Hasan Fahs
İran rejimi, Suriye’de Mart 2011'de başlayan krizin ilk anından itibaren, meseleyi ‘varlığını tehdit eden bir saldırı’ olarak değerlendirdi.
Yakın Doğu’daki varlığının sarsılmasının, Batı Asya’daki nüfuzuna da olumsuz etkileri olacağını hesaplayan İran, Suriye meselesine doğrudan müdahil olan bölgesel ve uluslararası güçlerin başında yer aldı. İran rejimi, uzun süredir kuruluşunda emek harcadığı ‘direniş ekseninin’ tehlike altında olduğunu sezdiği için aceleci davranmıştı. İsrail’e karşı kurgulanan ‘Direniş Ekseni’, Tahran’dan başlıyor, Bağdat ve Şam’dan geçerek, Lübnan ve Filistin’in Akdeniz sahillerine uzanıyordu.
Suriye sahası, İran’ın bölgesel stratejisinde hayati bir konumu teşkil ediyor. Özellikle 2003’te Bağdat’ın ABD tarafından işgali ve Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından, Tahran-Şam ilişkilerinde köklü değişiklikler yaşandı. Daha önce Hafız Esed döneminde, İran rejimi Esed’e daha çok muhtaçken, Beşşar Esed döneminde Suriye rejimi İran rejimine daha çok bağımlı hale geldi. Hafız Esed Tahran ile ilişkilerini, Arap ülkelerinin ‘İran’ın yayılmacı emelleri karşısındaki tedirginliği’ bağlamında kullanıyordu. Buna karşılık İran, Şam yönetimiyle kurduğu derin ilişkilerle Arap coğrafyasının içlerine uzanabilme imkânı buluyordu. İran, Esed ile kurduğu sıkı ilişkilerle, Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esed’in katılımıyla, Üçlü İskenderiye Zirvesi’nde alınan kararları da sabote etmeyi amaçlıyordu.
Şüphesiz, devrim sonrası İran rejimi, Arap bölgesindeki stratejik varlığını, Arap-İsrail çekişmesinde yer alarak, meşhur ‘Pers sabırlılığı’ ile geniş bir zamana yaymayı başarmıştı. İran bu bağlamda, Madrid Konferansı’ndan itibaren, bölgedeki uluslararası barış girişimlerinin sekteye uğraması için de yoğun bir çaba sarf etti. ABD Bağdat’ı işgal ederek Saddam rejimine son verdiğinde, İran’ın ‘direniş ekseni’, Ürdün Kralı İkinci Abdullah’ın ‘Şii hilali’ olarak adlandırdığı projesinin önündeki en önemli engellerden biri kalkmış oldu. ABD işgalinin kendisine sıçramasından ve İsrail-Filistin barışının bölgesel rolünü zayıflatmasından korkan Suriye rejimi, bu süreçte Tahran’a sığınmak zorunda kaldı.
Önceleri Suriye rejimi, Tahran'la ilişkilerini Lübnan ve Filistin'deki çıkarlarıyla çelişmeyecek şekilde derinleştirme yoluna gitmişti. Suriye aynı zamanda İran ve Arap ülkeleri arasında bir aracı rolü üstleniyordu. Buna karşılık İran’ın ‘direniş ekseni’ projesinde Suriye hayati bir anlam taşıyordu. Suriye iç savaşında zayıflayan rejim, özellikle 2013 yılında Kusayr’ın düşmesi dolayısıyla İran’a daha fazla bağımlı hale geldi. İran ve Hizbullah bu süreçte, Şam’ın kararları üzerinde daha önce olmadıkları kadar etkin olabildiler. İran rejimi Suriye sahasını, çatışma halinde olduğu ABD ve İsrail’e karşı bir meydan okuma platformu olarak kullanmaya başladı. Böylece Ortadoğu’daki rolünün yok sayılmasının da önüne geçmiş oluyordu.
Denilebilir ki; İran rejimi ve müttefiki olan Lübnan yönetimi, Suriye rejimini çöküşten kurtaran kapsamlı desteği ile İsrail ve dolayısıyla ABD karşıtı oluşturduğu ‘direniş eksenini’ sağlam bir zemin üstüne oturtmayı başardı. Suriye rejiminin çeşitli muhalif gruplara kaybettiği toprakları yeniden ele geçirmesine verdiği destekle, süreç içinde uluslararası toplumun da, Suriye’nin bütünlüğüne ikna olmasını sağladı. Rusya’nın Suriye rejimi lehine savaşa müdahil olmasının, açık denizlere ulaşabileceği Akdeniz’de bir üs oluşturma özleminin yanı sıra, İran’ın ikna girişimiyle mümkün olduğu bilinmektedir.
İran, Suriye rejimine verdiği bu destekle, işgal altındaki Golan Tepeleri’nin sınırına kadar ulaşmayı başardı. İran destekli Hizbullah zaten Lübnan-Filistin sınırı boyunca etkindi. Dolayısıyla İran, İsrail ile barış ve savaş konularında tartışmasız bir biçimde söz sahibi bir konuma kavuşmuş oldu. İran böylelikle, Tel Aviv ve Washington’a, İsrail’in güvenliğinin ve muhtemel barışın, Tahran ile anlaşma yapılmadan sağlanamayacağı mesajını vermiş oluyordu. Nitekim Suriye’deki bu girişimiyle, bölgedeki en güçlü ülke olarak savaşı göze aldığını ve barışın da ancak yok sayılmamasıyla mümkün olabileceğini göstermiş oluyordu. Tahran’dan başlayıp, Bağdat ve Şam’ı geçerek Filistinli ‘direniş hareketleri’ aracılığıyla Gazze’ye kadar ulaşan ‘direniş ekseninin’ yok sayılması, ABD’nin bölgesel çıkarlarını tehdit edebilirdi. Dolayısıyla İran, gerek kendisiyle gerek de bölgeyle ilgili müzakerelerde yok sayılamayacak bir partner ve duruma göre düşman olduğu algısını pekiştirmiş oluyordu.
Rusya’nın Suriye sahasına girişi, İran’ın bölgesel çıkarlarını tehdit etmemektedir. Her ne kadar Moskova Suriye’deki tek söz sahibi olmak istiyor ve İran’ın gücü ve nüfuzunu kırmak istiyorsa da, Tahran-Moskova arasında Suriye meselesinde aynı safta yer alacaklarına dair bir mutabakat söz konusudur. Rusya, İsrail ile ilişkileri doğrultusunda İran’dan, Suriye’den İsrail’in güvenliğini tehdit edecek bir cephe açmamasını talep etmiş, sonu belirsiz bir maceraya girişmek istemeyen İran rejimi de bu talebi kabul etmişti.
İran ve Rusya, Suriye meselesinde bazı ayrıntılara dair görüş ayrılıkları yaşıyor olabilir, ancak iki ülkenin birçok müşterek hedefi bulunuyor. Fakat bu gerçek, Moskova’nın herhangi bir fırsat bulduğunda, İran’ın rolünü kısıtlayıcı adımlar atmayacağı anlamına gelmiyor. Buna karşılık Tahran, Suriye’de bulunmanın Moskova için ne derece önemli olduğunu bildiği için, muhtemel çatışmalardan kaçınmak için ‘Rus oyuncunun’ çıkar sahasından uzak durmaya özen gösteriyor. Rusya’nın Suriye’deki varlığı İran’ın çıkarlarıyla çelişmediği gibi, aksine Washington karşısındaki elini de güçlendiriyor.
Bu sırada Türkiye de Suriye pastasından payını almak ve ilerideki ‘siyasal uzlaşı sürecinde’ etkin olmak için Suriye’de bulunuyor. ABD ise aceleci davranmayarak, Fırat’ın doğusunda, ‘siyasal uzlaşı sürecine’ şartlarını dayatmak için, askeri güçlerini bulundurmaya devam ediyor.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.
Suriye krizi ve İran’ın varoluş mücadelesi
Tahran, Rusya’nın çıkar sahasından uzak durmaya özen gösteriyor
Suriye’deki savaşın izleri (Reuters)
Suriye krizi ve İran’ın varoluş mücadelesi
Suriye’deki savaşın izleri (Reuters)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة




