ABD, El-Fahuri'nin serbest bırakılması için Lübnanlı yetkililerle anlaşma mı yaptı?

TT

ABD, El-Fahuri'nin serbest bırakılması için Lübnanlı yetkililerle anlaşma mı yaptı?

Lübnan’daki askeri mahkeme dün sürpriz bir kararla, ülkenin güneyinin işgali sırasında İsrail tarafından kurulan el-Hayam gözaltı merkezi eski yöneticisi Amir el-Fahuri’yi serbest bıraktı. Karar ülkede yaşanan siyasi bir tartışmanın tam ortasında gelirken Hizbullah kararı ‘ABD baskısı’ sonucu alınmış ‘yanlış’ bir karar olarak niteledi. Bununla birlikte kararın, ABD ile ‘siyasi bir anlaşma’ çerçevesinde alındığı iddia edildi.
Washington ile ‘anlaşma’ yapıldığı imaları, siyasiler ve yetkililer tarafından yapılan açıklamalardan çıkarılırken özellikle (Dürzi) İlerici Sosyalist Parti (İSP) Genel Başkanı Velid Canbolat’ın Twitter hesabından yaptığı şu açıklama dikkatleri çekti;
“(Ülkede) sağlık sektörü ve ekonomide yaşanan kriz zirveye ulaşırken, karar merkezinde olan ve çifte vatandaşlığı bulunan şeytanın avukatı, ajan Amir el-Fahuri'nin serbest bırakılması için uygun fetvayı bulur. Yargı kurumlarının ve yargının bağımsızlığı hakkında konuşmanın ne faydası var. Yüksek Yargı Konseyi Başkanı’na ve ajanı yargılayan hakimlere teşekkür ederim. Bu Başkanlık için zehirli bir iksirdir.”
Öte yandan (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) lideri Cibran Basil’in ofisinden basında çıkan haberlerle karşı yapılan açıklamada, “Yargıya olan saygısından dolayı milletvekili Basil, Fahuri’nin ne tutuklandığında ne de serbest bırakıldığında ucu yargıya dokunan yanlış eleştiriler ve iftiralarda bulunmamıştır” ifadeleri yer aldı. Lübnan merkezli bir gazetede yer alan habere işaret edilen açıklamada, “Bu iğrenç bir iftira ve tahammül edilemeyen gerçeklerin çarpıtılmasıdır. Bunun amacı, ajanın Basil’in Dışişleri Bakanlığı döneminde Lübnan'a dönmesi ve tutuklanmasından dolayı tüm siyasi ve medyatik yükün milletvekili Basil’in omuzlarına yüklenmesidir. Basil Fahuri’yi hiç tanımıyor ve onunla serbest bırakılmasıyla hiçbir bağlantısı yok. Basil’in Fahuri’ye yardım etme sözü verdiğine dair söylenenler önyargı ve yalandır. Bu yüzden gazeteye dava açılmasına karar verildi” denildi.
Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen eski Bakan Viam Vahhab ise “Lübnan, ABD’nin talebini reddedemez” çıkışında bulunurken milletvekili Cemil es-Seyyid Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Bu mahkeme tek başına Fahuri’yi temize çıkarmaya cesaret edemez. Lübnan lehine yapılmış bir anlaşma sonucu serbest bırakılmış olmasını ve bunun da halka duyurulmasını umuyorum. Fakat eğer karşılıksız bırakıldıysa kafalar yuvarlanmalı” dedi.
Muhalif siyasi kaynaklar Şarku’l Avsat aracılığıyla Fahuri’nin serbest bırakılmasının Şii İkilisi’nin (Hizbullah-Emel Hareketi) dışında Hizbullah’ın müttefiklerini de etkileyecek olan ABD yaptırımlarıyla ilişkili olup olmadığını sordular. Kaynaklar ayrıca Washington ile Lübnan hükümeti arasında pamuk ipliğine bağlı ABD-Lübnan ilişkilerinin normalleştirilmesi ve ABD'nin Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) Lübnan'a nakit para yardımı yapılmasına yeşil ışık yakmasını kolaylaştırması’ karşılığında Fahuri hakkındaki takipsizlik kararı nedeniyle Lübnan’ın bir bedel ödeyip ödemeyeceğini de sorarken bu bedelin yerel mi yoksa bölgesel mi olacağını da sorguladılar.
Kaynaklar ABD’nin talebi üzerinde geçtiğimiz aylarda aralarında ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı David Hill ve ABD'nin eski Beyrut Büyükelçisi Elizabeth Richard ve yeni Büyükelçisi Dorothy Shea’nın da bulunduğu ABD’li bazı yetkililer ile Lübnanlı yetkililer arasında birkaç görüşme yapıldığının altını çizdiler.
Öte yandan karara karşı siyasi bir çıkış yapan Hizbullah “Ne yazık ki ABD baskısı bugün karşılık buldu” şeklinde bir açıklama yaptı. Bugünün Lübnan ve yargısı için üzücü bir gün olduğu belirtilen açıklamada, kararın pişmanlık, öfke ve kınama gerektiren bir karar olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca askeri mahkeme başkanının ve üyelerinin, bu kararı almaları için yapılan baskılara boyun eğmek yerine istifa etselerdi, daha onurlu ve daha faydalı bir davranış sergilemiş olacakları belirtildi. Açıklamada yargıya saygınlık ve onur sınavında itibar ve dürüstlüğünü geri kazanmak ve işkence gören, ezilen ve topraklarının kurtarılması uğruna fedakarlık yapan tüm Lübnanlılar için bu durumu düzeltme çağırısı yapıldı.
Hizbullah’a bağlı Avukatlar Topluluğu yaptığı açıklamada, “Askeri Mahkeme tarafından, el-Hayam Kasabı olarak adlandırılan ajan Amir Fahuri'nin serbest bırakılması kararı Lübnan halkı adına alınmış bir karar değildir. Bu skandal karar, Lübnan adaletinin ve askeri yargının tarihinde kara bir gündür. Ancak Fahuri’nin serbest kalma işlemleri durdurulması ve ardından adil bir şekilde cezalandırılması halinde bu kara leke silinebilir” ifadeleri yer aldı.
Muhalefet kanadından siyasi kaynaklar, yaşanan siyasi tartışmalarla ilgili olarak,  hükümetin, ABD ile ilişkilerdeki tıkanıklığı hafifletmeye yardımcı olacak, mevcut durumu sona erdirecek ve Washington ile ilişkilerde krizi ağırlaştıran ana meselelerle karıştırılmayacak benzer bir karar verip veremeyeceğini sorguladılar. Kaynaklar, tepkileri ve tıkanıklığı püskürtebilecek tutumlar sergilemek yerine, Fahruri’yi serbest bırakma kararıyla Washington'la gerginliği hafifletmeye ve uyuşmazlığı gidermeye yönelik davranışlar sergilendiği söylediler. Yine aynı kaynaklar, bu olayın Saad Hariri hükümeti zamanında gerçekleşseydi ne gibi sonuçları olacağını ve bugün hükümette yer alan partilerin buna karşı nasıl bir tutum sergileyebileceklerini sorguladılar.
Hakkında İsrail'in Lübnan’ın güneyini işgali sırasında el-Hayam kasabasında eski bir kampta işkence yaptığı iddiaları bulunan Amir el-Fahuri'nin geçtiğimiz Eylül ayında uzun yıllar kaldığı ABD’den dönmesi ülkede büyük bir öfke patlamasına neden olmuştu.
Mahkeme, 16 Mart Pazartesi öğleden sonra yayınladığı kararda şu ifadelere yer verdi:
“Güney Lübnan’ın 2000 yılında kurtuluşundan önce İsrail tarafından kontrol edilen el-Hayam Hapishanesi’nde 1998 yılında mahkumlara işkence yapıldığı yönünde Fahuri’ye atfedilen suçlar, zaman aşımına uğrayarak (yani iddia edilen suçun gerçekleşmesinden bu yana 10 yılı aşkın bir süre geçti) düştü.”
Ancak Askerî Yargıtay’daki Hükümet Komiseri dün, Pazartesi günü Askeri Mahkeme’de hakim Gassan el-Huri’nin verdiği kararı temyiz etti. Lübnan Ulusal Bilgi Ajansı, hakim el-Huri’nin Askeri Yargıtay'dan kararı temyiz etmesini, Fahuri için tutuklama emri çıkarılmasını ve yeniden yargılamasını istediğini belirtti. Ajans, temyiz başvurusunun dün sabah Askeri Yargıtay tarafından işleme alındığını aktardı.
Fahuri hakkındaki takipsizlik kararının yayınlanmasından bu yana, siyasi çevreler ve halktan yapılan yoğun eleştiriler devam ederken Hizbullah ve diğer solcu güçlerin destekçileri yargı ve siyasi müdahale konusundaki öfkelerini dile getirdiler. Bazıları Tuğgeneral Hüseyin Abdullah başkanlığındaki Askeri Mahkeme’yi eleştirirken siyasi kaynaklar Abdullah'a yönelik eleştirileri ‘haksız’ olarak nitelediler.
Şarku’l Avsat’a yapılan açıklamalarda,  1980'lerde İsrail'le beraber hareket eden ‘Güney Lübnan Ordusu’ milisleri tarafından yönetilen el-Hayam gözaltı merkezinde çıkan isyanın zorla bastırılması davasına ilişkin ‘beraat’ değil, ‘takipsizlik’ kararı alındığı vurgulandı. Olayda iki mahkum ölmüştü. Kaynaklar, Güney Lübnan'ın 2000 yılında işgalden kurtulmasından iki yıl sonra 2003'te Fahuri hakkında başka bir dava açıldığını, ancak zaman aşımı nedeniyle serbest bırakıldığını belirttiler.
Şarku’l Avsat’a konuşan yargı kaynaklarına göre Fahuri, gözaltı merkezindeki ayaklanmayı zorla bastırmak, iki mahkumun ölümüne neden olmak, 1986 yılında mahkum Ali Abdullah Hamza'nın cesedine işkence yapmak, ölen mahkumların cesetlerinin bilinmeyen bir yere taşımak ve saklamakla suçlandı. Ancak 30 yıllık zaman aşımı nedeniyle Fahuri kanunlar uyarınca serbest bırakıldı. Kaynaklar ayrıca Fahuri’nin avukatının 2016 yılında Lübnan'a gelip suçlamaların zaman aşımına uğraması nedeniyle Lübnan güvenlik makamlarından müvekkilinin adının hakkında ajanlık ve terörle suçlamaları bulunanlar için oluşturduğu ‘303’ listesinden çıkarılması için bir takım adımlar attığına dikkat çektiler. Fahuri'nin adının listeden çıkarılmasının ardından Lübnan'a döndüğünü belirten kaynaklar, geçtiğimiz Eylül ayında tutuklanmadan önce Lübnan topraklarına girmesine izin verildiğini söylediler.
Fahuri, Beyrut’ta soruşturma hakimi olan Bilal Halavi tarafından el-Hayam Hapishanesi’ndeki iki eski tutuklunun kendisine karşı açtığı davada da ‘söz konusu tutukluları göz altına almak, özgürlüklerine el koymak ve işkence yapmak’ ile yargılanıyor. Fakat Halavi’nin Fahuri hakkında tutuklama emri çıkarmamış olması halkın yargıya yönelik öfkesini körüklüyor. Siyasi kaynaklar, Fahuri’nin şuan bir güvenlik merkezinde olmadığını, yoğun güvenlik önlemleri altında bir hastanede tedavi gördüğünü söylediler.



EŞ-Şara, Erdoğan ve Macron ile yaptığı iki ayrı telefon görüşmesinde Halep'teki son gelişmeleri ele aldı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)
TT

EŞ-Şara, Erdoğan ve Macron ile yaptığı iki ayrı telefon görüşmesinde Halep'teki son gelişmeleri ele aldı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanlığı dün akşam yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı iki ayrı telefon görüşmesinde Halep'teki son gelişmeleri ve istikrarı güçlendirme yollarını görüştüğünü duyurdu.

Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, eş-Şara'nın Erdoğan'a "Suriye milli ilkelerini, bunların başında da devlet egemenliğinin tüm topraklara yayılması ilkesini" teyit ettiğini ve "mevcut önceliğin sivilleri korumak, Halep'in çevresini güvence altına almak ve yeniden yapılanma sürecini engelleyen yasadışı silahlı varlığı sona erdirmek" olduğunu vurguladığını ifade etti.

Suriye Cumhurbaşkanlığı ayrı bir açıklamada, eş-Şara'nın Fransız Cumhurbaşkanı ile ikili iş birliğinin geliştirilmesi ve Suriye ile bölgedeki son gelişmeler hakkında görüştüğünü ve Suriye'nin Fransa'ya "istikrar yolunu desteklemedeki rolü, ulusal bütünleşmeyi destekleme ve Suriye devletinin egemenliğini tüm topraklarına yayma yönündeki Fransız çabaları" için minnettarlığını ifade ettiğini belirtti.

Açıklamada, Suriye Devlet Başkanı'nın Halep'teki devlet çalışmalarını da gözden geçirdiği ve sivillerin korunmasının ve şehrin çevresinin güvenliğinin sağlanmasının normale dönüşün sağlanması için en önemli öncelik olduğunu vurguladığı belirtildi. Eş-Şara, "devletin Suriye halkının tüm kesimlerini, özellikle de ulusal dokunun ayrılmaz bir parçası ve Suriye'nin geleceğinin inşasında kilit ortak olan Kürt kesimini korumadaki ulusal ve egemen rolünü" vurguladı.


Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.