Afrika Birliği, Afrikalıların hayallerini gerçekleştirdi mi?

Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)
Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)
TT

Afrika Birliği, Afrikalıların hayallerini gerçekleştirdi mi?

Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)
Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)

Amani el-Tavil
Afrikalılar kölelik, istismar ve sömürgecilik nedeniyle bir asırdan fazla bir süredir birçok platformda iş birliği yapmaya, dayanışmaya ve yükselmeye çalıştılar. Bu kapsamda 25 Mayıs gününü beyaz adamın neden olduğu uzun süreli acı ve ıstıraplarını hatırladıkları ve Afrika Birliği’nin kuruluşunu andıkları Afrika Günü olarak belirlediler. Afrika Birliği’nin 1963 yılındaki kuruluşu, klasik sömürgeciliğe karşı savaşlarının zaferinin sembolüydü. Afrika’da güç ve nüfuz arayışında olan ülkelerin, genç ve bakir Kıta’nın doğal ve beşeri kaynaklarının peşinde olan şirketlerin sömürgeciliğine karşı savaşları ise devam ediyor.
Köleliğe karşı savaşlarına gelince… Bunlar, 20’inci yüzyılın başından itibaren kendisine “Afrikalı” kavramlarının inşasının eşlik ettiği entelektüel bir doğaya sahip savaşlardır. Bu savaşlar aynı zamanda ortak bir kimlik ve ortak çıkarlar düşüncesini de tesis etmeye çalışmıştır. İstismar karşıtı savaş ise devam etmektedir. Zaferi, Kıta’nın doğal zenginliklerinden haksız gelirler elde eden çok uluslu şirketlerin adil olmayan şartlarından kurtulma yeteneğine bağlıdır.
2.jpg
 Afrika Birliği Örgütü’nün Addis Ababa’daki ilk toplantısı; 25 Mayıs 1963. (AFP)
Bu bağlamda, Afrika Birliği Örgütü kurulduğunda Batı sömürgeciliğinden kurtulmuş 22 üyesi kendilerine iddialı hedefler belirlediler. Örgüt, daha sonra peyderpey katılan 21 üyesi ile kuruluşundan 2002 yılına kadarki süreç içerisinde toplam üye sayısını 53’e yükseltti. 9 Temmuz 2011 yılında da Güney Sudan Cumhuriyeti, Afrika Birliği’nin 54’üncü üyesi oldu.
Soğuk Savaş’ın ardından küresel ve bölgesel konjonktürün değişmesiyle, yeni dönemin zorluklarına karşı gelişim ihtiyacı doğdu. Geçen yüzyılın 1990’lı yıllarının sonu boyunca Afrikalı liderler, Cezayir’de düzenlenen 35’inci zirvede olduğu gibi örgütün yapılarını değişen dünyanın zorluklarını yansıtacak şekilde yeniden düzenlemenin gerekliliğini tartıştılar. Bunun sonucunda iki yönelim öne çıktı. Bunlardan ilki kademeli ekonomik entegrasyon fikirlerini benimserken ikincisi, ki fikir babası eski Libya devlet başkanı Muammer Kaddafi’ydi, ABD gibi bir Afrika Birleşik Devletleri kurma çağrısında bulundu. Kaddafi ayrıca her ülkenin ulusal ordularının yerine tek bir Afrika ordusu oluşturulmasını da önerdi.
Tabii ki bu romantik düşünce Mısır, Nijerya ve Güney Afrika gibi büyük bölgesel ülkelerin kendisine karşı çıkan pozisyonlarıyla çarpıştı. Ancak bu ülkeler, Afrika Birliği’nin örgütsel olarak geliştirilmesi çabalarına olumlu karşılık verdiler. Nitekim devlet ve hükümet başkanları, 1999 yılında yeni bir Afrika Birliği kurulması çağrısında bulunan Sirte Deklarasyonu’nu yayınladılar. Söz konusu deklarasyon yeni yapıyı, Kıta’daki entegrasyon sürecini hızlandırabilecek bir organ yaratarak, Afrika ülkelerini küresel ekonomide destekleyip güçlendirerek, çok yönlü sosyal, ekonomik ve politik sorunlarla mücadele ederek Afrika Birliği’nin örgütsel seyri üzerine inşa etmeyi amaçlıyordu. Bu kapsamda, yeni birliğin kuruluşunun resmi olarak deklare edildiği Sirte Zirvesi’nden (1999) sonra hazırlıkların tamamlanması için dört toplantı düzenlendi. Bunlar Sirte Deklarasyonu, yeni Afrika Birliği’nin kurulması çağrısının yapıldığı Sirte Zirvesi, birliğin anayasasının kabul edildiği Lomé Zirvesi (2000) ve hayata geçirilmesi için yol haritasının çizildiği Lusaka Zirvesi (2001) ve resmi olarak kendisini başlatan Durban Zirvesi’ydi (2002).
Bu kıtasal birlik yaklaşık 20 yıldır Afrika halklarının yaşamlarını iyileştirme, Afrika ülkelerinin iyi yönetişim şartlarını karşılamaları, devlet sistemlerini geliştirerek modern ve istikrarlı ülkeler kulübüne girmeleri yolunda adımlar atmaya çalıştı.
4.jpg
1999 Sirte Zirvesi’ne katılan Afrika ülkeleri devlet başkanları. (AFP)
Afrika Birliği ve kalkınma şartları

Kıtasal bir örgüt olarak Afrika Birliği şu anda hedeflerine ulaşma konusunda doğal olarak iki büyük sorun paketi ile karşı karşıya bulunuyor. Birinci paket, küresel sistem ve kendisini yönlendiren, Afrika’yı istedikleri gibi at koşturabilecekleri boş bir alan olarak gören büyük devletlerin etkileşimleri ile bağlantılıdır. Bugün de Kıta üzerinde Afrika'nın çıkarlarını ve Afrika Birliği’nin hedeflerini tehdit eden bu uluslararası çekişmeye tanıklık ediyoruz.
İkinci paket, kısmen Kıta’daki bölünmüşlük ve parçalanmışlık faktörlerinin mühendisi sayılan sömürgeci güçlerin kaleminin sınırlarını çizdiği koşullar altında bağımsızlığını elde eden Afrika ülkelerinin çoğunda görülen noksanlıklar ile bağlantılıdır. Bunlar, Kıta’nın yükselişini engellemeye devam eden iç savaşların ve silahlı çatışmaların ardındaki faktörlerdir.
Son yarım yüzyıl boyunca bu iki paket arasındaki karmaşık ve entegre etkileşimlerin, Afrika Birliği’nin takdir edilesi çabaları ile Afrikalıların kurtulmaya çalıştıkları rahatsız edici olgular ürettikleri söylenebilir. Anılan olguların belki de en önemlisi, üye ülkelerin Afrika Birliği’ni finanse edememeleri ve bunun için uluslararası topluma başvurmalarıdır. Uluslararası toplumun birliğe sağladığı finansmanın boyutuna bir bakış – aşağıdaki açıklayıcı grafiğin gösterdiği gibi-  uluslararası aktörün, Afrika Birliği’nin kararlarının bağımsızlığını ne ölçüde etkileyebileceğini ve gerçekten Afrika’nın menfaatine olan politikalara ne kadar hizmet edeceğini ortaya koymaktadır. Örneğin; 2014 ve 2015 yıllarındaki uluslararası finansman, Afrika ülkelerinin Afrika Birliği’ni finanse etme ve ihtiyaçlarını karşılama kapasitelerinin iki veya üç katı idi.
11.png
 Uluslararası toplumun Afrika Birliği Örgütü’ne sağladığı finansmanın boyutunu gösteren grafik.
Birlik, 2016 yılında düzenlenen Kigali Zirvesi’nden bu yana bu temel sorunun üstesinden gelmeye çalışıyor. Bu amaçla üye ülkelerin ithalata yüzde 1,6 vergi uygulaması kararı alındı. Böylece Kıta için belirlenmiş entegrasyon ve kalkınma programlarının uygulanması konusunda ortakların finansal kaynaklarına bağımlılıktan kurtulmaya ve ulusal bütçeler üzerindeki baskıyı azaltarak ülkelerin kararlaştırılmış katkı paylarını ödemelerini sağlamaya çalışıldı. Etiyopya, Kenya, Çad, Ruanda ve Kongo Cumhuriyeti gibi daha önce mali yükümlülüklerinin yerine getiremeyen birçok ülke bu vergiyi hayata geçirdi.
Üye ülkelerini katkı paylarını ödemeye teşvik etme adımı, Afrika kararının bağımsızlığını ve politik yönelimlerini güvence altına almak konusunda yetersiz kalmış görünüyor. BM ile Afrika Birliği arasında yakın bir zamanda Kıta’daki barış operasyonlarının maliyetinin yüzde 75’ini finanse etmek konusunda imzalanan anlaşma, Kıta’nın sorunları ve çözüm yöntemleri üzerindeki uluslararası hegemonyaya açıkça işaret ediyor. Bu aşılması gereken bir aşamadır. Özellikle de merkezi Addis Ababa’da olduğu için Etiyopya’nın nüfuzu nedeniyle Afrika Birliği’nin Nahda Barajı, Somali ve Darfur gibi büyük Afrika meselelerini çözmekte ve kendi iradesini dayatmakta başarısız olmasından sonra…
Tünelin ucundaki ışık
Afrika Birliği’nin mali açığının ortaya çıkardığı zorluklara karşın, örneğin terör veya iç silahlı çatışmalardan muzdarip ülkeleri destekleme kapasitesi gibi, ekonomik entegrasyonun önemini kavrama yolunda önemli adımlar attığı inkar edilemez. Bu kapsamda, Doğu Afrika’daki Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (COMESA), Kıta’nın güneyindeki Güney Afrika Kalkınma Topluluğu, batısındaki Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWASA) gibi karşılıklı ticareti kolaylaştıran bölgesel oluşumlar kuruldu. Belki de bu ticaret platformları, ekonomilerin 2013-2063 Afrika Kalkınma Planı’nı finanse etme kapasitesini desteklemeye yönelik önemli bir adım olarak 2019'un ortasında Afrika Serbest Bölgesi'nin temellerinin atılmasını kolaylaştırmıştır. Zira bu planın, altyapı, tarım ve sanayi sektörlerinin geliştirilmesi gibi dev projelerinin hayata geçirilmesi için yüz milyarlarca dolar gerekiyor.
Afrika Birliği ayrıca Kıta’da iktidarı devretme araçları konusunda da gelişme kaydetti. Yeni bin yılın başlangıcına kadar Kıta’daki siyasi geçiş süreçlerine damga vuran askeri darbelerden kurtuldu. Afrika Kıtası’nda ülkelerin bağımsızlığından bu yana 176 askeri darbe yaşandı. Bu sorun, 2002 yılında imzalanan ve ulusal orduların darbe ile iktidara el koymayı amaçlayan askeri girişimlerini kuşatmak ve baskı yapmak için Afrika Birliği’ne gerekli mekanizmaları sağlayan Lome Anlaşması’nın temelini atmıştır. 
3.jpg
Afrika Birliği'nin Kuruluşu (AFP)
Bu anlaşma aynı zamanda şu ana kadar başarılı görevler yerine getiren iki mekanizmanın da temelini atmıştır. Bunlar; 2007’de kurulan ve iç siyasi çatışma durumunda müdahalede bulunma yetkisi bulunan Akiller Komitesi ile iyi yönetişimin şartlarını yerine getirme konusunda Afrika devletlerinin performansını takip etmek ve gözden geçirmekle görevli Gözlemciler Mekanizması’dır.
Akiller Komitesi’nin 2013 yılının mayıs ayında Afrika’yı kapsayan Bilge Ağını (PanWise) kurarak kıtasal ve yerel düzeyde barış ve güvenliğin Afrika’ya yerleşmesini sağlamaya çalıştığını söyleyebiliriz. Komite ve genel sekreterliği, Afrika Birliği’nin temel bir organı haline gelen PanWise, arabulucu taraf ve kurumlar için bir kıtasal ağdan ibarettir. Üçüncü Akiller Komitesi (2014’ten 2017’ye görev yaptı) siyasi çatışma süreçlerinde arabuluculuk yapmak ve görevini kolaylaştırmak amacıyla bu konunun BM Güvenlik Konseyi’nin yanı sıra Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin (AU PSC) gündeminin ilk sırasında yer alması için somut çabalar gösterdi. Aynı şekilde kadınların, Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisi (APSA) yapısına katılımını genelleştirmeye ve sürekli hale getirmeye Afrika Birliği Konseyi’ni ikna ederek kadın, barış ve güvenliğin teşvik edilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydetti. Bu amaçla, Afrikalı kadınlar için Bölgesel Çatışmaları Önleme ve Barışçıl Arabuluculuk (FemWise) adında bir ağ inşa etti.
Bu bağlamda Afrika Birliği daha aktif olmak adına şu anda kurumsal reform çabaları ile etkileşimini sürdürüyor. Bunlar, yapısındaki ikiliği ortadan kaldırmak, üst düzey liderliklerin seçimlerini pekiştirmek, genel verimliliği artırmak için idari ve mali değişiklikleri hızlandırmak amacıyla 2019 yılı dönem başkanı olan Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame tarafından başlatılan çabalardır. 



Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
TT

Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa'yı Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak, Avrupalı ​​elitlerin Ukrayna rejimini Rusya'ya karşı savaş açmak için kullandığını belirtti.

RT televizyonunun haberine göre Lavrov, "Avrupa, (ABD Başkanı Donald) Trump'ın politikalarını Avrupa çıkarlarına zararlı gördüğü için Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık yaratmaya çalıştı ve hâlâ çalışıyor" ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etti: "Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çıkar ayrışmasının sıcak bir çatışmaya dönüşmesine izin vermek suç olur."

Bu bağlamda, Rusya Devlet Başkanlığı sözcüsü Dmitry Peskov bugün yaptığı açıklamada, Polonya ve Baltık ülkelerinin, "Rusya'ya düşman olanlar" listesinde en üst sıralarda yer aldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı Sputnik'ten aktardığına göre Peskov, Rossiya 1 televizyon kanalından Pavel Zarubin'e, "Rus karşıtı saflarda Baltık ülkeleri ve Polonyalılar muhtemelen en ön sıralarda yer alıyor" dedi. Peskov ayrıca, "Rusya'ya ait her şeye duyulan nefret, Polonya liderliğinin tutumlarına da nüfuz etmiş durumda" ifadesini kullandı.

Peskov daha önce, Polonya ve Baltık yetkililerinin Rusya'ya karşı beslediği yoğun nefreti "ciddi bir hata" olarak nitelendirmiş ve Polonya ile Baltık devletlerinin, nedense Rusya'dan korktuğunu ve onu "şeytanlaştırdığını" belirtmişti. 

Peskov sözlerine şöyle sürdürdü: "Bu bir hata mı? Kesinlikle ciddi bir hata, çünkü bu ülkeler Rus kültüründen çok şey öğrenebilir ve Rusya ile etkileşim kurabilirlerdi."


İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
TT

İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)

İran, Avrupa ordularını “terör örgütü” olarak sınıflandırdı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bugün yaptığı açıklamada, söz konusu kararın Avrupa Birliği’nin (AB) İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine alma kararına misilleme olarak alındığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kalibaf, diğer milletvekilleri gibi Devrim Muhafızları üniforması giyerek dayanışma mesajı verdiği meclis binasında yaptığı açıklamada, “İslami Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü ilan edilmesine karşı alınacak tedbirler yasasının yedinci maddesi uyarınca, Avrupa ülkelerinin orduları terörist gruplar olarak kabul edilmektedir” dedi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Devrim Muhafızları’nı bütünüyle terör örgütleri listesine dahil etmişti. Bu adımı, İran’daki üst düzey yetkililer sert tepkilerle karşıladı.

İran düzenli ordusu tarafından yayımlanan resmi bildiride, “Avrupa bugün bölünmüşlük ve felç hali içindedir ve uluslararası sistemde etkili bir rol oynamamaktadır” ifadelerine yer verildi. Bildiride, Avrupa’nın bu kararının “ABD Başkanını memnun etmeye yönelik bir girişim” olduğu savunularak, Ukrayna savaşı, Grönland ve NATO krizi gibi dosyalarda Washington’un desteğini kazanma çabasına işaret edildi.

Açıklamada, Avrupa’nın aldığı karar, “Avrupa sömürgeciliğinin kara sayfalarına eklenen yeni bir utanç lekesi” olarak nitelendirildi. Kararın İran halkının direncini zayıflatmayacağı belirtilirken, silahlı kuvvetlerin “Batı destekli terörizme karşı durmayı sürdüreceği” ifade edildi.

İran ordusu, yayımladığı bildiride Devrim Muhafızları ile aynı safta kalma taahhüdünü vurguladı.

Devrim Muhafızları, İran’da düzenli orduya paralel bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve iki kurum Silahlı Kuvvetler Genelkurmayı tarafından koordine ediliyor. Doğrudan İran Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olan dini lider Ali Hamaney’e bağlı olan yapı, ekonomi ve medya alanlarında da geniş bir etkiye sahip. 1979 İslam Devrimi’nin ardından, dönemin lideri Ayetullah Humeyni’nin talimatıyla, devrimi korumak ve olası darbe girişimlerini önlemek amacıyla kurulan Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı’nda faaliyet alanını genişletti.

Devrim Muhafızları’na bağlı Besic gücü, özellikle protesto dönemlerinde polis teşkilatına paralel bir görev yapıyor. Yapı ayrıca, kendi istihbarat ağına da sahip bulunuyor. Kudüs Gücü, sınır ötesi istihbarat ve askeri operasyonlar yürüten dış koldur. Kriz zamanlarında, Devrim Muhafızları'nın özel bir birimi başkent Tahran'ı korumakla görevlidir.


Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
TT

Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi.

İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Tesnim haber ajansına göre Hamaney sözlerine şöyle devam etti: "Biz hiçbir savaşın başlatıcısı değiliz, hiçbir ülkeye saldırmak da istemiyoruz, ancak İran halkı kendilerine saldıran herkese güçlü bir darbe indirecektir."

“Amerikalılar, savaş da dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu iddia ediyorlar,” diye vurgulayan Hameney, “Bize karşı savaş ve askeri seferberlik söylemleri yeni bir şey değil ve İran tarihsel olarak bu tür olaylarla karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı.

Son haftalarda İran'da yaşanan protestolara da değinen Hameney, “Son ayaklanma askeri darbeye benziyordu, ancak kesinlikle bastırıldı” dedi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in "düşmanlığı ve gerilimi artırma ve savaş dayatma yolunda ilerlemeye devam ettiğini" iddia etti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'ın savaştan ziyade diplomatik çözümlere öncelik verdiğini belirterek, ülkesinin savaş istemediğini ve istemeyeceğini, çünkü bunun "İran'ın, Amerika'nın veya bölgenin çıkarına olmadığını" vurguladı.

Ancak İran Cumhurbaşkanı, Tahran'ın önceliğinin "sorunları diplomasi yoluyla çözmek" olduğunu göz önünde bulundurarak, Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmelerin sakin bir ortamda yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Pezeşkiyan, “Umarız karşı taraf, Tahran'ın tehdit ve güç yoluyla müzakereye zorlanamayacağını ve İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırı veya girişimin kararlı ve güçlü bir şekilde karşılanacağını anlar” ifadesini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump ise dün, Tahran'ı askeri bir saldırıyla tehdit ettikten ve bölgedeki güçlerini takviye ettikten sonra, iki taraf arasında çeşitli ülkeler tarafından yürütülen yoğun diplomatik çabalar arasında İran'ın ABD ile “görüşmelerde” bulunduğunu söyledi.

 ABD Başkanı Fox News'e verdiği demeçte, Tahran'ın "bizimle görüşüyor, bir şeyler yapabilir miyiz bakacağız, aksi takdirde ne olacağını göreceğiz" diyerek, "oraya doğru giden büyük bir filomuz var" ifadesini yineledi.