Koronavirüsü teşhis yönteminin değiştirilmesinin ardından vaka ve ölüm sayısında artış yaşanıyor

Koronavirüsü teşhis yönteminin değiştirilmesinin ardından vaka ve ölüm sayısında artış yaşanıyor
TT

Koronavirüsü teşhis yönteminin değiştirilmesinin ardından vaka ve ölüm sayısında artış yaşanıyor

Koronavirüsü teşhis yönteminin değiştirilmesinin ardından vaka ve ölüm sayısında artış yaşanıyor

Pekin yönetimi dün 15 binden fazla koronavirüs vakası kaydedildiğini açıkladı. Vakaların belirlenmesinde uygulanan yeni bir yöntem ile ortaya çıkan bu yeni rekor veri ile toplam vaka sayısı 60 binin üzerine çıktı.
Ulusal Sağlık Komisyonu’ndan yapılan açıklamada da salgın nedeniyle 254 kişinin daha öldüğü ve böylece toplam bilançonun bin 367’ye yükseldiği bildirildi. Bu sayıda ölüm vakasının bir gün içinde yaşanmasının virüsün Wuhan’da ortaya çıkmasından bu yana bir ilk olduğu belirtildi.
Vaka sayısındaki artış ne anlama geliyor?
AFP’nin haberine göre bu artış, vakaların teşhisinde yeni bir yola gidilmesinden, Çinli yetkililerin vakaları “klinik olarak teşhis edilmiş” saymasından kaynaklanıyor. Diğer bir deyişle, akciğer röntgeni teşhis için yeterli görülüyor ve DNA testine gerek duyulmuyor
Kobe Üniversitesi Profesörü ve bulaşıcı hastalıklar uzmanı Kentaro Iwata “Yetkililer, mümkün olan en kısa sürede hastalara tedavi sağlamak için bu yeni yöntemi seçti. Bu makul bir çözümdür” açıklamasında bulundu. Aynı şekilde Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde Çin dosyasında uzman olarak görev yapan Profesör Yun Jiang da bu görüşü desteklediğini, yeni yaklaşımın ‘pratik bir önlem’ olduğunu kaydetti. Yun Jiang, “Sayının siyasi amaçlar için tahrif edildiğini düşünmüyorum. Ancak muhtemelen doğru değiller” ifadesini kullandı.
Çin’de siyasi eleme
Pekin, yeni teşhis yönteminin hayata geçirilmesiyle Hubei eyaletindeki Çin Komünist Partisi üst düzey yetkilisini görevden alarak yerine başkan Şi Cinping’e yakın olan Şanghay Belediye Başkanı Ying Yong’u getirdi. Aynı zamanda Wuhan’daki Komunist Parti yetkilisi Ma Guoqiang de görevden alındı.
Söz konusu görevden almalar, kamuoyunun öfkesinin ardından geldi. Zirâ çok sayıda vatandaş yerel yetkilileri, ilk vakanın teşhis edilmesinin ardından çok yavaş hareket etmekle suçluyor. Vatandaşlardaki bu hoşnutsuzluk, virüse ilk dikkat çeken doktor lan 34 yaşındaki Li Wenliang’ın virüse bağlı ölümünün ardından öfkeye dönüştü. Emniyet güçleri, ‘söylenti’ yaydığı gerekçesiyle Li Wenliang’ı uyarmıştı.
Dün açıklanan rakamlar, çarşamba günü yayınlananlardan oldukça farklı görünüyor. Zirâ Çin, son iki haftaya bakılırsa vaka sayısında azalma olduğuna işaret etmiş, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de durumun ‘olumlu gidişatına’ dikkat çekmişti.
Ancak Dünya Sağlı Örgütü, (WHO) Cenevre’deki toplantısında daha ciddi bir uyarıda bulundu. WHO’ya bağlı Acil Sağlık Programları Direktörü Mike Ryan, “Bugün bir salgının başında, ortasında ya da sonunda olduğumuzu kestirmek için henüz çok erken olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Ryan, WHO’nun özel ekibini virüsün merkezi Wuhan’da araştırma yapmak için Çin’e yollayacağı bilgisini verdi. WHO aynı zamanda vaka kayıtları güncellemeleriyle ilgili ‘daha şeffaf’ veriler sağlama çağrısında bulundu.
Gemi laneti
Mike Ryan, WHO’nun Covid-19 adını verdiği virüsün bağlı olduğu vakalarda Çin ve Diamond Princess gemisi haricinde ciddi bir artış görülmediğini belirtti.
Japonya’nın Yokohama Limanı’na demirleyen Diamond Princess gemisinde 44 vakanın daha kaydedilmesiyle toplam sayı 219’a çıktı. Yetkililer, gemide yaşça büyük olanların bugün inmelerine izin verileceğini aktardı.
Korona sebebiyle 10 gündür hiçbir liman tarafından kabul edilmeyen kruvaziyer MS Westerdam ise dün Kamboçya’da kabul gördü. Gemide herhangi bir vakaya rastlanmadığı belirtiliyor.
Japonya’da virüse bağlı ilk ölüm
Çin dışında Hong Kong, Filipinler ve Japonya'da virüse bağlı üç ölüm yaşandı. Japonya Sağlık Bakanı Katsunobu Kato dün, koronavirüse yakalanan bir kadının öldüğünü ancak ölüm nedeninin virüs olup olmadığının henüz netleşmediğini açıkladı.
Vietnam'da on binlerce kişi karantinada
Vietnamlı iki yetkili tarafından dün Reuters’a yapılan açıklamada başkent Hanoi yakınlarında yaklaşık on bin nüfuslu bir kırsal yerleşim yerinin salgın korkusuyla 20 gün süreyle karantina altına alındığı bildirildi.
Vietnam’da aralarında üç aylık bir bebeğin de olduğu toplam 16 virüs vakasından 11’i Hanoi’den yaklaşık 44 kilometre uzaklıktaki Son Loi köyünde tespit edildi.
 Koordineli Avrupa çabaları
Dün Brüksel'de bir araya gelen Avrupa sağlık bakanları, ‘Covid 19’la mücadele prosedürleri koordinasyonunun iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle Çin'den ithal edilen ilaç ve koruyucu ekipman tedarikinde sorun yaşanması olasılığı gündeme geldi.
Salgınla mücadelede, Avrupa Birliği'nin (AB) her bir üyesi kendi karantina prosedürlerini, yolculara uygulanan kurallara ve seyahat tavsiyelerini benimsemiş durumda. Ancak AFP tarafından aktarılanlara göre sonuç taslağında, hareket özgürlüğünü esas alan AB’de 27 ülke ulusal tedbirlerin ‘etkinliğini artırmak’ amacıyla kendi aralarında ‘mevcut koordinasyonun geliştirilmesi’ gerekli görüldü.
Söz konusu toplantıya katılan Fransa Sağlık Bakanı Agnes Buzyn, konuya dair şunları söyledi:
“Daha hızlı ilerlememiz, prosedürleri koordine etmemiz, vakaları analiz etmemiz ve stokları önlememiz gerekiyor. Tek bir ağızdan konuşmalıyız. Kriz birkaç ay daha sürebilir.”
Durumun sağlık personeli için maske ve eldiven gibi koruyucu ekipmanın bulunmasına ilişkin ‘yansımalarına’ dair endişesini dile getiren Buzyn “Bu ekipmanların üreticilerinin çoğu Çin’de ve onların da stokları tükendi” dedi.
Toplantının sonuç taslağına göre Avrupa Komisyonu, olası eksiklikleri en aza indirmek için bireysel koruyucu ekipmanlara gerekli erişimi kolaylaştırmak üzere üye devletler tarafından görevlendirilecek.
AB’nin Sağlık ve Gıda Güvenliğinden Sorumlu Üyesi Stella Kyriakides, toplantıdaki açıklamasında “Virüs, sınır tanımıyor. AB’nin bu krize koordineli ve ortak bir cevap verme zamanı geldi” ifadelerini kullandı. Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn da “Bu bölgesel salgının dünya çapına yayıldığı göz ardı edilemez” derken Çek mevkidaşı Adam Vojtech da Schengen Bölgesi’nde yakın zamanda hareket özgürlüğüne kısıtlamalar getirileceğini söyledi. Avrupa Birliği Kriz Yönetiminden Sorumlu Bakanı Janez Lenarcic, de “Avrupa’daki vaka sayısı sınırlı olsa da risk mevcut. Bu yüzden her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız” uyarısında bulundu.
Avrupalı yetkililer açıklamalarında salgının Avrupa’daki ilaç arzı üzerindeki etkilerinin önlenmesi gerekliliğine de dikkat çekti. Zirâ Çin, ilaç yapımında kullanılan ana maddelerin üreticisi konumunda bulunuyor. 



‘Otomatik kalem’ Biden'ı Trump'ın hedef tahtasına koyuyor... Peki, hikâye ne?

Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)
Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)
TT

‘Otomatik kalem’ Biden'ı Trump'ın hedef tahtasına koyuyor... Peki, hikâye ne?

Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)
Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)

ABD Başkanı Donald Trump dün, eski ABD Başkanı Joe Biden'ın ‘otomatik kalem’ (Autopen) kullanarak imzaladığı tüm kararnameleri iptal edeceğini söyledi.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social'de yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı: “Uykucu Joe Biden'ın otomatik kalem kullanarak imzaladığı tüm kararnameler (yani tüm belgelerin yaklaşık yüzde 92'si) geçersizdir, artık yürürlükte değildir ve hiçbir etkisi yoktur.”

Otomatik kalem, Beyaz Saray'daki ABD başkanları tarafından onlarca yıldır kullanılan bir araç.

(Truth Social gönderisi)(Truth Social gönderisi)

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığı haberde şu sorular yer aldı: ‘Otomatik kalem’ nedir? Biden bunu nasıl kullandı? Trump neden bu konuyu gündeme getirmeye devam ediyor?

‘Otomatik kalem’ nedir?

1803 yılında ABD'de patentlenen otomatik kalem, gerçek mürekkep kullanarak bir kişinin imzasını kopyalayan robotik bir cihazdır. Genellikle çok sayıda belgeyi imzalamak için kullanılır.

ABD Adalet Bakanlığı'nın 2005 tarihli bir kılavuzuna göre, “Başkan'ın bir tasarıyı yasa haline getirmek için fiziksel olarak imzalaması gerekmez.”

Buna göre Başkan bir yasa tasarısını doğrudan imzalamak yerine, ‘bir astına, otomatik imza kalemi kullanarak, tasarıya kendi imzasını atması talimatını verebilir.’

Otomatik imza makinesi (AP)Otomatik imza makinesi (AP)

Diğer başkanlar da kullandı mı?

Shapell Manuscript Foundation’a (Shapell El Yazması Vakfı) göre otomatik kalem kullanımı, Thomas Jefferson'un erken bir versiyonunu kullanmasıyla başladı. Söylentilere göre Harry Truman da bu kalemi kullandı. Gerald Ford ve Lyndon Johnson da Beyaz Saray'da bu cihazın fotoğrafının çekilmesine izin verdi.

Diğer kullanıcılar arasında John F. Kennedy ve Barack Obama da bulunuyor. Obama, yurtdışındayken Patriot Act ve mali ödenek tasarısı dahil olmak üzere çeşitli yasaların imzalanmasında bu cihazı kullandı.

Mart ayında Trump, ‘çok önemsiz belgeler’ olarak nitelendirdiği belgeleri imzalamak için otomatik kalem kullandığını söylemişti.

ABD Başkanı Donald Trump (AP) ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Biden'ın otomatik kalem kullanımına dair ne biliyoruz?

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, otomatik imza kaleminin Biden’ın bilgisi ve onayı olmadan başkaları tarafından kullanıldığını öne sürerek, bu durumun başkanlık kararnamelerini geçersiz kıldığını iddia etti. Ancak Biden’ın görev süresi boyunca bu tür bir imza sistemini ne ölçüde kullandığını gösteren herhangi bir kanıt bulunmuyor.

Ekim ayında Cumhuriyetçilerin kontrolündeki bir denetim komitesi, Biden’ın otomatik imza kalemi kullanımına ilişkin geniş suçlamalar içeren bir rapor yayımladı. Ancak rapor, Biden’ın yardımcılarının onun bilgisi dışında politika yürüttüğünü ya da yasalar, af kararları veya adına imzalanan yürütme emirlerinden habersiz olduğunu gösteren somut bir delil sunmadı. Komitedeki Demokrat üyeler raporu ‘gülünç’ olarak nitelendirdi.

Biden ise mart ayında New York Times’a yaptığı açıklamada, otomatik kalem kullanımını savunarak “Her kararı ben verdim” dedi. Çok sayıda kişiyi ilgilendiren af kararlarında ekibine bu yöntemi kullanmaları talimatını verdiğini belirterek bunun pratik bir gerekçe taşıdığını ifade etti.

ABD Eski Başkanı Joe Biden (Reuters)Eski ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)

Trump neden bu konuyu sürekli gündeme getiriyor?

Biden’ın otomatik kalem kullanımı, Trump için uzun süredir tercih edilen bir saldırı konusu haline geldi. Mart ayında Trump, kanıt sunmadan Biden’ın af kararlarının ‘geçersiz, etkisiz ve herhangi bir sonuç üretmeyen’ kararlar olduğunu iddia etti; gerekçe olarak bu kararların otomatik kalemle imzalandığını öne sürdü. Hem seçim kampanyası süresince hem de başkanlığı sırasında Trump, Biden’ın bilişsel durumunun görevlerini yerine getirmesini engellediğini sık sık dile getirdi.

Bu yılın başlarında Trump, Beyaz Saray'ın yeni başkanlar galerisinde Biden'ın portresi yerine bir otomatik kalem resmi astı.

Trump yanlısı sağcı Heritage Vakfı, otomatik kalem iddialarını güçlü biçimde destekledi ve Biden’ın cihazı kullanımıyla ilgili bir rapor yayımladı. Raporda, “Kalemi kontrol eden, başkanlığı kontrol eder” ifadesi yer aldı, ancak rapor Biden’ın yardımcılarının onun bilgisi olmadan politika yürüttüğüne dair hiçbir kanıt sunmadı.

Trump tehditlerini gerçekten yerine getirebilir mi?

Yasa, başkanların seleflerinin çıkardığı yürütme emirlerini iptal etmelerine izin verse de, Trump'ın Biden'ın kararlarının çoğunu nasıl tersine çevirmeyi planladığı halen belirsizliğini koruyor. Ancak, Anayasa'ya atıfta bulunan


İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
TT

İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)

Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün yaptığı kapsamlı bir kamuoyu araştırmasının perşembe akşamı yayımlanan sonuçları, İsrail kamuoyunun liderlerinin izlediği politikaları anlamakta zorlandığını ve bu politikalara çelişkili biçimde yaklaştığını ortaya koydu. Bulgular, kamuoyunun tam olarak ne istediğini bilmediğini düşündürüyor: Mevcut hükümetin düşmesini isteyen İsrailliler, aynı zamanda Binyamin Netanyahu’yu başbakanlık için en uygun isim olarak görüyor. Ayrıca siyasi liderliğin kararlarını stratejik çıkarlar yerine siyasi hesaplarla aldığına inanıyorlar; buna rağmen bu liderliğin yürüttüğü savaşları destekliyorlar.

Araştırmaya göre İsrail’deki Yahudi kamuoyunun yüzde 77’si için en büyük güvenlik endişesi Batı Şeria. Bunu yüzde 74 ile İran, yüzde 65 ile Gazze Şeridi ve yüzde 64 ile Lübnan izliyor.

Katılımcıların yüzde 37’si Suriye’yi, yaklaşık yüzde 28’i ise Yemen’i tehdit kaynağı olarak görüyor. Öte yandan yüzde 59, siyasi seviyedeki kararların mesleki değil siyasi saiklerle alındığını düşündüğünü belirtti. Yüzde 37,5 ise kararların mesleki gerekçelere dayandığını söyledi.

Tüm bu çelişkilere rağmen, katılımcıların yüzde 46,5’i İsrail’in Lübnan’a karşı savaş başlatmasını destekliyor. Bu görüşün gerekçesi olarak kuzeydeki güvenlik durumunun sınırlı bir savaşa geri dönmeyi gerektirdiği dile getiriliyor. Yüzde 12, daha sert bir savaşın ve hatta kara harekâtının gerekli olduğunu savunuyor. Yüzde 28,5 mevcut güvenlik durumunun halk için yeterli güvenliği sağladığını düşünüyor. Yüzde 13 ise bu konuda fikri olmadığını ifade ediyor.

 İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)

Araştırmada, İsrail-Filistin çatışmasının ‘iki halk için iki devlet’ çözümüyle sona erdirilmesi fikrine katılımın düşük olduğu belirtildi. Katılımcıların yüzde 61’i bu çözümü reddederken, yüzde 31’i ‘belirli koşullar altında’ destekleyebileceğini söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki ‘ateşkes anlaşmasına’ ilişkin memnuniyet oranı da sınırlı kaldı. Katılımcıların yüzde 58’i anlaşmadan düşük ya da çok düşük memnuniyet duyarken, yüzde 37’si yüksek ya da çok yüksek memnuniyet ifade etti.

Ulusal güvenlik açısından ise görüşler bölündü. Katılımcıların yüzde 31’i İsrail’in ulusal güvenlik durumunu ‘iyi’, yüzde 23’ü ise ‘kötü’ olarak niteledi. Beş yıl içinde güvenlik durumunun iyileşeceğini düşünenlerin oranı yüzde 46 olurken, yüzde 19 bunun kötüleşeceğini öngördü. Ayrıca yüzde 73, İsrail’e yönelik dış tehditlerden dolayı çok yüksek seviyede kaygı duyduğunu, yüzde 27 ise kaygı hissetmediğini belirtti.

İç toplumsal gerilimlere dair endişe daha da yüksekti: Katılımcıların yüzde 86’sı ülkedeki sosyal gerilimlerden ciddi şekilde kaygı duyduğunu bildirdi. Yahudi kamuoyu, İsrail’in aynı anda hem önemli dış güvenlik tehditleriyle hem de derin bir iç krizle karşı karşıya olduğu, bu iki unsurun da ‘temel bir tehdit’ oluşturduğu görüşünde. Katılımcıların yüzde 33’ü kişisel güvenlik hissinin yüksek olduğunu belirtirken, yüzde 16’sı bu hissin düşük olduğunu söyledi.

Devlet kurumlarına güven oranlarında ise belirgin farklılıklar görüldü. Katılımcıların yüzde 83’ü İsrail ordusuna, yüzde 71’i iç istihbarat kurumu Şin-Bet’e, yüzde 73’ü Genelkurmay Başkanı’na ve yüzde 59’u Şin-Bet Başkanı’na yüksek güven duyduğunu ifade etti. Polis teşkilatına güven ise oldukça düşük çıktı: Katılımcıların yalnızca yüzde 34’ü polise güvendiğini söylerken, yüzde 65 düşük güven duyduğunu belirtti. Polis genel müfettişine güvenenlerin oranı yüzde 32’de kalırken, yüzde 58 bu makama düşük güven duyduğunu bildirdi.

Araştırma, Yahudi kamuoyunda İsrail vatandaşı Araplara yönelik yaygın ayrımcılık eğilimlerini de gözler önüne serdi. Katılımcıların yüzde 52’si Arap vatandaşların kamu kurumlarında aktif biçimde görev almasına karşı çıkarken, yalnızca yüzde 16’sı Arapların koalisyona ve hükümete katılımını destekledi. Yüzde 26 ise Arapların koalisyon dışında olmak kaydıyla kamu kurumlarında görev almasını uygun buldu.

Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)

Hükümet

Araştırmada, devlet kurumlarına yönelik güven oranları da detaylandırıldı. Katılımcıların yüzde 42’si Yüksek Mahkeme’ye, yüzde 30’u hükümete, yüzde 34’ü ise Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yüksek düzeyde güvendiğini belirtti. Savunma Bakanı Yisrael Katz’a güven duyanların oranı yüzde 29, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e güvenenlerin oranı ise yüzde 27’de kaldı. Katılımcıların yüzde 45’i ultra-Ortodoksların büyük bölümünü askerlik hizmetinden muaf tutan yasa tasarısına karşı çıkarken, yüzde 43’ü tasarıyı destekledi.

Bu veriler ışığında kamuoyunun Netanyahu hükümetinin düşmesini istediği anlaşılıyor. Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinin yayımladığı haftalık anketten aktardığına göre, bugün seçim yapılsa Netanyahu liderliğindeki koalisyon, oylarının dörtte birini kaybederek 68 sandalyeden 51’e düşüyor ve hükümet kurma çoğunluğunu sağlayamıyor.

Buna rağmen, kamuoyuna ‘başbakanlığa en uygun isim’ sorulduğunda Netanyahu’nun hâlâ en uygun lider olarak görüldüğü ortaya çıktı. Netanyahu, tüm muhalefet liderlerine karşı yapılan karşılaştırmalarda öne geçti. Neftali Bennett’e karşı 44’e 41, Yair Lapid’e karşı 47’ye 33, Avigdor Liberman’a karşı 46’ya 32 ve Gadi Eisenkot’a karşı 43’e 38 oranıyla üstün geldi.


“Barış planı” görüşmeleri: “ABD, Rus işgalini tanımaya hazırlanıyor”

Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
TT

“Barış planı” görüşmeleri: “ABD, Rus işgalini tanımaya hazırlanıyor”

Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)

ABD'nin Rusya'nın Kırım ve diğer işgal ettiği Ukrayna toprakları üzerindeki hakimiyetini tanımaya hazırlandığı iddia ediliyor. 

Kimliklerinin açıklanmaması şartıyla Telegraph'a konuşan yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu teklifi doğrudan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iletmesi için damadı Jared Kushner ve Özel Temsilcisi Steve Witkoff'u görevlendirdiğini söylüyor. 

Trump, Witkoff ve Kushner'ın haftaya Moskova'ya gideceğini söylemiş, Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov da bunu doğrulamıştı. 

Haberde, işgal altındaki toprakların tanınmasının "ABD'nin diplomatik geleneğini bozacağı" belirtiliyor. Kaynaklardan biri "Amerikalıların, Avrupa'nın tutumunu umursamadıkları giderek daha açık hale geliyor" diyor. 

Putin, ABD'li yetkililerle Moskova'da yapılacak görüşme öncesinde toprak taleplerini yinelemişti. Perşembe günkü açıklamasında görüşmenin ana konusunun Kırım, Luhansk ve Donetsk olması gerektiğini söylemişti. 

Rusya, Kırım'ı 2014'te ilhak etmiş, yarımadanın Rusya'ya bağlanması için tartışmalı bir referandum yapılmıştı. Kremlin referandumun Kırım'ın Rusya'ya bağlanması lehine sonuçlandığını duyurmuş, Putin de 21 Mart 2024'te Kırım'ın ilhakına yönelik yasayı imzalamıştı.

Putin, Kremlin yanlısı ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını 24 Şubat 2022'de başlattığı savaştan birkaç gün önce tanımış, birlikte "Donbas" diye anılan iki bölge Eylül 2022'de resmen Rusya tarafından ilhak edilmişti.

Trump yönetiminin hazırladığı 28 maddelik plan, Kiev'in birçok taviz vermesini öngörüyordu. Ancak pazar günü İsviçre'de ABD'li ve Ukraynalı heyetlerin düzenlediği toplantıda 19 maddelik yeni bir plan hazırlanmış, toprak tavizlerine yanaşılmayacağı bildirilmişti. Toplantıda Avrupa devletleri ve Avrupa Birliği temsilcileri de vardı. Ancak Telegraph'ın aktardığına göre Washington, savaşı bitirmek için işgal altındaki toprakları tanıma stratejisini kullanmayı hâlâ düşünüyor. 

Haberde, Ukrayna Anayasası gereğince herhangi bir liderin, referanduma gitmeden toprak devretmesinin engellendiğine işaret ediliyor. 

Ukrayna lideri Volodmir Zelenski'nin özel kalem müdürü Andriy Yermak, "barış planı" müzakerelerindeki önemli isimlerden biriydi. Ancak ülkedeki yolsuzluk soruşturması kapsamında evine baskın düzenlendikten sonra dün istifa etti. Zelenski, pozisyona yeni atanacak kişi için çalışmaların bugün başlatılacağını söyledi. 

İstifasından önce yaptığı açıklamada Yermak şu ifadeleri kullanmıştı: 

Bugün aklı başında hiç kimse topraklarını bırakmak için anlaşma imzalamaz. Zelenski devlet başkanı olduğu sürece, kimse bizim topraklarımızdan vazgeçeceğimizi düşünmemeli.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC