Kazimi’nin iyi niyetleri yolsuzluk çarkını durdurmaya yeter mi?

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
TT

Kazimi’nin iyi niyetleri yolsuzluk çarkını durdurmaya yeter mi?

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi (AFP)

Sabah Nahi
Irak’ın yeni Başbakanı Mustafa el-Kazimi üst üste biriken bir dizi krizle karşı karşıya bulunuyor. Sanki daha önceki hükümetin yükleri, Irak siyasi güçlerinin hâlâ üzerine bir uzlaşıya varamadıkları altı sorunlu bakanlığın üzerine eklenmiş gibi.
Kota sistemi, devletteki yolsuzluğun temelini oluşturur. Irak siyasi yaşamının üzerine inşa edildiği kota sisteminden dolayı iki egemen bakanlık hala boşta. Bunlardan biri Kürtlere ayrılan Dışişleri Bakanlığı, diğeri ise petrolün üretildiği yer olması dolayısıyla Basralılara ayrılan Petrol Bakanlığı’dır.

Kartopu gibi olan mali kriz
Irak’taki mali kriz yuvarlanan bir kar topu gibidir. Diğer krizler arasından en çok tehdit oluşturan krizdir. Öyle ki önümüzdeki haziran ayında maaşları ödeyemeyeceğini fark eden Kazimi hükümeti, Körfez’deki komşularından borç alıyor. Küresel bir mali krizin yaşanıyor olması, OPEC'in Irak’ın petrol hissesinden günlük bir milyon varil kadar düşürmesi ve Kürdistan bölgesinin son dört yıl içerisinde yaklaşık 150 milyar dolara ulaşan petrol ihracatını ödeyememesi gibi hususlar bu krizi daha da derinleştiriyor.
Bu, Irak Maliye Bakanı Ali Allavi'nin bu zorlu dönemde iki ülke arasındaki dostane ilişkileri yeniden etkinleştirmek için Suudi Arabistan'a yaptığı ziyareti açıklıyor. Irak, Dünya Bankası'nın ağır koşullarıyla baş edemediğini fark etti. Ülke, 90’lı yılların başında Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgali sırasında Irak'a uygulanan ekonomik kuşatma günlerinden bu yana böyle bir krize tanık olmadı.

Şişirilmiş çalışan sayısı
Kazimi hükümetinden önceki beş hükümet varil başına yaklaşık 120 dolara ulaşan yüksek petrol fiyatına güveniyor ve politikasını bunun üzerine inşa ediyordu. Son 17 yıl içinde kamu personeli sayısı 5 milyon kadar arttı. 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin düştüğü sırada Irak’ta kamu çalışanı sayısı 3 milyon kadardı ve buna Kürdistan Bölgesel Yönetimi çalışanları da dahildi. Ülkeyi yöneten siyasi İslamcı partiler, çeşitli sebeplerle -ki bu sebeplerden en önemlisi genel seçimler için oy kazanmaktı- atamaların kapısını sonuna kadar açtılar. Böylece parlamento çatısı altında destekçilerin sayısı artacak ve bu partinin meclis içerisindeki ağırlığını artıracaktı. Gerçekten de böyle oldu. Parlamento, bu atamalar ve kotalar dolayısıyla gelen kimselerle doldu. Birikimli ve entelektüel anlamda yetkinlik sahibi kişilere mecliste yer kalmadı.

Ülke dışına maaşlar
Suudi Arabistan'ın Rafha şehrine 20 km uzaklıkta bulunan ve 40 binden fazla mültecinin barındığı Rafha kampındaki kişilere, yasa tarafından meşru görülmemesine rağmen maaş verildi. Bu, Iraklı muhaliflerin 1991 yılındaki olaylarından hemen sonra yaşandı ve durumun yönetimi ve denetimi Birleşmiş Milletler (BM) tarafından üstlenildi. Dosya 2003 yılından sonra kapatıldı ve 2006'da orada kaldıkları süre içinde kendilerine aylık ödeme yapılmasını öngören bir yasa çıkarıldı.
Aynı zamanda on binlerce siyasi mahkûma maaş bağlandı ve bunun yanı sıra ‘cihat hizmeti’ adı altında ayrı bir harcama kapısı açıldı. Danışman olarak isimlendirilen ve özel pozisyonlarda bulunanlara verilen maaşlar ve devlet memurlarının aylık maaşlarının on katı kadar olan üç başkanın maaşları da harcamalar arasında yer alan bir diğer kalemdi.
Halk tarafından sürekli bir şekilde bu haksız maaşların durdurulması ve bu paraların 8 milyon çalışanının maaşını ödeyemeyen devletin hazinesine aktarılması edilmesi talep ediliyor. Bu, sezaryen doğum yapan ve altı bakanlıktan yoksun olan bir hükümet için kolay değil. Hükümet, milislerin güvensizlik oyu için maaş kesintilerinden faydalanabileceğini biliyor.

Sistematik yolsuzluk mirası
Bir gözlemcinin ifade ettiği üzere başbakan, selefi Abdülmehdi’den ‘boş bir bütçe, ihlal edilmiş olan bir egemenlik, kırılgan bir güvenlik durumu ve iç, bölgesel ve uluslararası zorlukları’ miras aldı. Zira rakibi olan ve adaylığına karşı çıkan Maliki’nin öncülüğünü yaptığı ‘derin devlet’ Abdülmehdi’ye bir komplo kurdu. Maliki, Abdülmehdi’ye muhalif olanların lideri mesabesindeydi.
Kazimi her ne kadar devletin prestijini ve Irak'ın egemenliğini yeniden tesis etmeye çalıştığını açıklasa da Elektrik Bakanlığı'nı ziyaretinden kısa bir süre sonra DEAŞ saldırıları dolayısıyla boğucu yaz mevsiminde olan ülkenin dört bir tarafında elektrikler kesildi. Buğdaylar, hasattan önce yakıldı. Daha sonra gece gündüz devletin prestijini yeniden kazanmasının önüne geçmek adına çalışan güçlerden mesajlar geldi. Milisler, Yeşil Bölge'deki hükümet merkezlerini füzelerle vurdular.
Bunu, maaşları durdurma girişimleri devam ederken, başkentte yakıt akışını engellemeye yönelik daha tehlikeli bir oyun izledi. Bu, protestocular tarafından devlet hazinesinin boşalmasında ülkenin başına gelen en kötü şey olmakla suçlanan bir hükümetten sonra gelen mevcut hükümetin karşı karşıya kaldığı büyük bir tehditti. Zira hükümet Çin ile 500 milyar dolar değerinde olacağı tahmin edilen fakat imzalanmamış olan bir anlaşmaya güveniyordu. Bir önceki hükümet çalışmalarına, emekli maaşlarını durdurarak ve yeni hükümet için erken bir krize neden olarak son verdi.

Kota laneti
Irak’ın İnsan Hakları Eski Bakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin açıklamasına göre, mevcut hükümete bloklar aracılığıyla kotalar dayatıldı ve başbakan 11-12 Haziran tarihlerinde ABD heyeti ile gerçekleşen iki günlük müzakereye kadar sabırlı davranarak stratejik bir yol izledi. Çünkü herhangi bir siyasi bloğun içinde kendisi için siyasi bir koruma olmadığını biliyordu. Sadece cumhurbaşkanlığı ve meclis başkanlığı çevrelerinden destek görüyordu ve bu ittifaklar da belirli çıkarlar doğrultusunda hızla değişen ittifaklar kabilindendi.

Genel seçimler
Kazimi hükümetinin karşı karşıya olduğu bir diğer zorluk ise gelecek yıl genel seçimleri düzenlemektir. Fakat rüzgâr arzu edilmeyen bir yönden esiyor. Seçim yasasının parlamentoda oylanmasının üzerinden beş ay geçti. Yasa cumhurbaşkanlığının onayına sunuldu, ancak iki başkan arasında yaşanan derin tartışma dolayısıyla şu ana kadar onaylanıp uygulanmadı. Diğer taraftan 2018 seçimlerinde işlenen ihlaller nedeniyle feshedilen seçim komisyonunun büyük fonlarla yeniden kurulması gerekiyor.

Reformun başlangıcı: Derin devlet yapısının sökülmesi
Yazar Emir ed-Dami bu konuyla ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Devleti içerisine düştüğü bu girdaptan kurtarmak istiyorsak resmî kurumların gerçek bir iradeye sahip olmalarına ihtiyacımız var. Aynı zamanda derin devleti kökünden sökmek ve yolsuzluğa bir son vermek zorundayız. Sayın Kazimi’ye tavsiyem, ‘bakan yardımcıları, genel müdürler, icra müdürleri, bölüm ve şube müdürlerine varıncaya kadar devletin eklemlerinde yuva kuran başkanları devre dışı bırakmasıdır. Bu kimseler, Kazimi’yi bir an önce başarısız kılmak isteyen derin devletin aracıdır. Devletin prestijini geri kazandırmak da sadece kendisini sokağa dayatmaktan ibaret değil, elli bini aşan fabrikayı yeniden çalıştırmaktır.”

Maliye Bakanı: Öncelikle çalınan 250 milyar doları iade edin
Irak Maliye Bakanı Ali Allavi bir sürpriz yaptı ve herhangi bir delil olmaksızın şu sözleri basında dolaşıma girdi:
“Irak bütçesinden çalınan para 200-250 milyar dolar tutarındadır. Bu paraların hepsi yurtdışına kaçırıldı. Bu para Irak halkının hakkı olduğu için bu konuda özel bir birimin kurulması gerekiyor.”
Bu meydan okuma, Ulusal İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Mustafa el-Kazimi'yi ‘bakanın halk hırsızları olarak nitelendirdiği yüzlerce ismi adalet önüne çıkarmak’ gibi bir sorumlulukla karşı karşıya bırakıyor. Kazimi, kamu malından ve yolsuzluk yapan kimselerin yargılanmasından sorumu olan isimdir. Uzman ekonomistler çalınan paranın 400 milyar dolar kadar olduğunu teyit ediyorlar.

Göstericilerin öldürülmesi
Diğer taraftan en acil ve riskli dosyalardan biri de ekim ayındaki ayaklanmada 700’den fazla göstericinin ölümüne ve 20 bin kişinin yaralanmasına sebep olanların ortaya çıkarılmasıdır. Bu, yeniden protestolara kapı açmamak ve bazı taraflar tarafından manipüle edilmesine imkân vermemek için atılması zorunlu olan bir adımdır.

Karmaşık dosyalar
Kerkük, tartışmalı sınır bölgeleri, kamusal özgürlükler, Irak medyası ve kurumlarındaki kaos, çalınan ve yağmalanan evler ve araziler, yüz binlerce insanın ölümüne sebep olan ceza davaları, devlet hazinesi, tarihi eser kaçakçılığı… Bütün bunlar, hükümetin çözmeye başlaması ve ilerleme kaydetmesi gereken zorlu dosyalar arasındadır.



İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
TT

İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)

Suriye ve İsrail'in Paris'te, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasiye girişmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya varmış olmalarına rağmen, İsrail Suriye topraklarını ihlal etmeye devam etti. İsrail ordusu dün, Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki Kuneytra ilinde birkaç köye girdi, es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde askeri kontrol noktası kurdu ve yoldan geçenlerin üstünü aradı.

Yerel kaynaklara göre iki Hilux ve Hummer aracından oluşan bir İsrail gücü, Berika köyü yönünde Bir Acim beldesine girdi, Bir el-Kabbas'ta yaklaşık on dakika durdu ve ardından bölgeden çekildi. Bu arada Suriye'nin resmi yayın kuruluşu El-İhbariyye, İsrail güçlerinin ‘Kuneytra kırsalındaki es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde üç araçtan oluşan bir askeri kontrol noktası kurduğunu ve yoldan geçenleri aradığını’ bildirdi.

Bu olay, İsrail ordusunun Kuneytra'nın doğusundaki el-Ahmer tepesinde mevzilenip İsrail bayrağını göndere çekerek, eski rejimin düşüşüne kadar Suriye'nin kontrolünde olan gözetleme noktaları ve siperler içeren ileri çatışma merkezleri olarak kabul edilen batı ve doğu el-Ahmar tepelerinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra meydana geldi.

İsrail basını dün, ABD'nin himayesinde Paris'te düzenlenen Suriye-İsrail müzakerelerinin, ‘ABD'nin etkin katılımıyla sahada çatışmaları önlemeye yönelik bir koordinasyon mekanizması kurulması konusunda sınırlı bir mutabakat’ ile sonuçsuz kaldığını bildirdi. O tarihten bu yana önemli bir ilerleme kaydedilmedi.

İsrail gazetesi Ma'ariv, üst düzey bir İsrailli yetkilinin, İsrail'in pozisyonunun net ve tartışmaya kapalı olduğunu, Hermon (Şeyh) Dağı'ndan çekilmeyeceklerini söylediğini aktardı.

Yetkili, Suriye'nin güvenlik anlaşmasını İsrail'in çekilmesiyle ilişkilendirme talebinin, müzakerelerin teknik koordinasyon aşamasından öteye geçememesinin nedeni olduğunu vurguladı.

dfgrty
Kuneytra'nın batısındaki Tel el-Ahmer'deki İsrail askeri üssü (Facebook)

Araştırmacı ve siyasi analist Muhammed es-Süleyman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Paris'te yapılan son müzakere turunun, iki taraf arasındaki gerilimi azaltmayı ve İran destekli milislerin sınırdan geri dönmesini engelleyerek bölgedeki istikrara katkıda bulunacak bilgilerin paylaşılmasını amaçladığını söyledi.

Süleyman, müzakerelerin tıkanmasının nedeninin, İsrail'in Suriye topraklarında ihlallerinin yanı sıra Suriye’nin güneyi ve el-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörlere desteğini sürdürmesi olduğunu vurguladı.

Süleyman’a göre İsrail'in bu politikaları müzakerelerde baskı aracı olarak izlediğini, ancak bunun müzakerelerin başlaması konusunda anlaşma olasılığını zayıflatıyor.

İsrail ayrıca 8 Aralık 2024 tarihinden sonra işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi reddediyor. Bu durum, ‘İsrail'in 8 Aralık öncesi sınırlarına tamamen çekilmesini’ ısrarla talep eden ve ‘bu sınırlar içinde bir tampon bölge kurulmasını ulusal egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirerek reddeden Şam için kabul edilemez.

Suriyeli araştırmacı Süleyman, Şam'ın ‘bölgedeki gerilimi azaltmanın ve ihlalleri durdurmak amacıyla sınırlı bir güvenlik anlaşması yapmanın yanı sıra İsrail ile Suriye'nin güneyindeki ve Suriye'nin El-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörler arasındaki iletişimi durdurmak istediğini söyledi.

İsrail'in bu bağlantıları, Suriye devletinin istikrarını bozan aktörleri desteklemek için kullandığı göz önüne alındığında bu talebin doğal olduğuna işaret eden Süleyman, İsrail'in, ‘gerçek bir caydırıcı unsur olmaksızın’ ihlallerine devam etmek için ABD'nin desteğini kullandığının altını çizdi.

dfrgty
Hermon (Şeyh) Dağı'ndaki bir kontrol noktasının yanında duran bir İsrail askeri, 8 Ocak 2025 (AFP)

İsrail ordusu bir yılı aşkın bir süredir, neredeyse her gün Suriye topraklarını işgal etmeye devam ediyor. Özellikle Kuneytra vilayetinin kırsal kesiminde sınır hattı üzerinde bulunan köylerde kontrol noktaları kuruyor, yoldan geçenleri tutuklayıp sorguluyor, tarım arazilerini buldozerlerle yıkıyor ve ekinleri tahrip ediyorlar.

6 Ocak'ta, bilgi alışverişini koordine etmek, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasi ve ticaret fırsatlarını değerlendirmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması oluşturulması konusunda anlaşmaya varılmasına rağmen, İsrail'in uygulamaları azalmadı. Geçtiğimiz hafta Fransa'nın başkenti Paris’te Suriye, İsrail ve ABD temsilcilerinin katıldığı iki günlük yoğun görüşmelerin ardından yayınlanan üçlü bildiride böyle belirtildi.

Araştırmacı Muhammed Süleyman'a göre İsrail'in askeri kuleler ve karakollar inşa etmesi, bölgenin parçalanmasına katkıda bulunrken sınırların kontrolünü kolaylaştırıyor ve bölgeyi tek taraflı bir askeri bölgeye dönüştürüyor. Süleyman, İsrail'in sivillere ve Suriye'nin egemenliğine yönelik uygulamalarının şüphesiz ‘orta ve uzun vadede genişleme ve yerleşim korkularını artırdığını’ belirtti.

Öte yandan Suriye hükümetinden bir kaynak, bu ayın 5'inde İsrail ile müzakerelerin yeniden başlamasının ‘Suriye'nin müzakere edilemez ulusal haklarını geri kazanma konusundaki sarsılmaz kararlılığını teyit ettiğini’ açıkladı.

fgthyu
Suriye'nin güneyinde, İsrail sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlemci Gücü (UNDOF) mensubu bir asker (AFP)

Görüşmelerde Suriye, İsrail ile arasında 1974'te imzalanan ‘Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının’ yeniden yürürlüğe konmasını talep etti. Böylece Suriye'nin egemenliğini diğer tüm hususların üzerinde tutan ve Suriye'nin iç işlerine herhangi bir müdahalenin önlenmesini garanti eden adil bir güvenlik anlaşması çerçevesinde İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 tarihinden önceki konumlarına çekilmesi garanti edilecekti.

Suriye yetkilileri, Beşşar Esed rejiminin düşmesinden bu yana, ABD'nin arabuluculuğunda İsrailli yetkililerle bazı müzakereler gerçekleştirdi, ancak herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. İsrail, Suriye topraklarında silahsız bir tampon bölge kurulmasında ısrar ederken, Şam bunu reddediyor.


Uluslararası toplum Lübnan'ın silahların devlet kontrolünde olması için başlattığı girişimi destekliyor

Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'ın silahların devlet kontrolünde olması için başlattığı girişimi destekliyor

Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)
Bağlılık yemini eden Hizbullah üyeleri. (AP /Huseyin Malla)

Fransa'nın başkenti Paris'te 5 Mart'ta Lübnan ordusunu desteklemek için bir konferansın düzenleneceğinin duyurulması, meşru kurumların silahların devletle sınırlandırılması kararını uygulamaya koyma yönündeki uluslararası iradeyi yansıtıyordu.

Dün yapılan duyuru, Suudi Arabistan, ABD, Fransa, Mısır ve Katar temsilcilerinden oluşan beşli grubun desteğiyle uluslararası bir ivme kazandı. Bu adım, ordunun görevlerini, özellikle de Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını tamamlamasını sağlamak için atılan bir adım olarak görüldü.

Konferans öncesinde, ihtiyaç ve gereklilikleri belirlemek üzere Lübnan ordusu komuta kademesi ile bağışçı ülkeler arasında toplantılar düzenlenmesi planlanıyor.

Buna karşın Hizbullah iç savaşla tehdit etti. Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati yaptığı açıklamada, yetkililerin Litani Nehri’nin kuzeyi hakkındaki açıklamalarının ‘hükümetin kaos ve istikrarsızlığa, kimsenin memnun olmayacağı bir iç duruma ve belki de iç savaşa doğru gittiği anlamına geldiğini’ söyledi.


Şara: SDG, Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş mücadelesini engellemeye çalıştı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
TT

Şara: SDG, Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş mücadelesini engellemeye çalıştı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv- Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün yaptığı açıklamada, “SDG (Suriye Demokratik Güçleri) Halep'te bize saldırdı ve kurtuluş savaşını engellemeye çalıştı, ardından şehrin stratejik bölgelerine yayıldı” dedi.

Eş-Şara, haber kanallarında yayınlanan bir televizyon röportajında, "Kürt unsuru Suriye'deki durumla bütünleşmiş durumda ve Kürtlerin orduda, güvenlikte ve parlamentoda yer almasını istiyoruz, ancak PKK (Kürdistan İşçi Partisi) onları kalkınma fırsatlarından mahrum bırakmak istiyor" ifadelerini kullandı.

Suriye Devlet Başkanı, “SDG örgütünün sorunu, birden fazla lideri olması ve askeri kararlarının PKK örgütüyle bağlantılı olmasıdır” diyerek, “(SDG) Halep'te sivil ve ekonomik hayatı engelledi ve Nisan anlaşmasının şartlarına uymadı” şeklinde konuştu.