Türkiye’nin Libya’daki genişlemesi, Avrupa’nın endişelerini artırıyor

Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
TT

Türkiye’nin Libya’daki genişlemesi, Avrupa’nın endişelerini artırıyor

Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)
Başkent Trablus yakınlarındaki Ayn Zara bölgesinde bulunan LUO unsurları (Reuters)

Zayed Hediyye
Türkiye’nin Libya krizine ve askeri çatışmalara artan müdahalesiyle birlikte uluslararası ve bölgesel kaygılar da son günlerde artış gösterdi. Bu noktada en büyük endişeyi ise Avrupa taşıyor.
Son haftalardaki gelişmeler, sahadaki önemli değişiklikler ve Türkiye’nin Libya’nın askeri ve stratejik sahalarının kontrolünü elinde tutması, bölgedeki yerel ve uluslararası açıdan aktif oyuncuların çıkarlarını etkileyerek uluslararası boyutlara ulaştı. Endişe seviyesi sürekli artarken, Ankara’nın silah ve asker desteği sağladığı Trablus’taki müttefiki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden (UMH) elini çekmesi çağrıları arttı. Koşullar, Libya’yı gerginliğin yuvası olmaya aday hale getirdi ve göçmenlerin Avrupa’ya açıldığı bir başlangıç ​​noktası yaptı. Aynı şekilde ülke, orta ve uzun vadede dünyanın dört bir yanından savaşçıları da kendisine çekti.
Resmi ve basın raporlarına göre Libya krizinin ülkelere yönelik jeopolitik ve güvenlik etkileri endişeleri çerçevesinde bu gibi faktörlerin, Avrupa’yı diğer ülkelerden daha fazla kaygılandırması doğal. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa’ya yönelik tehdidin UMH’nin devrilmesi halinde artacağına işaret etti. Zira kendisi, Libya’dan yasadışı bir göç dalgasının patlak vermesine karşı uyarılarda bulundu. Bu çerçevede ABD merkezli ‘Politico’ gazetesinde yayınlanan bir makalede, UMH’nin devrilmesinin, Avrupa’yı yeni bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya bırakacağı belirtilirken, Avrupa Birliği’ne (AB) de bu adımları takip etme ve Trablus hükümetini destekleme çağrısı yapıldı.

Avrupa güvenliğine tehdit
Almanya’da yayın yapan ‘Der Spiegel’ dergisi, 24 Mayıs Cumartesi günü ‘Türkiye’nin Libya müdahalesinin, Avrupa kıtasının güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturduğunu’ yazdı. Dergide, “Türk müdahalesi, sadece Libya egemenliğini ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa’yı da ciddi şekilde tehdit ediyor” denildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya’daki koşullar üzerindeki kontrolünün, ciddi yansımaları olacağı belirtilen dergide, “Libya, Afrikalı mültecilerin Avrupa’ya kaçış noktasına dönüştü. Erdoğan’ın bu kâğıdı, mülteci meselesi hususunda Avrupa’ya şantaj yapmak amacıyla kullanma olasılığı var. Erdoğan aylar önce mültecilerin Türkiye toprakları üzerinden Avrupa’ya geçmeleri için kapılarını açtı. Bu durum, Libya’da da benzer bir senaryoyu mümkün kılıyor ve Avrupa güvenliği için büyük bir tehdit oluşturuyor” ifadelerine yer verildi.

Olası çatışma
Bingazi Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü Cemal eş-Şatşat, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Bu analizler, Libya’nın Avrupa-Türkiye arasında bir çatışma alanına dönüşeceği konusunda endişeleri artırıyor. Fransa, Almanya ve İtalya gibi büyük Avrupa ülkeleri, Türkiye’nin Libya’daki siyasi ve askeri genişlemesi sonrasında artık büyük bir tehdit altında” dedi. Şatşat, “Türkiye ve UMH’nin ‘Libya’da petrol ve gaz sektörüne yapılan büyük yatırımlar şeklinde’, Ankara’ya özel imtiyazlar verileceği yönündeki açıklamalarının çoğalması, Avrupa’nın endişesini artırmaya büyük katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
Cemal eş-Şatşat, “Akdeniz’deki enerji kaynakları meselesi, Türkiye- Avrupa egemenlik çatışması, göç meselesi, Libya’daki çatışmalar, Türk uçakları, Avrupa ülkelerine hareketleri ve güvenlik tehditleri bu yaşlı kıtanın gerçek endişelerini oluşturuyor” açıklamasında bulundu. Bu Avrupa endişelerinin, ‘Libya’daki politikalarından geri adım atmaması halinde’ Türkiye ile doğrudan çatışmalara dönüşeceğini belirten Şatşat, “Erdoğan’ın Libya’daki politikalarının neden olduğu tehdidi ortadan kaldırmak için yakın ve geniş bir Avrupa hareketi, Trablus’a silah ve savaşçı tedarikinin önlenmesine ilişkin uluslararası kararların uygulanıp uygulanmadığını takip eden Irini deniz operasyonunun daha fazla aktifleştirilmesine yol açabilir” dedi.

AB uyardı
Geçen hafta dışişleri bakanlığı düzeyinde düzenlenen bir toplantının ardından AB, yaptığı ortak bir açıklamada, Türkiye’nin Libya’ya yönelik askeri müdahalesinin tehlikeleri konusunda uyardı. Ankara’nın ülkenin batısındaki savaşa askeri katkısını artırdığını ilan etmesi üzerine AB, müdahalenin tüm kıtanın çıkarlarını ve güvenliğini tehdit ettiğini vurguladı.
Ankara, AB’nin tehditlerini kabul etmezken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘kimsenin, ülkesinin Libya’ya dair politikalarını eleştirme hakkına sahip olmadığını’ vurguladı. Erdoğan ayrıca, “Türkiye, Türkiye’ye düşman dış güçlerin desteklediği Libya Ulusal Ordusu (LUO) tarafından tehdit edilen çıkarlarını savunuyor” dedi.
Cumhurbaşkanı, resmi bir kanala yaptığı açıklamada, ülkesinin Libya’daki politikasının açık olduğunu ve kimsenin bunu eleştiremeyeceğini vurgulayarak, Türkiye’nin Libya ve bölgedeki politikalarını sürdüreceğine dikkati çekti. Erdoğan ayrıca, tüm bu güçleri yeneceklerini ve zaferlerinin, Türkiye’ye karşı komplo uygulayanların hezimeti olacağını ifade etti.

Washington’dan baskı
Libya’daki Türk varlığının genişlemesine yönelik endişe, Avrupa kıtasını aşarak ABD’nin sınırlarına kadar ulaştı. Bu endişe, Washington’daki üst düzey yetkililerinin Libya’nın batısındaki son gelişmeleri ele almak için Türk mevkidaşlarıyla yaptıkları telefon görüşmeleri hususunda nerdeyse günlük şekilde yapılan ABD açıklamalarına da yansıdı.
ABD kaynakları, geçtiğimiz Cumartesi günü bu meseleyi ele alma çağrısı yaparken ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ​​Robert O’Brien ve Türkiye Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın da bir dizi farklı meseleye yoğunlaştı. Bu çerçevede Beyaz Saray, yayınladığı bir bildiride, ABD Başkanı Donald Trump’ın bir telefon görüşmesi sırasında Erdoğan’a ‘Libya’ya yönelik dış müdahalelerin kötüleşmesi’ dolayısıyla endişelerini ve savaşa hızlı şekilde son verilmesi talebini dile getirdiği belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, ABD idaresi sözcüsü ise yaptığı açıklamada, Trump ve Erdoğan’ın ‘koronavirüs salgını ortasında dünya ekonomilerini yeniden canlandırma meselesinin yanı sıra Libya ve Suriye’deki gelişmeleri’ ele aldığını belirtti.
Görüşmeden bir gün önce de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ile temasa geçerek, kendisine “ülkesinin Libya’ya silah ve mühimmat akışından memnun olmadığı’ bilgisini verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı bir bildiride “Pompeo, Serrac’a saldırgan eylemlerin derhal sonlandırılması ve siyasi diyaloğa dönülmesi gerektiğini belirtti” ifadelerine yer verdi.

Türkiye geri çekiliyor mu?
ABD’nin Libya’daki gelişmelere yönelik ilgisi ve Washington’un Trablus ile Ankara’daki yetkililerle son temaslarında yaptığı uyarılar, gelecek haftalarda Türkiye’nin Libya’ya silah ve asker akışıyla ilgili müdahale düzeyini azaltmasına yol açabilir. Bu çerçevede Libyalı gazeteci Hişam bin Sariti, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “ABD yönetimi tarafından çizilen kırmızı çizgiler diğerlerine benzemiyor. UMH Başkanı Fayiz es-Serrac ve Erdoğan açısından da bu kırmızı çizgiler göz ardı edilemez. Trump ve Dışişleri Bakanı’nın onlara gönderdiği gizli mesajlar, önümüzdeki dönemde pek çok durumu siyasi ve askeri olarak değiştirecek” dedi.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.