33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde

33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde
TT

33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde

33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi sorunlar için inisiyatif alma peşinde

Afrika liderleri tarafından her yıl Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleştirilen olağan zirveye bu kez de neredeyse aynı yüzler katıldı. Bunun yanı sıra zirvede rutin ve tekrar eden konuların yanında sıcak gündem maddeleri de ele alındı ve istisnai anlar yaşandı. Uzun saatler süren kapalı kapalılar ardında yapılan tartışmalar nedeniyle zirvenin nihai bildirisinin ilanı geçen salı sabahına kadar ertelendi.
Afrikalılar, terörle mücadele, kıtalarına zarar veren krizleri çözme, serbest ticaret bölgesi kurma, birliği finanse etme gibi konularda süper güçlerin desteğine dayanmaktan vazgeçerek öncü bir rol oynamak istiyorlar.
Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa, deniz seviyesinden 2 bin 500 metreden daha yüksek bir rakımda yer alıyor. Bu özelliği ile Addis Ababa, en yüksek rakımda bulunan Afrika başkenti. Bundan dolayı başkentin birçok bölgesinde düşük oksijen seviyelerine tanık olunuyor.
Afrika Birliği (AfB) merkezine ulaşmak için tırmanılması gereken rampa da bunlar arasında yer alıyor. Çinliler tarafından tasarlanan ve inşa edilen bina, cam ve kristalden yapılan etkileyici bir mimariye sahip. Bina o kadar şeffaf görünüyor ki bazı kimseler bu binayı ‘en çok nüfuz edilebilen’ yer olarak nitelendiriyor. Fakat buna rağmen tartışmaların çoğu kapalı kapılar ardında gerçekleşiyor.
“Silahları susturmak: Afrika'nın gelişimi için koşullar yaratmak”
Zirve, ‘silahların susturulması’ başlığı altında düzenlendi: AfB 33. Liderler Zirvesi’nin bu yılki ana teması “Silahları susturmak: Afrika'nın gelişimi için koşullar yaratmak” olarak belirlendi.
Tartışmaların büyük bir kısmı, 2020 yılı içerisinde çatışma ve savaşları sona erdirmek adına daha önce çerçevesi çizilen bir Afrika stratejisi kapsamında belirlenen mekanizmalar etrafında döndü. Bununla birlikte zirvede Libya krizi ve Afrika kıyılarında terörizmle mücadele için geniş bir şekilde ele alındı. Ayrıca serbest ticaret bölgesi, Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame tarafından denetlenen ‘birliğin kurumsal reformu yol haritasının’ takibi ve Afrika Birliği'nin finansal bağımsızlığı meseleleri ele alındı.
Libya ve terörün tehlikeleri
Afrika liderleri, AfB 33. Liderler Zirvesi’ne katılmak için Etiyopya başkentine geldiği sırada, terör saldırıları kıtanın farklı noktalarında can almaya devam etti. Kıtadaki terör, eş-Şebab terör örgütünün aktif olduğu Afrika Boynuzundan, DEAŞ’a bağlı olan Büyük Sahra Çölü Örgütü ve El Kaide’ye bağlı Ensaru’l İslam ve’l Muslimin Örgütü’nün aktif olduğu Sahel bölgesine ve Boko Haram terör örgütünün faaliyetlerde bulunduğu Çad Gölü Havzası'na ve Kuzey Nijerya'ya kadar uzanıyor. Bununla birlikte Libya ve Orta Afrika'da şiddetli savaşlar devam ediyor.
Bütün bu durumların gölgesi altında Afrika liderleri, “Silahların Susturulması” adını verdikleri zirvenin çatısı altında bir araya geldiler. Arzu edilen hedef buydu, fakat liderler bunun için ‘kıtadaki çatışmalara aracılık etmede daha hayati ve etkili’ rol oynamanın gerekliliğine karar verdiler.
Bu yılki zirvede liderler, dokuz yıldan fazla bir süredir AfB'nin çekmecelerinde unutulmuş bir durumda bulunan ve aynı zamanda oldukça karmaşık olan Libya krizi ile ilgili de tartışmalara başladılar. Libya sorununda saf dışı bırakıldıkları değerlendirmesinde bulunan liderler, soruna müdahil olmaya karar verdiler.
Bu hususta AfB tarafından açıklanan tutum, daha önce Sahel ülkeleri grubu (Burkina Faso, Nijer, Çad, Mali ve Moritanya) tarafından tekrarlanan çağrılara yanıt olarak geldi. Sahel grubu, Libya’da halihazırda kötüleşen güvenlik durumunun, ülkenin ulusal güvenliğine ve vatandaşlarını koruyabilen bir ülke olarak ayakta kalmasına karşı gerçek bir tehdit olduğunu açıklamıştı. Ayrıca Sahra Çölü'ndeki terör ve kaçakçılık ağlarının yayılmasıyla birlikte Libya topraklarının bu ağlara sığınak olmasına dikkat çekti.
Ayrıca AfB’nin bu konudaki tutumu, özellikle Libya topraklarına silah, milis ve paralı asker göndermeye başlayan Türkiye başta olmak üzere ülkedeki ateşe benzin döken dış müdahalelerin önüne geçmeyi amaçlıyor. Uluslararası kuruluşların raporları, Libya’ya gönderilen milislerin bir kısmının el-Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerine mensup olduklarını belirtiyor. Bu durum, kıtanın güvenliği ve devletlerin kırılgan olan yapıları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Afrika devletleri ise yabancı gündemlere hizmet edecek eğitim almış yeni bir yabancı savaşçı seline hazır değil. Bundan dolayı AfB Barış ve Güvenlik Komiseri İsmail eş-Şerkavi, Libya'daki durumun kendilerinin müdahalesine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ayrıca Libya'da yaşananların bir Afrika sorunu olduğunu ifade ederek, bu meselede başkalarının sahip olamayacağı bir hassasiyetlerinin bulunduğunu vurguladı.
Bununla birlikte AfB, Libya krizinde daha büyük bir rol oynamaya çalışırken karşılaşabileceği zorlukların büyüklüğünün farkında. Son zamanlarda Libya'daki çatışmanın tarafları arasında bir çözüme varılması için sürmekte olan müzakerelerde daha büyük bir rol oynamak adına önemli çabalar gösterdi ve bir haftadan fazla bir süre önce Libya'da büyük bir uzlaşı konferansı düzenlenmesine karar verdi. Bu adım, Afrika Zirvesi'ne konuk olarak katılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres tarafından açıkça desteklendi.
Sahel bölgesi
Sahel ülkelerinin liderleri, bölgelerindeki güvenlik krizinin ‘Libya’da 2011 yılında devletin çöküşünden ve uluslararası toplumun çağrılarını ihmal ettiğinden’ kaynaklandığını söylediler.
Bu bölgede el-Kaide ve DEAŞ için bir yuva haline gelen Mali, Nijer ve Burkina Faso bulunuyor. Ayrıca 5 Sahel ülkesi, beş binden fazla askerle Fransa'nın önderliğindeki uluslararası desteği de arkasına alarak bu terör örgütleriyle mücadele ediyor.
Ancak Afrika Birliği, AfB Komisyonu Başkanı Musa Faki Muhammed’in ifadesiyle, Sahel bölgesindeki terörizmle mücadelede Afrika'nın zayıf rolünden memnuniyetsizliğini dile getirdi. Çadlı diplomat Faki Muhammed, Afrikalı liderlere hitap ettiği sırada sert ve öfkeli ifadeler kullandı. Terörizmden mustarip olan Sahel devletleri ile Afrika arasındaki dayanışma eksikliğine dikkat çeken diplomat, bu ülkelerden bazısının çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, kıtadaki çeşitli yerlerde terör yataklarının bulunmasının bu kanserin ortadan kaldırılmasının hala çok uzakta olduğunu açıkça gösterdiğini söyledi. Bunun mevcut ve büyüyen bir tehlike olduğuna dikkat çeken diplomat, bazı ülkelerin varlığının tehdit altında olduğunu ve bu kanserin kıtanın derinliklerinde bir dayanak bulmayı başardığını vurguladı.
Faki Muhammed sözlerine öfkeli bir ses tonuyla devam ederek şunları söyledi:
“Bu kanlı düşmanla yüzleşirken, Afrika dayanışmasının eksikliğinden mustaribiz. Bu oldukça şaşırtıcı bir durum. Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Ruanda ve etkilenen ülkeler dışında ‘önemli ekonomik, finansal, endüstriyel, lojistik ve askeri niteliklere sahip ülkeler de dahil olmak üzere’ kardeşlerimizle dayanışma için herhangi hamle de bulunan tek bir Afrika ülkesi bilmiyorum.”
Çadlı diplomatın sözleri, arasında geniş tartışmalara kapı açtı. Kapalı kapılar ardında saatlerce tartışma yapıldı. Hâkim fikir, Afrika güçlerinin Sahel bölgesinde terörist gruplara karşı savaşa gönderilmesiydi. Bu fikir Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından başlatılan bir inisiyatifle gündeme geldi. Nitekim Sisi ülkesinin Afrika zirvesine ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu ifade ettiği sırada, zirvede Sahel ülkelerindeki terörle mücadele için bir askeri gücün kurulması meselesinin ele alınacağını söyledi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Sahel'de olduğu gibi barışın sağlanamadığı alanlarda, barışı geleneksel biçiminde muhafaza etmenin artık yeterli olmadığını belirterek, Mali’deki barışı koruma misyonuna işarette bulundu. Ayrıca Sahel devletlerinin ortak askeri gücünün kurulmasına ilişkin desteğini dile getirdi. Bu teklif daha önce Sahel devletleri tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulmuş ve Fransa tarafından desteklenmiş, ABD ve İngiltere ise ret oyu vermişlerdi.
Afrika kuvvetlerini bölgelere gönderme ve ortak bir askeri güç oluşturma fikirleriyle ilgili tartışmalardan herhangi bir sonuç alınamadı. Katılımcılar, ilgili meseleyi önümüzdeki mayıs ayında Güney Afrika'da yapılacak olan bir sonraki zirveye ertelemeye karar verdiler.
Göç ve iltica
Afrika kıtasının geniş alanlarındaki kötüleşen güvenlik ve ekonomik koşullar ile birlikte göç ve mülteci oranında artış gözlendi.
AfB, 2019 faaliyetlerini “Mülteciler, Geri Dönenler ve Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişiler: Afrika'daki Zoraki Göçe Daimi Çözümler” sloganı altında yoğunlaştırdı ve Afrika’daki göç konusunda ön plana çıkan Fas Kralı 6. Muhammed'i seçti. Kralı 6. Muhammed, bu dosyaya ilişkin bir rapor hazırlattı ve Fas Başbakanı Saadettin el-Osmani bu raporu Afrika Zirvesi'nde sundu.
Fas’taki Afrika Göç Gözlemevi Merkezi’nin etkinleştirilmesi konusunun yer aldığı raporda, Afrika’daki göç sorununa çözüm sunmak ve Gözlemevi Merkezi’nin kıtadaki temel rolünün yanı sıra bu konuda doğru veri sağlamak için yapısal ihtiyaçlara verilen cevaplar bulunuyor. Afrika’nın yeni ‘çevresel göç’ olgusundan en çok etkilenen kıta olduğunun belirtildiği raporda, 2050’lere doğru 140 milyon potansiyel göçmenin, 86 milyonunun iklim değişikliğine bağlı sebeplerle göç edebileceği kaydedildi.
Raporda, göçmenlerin yüzde 14'ünden daha azının, yani 5 göçmenden birinin Afrikalı olduğu belirtiliyor ve Afrika göçünde nüfusun yüzde 3’ünden daha az bir kısmının yurt dışına gittiği, göçün büyük kısmının kıta içerisinde olduğu ifade ediliyor. Afrika göçü ile ilgili hazırlanan raporda, Afrika’nın artık bir göç kaynağı olmadığı aktarılırken, göç yollarına ilişkin çeşitli bilgilere de yer verildi.
Reform ve bağımsızlık
AfB, Ocak 2017'de “Afrika Gündemi 2063” doğrultusunda birliğin organlarının reformu için hazırlanan aşamalı bir planı duyurdu. AfB'nin reformunu ve yeniden yapılandırılması sürecini yönetme görevi, Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame’ye verildi.
Ancak bu bağlamdaki en önemli husus, AfB'nin maddi bağımsızlığına kavuşmasıdır. Reform sürecinin başladığı 2017 yılında Afrika Birliği'nin bütçesi 439 milyon dolardı ve bu bütçenin yüzde 74'ü dış bağışçılardan (Avrupa Birliği, ABD ve Çin) karşılanıyordu. Üyelerin katkısı ise sadece yüzde 26'ydı. Kagame maddi bağımsızlığa giden ilk adımın ‘şeffaflık’ ve ‘iyi yönetim’den geçtiğini söyledi. Nitekim AfB'deki yolsuzluk ve kötü yönetime ilişkin bir dizi rapor bulunuyor.
Afrika ülkeleri kendilerini finanse edebilecekleri öz kaynaklar arıyorlar. AfB'nin reform süreci, daha sıkı idari ve mali yönetim planını içeriyor.
Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame, Afrikalı liderlere hitap ederek yaptığı konuşmada AfB Komisyonu'nun güçlü ve etkili bir yapıya dönüştürülmesi planında kayda değer bir ilerleme kaydedildiği değerlendirmesinde bulundu. Tüm üye devletlerin bu bütçenin yükünü paylaşmasından dolayı şeffaflık koşullarının yerine getirildiğini ifade eden Kagame, geçen yıl içerisinde özellikle yeniden yapılanma konusunda önemli adımlar atıldığını belirtti.
Serbest ticaret
Terörizm tehdidi 33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi’ne gölge düşürdü. Bununla birlikte kendi kendini finanse etmeye yönelik endişeler dile getirildi. Fakat Afrikalı liderlerin memnuniyetle karşıladığı bazı olumlu noktalar da vardı. Bu noktaların en göze çarpanları arasında ticaret bölgesi projesini başlatmak için atılan adımlar yer alıyor. Bu proje, liderlerden biri tarafından ‘gerçeğe dönüşmeye başlayan proje kurucularının rüyası’ olarak nitelendirildi ve kıtanın ‘ekonomik entegrasyona’ yönelmeye başladığını söyledi. Serbest Ticaret Bölgesi kurma sözleşmesi, 28 ülke tarafından onaylandı.
Zirve sırasında Serbest Ticaret Bölgesi hususunda kaydedilen ilerlemeler hakkında ayrıntılı bir rapor sunuldu ve Afrikalı liderler bu adımlardan duydukları memnuniyetlerini dile getirdiler. Fakat birtakım zorluklar ve engeller dolayısıyla mutluluğun oldukça kırılgan olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Afrika Komisyonu Başkanı Faki Muhammed, bu projenin başarısının bazı temel şeylerin gelişimiyle bağlantılı olduğunu ve bunlar arasında en önemli olanın ise altyapı meselesi olduğunu belirtti. Ayrıca anlaşmanın imzalanmasından bu yana sarf edilen büyük çabalara rağmen yapılması gereken çok şey olduğunu ifade eden Faki Muhammed, Afrika altyapısındaki büyük açığa dikkat çekti.
Öte yandan Serbest Ticaret Bölgesi’nin etkinleşmesi için gerekli olan ‘dolaşım hürriyeti protokolü’ hala 54 ülkeden 33’ünün imzasını taşıyor. Bu, yasal açıdan temel eksikliklerin bulunduğu anlamına geliyor. Zirveyi takip eden Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Güney Afrika, Afrika Serbest Ticaret Bölgesi Genel Sekreterliğini üstlenecek. Genel Sekreterliğin ilk görevi ise projeyi başlatmak ve engellerin üstesinden gelmek olacak. Bu, kıtadaki en güçlü ekonomiye ve nüfus yoğunluğuna sahip Nijerya başta olmak üzere hevesli olmayan ülkelerin varlığından dolayı oldukça zor bir görev.
Verilen söze bağlılık
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Afrika Zirvesi sırasında dönem başkanlığını, Güney Afrikalı mevkidaşına devretti. Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, yaptığı konuşmada başkanlıkta olacağı dönem içerisindeki çalışmalarıyla çatışmaların çözümüne odaklanacaklarını söyledi.
Ancak çatışmalara son vermek ve anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak pek kolay bir iş değil. Afrikalı liderler, 2013'te kıtadaki tüm savaşları ve çatışmaları sona erdirme sözü vermelerinin ardından dış müdalelerin artması ve terörist grupların devreye girmesiyle birlikte durumun daha da kötüleştiğini iyi hatırlıyorlar. Liderler 7 yıl önce verdikleri taahhüdü yerine getiremediklerini itiraf ettiler, ancak bu onların silahları susturmak için yeni bir taahhütte bulunmalarının önüne geçmedi.
Afrika Komisyonu Başkanı bu bağlamda yaptığı konuşmada, “Terörizm ve etnik gerginlik gibi büyük sorunlarla karşı karşıya bulunan bir kıtada bu vaadi yerine getirmeyi nasıl başarabiliriz?” diye sordu ve meselelerin her biriyle ciddi bir şekilde ilgilenildiğinde ve bunların derin köklerinin araştırıldığında bu sorunların üstesinden gelmenin ve dolayısıyla silahları susturmanın zorluğunun anlaşılacağını söyledi.
Bununla birlikte Afrika halkının çoğunluğunun, 33. Afrika Birliği Liderler Zirvesi’ni ilgisiz bir şekilde takip ettiğini kabul etmek gerekir. Çünkü onlar için bütün bunlar sadece bir slogandan ibaret kalacak.



Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
TT

İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)

 

Üst düzey bir İranlı yetkili dün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında, ülkesinin nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması ya da tamamen kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi. Yetkili, artan askeri çatışma endişeleri gölgesinde yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını belirtti.

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programı konusunda onlarca yıldır süren anlaşmazlığı ele almak üzere bu ayın başında müzakerelere yeniden başlamıştı. Süreç, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmasıyla eş zamanlı yürürken, daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline dair kaygıları da artırdı.

İran, ABD güçleri tarafından hedef alınması halinde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurmakla tehdit ediyor.

Yetkili, “Son tur görüşmeler, yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda ABD’nin tutumunun İran’ın taleplerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Tarafların yaptırımların kaldırılmasına ilişkin makul bir takvim üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu yol haritası makul ve ortak çıkarlara dayalı olmalı” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde alternatif bir taslak hazırlanmasının beklendiğini belirtmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik sınırlı askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiğini ifade etmişti.

Taviz vermeye hazır olma

Tahran, önceki müzakerelerde büyük bir anlaşmazlık noktası olan ‘zenginleştirmenin tamamen durdurulması’ yönündeki ABD talebini reddetmesine rağmen, nükleer programına ilişkin bazı tavizler vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Washington, İran topraklarında uranyum zenginleştirilmesini nükleer silah edinmeye giden potansiyel bir yol olarak değerlendiriyor. Tahran ise bu suçlamayı reddederek uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ediyor.

ABD ayrıca, İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) geçen yıl, İran’ın yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştirilmiş 440 kilogramın üzerinde uranyum stokuna sahip olduğu tahmininde bulunmuştu. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İranlı yetkili, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir bölümünü ihraç etmeyi, en yüksek zenginleştirme seviyesini düşürmeyi ve bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu oluşturmayı içeren bir seçeneği ciddi biçimde değerlendirebileceğini söyledi. Ancak bunun karşılığında İran’a ‘barışçıl amaçlarla nükleer zenginleştirme’ hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. Yetkili, “Müzakereler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varılması mümkün” şeklinde konuştu.

Her iki taraf için de faydaları

İranlı yetkili, diplomatik bir çözümün hem Tahran hem de Washington için ekonomik faydalar sağlayacağını belirtti. Üst düzey İranlı yetkili, müzakere edilen ‘ekonomik paketin’ ABD’ye İran’ın petrol sektöründe ciddi yatırım fırsatları ve somut ekonomik çıkarlar sunmayı içerdiğini söyledi. Ancak Tahran’ın petrol ve maden kaynakları üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Nihayetinde ABD, İran için en fazla ekonomik bir ortak olabilir. Amerikan şirketleri her zaman İran’daki petrol ve gaz sahalarında yüklenici olarak yer alabilir” ifadelerini kullandı.