Libya Yahudileri ülkeye geri dönecek mi?

Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)
Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)
TT

Libya Yahudileri ülkeye geri dönecek mi?

Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)
Gassan Selame ve Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon (Sosyal paylaşım siteleri)

Zayed Hediyye
Libya kamuoyu, Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame’nin, yardımcısı Stephanie Williams’ın katılımıyla Londra’da Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon ile görüşmesi dolayısıyla şaşkınlık yaşadı.
Bu, şaşırtıcı ve önemli bir haber değildi. Ancak Luzon’un, görüşme sonrasında ‘Selame’nin 65 yıldır yerinden edilmiş Libyalı Yahudi sınıfın, birkaç gün içerisinde başlayacak olan Cenevre siyasi diyaloğuna katılması sözü verdiğini’ belirtmesi şaşırtıcıydı.
Uluslararası tanınma
Libya Yahudiler Birliği Başkanı Luzon Facebook hesabından yaptığı açıklamada, “Sonunda… Libya’daki Yahudilerin resmi bir temsilcisi olan Libya Yahudileri Birliği’nin Libya'nın birliği ve barışı ile ilgili önümüzdeki süreçte yapılacak toplantılara resmi olarak katılımı uluslararası kabul görmüştür” ifadelerine yer verdi.
Luzon’un Selame ve yardımcısıyla görüşmesine ilişkin çok sayıda görüntü de yayınlarken, “Görüşmede, başta Libyalı Yahudi toplumu olmak üzere, ülkemizin genel olarak tanık olduğu acılar, insan ve toplumsal haklarını geri kazanma mücadelesi hakkında konuştuk” dedi.
Açlık grevi nedeniyle görüşme
Luzon’un, Yahudi cemaatinin Libya’ya geri dönme hakkına dair açıklamaları her zaman tartışma konusu oldu. Geçtiğimiz günlerde Rafael Luzon, Selame’nin, Libya’daki Yahudi azınlığın bir temsilcisi olarak Cenevre görüşmelerine katılım hususunda uzlaşı sağlamaması halinde açlık grevi düzenleme tehdidinde bulunmuştu.
Luzon’un çağrısına yanıt gelene ve Selame ile görüşme gerçekleşene kadar, sosyal medya organlarında “Luzon sana sesleniyor, Selame” başlıklı bir hashtag kampanyası başlatıldı.
Büyük ret ve bazı kabuller
Yayınlanmasından hemen sonra haber, Libya toplumu içerisinde büyük tartışmalara yol açtı. Medya organları aracılığıyla da çok sayıda eleştiri yapılırken, sokaklar da Gassan Selame’nin Libya Yahudi toplumuna ‘Cenevre diyaloğuna katılma’ taahhüdü üzerine ikiye bölündü.
Twitter üzerinden yapılan bir kamuoyu anketi de katılımcıların yüzde 81’inin ister Cenevre diyaloğu veya başka bir şey olsun, Yahudi toplumunu Libya denkleminde taraf olarak görmeyi kabul etmediklerini gösterdi.
Görünmez baskı
Çok sayıda Libyalı elit, Gassan Selame’nin, açlık grevi tehdidi nedeniyle Luzon ile görüştüğü iddiasını reddetti. Libyalı elitler, görünmez tarafların baskısı altında olan Selame’nin, Londra’ya seyahat etmek ve merkezinde Luzon ile görüşmek zorunda kaldığını ifade etti.
Bingazi’deki Libya parlamentosunda Milletvekili Abdusselam Nasiya, “Sayın Selame, evi yıkılan ve ailesi yerinden edilen bir göçmen Libyalı ile görüşecek mi? Ya da okula gitmesi yasaklanan ve arkadaşı öldürülen bir Libyalı çocukla görüşecek mi? Libya toplantılarına katılmak veya en azından dava açmak için vaatte bulunmak üzere onlarla bir araya gelecek mi? Yoksa bu taleplerin arkasında bir güce mi ihtiyaç var?” ifadelerini kullandı.
Libyalı gazeteci Ali Vahide, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Libya Yahudileri Birliği Başkanı Rafael Luzon, Gassan Selame’ye, kendisini dinlemeyi reddettiği taktirde aleni bir tehditte bulundu. Fakat Selame’nin Luzon’un taleplerini yerine getirme hızı ve diğer Libyalı tarafların taleplerini görmezden gelmesi, durumun gerçekliğini yansıtıyor” ifadelerine yer verdi.
Libya Yahudilerinin tarihi
Tarihsel kaynaklar, Libya’ya gelen ve yerleşen Yahudiler için kesin bir tarihe yer vermiyor. Tarih kitapları, bazılarının İslami fetihler tarafından kendi topraklarında kökleştiği, bazılarının da Kuzey Afrika ülkelerine göç ettiği hususunda hem fikir. Bazı Yahudilerin de ünlü Ortaçağ Katolik Engizisyon’dan kaçmak için Endülüs’e sığındığı belirtiliyor.
Modern çağda Libya Yahudilerinin, geçen yüzyıldan başlayarak el-Hara isimli özel mahallelerde ikamet ettikleri biliniyor. Trablus şehri, Libyalı Yahudilerin çoğunun yerleştiği iki mahalle olan Büyük Mahalle ve Küçük Mahalle’yi, Bingazi de başka bir mahalleyi içeriyordu. Bu mahalleler, Zaviye’nin batısı, Zliten ve Msallata da dahil olmak üzere Yahudilerin bulunduğu tüm Libya şehirlerinde de mevcuttu.
Yahudi toplumu, 1948 ve 1967 yılları arasında farklı aşamalarda Arap- İsrail savaşlarının arka planında Libya’yı İtalya, İsrail ve diğer birçok ülke için terk etti.
Libya Devleti belgeleri, bilinen son Yahudi’nin 2002 yılında öldüğünü ve adının da Esmeralda Mağnagi olduğunu söylüyor. Sonuç olarak, Libya’da artık herhangi bir Yahudi yaşamıyor.
Libya belgeleri, resmi istatistiklerde belirtildiği gibi 1964 yılında Libya’daki Yahudi sayısının yaklaşık 38 binden fazla olmadığını gösteriyor. Marangozluk, gıda ve şarap hazırlama gibi el işçiliklerinde çalışan birkaç kişi haricinde çoğunluk tüccar, dükkan sahipleri ve ajans çalışanları konumunda olurken, aynı şekilde çoğunluk Trablus’ta yaşamaktaydı.
Kaynaklar, o dönemlerdeki Libya Yahudilerinin, Tunus, Mısır ve Fas’taki Yahudi topluluğu gibi okulları ve ibadet yerleriyle açık bir toplum olmadığını, aksine kendi içlerine kapalı olduğunu belirtiyor. Kaynaklar ayrıca, 1911 yılında İtalya’nın Libya işgalinin başlamasıyla birlikte, kendi okullarını ve ibadethanelerini inşa ettiklerini söylüyor.
Belgeler, Libya’dan ayrılma kararlarının, topluluk liderleri tarafından acele bir şekilde alındığını ortaya koydu. Zira o dönemde Libya hükümeti, onları sınır dışı etmedi. Topluluk lideri Lilo Arbib’in ilk resmi adımı, 17 Haziran 1967 tarihinde, Altı Gün Savaşı olarak bilinen, birçok devlet ve İsrail arasındaki savaşların ardından geldi. Arbib, dönemin Libya Başbakanına ‘ülkeden ayrılmak isteyen Yahudiler için seyahat izni verilmesini’ talep ettiği bir mektup gönderdi.
Hükümet, talebi hızla kabul etti ve Göç Dairesi faaliyet geçti. Seyahat belgeleri hazırlandı.
Öte yandan İsrail’de yayın yapan bir televizyon kanalı, Libya medya organları tarafından nakledilen ve Libyalı Yahudilerin liderlerinden biri olduğunu söyleyen Buqeita isimli bir kişi tarafından yayınlanan ‘Libya’dan Büyük Göçün Yıldönümü’ başlıklı 2017 yılına ait bir raporda, konuyu gündeme getirdi. Kanal, Kasım 1945 yılındaki gösterilerin, Libya’daki Müslümanlar ve Yahudiler arasında bir çatışmaya sahne olan ve Yahudilerin Libya’dan ayrılmasında belirleyici bir rol oynayan Balfour Deklarasyonu’nu protesto etmek amacıyla patlak verdiğini söyledi. Eylemcilerin sayılarının yaklaşık 50 bin olduğu belirtildi.
Kanal tarafından yayınlanan raporda, “Bu Libyalılar, 1967 savaşından sonra ülkeyi nihai şekilde terk ettiler” denildi. Rapora göre Buqeita ise, o dönemdeki Libyalı Yahudileri, ‘ekonomik açıdan en başarılı aktivistler arasında yer aldılar ve şu an ise en zengin Yahudiler arasında sayılıyorlar” dedi.
Tarih tekerrür etmez
Libya’daki el-Beyda Üniversitesi’nde Tarih Profesörü Ahmed el-Barasi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Libya’daki Yahudi toplumunun tarihine değindi. Barasi, “Libya’daki Yahudilerin tarihi, eskilere dayanıyor. Onların bu varlıkları Kuzey Afrika’dan başladı. Aynı şekilde iş dünyasındaki itibarları ve genel olarak ülke tarihi nedeniyle ülkede ekonomik faaliyetlerin genişletilmesinde ve geliştirilmesinde büyük rol oynadılar” ifadelerini kullandı.
Ahmed el-Barasi, “Ama gerçek şu ki, bazı durumlarda koşulları değiştirmek için tarihin kendisini tekrarlaması zordur” dedi.
Yahudilerin, Libya sahnesine geri dönmesinin şu anda kafa karıştırıcı ve faydadan çok zarar verici olduğunu söyleyen Barasi, “Ülkeden ayrıldıklarından daha büyük bir tepki bulacaklar. Yahudilerin şimdi ve belki de gelecekte Libya’ya dönmeleri zor, hatta imkansızdır. Zaman, bu noktayı atladı ve koşullar değişti. Geri dönüşü ise bir delilik haline getirdi” değerlendirmesinde bulundu.
Yahudiler ve Kaddafi
1967 yılında Yahudilerin ülkeden ayrılmasından bu yana geri dönüş meselesi, yüzlerine tamamen kapatıldı. Mesele, Kaddafi’nin ülke yönetiminde olduğu son 10 yılda açıldı. Zira Kaddafi, Irak’taki Saddam Hüseyin rejiminin 2003 yılında devrilmesi sonrasında kendisine uygulanan uluslararası tecridi kaldırma çabaları kapsamında Batı ile müzakere masasında Libyalı Yahudiler meselesini kullandı.
Kaddafi’nin Libya Yahudi topluluğuyla yakınlaşması ve iletişim adımları, gizlice başladı. Daha sonra bu adımlar, Kaddafi’yi Roma’da Libya kökenli Yahudi ailelerle bir araya getiren 2005 yılındaki Libya resmi televizyonu yayınında resmi bir şekilde ilan edildi.
Libya basın kaynakları, Selame ve Luzon görüşmesi sonrasında Libya asıllı Yahudilerle ilgili bazı belgeler yayınladı. 1960’lı yıllarda ve daha önce yaşanan karışıklık, İsrail’in Filistin’i işgali ve Yahudileri Libya’dan ayrılığa iten diğer sebeplerin bir sonucu olarak bu Yahudilerin ülkeden ayrıldığı ortaya koyuldu.
Üst düzey bir diplomatik kaynağa atfedilen bu belgeler, 2004 yılına dayanıyor. İtalya’daki Libya asıllı Yahudileri temsil eden Libya Yahudi Heyeti’nin kurulma raporlarını da içeriyor.
Bu heyet, Libya asıllı bir Yahudi olan Emmanuelle de Porto başkanlığında kuruldu. Kendisi, Yahudiler ve Libya’daki eski rejim arasındaki birincil müzakereciydi. Aynı şekilde Dünya Yahudi Kongresi ve Doğu Yahudileri Federasyonu tarafından da yetkilendirildi.
Belgede, Shalom Teshuba isimli Libya asıllı bir Yahudi, eski rejimi temsil etmekle görevli üst düzey bir komite ile görüşmek üzere Trablus’a ziyarette bulundu. O dönemde taraflar, tazminat ve geri dönüş mevzuları da dahil olmak üzere önemli meseleleri görüşüyorlardı.
Eski Libya Devleti, Libya’yı ziyaret eden Shalom Teshuba aracılığıyla diğer Libya Yahudilerini temsil eden bu Yahudi heyetiyle yaptığı görüşmelere dayanarak, bu meseleyle ilgili bazı dosyalar hazırlamıştı. O dönemde diğer Libyalı Yahudilere, Trablus Havalimanı’nı ziyaret etmeleri için kapı açıldı. Ayrıca bu konular hakkında konuşmak amacıyla Roma’da Teshuba ve Kaddafi arasında da bir toplantı düzenlendi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Libyalı kaynaklar, göç döneminde Libya’dan ayrılanların mülkleri hakkında Yahudi ailelere tazminat ödenmesi meselesine dikkati çekerken, söz konusu bu müzakerelerin akıbeti ise bilinmiyor.
Devrimden sonra
Yahudi toplumun Libya’ya geri dönüş meselesi, Şubat 2011 devriminin ardından ve Trablus’taki Kaddafi rejiminin devrilmesinden yalnızca iki ay sonra ortaya koyuldu.
1 Ekim 2011 tarihinde Libya asıllı Yahudi David Jerbi, 44 yıllık sürgünü sonrasında Trablus’a ziyarette bulundu. Libya’nın başkentindeki eski şehirde bulunan Bishi Yahudi Tapınağı’na gitti. Tapınağın dış girişini kapatan duvar yıkılmıştı.
Jerbi, o dönemde ‘Yahudilerin Libya toplumunun bir parçası olduğunu ve söz konusu tapınağın restorasyonunun Libya Yahudilerinin ülkeye dönmeleri için bir fırsat oluşturduğunu’ ifade etti.
Ancak ziyarette başlatılan büyük kampanya, Libya Yahudi Birliği Başkanı Raphael Luzon, Libya’ya dönen Yahudilerin sancağını taşıyarak 2014 yılında sahneye çıkmadan önce meselenin tamamen üzerini örtmüştü. O günden bu yana ise bu konu, Libyalılar arasında tartışmalar ve anlaşmazlıklar oluşturmaya devam etti.



Yemen Başkanlık Konseyi, egemenlik kararını korumak için el-Bahsani'ye karşı önlem alacağını açıkladı

Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi, egemenlik kararını korumak için el-Bahsani'ye karşı önlem alacağını açıkladı

Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ferec el-Bahsani’nin Şarku’l Avsat ile yaptığı önceki bir röportajdan (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Yemen Başkanlık Konseyi’nden bir kaynak, Başkanlık Konseyi üyesi Ferec el-Bahsani’nin son açıklamalarını şaşkınlıkla karşıladıklarını belirterek, Bahsani’nin Konsey liderliğince alınan egemen nitelikteki kararlara karşı çıkmasına tepki gösterdi. Kaynak, bu kararların başında, Riyad Anlaşması ve Yetki Devri Bildirgesi’nde öngörüldüğü üzere, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin Savunma ve İçişleri bakanlıkları çatısı altında birleştirilmesinin geldiğini vurguladı.

Resmî açıklamada, söz konusu ifadelerin Başkanlık Konseyi Başkanı ve üyelerinin yemin ettikleri kolektif sorumluluk ilkesinden açık bir sapma anlamına geldiği, geçiş dönemini düzenleyen referanslarla ve Konseyin askeri ve güvenlik dosyalarını yönetme konusundaki anayasal yetkileriyle çeliştiği kaydedildi. Açıklamada, bu yetkilerin devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi, münhasır yetkilerine yönelik müdahalelerin önlenmesi ve mevcut meydan okumalar karşısında devlet otoritesinin pekiştirilmesi açısından hayati önem taşıdığı ifade edildi.

Kaynak ayrıca, Suudi Arabistan’ın güney diyaloğuna yönelik himaye çabalarının sorgulanmasının ve bu diyaloğun uzlaşıyla belirlenen himaye çerçevesi dışına taşınması çağrılarının olumsuz mesajlar içerdiğini belirtti. Bu tutumun ne tansiyonun düşürülmesine katkı sunduğu ne de Başkanlık Konseyi’nin defalarca vurguladığı üzere ulusal, kapsayıcı bir çerçeve içinde adil ve kapsamlı biçimde ele alınması gereken Güney meselesinin çıkarlarına hizmet ettiği bildirildi.

zxsdefrt
Aden şehrindeki Merkez Bankası genel merkezinin dışında devriye gezen Yemen hükümet güçlerine bağlı bir asker (EPA)

Kaynak, bu tutumların önceki bir bağlamdan bağımsız olmadığını da vurguladı. Kaynak, el-Bahsani’nin daha önce de birden fazla kez Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde isyan ve tek taraflı adımlara yönelik destekleyici ya da müsamahakâr tutumlar sergilediğini ifade etti. Ayrıca el-Bahsani’nin, devletten ve ulusal kurumlarından yana tavır alan bazı ofis çalışanlarını görevden aldığına dikkat çekerek, bu yaklaşımın Başkanlık Konseyi üyeliğine yüklenen egemen nitelikteki görevler ve anayasal sorumluluklarla bağdaşmadığını kaydetti.

Kararlı davranmak

Kaynak, Başkanlık Konseyi’nin bu uygulamalarla ulusal sorumluluğun gerektirdiği şekilde, anayasa ve geçiş dönemini düzenleyen referanslar çerçevesinde hareket edeceğini vurguladı. Açıklamada, egemen karar alma birliğinin korunması, ulusal mutabakata zarar verebilecek ya da güvenlik ve istikrarın yeniden tesisine yönelik çabaları zayıflatabilecek her türlü adımın önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınacağı belirtildi.

Kaynak ayrıca, mevcut aşamanın dar hesaplardan uzak, ülkenin karşı karşıya bulunduğu varoluşsal zorluklarla uyumlu, sorumlu bir siyasi dil ve tutum gerektirdiğini kaydederek, yalnızca devletin ve kapsayıcı ulusal projesinin karşıtlarına hizmet eden muğlak mesajlardan kaçınılması gerektiğinin altını çizdi.

Yemen Başkanlık Konseyi daha önce de Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE), Başkanlık Konseyi üyesi Ferec el-Bahsani’nin topraklarından ayrılarak Riyad’a gitmesine izin verilmesini talep etmişti. Açıklamada, el-Bahsani’nin Konsey liderliğiyle birlikte çalışması ve Suudi Arabistan’ın himayesinde Yemen’deki durumu ele almaya yönelik çabalara katılması gerektiği, bunun da mevcut belirsizlik ve kafa karışıklıklarının giderilmesine katkı sağlayacağı ifade edilmişti.

Başkanlık Konseyi, sorumlu bir kaynak aracılığıyla, Başkanlık Konseyi üyeliğinin bireysel hesaplara ya da devlet çerçevesi dışındaki değerlendirmelere tabi tutulamayacak, üst düzey bir anayasal sorumluluk olduğunun altını çizdi. Açıklamada, ulusal mücadelenin, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların sona erdirilmesi için en yüksek düzeyde birlik ve uyum gerektirdiği vurgulandı.


Sudan ordusu ile HDK arasında şiddetli çatışmalar

Sudan Kızılhaçı üyeleri pazar günü Hartum’daki yerel bir mezarlıkta savaş kurbanlarını yeniden gömdü (AP)
Sudan Kızılhaçı üyeleri pazar günü Hartum’daki yerel bir mezarlıkta savaş kurbanlarını yeniden gömdü (AP)
TT

Sudan ordusu ile HDK arasında şiddetli çatışmalar

Sudan Kızılhaçı üyeleri pazar günü Hartum’daki yerel bir mezarlıkta savaş kurbanlarını yeniden gömdü (AP)
Sudan Kızılhaçı üyeleri pazar günü Hartum’daki yerel bir mezarlıkta savaş kurbanlarını yeniden gömdü (AP)

Sudan ordusu ile HDK arasında devam eden savaşta, Sennar eyaletinin Senga kentinde ve Mavi Nil eyaletinin Yabus beldesinde hem askerlerden hem de sivillerden onlara ölü ve yaralı olduğu bildirilirken, iki gün boyunca insansız hava araçlarının (İHA) da dahil olduğu çatışmalar yaşandı.

Görgü tanıkları, HDK'ya ait İHA’ların pazartesi sabahı Senga'yı bombaladığını ve ordunun 17. Piyade Tümeni karargahını hedef aldığını söyledi.

Görgü tanıklarının ifadesine göre 17. Piyade Tümeni karargahında yapılan bir toplantı sırasında gerçekleşen saldırıda askeri personelden ve sivillerden çok sayıda kişi öldürdü. Sennar Eyaleti Sağlık Bakanı İbrahim el-İvad, Ultra Sudan platformunda yayınlanan açıklamalarında 17 kişinin öldüğünü ve 13 kişinin yaralandığını söyledi, ancak ölen ve yaralananların kimler olduğuna değinmedi.

Sennar Hükümeti Sözcüsü Adem Abdullah, olayın önemini küçümseyerek, bir İHA’nın şehri hedef aldığını ve saha savunma sistemleri tarafından durdurulduğunu, sayımı devam eden sivillerin kayıplarının ise saha savunma sistemlerinin İHA’ya verdiği tepki sonucu meydana geldiğini söyledi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Malik Agar'a bağlı Mavi Nil Halk Hareketi, HDK'nın yaydığı ‘kötü niyetli söylentilere kanılmaması’ çağrısında bulunan bir açıklama yayınladı, ancak tam olarak ne olduğu konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.

Sudan ordusu henüz bir açıklama yapmazken ordu yanlısı platformlar, HDK'nın insansız hava araçlarının şehirdeki ordu kışlalarını ve sivilleri hedef aldığını bildirdi. Tanıklar ise 17. Piyade Tümeni'nin toplantı yeri yakınlarındaki bir okulun İHA’larla vurulduğunu söyledi.

Görgü tanıkları, saldırının Sennar, El Cezire, Beyaz Nil ve Mavi Nil merkez eyaletlerinin valilerinin tümen karargahında yaptıkları toplantı sırasında gerçekleştiğini söylediler, ancak bu bilgi henüz doğrulanamadı.

xcdfgth
Pazar günü Hartum'daki bir mezarlıkta savaş kurbanlarının bulunduğu çantaları inceleyen Sudanlılar (AP)

Beyaz Nil Valisi, aralarında protokol müdürü ve bir korumasının da olduğu bazı yardımcılarının öldüğünü açıkladı.

Orduya yakınlığıyla bilinen gazeteci Mazmul Ebu el-Kasım, Facebook'ta, stratejik bir İHA saldırısının Sennar eyaletindeki Senga kentinde bulunan 17. Piyade Tümeni karargahını dört füzeyle hedef aldığını söyledi.

HDK komutanlarından Paşa Tabik, Facebook sayfasında yaptığı bir paylaşımda 17. Tümen karargahında yaşananları ‘geçici bir olay” olarak nitelendirdi. Tabik, saldırıya ilişkin daha fazla bilgi vermedi.

Tabik, Sennar'da yaşananların, ‘Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, ordu komutanları ve onların arkasındaki İslamcı hareket ve savaşın devam etmesi gerektiğini savunanlara yönelik doğrudan bir mesaj’ olduğunu söyledi.

Çeşitli savaş bölgelerinde benzer operasyonların devam edeceğini söyleyen Tabik, “Gelecekte yaşananlar daha şiddetli, daha acı ve daha ıstırap verici olacak” dedi.

Öte yandan Sudan ordusundan dün yapılan açıklamada, Senga ve Yabus'taki olaylara değinilmeden ordu güçlerinin son 72 saat içinde Kordofan, Darfur ve Mavi Nil bölgelerindeki savaş alanlarında HDK’ya ait 107 askeri aracı ve bazı yakıt ve mühimmat depolarını imha ettiği, onlarca HDK üyesini öldürdüğü ve yaraladığı belirtildi.

Abdulaziz el-Hılu liderliğindeki HDK’nın müttefiki olan silahlı grup Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) ise yaptığı açıklamada, ordunun bir savaş uçağının pazar günü Mavi Nil eyaletindeki Yabus beldesini bombaladığını, bu saldırıda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 93 sivilin öldüğünü ve 32 kişinin yaralandığını bildirdi.

Sudan ordusu olayla ilgili yorum yapmasa da orduya bağlı platformlar, Sudan'ın Etiyopya sınırına yakın Yabus beldesindeki HDK mevzilerine hava saldırıları düzenlediğini, onlarca askeri aracın imha edildiğini ve HDK’ya ağır kayıplar verdirildiğini bildirdi.

Bu platformlara göre Sudan ordusu, 15 Nisan 2023'te savaşın başlamasından bu yana HDK’nın Etiyopya sınırındaki mevzilerini ilk kez hedef aldı.

Bununla birlikte İslamcı çizgideki Sudan Doktorlar Ağı tarafından yapılan açıklamada, dün Güney Kordofan eyaletinin Habila bölgesindeki Kartala beldesinde bir HDK konvoyunun bombalanması sonucu beş kişinin öldüğü ve bazı kişilerin de yaralandığı ifade edildi.

Dilling ve Kadugli şehirlerindeki kuşatmayı kırmak amacıyla geçici olarak kontrolünü ele geçirdikten sonra geçtiğimiz hafta Habila şehrinin kontrolünü kaybeden ordu güçleri Kartala beldesinden çekilmişti.


İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
TT

İsrailli yetkililer Gazze'yi işgal etme planı öneriyor: Nükleer bomba atmayı teklif ettiler

Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)
Aşırılıkçı yerleşimciler, Şubat 2024'te Gazze'ye geçerek bir karakol kurmaya çalıştı (DPA)

Üç bakan ve iktidar koalisyonundaki yaklaşık 10 milletvekilinin girişimiyle, dün Knesset'te (İsrail parlamentosu) “Gazze - Ertesi Gün” başlıklı bir konferans düzenlendi. Şeridin Geleceği için Siyasi Plan Yerleşim liderleri ve yüzlerce konuk konferansa katıldı ve konferans sırasında, Yahudilerin tarihi hakkı olduğunu iddia ederek oraya geri dönüp yerleşmeyi müzakere ettiler.

Konferans, Parlamento Anayasa ve Adalet Komitesi Başkanı Simcha Rotman'ın girişimiyle, Yerleşim Bakanı Orit Strock, Yahudi Mirası Bakanı Amichai Eliyahu ve Diaspora İşleri Bakanı'nın katılımıyla gerçekleşti. Bu isimlerin tamamı, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonist bloktan ve Likud'dan Avichai Shekli de konferansa katıldı. Konferansta, Gazze çevresinde yaşanan siyasi olaylarla ilgilenmediklerini, bununla ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşı sona erdirme planını kastettiklerini açıkladılar.

Gazze Şeridi'nin işgalini savunanlar, “Gazze Şeridi için tek gerçekçi planın İsrail'in burayı tamamen kontrol altına alması ve yerleşim yerlerini yeniden inşa etmesi olduğunu” iddia ediyorlar. Gazze'deki her binayı ve ev kalıntısını yerle bir eden ordunun mevcut operasyonlarını, kendi faaliyetleri için bir teşvik olarak görüyorlar.

Strook konuşmasında, “Mesele tek bir şeyle ilgili: topraklarımız üzerindeki hakkımızı tanıyıp tanımadığımız” dedi ve ekledi: “Kendimize şunu sormalıyız: Başbakanımız Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı'na Gazze'nin bizim olduğunu söyledi mi?” Rotman ise şöyle dedi: “Savaştan öğrendiğimiz en önemli şey, her şeyin Netanyahu ile ilgili olmadığıdır. Ona toplumsal baskı uygulamalıyız.”

cdfgth
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Savaşın başında Gazze'ye nükleer bomba atılması çağrısında bulunmasıyla bilinen Bakan Eliyahu, "Bu konferans, hükümet üzerinde kaçınılmaz olarak etki yaratacak ve istenen sonuçları elde edecek güçlü bir kamuoyu baskısının başlangıcıdır" ifadelerini kullandı.

Ona göre, “Gazze'deki gelişmeler, Amerikalıların (Hamas'ın) kendilerine karşı dürüst olmadığını ve iktidarı veya silahlarını bırakmak istemediğini keşfedeceklerini gösteriyor. Bu nedenle İsrail, Gazze'nin kontrolünü ele geçirmeye hazırlanmalı, ancak bu sefer sadece savaşı askeri olarak çözmekle kalmayıp, yerleşimcilerin haklarını geri vermeli ve onları Gazze'deki Gush Katif'e geri döndürmelidir.”

Bakan Shekli, “İsrail'in bu savaşta evlatlarının kanıyla elde ettiği kazanımlar, yüzeysel siyasi anlayışlarla heba edilmemeli, aksine yerleşimcilik gibi büyük bir Siyonist eylemle taçlandırılmalıdır. Bunun başlangıcının, bugün tamamen İsrail'in kontrolünde olan Kuzey Gazze Şeridi'nde olması gerektiğini" belirtti.

vfevfe
İsrailli yerleşimciler, Ağustos 2005'te Gazze'deki Netzarim yerleşiminden ayrılırken yürüyüş yapıyorlar (AP)

Bakan Yardımcısı Almog Cohen, konferansın başlığına itiraz ederek şunları söyledi: “Gazze'den sonraki günü istemiyorum. Şimdi gereken düşmanın ortadan kaldırılmasıdır. Öfkem henüz dinmedi ve sönmedi. Düşmandan daha fazla kan dökülmesini istiyorum (...) Araplar toprak kaybetmeli ki onları yendiğimizi anlasınlar.”

Bu yerleşim faaliyetinin, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki İsrail yerleşim projelerinin yoğunlaştığı ve İsrail ordusunun himayesinde yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarının arttığı bir dönemde gerçekleştiği unutulmamalıdır.

Son günlerde, Eriha yakınlarındaki Ras Ein el-Auja'da evlerinin yakınlarına bir karakol kurulmasının ardından 100'den fazla vatandaş evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Şarku’l Avsat Haaretz'den aktardığına göre güvenlik yetkilileri, ordunun 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik bin 720 yerleşimci saldırısı kaydettiğini; geçen yıl ise 845 olayın kaydedildiğini, bu olaylarda 200 kişinin yaralandığını ve 4 kişinin öldüğünü söyledi.

40 binden fazla konutun inşası onaylandı, 69 yerleşim yeri kuruldu ve mevcut yerleşim yerlerinin alanları iki katına çıkarılarak genişletildi.

İsrail hükümeti, bir bölgedeki çatışmayı körükleyerek başka bir bölgedeki faaliyetlerden dikkati dağıtmak gibi bilinen bir yöntemi izliyor; örneğin, Gazze savaşı sırasında Batı Şeria'da yerleşim genişletme ve yerinden etme operasyonları yürüttü. Bunun tam tersi de geçerli.