33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde

33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde
TT

33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde

33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde

Afrika liderleri tarafından her yıl Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleştirilen olağan zirveye bu kez de neredeyse aynı yüzler katıldı. Bunun yanı sıra zirvede rutin ve tekrar eden konuların yanında sıcak gündem maddeleri de ele alındı ve istisnai anlar yaşandı. Uzun saatler süren kapalı kapalılar ardında yapılan tartışmalar nedeniyle zirvenin nihai bildirisinin ilanı geçen salı sabahına kadar ertelendi.
Afrikalılar, terörle mücadele, kıtalarına zarar veren krizleri çözme, serbest ticaret bölgesi kurma, birliği finanse etme gibi konularda süper güçlerin desteğine dayanmaktan vazgeçerek öncü bir rol oynamak istiyorlar.
Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa, deniz seviyesinden 2 bin 500 metreden daha yüksek bir rakımda yer alıyor. Bu özelliği ile Addis Ababa, en yüksek rakımda bulunan Afrika başkenti. Bundan dolayı başkentin birçok bölgesinde düşük oksijen seviyelerine tanık olunuyor.
Afrika Birliği (AfB) merkezine ulaşmak için tırmanılması gereken rampa da bunlar arasında yer alıyor. Çinliler tarafından tasarlanan ve inşa edilen bina, cam ve kristalden yapılan etkileyici bir mimariye sahip. Bina o kadar şeffaf görünüyor ki bazı kimseler bu binayı ‘en çok nüfuz edilebilen’ yer olarak nitelendiriyor. Fakat buna rağmen tartışmaların çoğu kapalı kapılar ardında gerçekleşiyor.
“Silahları susturmak: Afrika'nın gelişimi için koşullar yaratmak”
Zirve, ‘silahların susturulması’ başlığı altında düzenlendi: AfB 33. Liderler Zirvesi’nin bu yılki ana teması “Silahları susturmak: Afrika'nın gelişimi için koşullar yaratmak” olarak belirlendi.
Tartışmaların büyük bir kısmı, 2020 yılı içerisinde çatışma ve savaşları sona erdirmek adına daha önce çerçevesi çizilen bir Afrika stratejisi kapsamında belirlenen mekanizmalar etrafında döndü. Bununla birlikte zirvede Libya krizi ve Afrika kıyılarında terörizmle mücadele için geniş bir şekilde ele alındı. Ayrıca serbest ticaret bölgesi, Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame tarafından denetlenen ‘birliğin kurumsal reformu yol haritasının’ takibi ve Afrika Birliği'nin finansal bağımsızlığı meseleleri ele alındı.
Libya ve terörün tehlikeleri
Afrika liderleri, AfB 33. Liderler Zirvesi’ne katılmak için Etiyopya başkentine geldiği sırada, terör saldırıları kıtanın farklı noktalarında can almaya devam etti. Kıtadaki terör, eş-Şebab terör örgütünün aktif olduğu Afrika Boynuzundan, DEAŞ’a bağlı olan Büyük Sahra Çölü Örgütü ve El Kaide’ye bağlı Ensaru’l İslam ve’l Muslimin Örgütü’nün aktif olduğu Sahel bölgesine ve Boko Haram terör örgütünün faaliyetlerde bulunduğu Çad Gölü Havzası'na ve Kuzey Nijerya'ya kadar uzanıyor. Bununla birlikte Libya ve Orta Afrika'da şiddetli savaşlar devam ediyor.
Bütün bu durumların gölgesi altında Afrika liderleri, “Silahların Susturulması” adını verdikleri zirvenin çatısı altında bir araya geldiler. Arzu edilen hedef buydu, fakat liderler bunun için ‘kıtadaki çatışmalara aracılık etmede daha hayati ve etkili’ rol oynamanın gerekliliğine karar verdiler.
Bu yılki zirvede liderler, dokuz yıldan fazla bir süredir AfB'nin çekmecelerinde unutulmuş bir durumda bulunan ve aynı zamanda oldukça karmaşık olan Libya krizi ile ilgili de tartışmalara başladılar. Libya sorununda saf dışı bırakıldıkları değerlendirmesinde bulunan liderler, soruna müdahil olmaya karar verdiler.
Bu hususta AfB tarafından açıklanan tutum, daha önce Sahel ülkeleri grubu (Burkina Faso, Nijer, Çad, Mali ve Moritanya) tarafından tekrarlanan çağrılara yanıt olarak geldi. Sahel grubu, Libya’da halihazırda kötüleşen güvenlik durumunun, ülkenin ulusal güvenliğine ve vatandaşlarını koruyabilen bir ülke olarak ayakta kalmasına karşı gerçek bir tehdit olduğunu açıklamıştı. Ayrıca Sahra Çölü'ndeki terör ve kaçakçılık ağlarının yayılmasıyla birlikte Libya topraklarının bu ağlara sığınak olmasına dikkat çekti.
Ayrıca AfB’nin bu konudaki tutumu, özellikle Libya topraklarına silah, milis ve paralı asker göndermeye başlayan Türkiye başta olmak üzere ülkedeki ateşe benzin döken dış müdahalelerin önüne geçmeyi amaçlıyor. Uluslararası kuruluşların raporları, Libya’ya gönderilen milislerin bir kısmının el-Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerine mensup olduklarını belirtiyor. Bu durum, kıtanın güvenliği ve devletlerin kırılgan olan yapıları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Afrika devletleri ise yabancı gündemlere hizmet edecek eğitim almış yeni bir yabancı savaşçı seline hazır değil. Bundan dolayı AfB Barış ve Güvenlik Komiseri İsmail eş-Şerkavi, Libya'daki durumun kendilerinin müdahalesine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ayrıca Libya'da yaşananların bir Afrika sorunu olduğunu ifade ederek, bu meselede başkalarının sahip olamayacağı bir hassasiyetlerinin bulunduğunu vurguladı.
Bununla birlikte AfB, Libya krizinde daha büyük bir rol oynamaya çalışırken karşılaşabileceği zorlukların büyüklüğünün farkında. Son zamanlarda Libya'daki çatışmanın tarafları arasında bir çözüme varılması için sürmekte olan müzakerelerde daha büyük bir rol oynamak adına önemli çabalar gösterdi ve bir haftadan fazla bir süre önce Libya'da büyük bir uzlaşı konferansı düzenlenmesine karar verdi. Bu adım, Afrika Zirvesi'ne konuk olarak katılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres tarafından açıkça desteklendi.
Sahel bölgesi
Sahel ülkelerinin liderleri, bölgelerindeki güvenlik krizinin ‘Libya’da 2011 yılında devletin çöküşünden ve uluslararası toplumun çağrılarını ihmal ettiğinden’ kaynaklandığını söylediler.
Bu bölgede el-Kaide ve DEAŞ için bir yuva haline gelen Mali, Nijer ve Burkina Faso bulunuyor. Ayrıca 5 Sahel ülkesi, beş binden fazla askerle Fransa'nın önderliğindeki uluslararası desteği de arkasına alarak bu terör örgütleriyle mücadele ediyor.
Ancak Afrika Birliği, AfB Komisyonu Başkanı Musa Faki Muhammed’in ifadesiyle, Sahel bölgesindeki terörizmle mücadelede Afrika'nın zayıf rolünden memnuniyetsizliğini dile getirdi. Çadlı diplomat Faki Muhammed, Afrikalı liderlere hitap ettiği sırada sert ve öfkeli ifadeler kullandı. Terörizmden mustarip olan Sahel devletleri ile Afrika arasındaki dayanışma eksikliğine dikkat çeken diplomat, bu ülkelerden bazısının çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, kıtadaki çeşitli yerlerde terör yataklarının bulunmasının bu kanserin ortadan kaldırılmasının hala çok uzakta olduğunu açıkça gösterdiğini söyledi. Bunun mevcut ve büyüyen bir tehlike olduğuna dikkat çeken diplomat, bazı ülkelerin varlığının tehdit altında olduğunu ve bu kanserin kıtanın derinliklerinde bir dayanak bulmayı başardığını vurguladı.
Faki Muhammed sözlerine öfkeli bir ses tonuyla devam ederek şunları söyledi:
“Bu kanlı düşmanla yüzleşirken, Afrika dayanışmasının eksikliğinden mustaribiz. Bu oldukça şaşırtıcı bir durum. Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Ruanda ve etkilenen ülkeler dışında ‘önemli ekonomik, finansal, endüstriyel, lojistik ve askeri niteliklere sahip ülkeler de dahil olmak üzere’ kardeşlerimizle dayanışma için herhangi hamle de bulunan tek bir Afrika ülkesi bilmiyorum.”
Çadlı diplomatın sözleri, arasında geniş tartışmalara kapı açtı. Kapalı kapılar ardında saatlerce tartışma yapıldı. Hâkim fikir, Afrika güçlerinin Sahel bölgesinde terörist gruplara karşı savaşa gönderilmesiydi. Bu fikir Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından başlatılan bir inisiyatifle gündeme geldi. Nitekim Sisi ülkesinin Afrika zirvesine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu ifade ettiği sırada, zirvede Sahel ülkelerindeki terörle mücadele için bir askeri gücün kurulması meselesinin ele alınacağını söyledi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Sahel'de olduğu gibi barışın sağlanamadığı alanlarda, barışı geleneksel biçiminde muhafaza etmenin artık yeterli olmadığını belirterek, Mali’deki barışı koruma misyonuna işarette bulundu. Ayrıca Sahel devletlerinin ortak askeri gücünün kurulmasına ilişkin desteğini dile getirdi. Bu teklif daha önce Sahel devletleri tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulmuş ve Fransa tarafından desteklenmiş, ABD ve İngiltere ise ret oyu vermişlerdi.
Afrika kuvvetlerini bölgelere gönderme ve ortak bir askeri güç oluşturma fikirleriyle ilgili tartışmalardan herhangi bir sonuç alınamadı. Katılımcılar, ilgili meseleyi önümüzdeki mayıs ayında Güney Afrika'da yapılacak olan bir sonraki zirveye ertelemeye karar verdiler.
Göç ve iltica
Afrika kıtasının geniş alanlarındaki kötüleşen güvenlik ve ekonomik koşullar ile birlikte göç ve mülteci oranında artış gözlendi.
AfB, 2019 faaliyetlerini “Mülteciler, Geri Dönenler ve Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişiler: Afrika'daki Zoraki Göçe Daimi Çözümler” sloganı altında yoğunlaştırdı ve Afrika’daki göç konusunda ön plana çıkan Fas Kralı 6. Muhammed'i seçti. Kralı 6. Muhammed, bu dosyaya ilişkin bir rapor hazırlattı ve Fas Başbakanı Saadettin el-Osmani bu raporu Afrika Zirvesi'nde sundu.
Fas’taki Afrika Göç Gözlemevi Merkezi’nin etkinleştirilmesi konusunun yer aldığı raporda, Afrika’daki göç sorununa çözüm sunmak ve Gözlemevi Merkezi’nin kıtadaki temel rolünün yanı sıra bu konuda doğru veri sağlamak için yapısal ihtiyaçlara verilen cevaplar bulunuyor. Afrika’nın yeni ‘çevresel göç’ olgusundan en çok etkilenen kıta olduğunun belirtildiği raporda, 2050’lere doğru 140 milyon potansiyel göçmenin, 86 milyonunun iklim değişikliğine bağlı sebeplerle göç edebileceği kaydedildi.
Raporda, göçmenlerin yüzde 14'ünden daha azının, yani 5 göçmenden birinin Afrikalı olduğu belirtiliyor ve Afrika göçünde nüfusun yüzde 3’ünden daha az bir kısmının yurt dışına gittiği, göçün büyük kısmının kıta içerisinde olduğu ifade ediliyor. Afrika göçü ile ilgili hazırlanan raporda, Afrika’nın artık bir göç kaynağı olmadığı aktarılırken, göç yollarına ilişkin çeşitli bilgilere de yer verildi.
Reform ve bağımsızlık
AfB, Ocak 2017'de “Afrika Gündemi 2063” doğrultusunda birliğin organlarının reformu için hazırlanan aşamalı bir planı duyurdu. AfB'nin reformunu ve yeniden yapılandırılması sürecini yönetme görevi, Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame’ye verildi.
Ancak bu bağlamdaki en önemli husus, AfB'nin maddi bağımsızlığına kavuşmasıdır. Reform sürecinin başladığı 2017 yılında Afrika Birliği'nin bütçesi 439 milyon dolardı ve bu bütçenin yüzde 74'ü dış bağışçılardan (Avrupa Birliği, ABD ve Çin) karşılanıyordu. Üyelerin katkısı ise sadece yüzde 26'ydı. Kagame maddi bağımsızlığa giden ilk adımın ‘şeffaflık’ ve ‘iyi yönetim’den geçtiğini söyledi. Nitekim AfB'deki yolsuzluk ve kötü yönetime ilişkin bir dizi rapor bulunuyor.
Afrika ülkeleri kendilerini finanse edebilecekleri öz kaynaklar arıyorlar. AfB'nin reform süreci, daha sıkı idari ve mali yönetim planını içeriyor.
Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame, Afrikalı liderlere hitap ederek yaptığı konuşmada AfB Komisyonu'nun güçlü ve etkili bir yapıya dönüştürülmesi planında kayda değer bir ilerleme kaydedildiği değerlendirmesinde bulundu. Tüm üye devletlerin bu bütçenin yükünü paylaşmasından dolayı şeffaflık koşullarının yerine getirildiğini ifade eden Kagame, geçen yıl içerisinde özellikle yeniden yapılanma konusunda önemli adımlar atıldığını belirtti.
Serbest ticaret
Terörizm tehdidi 33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi’ne gölge düşürdü. Bununla birlikte kendi kendini finanse etmeye yönelik endişeler dile getirildi. Fakat Afrikalı liderlerin memnuniyetle karşıladığı bazı olumlu noktalar da vardı. Bu noktaların en göze çarpanları arasında ticaret bölgesi projesini başlatmak için atılan adımlar yer alıyor. Bu proje, liderlerden biri tarafından ‘gerçeğe dönüşmeye başlayan proje kurucularının rüyası’ olarak nitelendirildi ve kıtanın ‘ekonomik entegrasyona’ yönelmeye başladığını söyledi. Serbest Ticaret Bölgesi kurma sözleşmesi, 28 ülke tarafından onaylandı.
Zirve sırasında Serbest Ticaret Bölgesi hususunda kaydedilen ilerlemeler hakkında ayrıntılı bir rapor sunuldu ve Afrikalı liderler bu adımlardan duydukları memnuniyetlerini dile getirdiler. Fakat birtakım zorluklar ve engeller dolayısıyla mutluluğun oldukça kırılgan olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Afrika Komisyonu Başkanı Faki Muhammed, bu projenin başarısının bazı temel şeylerin gelişimiyle bağlantılı olduğunu ve bunlar arasında en önemli olanın ise altyapı meselesi olduğunu belirtti. Ayrıca anlaşmanın imzalanmasından bu yana sarf edilen büyük çabalara rağmen yapılması gereken çok şey olduğunu ifade eden Faki Muhammed, Afrika altyapısındaki büyük açığa dikkat çekti.
Öte yandan Serbest Ticaret Bölgesi’nin etkinleşmesi için gerekli olan ‘dolaşım hürriyeti protokolü’ hala 54 ülkeden 33’ünün imzasını taşıyor. Bu, yasal açıdan temel eksikliklerin bulunduğu anlamına geliyor. Zirveyi takip eden Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Güney Afrika, Afrika Serbest Ticaret Bölgesi Genel Sekreterliğini üstlenecek. Genel Sekreterliğin ilk görevi ise projeyi başlatmak ve engellerin üstesinden gelmek olacak. Bu, kıtadaki en güçlü ekonomiye ve nüfus yoğunluğuna sahip Nijerya başta olmak üzere hevesli olmayan ülkelerin varlığından dolayı oldukça zor bir görev.
Verilen söze bağlılık
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Afrika Zirvesi sırasında dönem başkanlığını, Güney Afrikalı mevkidaşına devretti. Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, yaptığı konuşmada başkanlıkta olacağı dönem içerisindeki çalışmalarıyla çatışmaların çözümüne odaklanacaklarını söyledi.
Ancak çatışmalara son vermek ve anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak pek kolay bir iş değil. Afrikalı liderler, 2013'te kıtadaki tüm savaşları ve çatışmaları sona erdirme sözü vermelerinin ardından dış müdalelerin artması ve terörist grupların devreye girmesiyle birlikte durumun daha da kötüleştiğini iyi hatırlıyorlar. Liderler 7 yıl önce verdikleri taahhüdü yerine getiremediklerini itiraf ettiler, ancak bu onların silahları susturmak için yeni bir taahhütte bulunmalarının önüne geçmedi.
Afrika Komisyonu Başkanı bu bağlamda yaptığı konuşmada, “Terörizm ve etnik gerginlik gibi büyük sorunlarla karşı karşıya bulunan bir kıtada bu vaadi yerine getirmeyi nasıl başarabiliriz?” diye sordu ve meselelerin her biriyle ciddi bir şekilde ilgilenildiğinde ve bunların derin köklerinin araştırıldığında bu sorunların üstesinden gelmenin ve dolayısıyla silahları susturmanın zorluğunun anlaşılacağını söyledi.
Bununla birlikte Afrika halkının çoğunluğunun, 33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi’ni ilgisiz bir şekilde takip ettiğini kabul etmek gerekir. Çünkü onlar için bütün bunlar sadece bir slogandan ibaret kalacak.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.