Libya Yahudileri ülkeye geri dönecek mi?

Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)
Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)
TT

Libya Yahudileri ülkeye geri dönecek mi?

Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)
Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)

Zayed Hediyye
Libya kamuoyu, Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame’nin, yardımcısı Stephanie Williams’ın katılımıyla Londra’da Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon ile görüşmesi dolayısıyla şaşkınlık yaşadı.
Bu, şaşırtıcı ve önemli bir haber değildi. Ancak Luzon’un, görüşme sonrasında ‘Selame’nin 65 yıldır yerinden edilmiş Libyalı Yahudi sınıfın, birkaç gün içerisinde başlayacak olan Cenevre siyasi diyaloğuna katılması sözü verdiğini’ belirtmesi şaşırtıcıydı.
Uluslararası tanınma
Libya Yahudiler Birliği Başkanı Luzon Facebook hesabından yaptığı açıklamada, “Sonunda… Libya’daki Yahudilerin resmi bir temsilcisi olan Libya Yahudileri Birliği’nin Libya'nın birliği ve barışı ile ilgili önümüzdeki süreçte yapılacak toplantılara resmi olarak katılımı uluslararası kabul görmüştür” ifadelerine yer verdi.
Luzon’un Selame ve yardımcısıyla görüşmesine ilişkin çok sayıda görüntü de yayınlarken, “Görüşmede, başta Libyalı Yahudi toplumu olmak üzere, ülkemizin genel olarak tanık olduğu acılar, insan ve toplumsal haklarını geri kazanma mücadelesi hakkında konuştuk” dedi.
Açlık grevi nedeniyle görüşme
Luzon’un, Yahudi cemaatinin Libya’ya geri dönme hakkına dair açıklamaları her zaman tartışma konusu oldu. Geçtiğimiz günlerde Rafael Luzon, Selame’nin, Libya’daki Yahudi azınlığın bir temsilcisi olarak Cenevre görüşmelerine katılım hususunda uzlaşı sağlamaması halinde açlık grevi düzenleme tehdidinde bulunmuştu.
Luzon’un çağrısına yanıt gelene ve Selame ile görüşme gerçekleşene kadar, sosyal medya organlarında “Luzon sana sesleniyor, Selame” başlıklı bir hashtag kampanyası başlatıldı.
Büyük ret ve bazı kabuller
Yayınlanmasından hemen sonra haber, Libya toplumu içerisinde büyük tartışmalara yol açtı. Medya organları aracılığıyla da çok sayıda eleştiri yapılırken, sokaklar da Gassan Selame’nin Libya Yahudi toplumuna ‘Cenevre diyaloğuna katılma’ taahhüdü üzerine ikiye bölündü.
Twitter üzerinden yapılan bir kamuoyu anketi de katılımcıların yüzde 81’inin ister Cenevre diyaloğu veya başka bir şey olsun, Yahudi toplumunu Libya denkleminde taraf olarak görmeyi kabul etmediklerini gösterdi.
Görünmez baskı
Çok sayıda Libyalı elit, Gassan Selame’nin, açlık grevi tehdidi nedeniyle Luzon ile görüştüğü iddiasını reddetti. Libyalı elitler, görünmez tarafların baskısı altında olan Selame’nin, Londra’ya seyahat etmek ve merkezinde Luzon ile görüşmek zorunda kaldığını ifade etti.
Bingazi’deki Libya parlamentosunda Milletvekili Abdusselam Nasiya, “Sayın Selame, evi yıkılan ve ailesi yerinden edilen bir göçmen Libyalı ile görüşecek mi? Ya da okula gitmesi yasaklanan ve arkadaşı öldürülen bir Libyalı çocukla görüşecek mi? Libya toplantılarına katılmak veya en azından dava açmak için vaatte bulunmak üzere onlarla bir araya gelecek mi? Yoksa bu taleplerin arkasında bir güce mi ihtiyaç var?” ifadelerini kullandı.
Libyalı gazeteci Ali Vahide, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon, Gassan Selame’ye, kendisini dinlemeyi reddettiği taktirde aleni bir tehditte bulundu. Fakat Selame’nin Luzon’un taleplerini yerine getirme hızı ve diğer Libyalı tarafların taleplerini görmezden gelmesi, durumun gerçekliğini yansıtıyor” ifadelerine yer verdi.
Libya Yahudilerinin tarihi
Tarihsel kaynaklar, Libya’ya gelen ve yerleşen Yahudiler için kesin bir tarihe yer vermiyor. Tarih kitapları, bazılarının İslami fetihler tarafından kendi topraklarında kökleştiği, bazılarının da Kuzey Afrika ülkelerine göç ettiği hususunda hem fikir. Bazı Yahudilerin de ünlü Ortaçağ Katolik Engizisyon’dan kaçmak için Endülüs’e sığındığı belirtiliyor.
Modern çağda Libya Yahudilerinin, geçen yüzyıldan başlayarak el-Hara isimli özel mahallelerde ikamet ettikleri biliniyor. Trablus şehri, Libyalı Yahudilerin çoğunun yerleştiği iki mahalle olan Büyük Mahalle ve Küçük Mahalle’yi, Bingazi de başka bir mahalleyi içeriyordu. Bu mahalleler, Zaviye’nin batısı, Zliten ve Msallata da dahil olmak üzere Yahudilerin bulunduğu tüm Libya şehirlerinde de mevcuttu.
Yahudi toplumu, 1948 ve 1967 yılları arasında farklı aşamalarda Arap- İsrail savaşlarının arka planında Libya’yı İtalya, İsrail ve diğer birçok ülke için terk etti.
Libya Devleti belgeleri, bilinen son Yahudi’nin 2002 yılında öldüğünü ve adının da Esmeralda Mağnagi olduğunu söylüyor. Sonuç olarak, Libya’da artık herhangi bir Yahudi yaşamıyor.
Libya belgeleri, resmi istatistiklerde belirtildiği gibi 1964 yılında Libya’daki Yahudi sayısının yaklaşık 38 binden fazla olmadığını gösteriyor. Marangozluk, gıda ve şarap hazırlama gibi el işçiliklerinde çalışan birkaç kişi haricinde çoğunluk tüccar, dükkan sahipleri ve ajans çalışanları konumunda olurken, aynı şekilde çoğunluk Trablus’ta yaşamaktaydı.
Kaynaklar, o dönemlerdeki Libya Yahudilerinin, Tunus, Mısır ve Fas’taki Yahudi topluluğu gibi okulları ve ibadet yerleriyle açık bir toplum olmadığını, aksine kendi içlerine kapalı olduğunu belirtiyor. Kaynaklar ayrıca, 1911 yılında İtalya’nın Libya işgalinin başlamasıyla birlikte, kendi okullarını ve ibadethanelerini inşa ettiklerini söylüyor.
Belgeler, Libya’dan ayrılma kararlarının, topluluk liderleri tarafından acele bir şekilde alındığını ortaya koydu. Zira o dönemde Libya hükümeti, onları sınır dışı etmedi. Topluluk lideri Lilo Arbib’in ilk resmi adımı, 17 Haziran 1967 tarihinde, Altı Gün Savaşı olarak bilinen, birçok devlet ve İsrail arasındaki savaşların ardından geldi. Arbib, dönemin Libya Başbakanına ‘ülkeden ayrılmak isteyen Yahudiler için seyahat izni verilmesini’ talep ettiği bir mektup gönderdi.
Hükümet, talebi hızla kabul etti ve Göç Dairesi faaliyet geçti. Seyahat belgeleri hazırlandı.
Öte yandan İsrail’de yayın yapan bir televizyon kanalı, Libya medya organları tarafından nakledilen ve Libyalı Yahudilerin liderlerinden biri olduğunu söyleyen Buqeita isimli bir kişi tarafından yayınlanan ‘Libya’dan Büyük Göçün Yıldönümü’ başlıklı 2017 yılına ait bir raporda, konuyu gündeme getirdi. Kanal, Kasım 1945 yılındaki gösterilerin, Libya’daki Müslümanlar ve Yahudiler arasında bir çatışmaya sahne olan ve Yahudilerin Libya’dan ayrılmasında belirleyici bir rol oynayan Balfour Deklarasyonu’nu protesto etmek amacıyla patlak verdiğini söyledi. Eylemcilerin sayılarının yaklaşık 50 bin olduğu belirtildi.
Kanal tarafından yayınlanan raporda, “Bu Libyalılar, 1967 savaşından sonra ülkeyi nihai şekilde terk ettiler” denildi. Rapora göre Buqeita ise, o dönemdeki Libyalı Yahudileri, ‘ekonomik açıdan en başarılı aktivistler arasında yer aldılar ve şu an ise en zengin Yahudiler arasında sayılıyorlar” dedi.
Tarih tekerrür etmez
Libya’daki el-Beyda Üniversitesi’nde Tarih Profesörü Ahmed el-Barasi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Libya’daki Yahudi toplumunun tarihine değindi. Barasi, “Libya’daki Yahudilerin tarihi, eskilere dayanıyor. Onların bu varlıkları Kuzey Afrika’dan başladı. Aynı şekilde iş dünyasındaki itibarları ve genel olarak ülke tarihi nedeniyle ülkede ekonomik faaliyetlerin genişletilmesinde ve geliştirilmesinde büyük rol oynadılar” ifadelerini kullandı.
Ahmed el-Barasi, “Ama gerçek şu ki, bazı durumlarda koşulları değiştirmek için tarihin kendisini tekrarlaması zordur” dedi.
Yahudilerin, Libya sahnesine geri dönmesinin şu anda kafa karıştırıcı ve faydadan çok zarar verici olduğunu söyleyen Barasi, “Ülkeden ayrıldıklarından daha büyük bir tepki bulacaklar. Yahudilerin şimdi ve belki de gelecekte Libya’ya dönmeleri zor, hatta imkansızdır. Zaman, bu noktayı atladı ve koşullar değişti. Geri dönüşü ise bir delilik haline getirdi” değerlendirmesinde bulundu.
Yahudiler ve Kaddafi
1967 yılında Yahudilerin ülkeden ayrılmasından bu yana geri dönüş meselesi, yüzlerine tamamen kapatıldı. Mesele, Kaddafi’nin ülke yönetiminde olduğu son 10 yılda açıldı. Zira Kaddafi, Irak’taki Saddam Hüseyin rejiminin 2003 yılında devrilmesi sonrasında kendisine uygulanan uluslararası tecridi kaldırma çabaları kapsamında Batı ile müzakere masasında Libyalı Yahudiler meselesini kullandı.
Kaddafi’nin Libya Yahudi topluluğuyla yakınlaşması ve iletişim adımları, gizlice başladı. Daha sonra bu adımlar, Kaddafi’yi Roma’da Libya kökenli Yahudi ailelerle bir araya getiren 2005 yılındaki Libya resmi televizyonu yayınında resmi bir şekilde ilan edildi.
Libya basın kaynakları, Selame ve Luzon görüşmesi sonrasında Libya asıllı Yahudilerle ilgili bazı belgeler yayınladı. 1960’lı yıllarda ve daha önce yaşanan karışıklık, İsrail’in Filistin’i işgali ve Yahudileri Libya’dan ayrılığa iten diğer sebeplerin bir sonucu olarak bu Yahudilerin ülkeden ayrıldığı ortaya koyuldu.
Üst düzey bir diplomatik kaynağa atfedilen bu belgeler, 2004 yılına dayanıyor. İtalya’daki Libya asıllı Yahudileri temsil eden Libya Yahudi Heyeti’nin kurulma raporlarını da içeriyor.
Bu heyet, Libya asıllı bir Yahudi olan Emmanuelle de Porto başkanlığında kuruldu. Kendisi, Yahudiler ve Libya’daki eski rejim arasındaki birincil müzakereciydi. Aynı şekilde Dünya Yahudi Kongresi ve Doğu Yahudileri Federasyonu tarafından da yetkilendirildi.
Belgede, Shalom Teshuba isimli Libya asıllı bir Yahudi, eski rejimi temsil etmekle görevli üst düzey bir komite ile görüşmek üzere Trablus’a ziyarette bulundu. O dönemde taraflar, tazminat ve geri dönüş mevzuları da dahil olmak üzere önemli meseleleri görüşüyorlardı.
Eski Libya Devleti, Libya’yı ziyaret eden Shalom Teshuba aracılığıyla diğer Libya Yahudilerini temsil eden bu Yahudi heyetiyle yaptığı görüşmelere dayanarak, bu meseleyle ilgili bazı dosyalar hazırlamıştı. O dönemde diğer Libyalı Yahudilere, Trablus Havalimanı’nı ziyaret etmeleri için kapı açıldı. Ayrıca bu konular hakkında konuşmak amacıyla Roma’da Teshuba ve Kaddafi arasında da bir toplantı düzenlendi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Libyalı kaynaklar, göç döneminde Libya’dan ayrılanların mülkleri hakkında Yahudi ailelere tazminat ödenmesi meselesine dikkati çekerken, söz konusu bu müzakerelerin akıbeti ise bilinmiyor.
Devrimden sonra
Yahudi toplumun Libya’ya geri dönüş meselesi, Şubat 2011 devriminin ardından ve Trablus’taki Kaddafi rejiminin devrilmesinden yalnızca iki ay sonra ortaya koyuldu.
1 Ekim 2011 tarihinde Libya asıllı Yahudi David Jerbi, 44 yıllık sürgünü sonrasında Trablus’a ziyarette bulundu. Libya’nın başkentindeki eski şehirde bulunan Bishi Yahudi Tapınağı’na gitti. Tapınağın dış girişini kapatan duvar yıkılmıştı.
Jerbi, o dönemde ‘Yahudilerin Libya toplumunun bir parçası olduğunu ve söz konusu tapınağın restorasyonunun Libya Yahudilerinin ülkeye dönmeleri için bir fırsat oluşturduğunu’ ifade etti.
Ancak ziyarette başlatılan büyük kampanya, Libya Yahudi Birliği Başkanı Raphael Luzon, Libya’ya dönen Yahudilerin sancağını taşıyarak 2014 yılında sahneye çıkmadan önce meselenin tamamen üzerini örtmüştü. O günden bu yana ise bu konu, Libyalılar arasında tartışmalar ve anlaşmazlıklar oluşturmaya devam etti.



Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.


Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
TT

Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)

Irak’ta bazı silahlı gruplar ve siyasi partiler, hükümete ülke genelindeki havalimanlarında İran uçuşlarına yönelik yasağı kaldırması için baskı yapıyor.

Irak hükümeti dün yaptığı açıklamada, Washington ile “tedavi, dini ziyaretler ve turistik amaçlı uçuşlara” izin verecek bir muafiyet elde etmek için görüşmeler yürüttüğünü duyurdu.

Öte yandan hükümet yetkilileri, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, “İki ülke arasındaki kara sınır kapıları hâlâ açık ve geçişler normal şekilde devam ediyor” dedi.

Nuceba grubu, yaptırımlara uyulmasını protesto etmek amacıyla destekçilerini havalimanlarında oturma eylemi düzenlemeye çağırmakla tehdit ederken, Asaib Ehl el-Hak Hareketi’nden bir yetkili ise kararın iptal edilmesi için parlamentonun toplanması çağrısında bulundu.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in dış ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti de İran uçaklarına Irak’taki havalimanlarının kapatılması kararını eleştirdi. Velayeti, uçuş yasağı kararına sessiz kalması nedeniyle Şii “Koordinasyon Çerçevesi”ni “içi boş” olmakla nitelendirdi.