'in hava saldırısında Lübnan'ın güneyinde bir sağlık görevlisi öldü

İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)
İsrail'in güney Lübnan'ı bombalamasının ardından yükselen dumanlar, 7 Mayıs 2026'da İsrail'in kuzeyindeki Yukarı Celile'de bulunan sınır ötesi bir noktadan görüntülendi (AFP)

Lübnan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, Raşaya el-Fuhar merkezi kadrosuna bağlı Hafız Ali Yahya isimli personelin, Raşaya- Keferşuba yolu üzerinde bir İsrail hava saldırısında hedef alınarak hayatını kaybettiği bildirildi.

Saha çatışmaları sürerken, Lübnan ile İsrail arasındaki ikili görüşmelerin çerçevesini belirlemek üzere ilk müzakere turunun önümüzdeki hafta Washington'da başlaması planlanıyor.

Lübnan'ın ABD'den, İsrail'in ateşkes anlaşmasına uyması için müdahale etmesini talep ettiği bu süreçte, müzakerelerin Lübnan'ın öne sürdüğü beş temel nokta üzerinden yürütülmesi bekleniyor.

Lübnan resmi kaynakları Şarku'l Avsat’a, gelecek hafta Washington'da yapılması planlanan toplantıya Lübnan müzakereler heyetinin başkanı Büyükelçi Simon Karam'ın katılacağını ve İsrail Başbakanı'nın danışmanı ve eski Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer'in de katılmasının beklendiğini bildirdi.

Bu görüşme, taraflar arasındaki en tartışmalı konuları çözüme kavuşturmak için oluşturulacak uzun vadeli bir çalışma çerçevesinin ilk adımı olma özelliğini taşıyor.