Afrika Birliği, Afrikalıların hayallerini gerçekleştirdi mi?

Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)
Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)
TT

Afrika Birliği, Afrikalıların hayallerini gerçekleştirdi mi?

Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)
Addis Ababa'da düzenlenen Afrika Devlet Başkanları Konferansı; 25 Mayıs 1963, (AFP)

Amani el-Tavil
Afrikalılar kölelik, istismar ve sömürgecilik nedeniyle bir asırdan fazla bir süredir birçok platformda iş birliği yapmaya, dayanışmaya ve yükselmeye çalıştılar. Bu kapsamda 25 Mayıs gününü beyaz adamın neden olduğu uzun süreli acı ve ıstıraplarını hatırladıkları ve Afrika Birliği’nin kuruluşunu andıkları Afrika Günü olarak belirlediler. Afrika Birliği’nin 1963 yılındaki kuruluşu, klasik sömürgeciliğe karşı savaşlarının zaferinin sembolüydü. Afrika’da güç ve nüfuz arayışında olan ülkelerin, genç ve bakir Kıta’nın doğal ve beşeri kaynaklarının peşinde olan şirketlerin sömürgeciliğine karşı savaşları ise devam ediyor.
Köleliğe karşı savaşlarına gelince… Bunlar, 20’inci yüzyılın başından itibaren kendisine “Afrikalı” kavramlarının inşasının eşlik ettiği entelektüel bir doğaya sahip savaşlardır. Bu savaşlar aynı zamanda ortak bir kimlik ve ortak çıkarlar düşüncesini de tesis etmeye çalışmıştır. İstismar karşıtı savaş ise devam etmektedir. Zaferi, Kıta’nın doğal zenginliklerinden haksız gelirler elde eden çok uluslu şirketlerin adil olmayan şartlarından kurtulma yeteneğine bağlıdır.
2.jpg
 Afrika Birliği Örgütü’nün Addis Ababa’daki ilk toplantısı; 25 Mayıs 1963. (AFP)
Bu bağlamda, Afrika Birliği Örgütü kurulduğunda Batı sömürgeciliğinden kurtulmuş 22 üyesi kendilerine iddialı hedefler belirlediler. Örgüt, daha sonra peyderpey katılan 21 üyesi ile kuruluşundan 2002 yılına kadarki süreç içerisinde toplam üye sayısını 53’e yükseltti. 9 Temmuz 2011 yılında da Güney Sudan Cumhuriyeti, Afrika Birliği’nin 54’üncü üyesi oldu.
Soğuk Savaş’ın ardından küresel ve bölgesel konjonktürün değişmesiyle, yeni dönemin zorluklarına karşı gelişim ihtiyacı doğdu. Geçen yüzyılın 1990’lı yıllarının sonu boyunca Afrikalı liderler, Cezayir’de düzenlenen 35’inci zirvede olduğu gibi örgütün yapılarını değişen dünyanın zorluklarını yansıtacak şekilde yeniden düzenlemenin gerekliliğini tartıştılar. Bunun sonucunda iki yönelim öne çıktı. Bunlardan ilki kademeli ekonomik entegrasyon fikirlerini benimserken ikincisi, ki fikir babası eski Libya devlet başkanı Muammer Kaddafi’ydi, ABD gibi bir Afrika Birleşik Devletleri kurma çağrısında bulundu. Kaddafi ayrıca her ülkenin ulusal ordularının yerine tek bir Afrika ordusu oluşturulmasını da önerdi.
Tabii ki bu romantik düşünce Mısır, Nijerya ve Güney Afrika gibi büyük bölgesel ülkelerin kendisine karşı çıkan pozisyonlarıyla çarpıştı. Ancak bu ülkeler, Afrika Birliği’nin örgütsel olarak geliştirilmesi çabalarına olumlu karşılık verdiler. Nitekim devlet ve hükümet başkanları, 1999 yılında yeni bir Afrika Birliği kurulması çağrısında bulunan Sirte Deklarasyonu’nu yayınladılar. Söz konusu deklarasyon yeni yapıyı, Kıta’daki entegrasyon sürecini hızlandırabilecek bir organ yaratarak, Afrika ülkelerini küresel ekonomide destekleyip güçlendirerek, çok yönlü sosyal, ekonomik ve politik sorunlarla mücadele ederek Afrika Birliği’nin örgütsel seyri üzerine inşa etmeyi amaçlıyordu. Bu kapsamda, yeni birliğin kuruluşunun resmi olarak deklare edildiği Sirte Zirvesi’nden (1999) sonra hazırlıkların tamamlanması için dört toplantı düzenlendi. Bunlar Sirte Deklarasyonu, yeni Afrika Birliği’nin kurulması çağrısının yapıldığı Sirte Zirvesi, birliğin anayasasının kabul edildiği Lomé Zirvesi (2000) ve hayata geçirilmesi için yol haritasının çizildiği Lusaka Zirvesi (2001) ve resmi olarak kendisini başlatan Durban Zirvesi’ydi (2002).
Bu kıtasal birlik yaklaşık 20 yıldır Afrika halklarının yaşamlarını iyileştirme, Afrika ülkelerinin iyi yönetişim şartlarını karşılamaları, devlet sistemlerini geliştirerek modern ve istikrarlı ülkeler kulübüne girmeleri yolunda adımlar atmaya çalıştı.
4.jpg
1999 Sirte Zirvesi’ne katılan Afrika ülkeleri devlet başkanları. (AFP)
Afrika Birliği ve kalkınma şartları

Kıtasal bir örgüt olarak Afrika Birliği şu anda hedeflerine ulaşma konusunda doğal olarak iki büyük sorun paketi ile karşı karşıya bulunuyor. Birinci paket, küresel sistem ve kendisini yönlendiren, Afrika’yı istedikleri gibi at koşturabilecekleri boş bir alan olarak gören büyük devletlerin etkileşimleri ile bağlantılıdır. Bugün de Kıta üzerinde Afrika'nın çıkarlarını ve Afrika Birliği’nin hedeflerini tehdit eden bu uluslararası çekişmeye tanıklık ediyoruz.
İkinci paket, kısmen Kıta’daki bölünmüşlük ve parçalanmışlık faktörlerinin mühendisi sayılan sömürgeci güçlerin kaleminin sınırlarını çizdiği koşullar altında bağımsızlığını elde eden Afrika ülkelerinin çoğunda görülen noksanlıklar ile bağlantılıdır. Bunlar, Kıta’nın yükselişini engellemeye devam eden iç savaşların ve silahlı çatışmaların ardındaki faktörlerdir.
Son yarım yüzyıl boyunca bu iki paket arasındaki karmaşık ve entegre etkileşimlerin, Afrika Birliği’nin takdir edilesi çabaları ile Afrikalıların kurtulmaya çalıştıkları rahatsız edici olgular ürettikleri söylenebilir. Anılan olguların belki de en önemlisi, üye ülkelerin Afrika Birliği’ni finanse edememeleri ve bunun için uluslararası topluma başvurmalarıdır. Uluslararası toplumun birliğe sağladığı finansmanın boyutuna bir bakış – aşağıdaki açıklayıcı grafiğin gösterdiği gibi-  uluslararası aktörün, Afrika Birliği’nin kararlarının bağımsızlığını ne ölçüde etkileyebileceğini ve gerçekten Afrika’nın menfaatine olan politikalara ne kadar hizmet edeceğini ortaya koymaktadır. Örneğin; 2014 ve 2015 yıllarındaki uluslararası finansman, Afrika ülkelerinin Afrika Birliği’ni finanse etme ve ihtiyaçlarını karşılama kapasitelerinin iki veya üç katı idi.
11.png
 Uluslararası toplumun Afrika Birliği Örgütü’ne sağladığı finansmanın boyutunu gösteren grafik.
Birlik, 2016 yılında düzenlenen Kigali Zirvesi’nden bu yana bu temel sorunun üstesinden gelmeye çalışıyor. Bu amaçla üye ülkelerin ithalata yüzde 1,6 vergi uygulaması kararı alındı. Böylece Kıta için belirlenmiş entegrasyon ve kalkınma programlarının uygulanması konusunda ortakların finansal kaynaklarına bağımlılıktan kurtulmaya ve ulusal bütçeler üzerindeki baskıyı azaltarak ülkelerin kararlaştırılmış katkı paylarını ödemelerini sağlamaya çalışıldı. Etiyopya, Kenya, Çad, Ruanda ve Kongo Cumhuriyeti gibi daha önce mali yükümlülüklerinin yerine getiremeyen birçok ülke bu vergiyi hayata geçirdi.
Üye ülkelerini katkı paylarını ödemeye teşvik etme adımı, Afrika kararının bağımsızlığını ve politik yönelimlerini güvence altına almak konusunda yetersiz kalmış görünüyor. BM ile Afrika Birliği arasında yakın bir zamanda Kıta’daki barış operasyonlarının maliyetinin yüzde 75’ini finanse etmek konusunda imzalanan anlaşma, Kıta’nın sorunları ve çözüm yöntemleri üzerindeki uluslararası hegemonyaya açıkça işaret ediyor. Bu aşılması gereken bir aşamadır. Özellikle de merkezi Addis Ababa’da olduğu için Etiyopya’nın nüfuzu nedeniyle Afrika Birliği’nin Nahda Barajı, Somali ve Darfur gibi büyük Afrika meselelerini çözmekte ve kendi iradesini dayatmakta başarısız olmasından sonra…
Tünelin ucundaki ışık
Afrika Birliği’nin mali açığının ortaya çıkardığı zorluklara karşın, örneğin terör veya iç silahlı çatışmalardan muzdarip ülkeleri destekleme kapasitesi gibi, ekonomik entegrasyonun önemini kavrama yolunda önemli adımlar attığı inkar edilemez. Bu kapsamda, Doğu Afrika’daki Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (COMESA), Kıta’nın güneyindeki Güney Afrika Kalkınma Topluluğu, batısındaki Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWASA) gibi karşılıklı ticareti kolaylaştıran bölgesel oluşumlar kuruldu. Belki de bu ticaret platformları, ekonomilerin 2013-2063 Afrika Kalkınma Planı’nı finanse etme kapasitesini desteklemeye yönelik önemli bir adım olarak 2019'un ortasında Afrika Serbest Bölgesi'nin temellerinin atılmasını kolaylaştırmıştır. Zira bu planın, altyapı, tarım ve sanayi sektörlerinin geliştirilmesi gibi dev projelerinin hayata geçirilmesi için yüz milyarlarca dolar gerekiyor.
Afrika Birliği ayrıca Kıta’da iktidarı devretme araçları konusunda da gelişme kaydetti. Yeni bin yılın başlangıcına kadar Kıta’daki siyasi geçiş süreçlerine damga vuran askeri darbelerden kurtuldu. Afrika Kıtası’nda ülkelerin bağımsızlığından bu yana 176 askeri darbe yaşandı. Bu sorun, 2002 yılında imzalanan ve ulusal orduların darbe ile iktidara el koymayı amaçlayan askeri girişimlerini kuşatmak ve baskı yapmak için Afrika Birliği’ne gerekli mekanizmaları sağlayan Lome Anlaşması’nın temelini atmıştır. 
3.jpg
Afrika Birliği'nin Kuruluşu (AFP)
Bu anlaşma aynı zamanda şu ana kadar başarılı görevler yerine getiren iki mekanizmanın da temelini atmıştır. Bunlar; 2007’de kurulan ve iç siyasi çatışma durumunda müdahalede bulunma yetkisi bulunan Akiller Komitesi ile iyi yönetişimin şartlarını yerine getirme konusunda Afrika devletlerinin performansını takip etmek ve gözden geçirmekle görevli Gözlemciler Mekanizması’dır.
Akiller Komitesi’nin 2013 yılının mayıs ayında Afrika’yı kapsayan Bilge Ağını (PanWise) kurarak kıtasal ve yerel düzeyde barış ve güvenliğin Afrika’ya yerleşmesini sağlamaya çalıştığını söyleyebiliriz. Komite ve genel sekreterliği, Afrika Birliği’nin temel bir organı haline gelen PanWise, arabulucu taraf ve kurumlar için bir kıtasal ağdan ibarettir. Üçüncü Akiller Komitesi (2014’ten 2017’ye görev yaptı) siyasi çatışma süreçlerinde arabuluculuk yapmak ve görevini kolaylaştırmak amacıyla bu konunun BM Güvenlik Konseyi’nin yanı sıra Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin (AU PSC) gündeminin ilk sırasında yer alması için somut çabalar gösterdi. Aynı şekilde kadınların, Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisi (APSA) yapısına katılımını genelleştirmeye ve sürekli hale getirmeye Afrika Birliği Konseyi’ni ikna ederek kadın, barış ve güvenliğin teşvik edilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydetti. Bu amaçla, Afrikalı kadınlar için Bölgesel Çatışmaları Önleme ve Barışçıl Arabuluculuk (FemWise) adında bir ağ inşa etti.
Bu bağlamda Afrika Birliği daha aktif olmak adına şu anda kurumsal reform çabaları ile etkileşimini sürdürüyor. Bunlar, yapısındaki ikiliği ortadan kaldırmak, üst düzey liderliklerin seçimlerini pekiştirmek, genel verimliliği artırmak için idari ve mali değişiklikleri hızlandırmak amacıyla 2019 yılı dönem başkanı olan Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame tarafından başlatılan çabalardır. 



Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
TT

Panama Kanalı krizinde karar: Çin’e diplomatik darbe vuruldu

Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)
Çin devletine ait şirketler de Panama Kanalı'ndaki ihalelere girmişti (Reuters)

ABD ve Çin arasındaki Panama Kanalı tartışması, Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketiyle ilgili verilen kararın ardından tekrar alevleniyor. 

Panama Yüksek Mahkemesi'nin sitesinde dün gece açıklanan kararda, CK Hutchison'ın liman sözleşmesinin "Anayasa'ya aykırı olduğu" hükme bağlandı.  

Çinli iş insanı Li Ka-shing'in sahibi olduğu şirket, kanalın her iki yakasında da tesise sahip. Balboa ve Cristobal adlı limanları işleten firma, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'in Panama Kanalı'nın kontrolünü ele geçirdiğini iddia etmesiyle başlayan diplomatik krizin ortasında kalmıştı. 

Buna çözüm olarak firma Panama Kanalı'nın iki yakasındaki stratejik limanlara ait hisselerini, Amerikan varlık yönetim şirketi BlackRock liderliğindeki konsorsiyuma 22,8 milyar dolar karşılığında satmayı 4 Mart'ta kabul etmişti.

Ancak Pekin, sert tepki gösterdiği satış işlemleri hakkında inceleme başlatmıştı. Ayrıca CK Hutchison Holdings'in limanlarla ilgili Panama yönetimine 300 milyon dolara yakın borcu olduğu da bildirilmişti.

New York Times (NYT) ve Wall Street Journal (WSJ), henüz tamamlanmayan anlaşmanın mahkeme kararından nasıl etkileneceğinin belirsiz olduğunu yazıyor. 

WSJ'nin analizinde, firmanın limanlardaki faaliyetlerini durdurmak zorunda kalabileceğine dikkat çekiliyor. Şirketin, Yüksek Mahkeme kararına itiraz hakkı yok ancak kararla ilgili çeşitli açıklamalar isteyerek lisans iptal sürecini uzatabilir. 

Panama yönetiminin, lisans iptalinin ardından yeni ihale süreci başlatılana kadar limanları yönetmesi için bir şirketi görevlendirebileceği belirtiliyor.

Panama Yüksek Mahkemesi'nin kararında "siyasi baskının önemli rol oynadığı" savunuluyor. Kararın "Başkan Trump için Batı Yarımküre'deki güvenlik hedeflerinde bir zafer kazandırdığı, Çin'in ise bölgedeki etkisini zayıflattığı" ifade ediliyor. 

ABD'nin 3 Ocak'ta Venezuela'ya düzenlediği baskında lider Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasıyla Çin'in halihazırda Latin Amerika'daki önemli bir müttefikini yitirdiği hatırlatılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

İran senaryoları: Trump, Amerikan komandolarını gönderebilir

Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)
Trump, İran'a saldırı planlarını askıya aldığını söyledikten sonra bile askeri müdahale tehditlerini sürdürüyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a kara harekatı seçeneğini değerlendirdiği belirtiliyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, İran'a saldırı seçenekleri arasında Amerikan komandolarının ülkeye gönderilmesinin yer aldığını söylüyor. 

Bu plana göre özel harekatçılar, ABD'nin haziranda düzenlediği saldırıda hasar görmeyen nükleer tesislere saldırı düzenleyecek. 

NYT, Amerikan komandolarının İran ve benzeri hedef ülkelere girerek nükleer tesisleri veya diğer stratejik değere sahip hedefleri vurmak için uzun süredir özel eğitim aldığını yazıyor. 

Analizde "en riskli seçenek" diye nitelenen alternatifle ilgili Beyaz Saray'ın net bir karara varmadığı aktarılıyor. 

Trump, önceden İran'a kara saldırısı hakkında çekincelerini dile getirmiş, 1979 İslam Devrimi'nin ardından patlak veren rehine krizini hatırlatmıştı. 

ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'ni basan İranlılar, 52 Amerika vatandaşını 444 gün boyunca rehin tutmuştu. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, 1980'de Kartal Pençesi Operasyonu'nu başlatarak Delta Force birliklerini İran'a göndermiş, başarısız harekatta bir İranlı sivil ve 8 Amerikan askeri ölmüştü.

Trump, 11 Ocak'ta NYT'de yayımlanan söyleşisinde, Venezuela'ya düzenledikleri kara operasyonunun Carter'ın harekatı gibi başarısızlığa uğramadığını vurgulayarak övünmüştü. 

Amerikan gazetesinin analizine göre Pentagon'un Trump'a sunduğu seçenekler arasında, ülkedeki askeri ve güvenlik tesislerine saldırı düzenleyerek dini lider Ali Hamaney'in devrileceği koşulları oluşturmak da yer alıyor. 

İsrail ise hazirandaki saldırıların ardından İran'ın balistik füze programını büyük ölçüde yeniden inşa ettiğini savunuyor. Tel Aviv yönetimi, ABD'nin İran'a saldırması halinde Tahran'dan kuvvetli bir misilleme geleceğini düşünüyor. 

Bu nedenle İsrail'in, ABD'yle ortak operasyon düzenleyerek İran'ın balistik füze tesislerini vurmak istediği aktarılıyor.

Wall Street Journal'ın 28 Ocak'taki analizinde, Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtilmişti.

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal


Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
TT

Ukrayna ordusunda insan gücü eriyor: “2 milyon kişi asker kaçağı”

ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)
ABD arabuluculuğundaki ateşkes anlaşmalarından sonuç çıkmazken, Rusya-Ukrayna cephesindeki kayıplar artıyor (Reuters)

Ukrayna ordusu, Rusya’ya karşı savaşacak asker bulmakta zorlanıyor. 

Wall Street Journal’ın analizinde, Ukrayna açısından bu yıl savaşın gidişatını belirleyecek en önemli unsurlar arasında insan gücünün yer aldığı belirtiliyor. 

Genç askerleri hızlı şekilde yetiştirip cepheye göndermek için tasarlanan "Sözleşme 18-24" programının, deneyimsiz kişileri tehlikeli savaş bölgelerine göndererek önemli kayıplara yol açtığına dikkat çekiliyor. 

18 yaşına girdiği gibi yoğun çatışmaların yaşandığı Pokrovsk cephesine gönderilen Kirilo Horbenko’nun ekimde ölmesi de buna örnek gösteriliyor. Genç asker sadece 6 ay görev yapabilmiş.

Program, genç askerlere yüksek maaş ve üniversite kontenjanı dahil çeşitli avantajlar sunarken, karşılığında 6 aylık askeri eğitim veriyor.

18 yaşındaki Vıyaçeslav Malets de ailesinin isteğine karşı gelerek geçen yıl Almanya'dan memleketi Ukrayna'ya dönüp savaşa girdi. Programa katılan ilk asker olan Malets, cephedeki hizmetlerinden dolayı Devlet Başkanı Volodimir Zelenski tarafından eylülde madalyayla ödüllendirildi.

Ancak genç savaşçı, bir ay sonra Pokrovsk cephesinde mayına basarak yaşamını yitirdi. 

Bu gelişmelerin ardından program, 18-24 yaşındaki gençleri cepheden uzaktaki drone operasyonu görevlerine yönlendirmeye başladı.

14 Ocak’ta göreve başlayan Savunma Bakanı Mihaylo Federov, bu pozisyondaki ilk açıklamasında insan gücü sıkıntısına dikkat çekmiş, 2 milyon Ukraynalının askerlikten kaçtığını söylemişti.

Ayrıca 200 binden fazla askerin firar ettiğini, bunun Ukrayna ordusunun beşte birine tekabül ettiğini vurgulamıştı. 

Ukrayna'nın cephe hatlarını düzenli olarak ziyaret eden ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nden Rob Lee, şunları söylüyor: 

İnsan gücü, 2026’da Ukrayna'nın savaş alanında nasıl bir performans göstereceğini belirleyecek en önemli unsur. Bu, aynı zamanda Rusya'nın ne kadar ilerleyebileceğini de belirleyecek.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times