Kirsten Fontenrose’n Şarku’l Avsat’a konuştu: İran saldırısı bekliyoruz, güçlü bir şekilde cevap vereceğiz

Kirsten Fontenrose
Kirsten Fontenrose
TT

Kirsten Fontenrose’n Şarku’l Avsat’a konuştu: İran saldırısı bekliyoruz, güçlü bir şekilde cevap vereceğiz

Kirsten Fontenrose
Kirsten Fontenrose

Atlantik Konseyi'ndeki Scowcroft Ortadoğu Güvenlik Girişimi Direktörü Kirsten Fontenrose, Ortadoğu'daki ulusal ve uluslararası güvenliğe odaklanan bir programı yönetiyor. Hardvard İşletme Okulu mezunu olan Fontenrose, 2018’de Beyaz Saray’da Körfez, Ürdün, Mısır ve Bereketli Hilal bölgesi dairesini teslim aldı. Öncesinde senelerce Savunma Bakanlığında çalışan Fontenrose’un çalışma alanı daima Ortadoğu üzerineydi. Basra Körfezi’ndeki karar vericilerin çoğunun tanıdığı Kirsten Fontenrose, İran’ın ülke dahili veya haricindeki tüm hareketlerini yakından izliyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Fontenrose, ABD'nin Körfez ülkelerindeki ortaklarıyla ittifakına bağlılığını doğruladı. ABD’nin uzun ve maliyetli tüm çatışmalardan güvenliğini korumak için çekildiğini söyleyen Fontenrose “Tüm bu geri çekilmeler körfez ülkeleri güvenliği ile bağlantılı. Nitekim Körfez ülkelerinin ortağımız olmasını istiyoruz” dedi. ABD’nin yeni siyasetinin farkında olan İran’dan bahseden Fontenrose “Şayet İran, Irak'taki ABD varlığına tekrar saldırmaya çalışırsa, öncekinden çok daha güçlü bir yanıtla karşılaşacak. Bu, Irak’taki Hizbullah'ı haritadan silmek ve Devrim Muhafızları deniz üslerini bombalamak anlamına gelebilir” ifadelerini kullandı.
Almanya’nın Lübnan'daki Hizbullah'a yönelik son tutumundan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kirsten, “Nitekim Avrupa kendini tehdit altında hissetmeye başladı” dedi. Lübnan’ın uluslararası çalışma ekibine ihtiyacı olduğunu söyleyen Kirsten, Washington’un Uluslararası Para Fonunun (IMF) İran'a kredi sağlamasına izin vermeyeceğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’ın Atlantik Konseyi'ndeki Scowcroft Ortadoğu Güvenlik Girişimi Direktörü Kirsten Fontenrose ile gerçekleştirdiği röportajın metni:

*ABD, bilhassa Başkan Donald Trump yönetimi, Arap Körfezi ülkelerine hala ortak ve müttefik olarak niteliyor mu?
Kesinlikle evet, ABD’nin kuzeydoğu Suriye’deki de dahil olmak üzere uzun çatışmalardan nasıl çekildiğini gördük. Çekilen kuvvetleri başka yerlerde konuşlandırma ihtiyacı duyuluyor; zirâ ciddi bir rekabet çağındayız. Terörizmi yıllardır gerçek bir tehdit olarak görüyorduk ancak şuan durum farklı. Bu yüzden ABD’nin yeniden konumlandırmaya gitmesi gerekti. Aslında şu anda bilmek istediğimiz, bazı Körfez ülkelerinin hala bize bağlı olup olmadığıdır. Çünkü ABD’nin tüm geri çekilme kararları aynı zamanda Körfez güvenliği ile ilgili. Bazı Körfez ülkelerinin Rusya'dan S-400 almak istediklerini ya da Çin ile ilişkiler kurduğunu gördük. Huawei ile iyi ilişkiler kurulduğu da oldu. Örneğin, 2018’de Huawei ve 5G’nin istihbarat araçları olduğunu söylediğimizde Bahreyn bize kulak vermiş ve bunu fark etmişti. Ancak Çin, ABD güvenliğini tehdit eden adımlar atıyor. Denklemin hangi tarafı ilişkiye en çok bağlı olan? Kuzeydoğu Suriye'den çekildiği ve Başkan Donald Trump Irak'tan ordumuza füze yağmasına izin vermediği için herkes ABD’yi konuşuyor. Ancak aslında, Körfez ülkelerinin bize daha çok bağlı olması gerektiği inancındayız.

*Ancak Körfez, ABD ulusal güvenliği için önemlidir…
Tartışmaya açık bir konu. Sebebi orda mevcut olmamız değil, Körfez ülkelerinin ortaklarımız olması. Onları seviyor ve onlara güveniyoruz; bu yüzden ortaklığın devam etmesini istiyoruz. Bu ülkeler bir zamanlar dünyaya petrol tedarik eden tek ülkelerdi. Petrol de hassas bir maddeydi ve ABD ulusal güvenliği için gerekliydi. Şimdi önemli olmadığını söylemiyorum, ancak ilişki şimdi ekonomiye daha az, ortaklığa ise daha çok meyilli. Nitekim bu ülkelerin terörizmle ve radikallikle mücadelede, ekonomik piyasalarını dengelemede ve özel alanların yeniden inşasında ortağımız olmasını istiyoruz. Yönetim şekillerimizin ya da dinlerimizin farklı olması önemli değil; dünya düzeni hakkında aynı görüşü paylaşıyoruz. Onların bize ihtiyacı olduğu gibi bizim de onlara ihtiyacımız var. Avrupa ve Japonya'yı, hatta bir vakit Hindistan’ı da bu daireye çekti. Ortak çıkarlara dair bir ortaklık, Haliç’in jeostratejik olarak ABD’nin ulusal güvenliği için önemli olduğundan çok daha fazlasıdır.

*İran lideri Ali Hamaney, Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait işgal altındaki adalarda bir yerleşim projesi başlatma talimatı verdi. Devrim Muhafızları ise konut ve iki havaalanı inşasına başlandığını açıkladı. Bu konuda ne söylersiniz? Körfez ülkeleri daha fazla düşmanca eyleme hazırlanmalı mı?
Evet hazırlanmaları gerekli olduğunu düşünüyorum. Zirâ İran'ın açıklanan hedeflerle geri çekilme niyeti olmadığı kanısındayım; ABD'yi bölgeden ayrılmaya zorluyor. Bu da Körfez ülkelerine Washington'la ilişkilerini kesmeleri yönünde baskı yapmak, yani İran'ın yapabildiği her yerde varlığını hissettirmek istediği anlamına geliyor. 
Uluslararası gözleri kendisinden ve Irak'taki ABD kuvvetlerine yapılan saldırının ardından biraz bağlanan pençelerinden uzak tutmak istediği için, bir Irak hükümetinin kurulmasına izin vermeyi vaat etmişti. Bu nedenle yüzünü Irak haricine çevirdi. Örneğin Umman Denizi, ya da adalar (Tunb Adaları, Abu Musa). Çok işler çevirmeye çalışıyor. Hamaney, birçok yetkili koronavirüse yakalandığı halde İran’ın zayıf olmadığını ya da bu durumun İran’ı yayılmacı hedeflerinden caydırmayacağını göstermek istiyor. İranlı yetkililer ise daima tehlikeyle yüz yüze olduklarını iddia ederek iç sinirleri germek istiyor. Bu yüzden ABD ve Sünni rejimleri tehdit ediyorlar. Zirâ sakin bir gündem olduğu taktirde halk rejimi sıkıştırmaya başlayacak. Demek istiyorlar ki ‘Bakın biz dışarıdan tehdit ediliyoruz. Bizi devirmek istiyorlar, bu yüzden birbirimize kenetlenmeliyiz’. İşte mekanizmaları bu şekilde çalışıyor. Bu yüzden daha fazla düşmanca eyleme hazırlıklı olmalıyız. En son seferki tavrımız açıktı, Washington anlatmak istediğini anlattı. Şimdiki tavrı da aynı şekilde: Şayet İran, Irak'taki ABD varlığına tekrar saldırmaya çalışırsa ya da gruplarını harekete geçirirse öncekinden çok daha güçlü bir yanıtla karşı karşıya gelecek. Bu, Irak’taki Hizbullah'ı haritadan silmek ve Devrim Muhafızları deniz üslerini bombalamak anlamına gelebilir. Zirâ bu tür yanıtların İran’ı caydırdığı kanıtlandı. Tabi bu durumda bir yükseliş yaşanacak. İran’ın ABD’nin kararlarından haberdar olduğunu biliyorum. Tehlikeye girmek istemediğini de. Bu yüzden de Irak haricine, başka nerelerde ne tür provokasyonlar yapabileceğine bir göz atıyor.

*Gözden uzak olmak istiyor…
Tam olarak. İranlı yetkililer, tüm dünyanın şuanda salgın ile meşgul olduğuna, uluslararası toplumun Irak'ı izlediğini bilmelerine rağmen eylemlerinin fark edilmeyeceğine inanıyorlar. Bu yüzden de sınırları dışındaki küçük noktaları vurarak hareket ediyorlar. Bu yönetimi benimsemişler. Irak’ı kendilerinin savaş alanına çevirmek istiyorlar; bu da Irak'la olan ilişkimize zarar veriyor. Ancak artık buna izin vermeyeceğimizi fark etmeleri gerekiyor. Zaten anlamış gibi görünüyorlar.

* Peki Körfez ülkeleri nasıl hazırlık yapabilir?
Bunun iki farklı yolu var: İlk olarak, uluslararası toplumun gözetiminden emin olmaları gerekiyor. İran uluslararası suçlanacağını bildiği taktirde hareket etmeyecektir. Nitekim saldırılara devam etmesini sağlayan nedenlerden biri de Avrupa'nın bu konuda güçlü bir tavır takınmıyor olmasıdır. Körfez ülkeleri, Avrupa'nın da neler olup bittiğini yakından izlemesini sağlamalıdır. ABD'nin yanlarında olacağını biliyorlar. Ancak maalesef ki bazı Körfez ülkeleri, her iki tarafın da çıkarlarını güvence altına almak için Tahran'la aralarında gizli kanallar açtı. Bu olanlar benim hoşuma gitmiyor. ABD’nin koruma için bölgede kalmasını ve İran'ın saldırılarına maruz kalmasını istiyor gibiler. Ayrıca Körfez'den yine çıkarlarını korumak için İran'la ikili anlaşmalar yapan ülkeler de var. Ancak İran ile öncellikle saldırganlığa başvurmama anlaşması yapmak gerekiyor.

* Sizce İran, saldırganlık anlaşmasına saygı gösterir mi?
Belki de kabul ederler. İran, geçen sonbaharda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) yaklaşırken kapsamlı bir anlaşma önerisi sunmuştu. Jared Kushner’ın barış planına benziyordu, kimse okumak istemedi.
Ancak öneride bazı iyi fikirleri vardı. Kendilerine yönelik katı tutum takındığım için tüm önerileri okudum. Bazı olumlu noktalara tanıklık ettiğim gibi, İran’ın ABD’nin bölgeden ayrılması ve böylece bölgenin tek aktörü olma yönündeki isteğini de fark ettim. Ancak saldırganlığa başvurmama anlaşmaları veya güvenlik düzenlemelerini müzakere etme olasılığının yer aldığı bölümde iyi fikirler olduğunu gördüm. Önceki gibi değildi. Çünkü İran ve Suudi Arabistan arasında saldırmazlık düzenlemesi yapıldı.

*Başkan Haşimi Rafsancani zamanında mı?
Evet, zaten bu başarılması imkansız bir şey değildir. Ancak şunu biliyoruz ki İran’ın Körfez hakkında birçok hedefi var. Zirâ hedefi ABD’yi bölgeden çıkarmaksa öncelikle Körfez ile anlaşması gerekiyor. Bu da ABD’nin koruma için bölgede kalmasına gerek kalmayacağı anlamına geliyor.

*Fakat Körfez baskın güç olmak isteyen İran'a nasıl güvenebilir?
Mevcut bir tehdit varsa ittifak kurmaya gerek yoktur. Sonra bir de uluslararası toplum gözetlerken, ABD kuvvetleri oradayken, 5. Filo Bahreyn’deyken nasıl ittifaka varacağı sorusu mevcut.

*Başkan Trump, ABD Donanması'na Devrim Muhafızları teknelerinin tacizine yanıt emri verdi mi?
Tek yaptığı, deniz komutanlarının zaten bildiği emirleri zikretmekti. Nitekim Körfez'de kendini savunma hakkına her zaman sahipler. ABD Savunma Bakanı Mark Esper, son günlerde şu plana imza attı: İran bizi tahrik ederse, hemen yanıt verebiliriz. Bu da deniz komutanlarının onay almak için Washington'a başvurmaları gerekmediği anlamına geliyor. Başkan’ın açıklaması İran'a yönelikti.

* Gemi komutanları cevap verecek öyle mi?
Evet, ancak yalnızca uzman komutanlar. Bu konuda herhangi bir çekince göstermeyecekler. İran, varlığını kanıtlamak için alıştığı operasyonları ve tacizini sürdürmeye devam ederse, liderler İran haricindeler için hiçbir şey ifade etmeyen bu tür operasyonlara cevap vermeyecekler.

*Fil ile karınca hikayesi…
Tam olarak. Ancak daha önce Devrim Muhafızlarının Körfez bölgesindeki petrol tankerlerinin etrafına mayın döşediğini görmüştük. Komutanlar patlayıcı yüklü bir İran teknesiyle karşılaşırsa onu mutlaka patlatacaklar. Ya da sürat tekneleri gemilerimize ateş açma girişiminde bulunursa onları bombalayacaklar.

*Ancak şunu fark ettik ki İran, ilk askeri uydusunu Trump’ın tehdidinin ardından fırlatmıştı. Bu, bahsettiğiniz yeni politikadan önceki tüm ABD baskılarının başarısız olduğu anlamına mı geliyor?
Elbette ki hayır, uydunun Başkan’ın tehditlerine yanıt teşkil ettiğini düşünmüyorum. Zirâ uydu, bir hafta içerisinde fırlatılacak bir şey değil; uzun bir süreç gerektiriyor.

*Ancak gecikebilirdi…
Evet, ya da İran bunu bir gürültüyle yapmayabilirdi. Sanırım tüm dünyaya bunu gücün bir tezahürü olarak göstermek istedi.
İran uydusu hikayesi, askeri uzmanların da okuduğu gibi, ‘kurbağa sıçramasını’ yeteneğini gösteriyordu. ABD’ye değil de daha uzağa ulaşma kapasitelerini geliştirmeye çalıştıkları kesin. Ortaklarımız ve müttefiklerimize yönelik düşmanlık olabileceği hakkında kırmızı bir uyarıydı...

*Ancak İran, kendini savunması bahanesiyle her yerde mevcut.
Bu doğru. Örneğin Sünni kesim İran’a asla saldırmıyor. İran ise bize saldıracaklarını sürekli öne sürüyor. Ancak Körfez'i düşman olarak tasvir etmekle, onları İran dahilinde iktidarda tutmayı hedeflemekte.

* İran'da Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki vekillerini destekleyen molla rejiminin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Aynı zamanda son zamanda Almanya’nın tepkisi de ön plandaydı.
Almanya’nın meseleyi Hizbullah'ı terör örgütü olarak sınıflandırarak ele almasında, ülkede yaşayan Lübnanlıların çektiği acıların anlaşılmasının da payı olduğu kanısındayım. Ayrıca ABD'nin Berlin Büyükelçisi Richard Grenell, John Bolton istifa ettiğinde ABD ulusal güvenlik danışmanı olmak üzereydi. Nitekim işini bilen Grenell, Almanya’nın bu tutumunda ısrarcıydı ve harekete geçilmesi için bastırıyordu. Almanlar ise onun sadece diplomatik bir büyükelçi değil, etkili bir insan olduğunu biliyorlardı. Birleşik Devletler'deki Lübnan diasporasının oldukça etkili olduğunu biliyorum. Samimiler, son derece kültürlüler, siyasi olarak aktifler, saygınlar. Lübnan, küçük bir ülke olsa dahi Washington için önem teşkil ediyor. Hizbullah’ın ve Başkan General Mişel Avn’ın varlığı doğru, ancak Lübnan artık başarısız bir devlet konumuna yaklaşmış durumda. İnsanlar acı çekiyorlar. Avrupalı ve Almanlar ise Lübnan halkını terk etmemeleri gerektiğini anladı. Ortak işlerimiz var, bu yüzden seyirci kalamayacaklarını fark ettiler. Nitekim Alman tutumuyla oldukça gurur duyuyorum. Diğer yandan, Almanya’daki bazı örgütler ile Hizbullah arasında para transferi olduğuna dair kanıtlar var.

* Lübnan Hizbullah'tan nasıl kurtarılabilir?
Güzel bir soru. Lübnan'ın uluslararası bir ekibe ihtiyacı var. Seçkin kişilikler var ancak ön plana çıkan isimler yok. Kimse ülke nasıl yönetilir bilmiyor. Herkes değişiklik istiyor gibi görünüyor ancak kimse nasıl adım atılacağını bilmiyor. Hizbullah da bundan faydalanıyor. Bu nedenle, uluslararası toplum, Lübnan'ın Hizbullah'ın faaliyetleriyle mücadelesine yardım etmeye odaklanması gerekiyor. Sivil siyasi partilerin rolünü, seçim yapılmasını desteklemesi gerekiyor. Lübnan ordusunun kendini koruyabilmesi için eğitilmesi gerekiyor. Herkes Lübnan'ı desteklemek istiyor, insanlar Lübnan ile ilgileniyor. Ancak ABD’nin siyasi karar alıcıları çok uzakta. Beyaz Saray dikkati Lübnan'a vermiyor. Mısırlılar, bunun için Washington’da baskı yaptılar; Amerikalı politikacıların cevabı ise şu: “Ülke Hizbullah’ın kontrolü altında olduğu sürece Lübnanlılarla konuşmayacağız!” Lübnan meselesinin dikkat çekici noktası ise uzun zamandır başarılı olmaları, bu yüzden şimdi böyle bir krizde boğulduğuna kimse inanmıyor.

*ABD, IMF’nin Lübnan'a kredi sağlamasına izin verecek mi?
Lübnan'ın kurtarılması ve buna izin vermesi için Washington’a baskı yapılacak. Ancak Washington, IMF’nin İran'a borç vermesine izin vermeyecek. Beyaz Saray, 2018'de Lübnan ile ilgileniyordu; seçimler yapılıp Hizbullah gelince ise sırtını döndü.

*Molla rejiminin geleceğine geri dönüyoruz…
Endişeliyim. Neden derseniz eskiden yaşça büyük mollaların barış içinde ayrılacağını ve İran'da yeni bir  aşamaya geçileceğini düşünürdük. Ama bunun olacağını sanmıyorum. Hamaney’e muhalefet edecek olan neslin de ondan aşağı kalır yanı olmayacak. Oğlu Mücteba Hamaney de radikal. En yakın arkadaşlarından biri, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani. Şimdi işleri ikisi hallediyor.
Kasım Süleymani’nin ölümünden bu yana, Hamaney’lerden bir grup karantinada bulunuyor ancak yine başatlar. Mücteba ve Süleymani’nin halefi İsmail Kaani, karizmaya sahip değil, diğer yandan lojistik planlamacılar. Aynı zamanda Süleymani’nin görüntü olarak kullanılan kızı Zeynep var. Kendisi adeta insanları çekmek için, vekillere ve militanlara ilham kaynağı olması için kullanılan bir logo gibi.
Mücteba, Hamaney’in malvarlığındaki milyonlara erişebiliyor. Şemhani de mevcut. Bu grup, Süleymani’in temsil ettiği ‘soğuk’ karakterin yerini aldı.
Bu nedenle, Hamaney ayrıldığında bir iktidar mücadelesi başlayacak. Bu gruptan yaşça daha büyük ve daha sakin karakterler var. İçlerinden biri, Hamaney’in yerini alabileceğini düşünüyor, ancak param ve ben, babamın sağ eliydik diyen hırslı bir oğlu var. İstihbarat servisi de onu destekleyecek. Bu iktidar mücadelesini gizli tutacaklar. Yaşça büyüklerin Mücteba’nın iktidara gelmesini isteyeceklerini de Mücteba’nın tarafsızlığı kabul edeceğini de düşünmüyorum. İzleyip takip etmek heyecan verici.
Ayrıldığında, çatışma başlayana kadar bunu saklayacaklarına, öldüğünü açıklayacaklarında ise öldüğünü bilmeyeceğimize eminim.

*Taliban lideri Molla Ömer’de olduğu gibi, onun öldüğünü de iki sene sonra öğrenmiştik.
Doğru, aslında bunun için Taliban’ı alkışlamalıyız. Ancak Hamaney’in ölümünün o kadar uzun süre sır olarak kalacağını sanmıyorum.

*General Emir Ali Hacızade, uydunun fırlatılmasının ardından, İran'ın artık büyük bir güç olduğunu söyledi…
Kuzey Kore bir büyük güç ise İran da öyledir. Dışlanmış olmak sizi bir büyük güç yapmaz. Çıkardığınız problemler nedeniyle uluslararası toplumun kontrolü altında bir devlet olmak da.
Büyük güç, nefret ettirmeden de etkileyici olabilir.
Şayet büyük bir güçseniz, küresel ekonomik piyasadan sonucunda bir kriz patlak vermelidir. İran'a yönelik tüm yaptırımlar ya da tüm pazarların yüzüne kapanması, küresel krize neden olmadı.
Ordusunun çok büyük olduğu doğrudur, ancak bakım olmadığı için tüm gelirler Devrim Muhafızları’na gitti. Ordunun elindeki aletler eski ve paramparça, yaratıcı da değiller. Tek ihracatları devrim.



İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
TT

İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

İsrail güçleri, geçtiğimiz perşembe günü Marmaris’ten Gazze Şeridi’ne doğru yola çıkan ve Kıbrıs açıklarında bekleyen Küresel Sumud Filosu’na müdahaleye başladı. Ankara, söz konusu müdahaleyi ‘korsanlık’ olarak nitelendirdi.

Uluslararası Gazze Ablukasını Kırma Komitesi bugün yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin filoya ait gemilere müdahale ettiğini doğruladı. Komite tarafından yayımlanan basın açıklamasında, “Müdahale başladı... İsrail savaş gemileri Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen filomuzu kuşatıyor” ifadelerine yer verildi.

Önceki filo girişimlerinde olduğu gibi, İsrailli yetkililerin bu kez de gemileri İsrail kıyılarına ulaşmadan durdurmakta kararlı olduğu değerlendiriliyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise müdahale öncesinde sert bir açıklama yayımlayarak, filo organizatörlerini insani yardım misyonu yürütmek yerine ‘siyasi provokasyon’ düzenlemekle suçladı. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığı açıklamada, “Bir kez daha provokasyon… İçinde insani yardım bulunmayan bir başka sözde insani filo” denildi.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Bu kez iki şiddet yanlısı Türk grup, Mavi Marmara Derneği ve İHH bu provokasyona katılıyor. İHH, terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda” ifadelerine yer verildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, filonun amacının yardım ulaştırmak değil, Hamas’ın çıkarlarına hizmet etmek olduğunu öne sürdü.

btyny
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

Açıklamada, “Bu provokasyonun amacı Hamas’a hizmet etmek, örgütün silahsızlanmayı reddetmesinden dikkatleri uzaklaştırmak ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planındaki ilerlemeyi engellemektir” denildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı kapsamında Gazze Şeridi’ndeki insani faaliyetleri denetlediğini belirttiği Gazze Barış Kurulu’na da atıfta bulundu. Bakanlık, söz konusu konseyin ‘bu filonun tamamen medya propagandasına yönelik olduğu’ değerlendirmesinde bulunduğunu öne sürdü.

Açıklamanın devamında, “İsrail, Gazze’ye yönelik yasal deniz ablukasının herhangi bir şekilde ihlal edilmesine izin vermeyecektir” ifadesi kullanıldı. Bakanlık ayrıca, “İsrail bu provokasyona katılan tüm taraflara rota değiştirerek derhal geri dönmeleri çağrısında bulunmaktadır” açıklamasını yaptı.

Korsanlık eylemi

Ankara ise İsrail güçlerinin Küresel Sumud Filosu’na müdahalesini ‘korsanlık eylemi’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail güçlerinin uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahalesini, yeni bir korsanlık eylemi olarak kınıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Hamas da İsrail donanmasının, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı kırmak amacıyla Türkiye kıyılarından hareket eden filoya yönelik operasyonunu ‘terör saldırısı’ ve ‘tam anlamıyla korsanlık suçu’ olarak değerlendirdi.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yayımlanan Hamas açıklamasında, “İşgalci İsrail donanmasının Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısı ve buna eşlik eden aktivistlere yönelik müdahale ile gözaltılar, tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir korsanlık suçudur” denildi.

Hamas açıklamasında ayrıca, “Faşist işgal hükümeti, Gazze ve kuşatma altındaki halkına destek olmak için insani ve ahlaki görevlerini yerine getiren dayanışma aktivistlerine karşı korsanlık suçu işlemeyi sürdürüyor. Gazze halkı ise dünyanın gözü önünde soykırım, açlık ve devam eden kuşatma ile karşı karşıya” ifadelerine yer verildi.

Hamas, tüm ülkelere, BM’ye ve insan hakları kuruluşlarına çağrıda bulunarak, ‘bu suçun kınanmasını, işgal liderlerinin uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerinden dolayı hesap vermesini, gözaltına alınan aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını ve Gazze’de yaşayan iki milyondan fazla Filistinliye uygulanan yasa dışı kuşatmanın sona erdirilmesini’ istedi.

Açıklamada ayrıca, ‘Gazze’nin insani mesajını dünyaya taşıyan ve işgalin terörüne, kibrine ve faşist uygulamalarına meydan okumakta ısrar eden özgür aktivistler’ selamlandı. Hamas, ‘Filistin halkına destek ve adalet ile insan onuru değerlerinin savunulması amacıyla, kuşatma kırılana ve işgal sona erene kadar özgürlük ve direniş filolarının sürdürülmesi’ çağrısında bulundu.

Geçen yıl da İsrail makamları, yaklaşık 50 gemi ve 500 aktivistin katıldığı benzer bir filo girişimini engellemişti. Katılımcılar arasında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın torunu Mandla Mandela ve çok sayıda Avrupalı parlamenter yer almıştı.

İsrail, eyleme katılanları gözaltına alıp bir süre tuttuktan sonra sınır dışı etmişti. Aktivistler İsrail makamlarının kendilerine kötü muamelede bulunduğunu öne sürerken, İsrail tarafı bu suçlamaları reddetmişti.

İsrail yönetimi yıllardır Gazze’ye yönelik deniz ablukasının, Hamas’a deniz yoluyla silah ulaştırılmasını engellemek için gerekli olduğunu savunuyor. Buna karşılık filo organizatörleri ve Filistin yanlısı aktivistler ise girişimlerinin Gazze’deki duruma dikkat çekmeyi ve bölgeye yardım ulaştırmayı amaçladığını belirterek ablukaya meydan okumayı sürdürüyor.


Kassam Tugayları komutanına yönelik suikast Gazze'nin silahsızlandırılmasını nasıl etkileyecek?

Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)
Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)
TT

Kassam Tugayları komutanına yönelik suikast Gazze'nin silahsızlandırılmasını nasıl etkileyecek?

Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)
Kassam Tugayları komutanı İzzeddin el-Haddad, eşi ve kızının Gazze şehrindeki cenaze töreni, 16 Mayıs (AFP)

Salem el-Rayes

İsrail'in İzzeddin el-Haddad'ı öldürmesi, Gazze Şeridi'nin silahsızlandırılması şartını Kahire'de devam eden müzakerelerde yeniden öne çıkardı ve Hamas'ın silahlarını teslim etmesini reddeden engelin ortadan kalktığı yönündeki spekülasyonları körükledi. Bu durum, İsrail ve ABD'nin Hamas'a dayatmaya çalıştığı anlaşmanın önümüzdeki haftalarda sorunsuz bir şekilde ilerleyeceği yönündeki tartışmalara da kapıyı açtı.

Ancak İsrail, Haddad suikastının ardından silahsızlanma şartını dayatmayı gerçekten başardı mı?

Haddad, 7 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'ne sınır komşusu olan İsrailli yerleşim yerlerine düzenlenen baskın hazırlıkları sırasında İzzeddin Kassam Tugayları'nın Gazze Şehri Tugayı komutanıydı. Baskın gerçekleşti ve Hamas onlarca İsrailliyi esir alarak Gazze'ye götürdü. Çoğu daha sonra İsrail ile yapılan esir takası anlaşmalarıyla serbest bırakıldı.

Savaşın başlangıcından bu yana İsrail, Hamas'ın birçok askeri komutanını baskını planlamak ve gerçekleştirmekle suçladı ve onları tek tek öldürmeye çalıştı. Nihayetinde İsrail, İzzeddin Kassam Tugayları Askeri Konseyi’nin liderlerinin çoğunu öldürdüğünü duyurdu, ancak Haddad'ın adı dillendirilmeye devam etti. İsrail, onu İsraillilerin esir alınmasını organize etmek ve Mısır, Katar ve Amerika Birleşik Devletleri'nin arabuluculuğuyla bir önceki yıl Hamas ve İsrail arasında varılan esir takası anlaşmaları dışında serbest bırakılmalarını engellemekle suçladı.

Ekim 2025'te ateşkes ilan edildikten ve sorunun çözümü için esir takasları gerçekleştirildikten sonra bile İsrail, anlaşmanın uygulanmasının ikinci aşamasında Gazze'nin silahsızlandırılması talebinde ısrar etti. Hamas ise silahsızlanmanın İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesiyle eş zamanlı olmaması nedeniyle bu talebi reddetti; zira İsrail ordusu hâlâ Gazze Şeridi’nin 365 kilometrekarelik alanının yüzde 60'ından fazlasını kontrol ediyor. Ayrıca Hamas, Dünya Barış Konseyi tarafından yönetimi üstlenmek üzere kurulan ulusal komitenin, silahsızlanma ve çekilme şartlarının uygulanmasıyla eş zamanlı olarak ve hatta öncesinde Gazze'ye girmesini de şart koştu. Böylece Hamas, anlaşmanın uygulama aşamalarında Gazze'de herhangi bir güvenlik boşluğu oluşmayacağından emin olmak istiyor.  

bhtnh
 15 Mayıs'ta Gazze'deki Rimal mahallesinde İsrail bombardımanı sonucu çıkan yangından kaçan Filistinliler (AP)

Son birkaç aydır, Hamas ve İsrail arasındaki müzakerelerde anlaşmazlıklar yoğunlaşırken ve Dünya Barış Konseyi’nin Başkanı ABD Başkanı Donald Trump ve Konsey’in Direktörü Nikolay Mladenov'un açıklamalarıyla Hamas'tan silahlarını teslim etmesini ve koşulsuz olarak Gazze'yi yönetmekten çekilmesini açıkça talep etmesiyle birlikte, İsrail ve Batı medyasında sızdırılan bir dizi haberde Haddad Hamas içindeki anlaşmazlığın başını çekmekle suçlandı. Silahları teslim etme ve taleplere uyma şartını kabul etmeyi reddettiği öne sürüldü ve bu da İsrail medyasında kendisine yönelik suikast çağrılarının artmasına neden oldu.

15 Mayıs Cuma akşamı, İsrail uçakları Gazze şehrinin merkezinde bulunan bir binadaki daireleri hedef alan yoğun hava saldırıları düzenledi. Bunları bir sivil araca yapılan hava saldırısı izledi. İsrail medyası, güvenlik kaynaklarına atıfta bulunarak, aracın hedef alınan binanın önünden hareket ettiğini ve saldırıların hedefindeki kişinin öldürüldüğünden emin olmak için aracın da hedef alındığını bildirdi. Filistin sağlık kaynaklarına göre, altı konut dairesini yerle bir edip alevler içinde yanmasına, sekizden fazla kişinin ölümüne ve yaklaşık 45 kişinin yaralanmasına neden olan hava saldırılarından dakikalar sonra, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, saldırının hedefinin İzzeddin Kassam Tugayları Komutanı İzzeddin Haddad olduğunu açıkladı.

Katz, Haddad'ı üç yıl önce 7 Ekim olaylarını organize etmekle ve onlarca İsraillinin öldürülmesinden ve esir alınmasından sorumlu olmakla suçladı. Haddad'ın, Hamas'ın silahsızlandırılması ve Gazze'nin silahtan arındırılmasıyla ilgili madde başta olmak üzere, ABD Başkanı Trump'ın arabuluculuğuyla yapılan anlaşmayı uygulamayı reddettiğini vurguladı. Suikastın ertesi günü Hamas, İsrail'in sivillerin yaşadığı bir konut binasına yönelik kasıtlı ve önceden haber verilmeksizin düzenlediği hava saldırısında Haddad'ın öldürüldüğünü ilan etti.

İsrail ordusu hâlâ Gazze Şeridi'nin 365 kilometrekarelik alanının yüzde 60'ından fazlasını kontrol ediyor

Bu bağlamda ne Hamas ne de siyasi veya askeri liderlerinden herhangi biri, belirli bir ismin silahsızlanmaya karşı olduğunu belirten herhangi bir açıklama yapmadı. Aksine, her zaman resmi açıklamalarda ve beyanlarda silahsızlanma karşıtı tutumdan, Hamas'ın tüm liderleri tarafından benimsenen bir tutum olarak bahsedildi. Ancak Kassam Tugayları’nın eski komutanın ablası Mahitab Haddad, al-Majalla'ya yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Önceki başarısız suikast girişimlerinden sonra, Allah onu dilediği zamanda yanına almayı seçti. Kardeşim silahını teslim etmek için cihat etmiyordu; her zaman 'ya şehitlik ya da zafer' derdi.” Ablasının açıklamaları, Haddad'ın silahını teslim etmeye değil, Allah yolunda ve Filistin'in kurtuluşuna kadar cihat etmeye devam etmeye inandığını gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu da işgal devam ettiği sürece gerçekten de silahsızlanmayı veya teslim olmayı kabul etmediğini gösteriyor. Nitekim ablası sözlerine şöyle devam etti: “Ateşkes ve müzakerelerden bahsediyorlar, ancak sahada her gün hava saldırıları ve silahlı çatışmalar yaşanıyor. Bu nedenle siviller ölmeye ve yaralanmaya devam ediyor. Halen insanlar yerinden ediliyor. Bu durumda ateşkes nerede, bahsettikleri anlaşmalar ve uygulama aşamaları nerede?”

Haddad'ın kız kardeşinin sözlerinin, İsrail medyasının Hamas içindeki müzakereler ve anlaşmazlıklar hakkındaki haberlerinde bahsettiği veya değindiği ihtilafa dair bir itiraf olduğunu düşünenler olabilir. Ancak durum tam olarak böyle değil. Yaklaşık iki hafta önce Mladenov'un Hamas liderleri ve arabulucular (Mısır ve Katar) ile yaptığı görüşmenin ardından, Hamas’ın Mladenov'un silahsızlanma önerisine verdiği yanıt olumsuz olarak değerlendirildi. Bu da İsrail'e, zihniyeti ve yaklaşımıyla tutarlı olarak, önde gelen bir figüre suikast düzenleyerek öldürme taktiğini uygulama fırsatı verdi. Haddad da kendisine karşı yoğun bir kışkırtma kampanyasından sonra büyük ölçüde birincil hedef haline geldi.

frgthyj
ABD Başkanı Donald Trump, Washington'daki Barış Konseyi'nin ilk toplantısına gelişinde, 19 Şubat (AFP)

Filistinli yazar ve siyasi analist Sufyan Ebu Zayda'nın verdiği bilgilere göre, Gazze'deki İzzeddin Kassam Tugayları'nda tek bir yetkili bile silahsızlanmayı kabul etmiyor. Bu durum sadece Haddad için değil, son iki buçuk yılda suikasta kurban gidenlerin yerine askeri konseye atanan tüm liderler için de geçerli. Şunları da belirtti: “Bunun nedeni, silahın kutsal olması veya işgale direnme haklarının olması değil, aksine silahın İsrail'in son zamanlarda kurduğu ve silahla donattığı milis gruplar ve kaos karşısında onlara kişisel koruma sağlamasıdır.”

Haddad suikastı ne Hamas'ın silahsızlanma konusundaki tutumunda ne de İsrail'in tepkilerinde gerçekte hiçbir şeyi değiştirmeyecektir

Savunma Bakanı Katz'ın suikastla aynı zamana denk gelen “X” platformundaki paylaşımında Haddad’ı suçladığı gibi, Trump’ın planını uygulamayı reddetmesi nedeniyle öldürüldüğü iddiasına ilişkin olarak Filistinli siyasi analist, İsrail'in kendisinin de Başkan Trump'ın planını ve maddelerini uygulamak istemediğini belirtti. Şöyle devam etti: “Özetle Trump’ın planı, Filistinliler için tüm dezavantajlarına rağmen, İsrail'i Gazze Şeridi'nin tamamından ordusunu çekmeye zorlayacak ve yeniden inşa sürecini dayatacak; İsrail şu anda sorumluluktan kaçmak ve Hamas ile Filistinlileri anlaşmanın uygulanmasına engel olmakla suçlamak amacıyla bu süreci geciktiriyor.”

Trump’ın planı ayrıca, Gazze'nin yönetiminin Ulusal Yönetim ve Yeniden İnşa Komitesi'ne devredilmesinin ardından Filistin siyasi sisteminin birleştirilmesini ve akabinde de Filistin seçimlerinin yapılmasını öngörüyor. Mladenov yakın zamanda Hamas'a Gazze'nin yönetimini devretmesinden sonra siyasi bir hareket olarak bu seçimlere katılmasını tavsiye etmişti. Ebu Zayda, yukarıdakilerin hiçbirinin İsrail'in çıkarlarına hizmet etmediğini, bu nedenle bunlardan kaçınmaya çalıştığını ve Haddad'ı silahsızlanmayı, anlaşmayı ve Trump'ın planını reddetmekle suçlayıp, ardından onu öldürerek sorumlu tutmak gibi bahanelere başvurduğunu, onun ölümü sanki planının derhal uygulanmasını sağlayacakmış izlenimi verdiğini vurguladı.

Ona göre, Haddad suikastı ne Hamas'ın silahsızlanma konusundaki tutumunda ne de İsrail'in tepkilerinde gerçekte hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Özellikle bu hassas aşamada, Hamas'ın siyasi büro başkanını belirlemek için iç seçimler yapmaya devam ettiği bir dönemde, geleceğin belirsiz ve tahmin edilemez olduğunu vurguladı. Seçim şu anda Hamas’ın Gazze'deki mevcut lideri ve müzakere heyeti başkanı Dr. Halil el-Hayye ile eski siyasi büro lideri Halid Meşal arasında tıkanmış durumda. İsrail, liderlerine yönelik daha fazla suikast düzenlemediği sürece, bu durum Hamas’ın önümüzdeki dönemdeki gidişatını ve tercihlerini önemli ölçüde etkileyecektir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, Gazze’de Hamas’ın askeri kanat komutanını hedef aldığını açıkladı

İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
TT

İsrail, Gazze’de Hamas’ın askeri kanat komutanını hedef aldığını açıkladı

İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)
İsrail bombardımanının ardından Gazze kentindeki bir apartman dairesinde yangın çıktı (Reuters)

İsrail, cuma günü yaptığı açıklamada, Gazze’ye düzenlediği hava saldırısında, Filistinli Hamas hareketinin askeri kanadının lideri olarak tanımladığı İzzeddin el-Haddad’ı hedef aldığını duyurdu.

İsrail Savunma Bakanlığı açıklamasında, “Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın talimatıyla İsrail ordusu, Gazze’de Hamas’ın askeri kanadının komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırılarının başlıca planlayıcılarından biri olan tehlikeli terörist İzzeddin el-Haddad’ı hedef alan bir hava saldırısı gerçekleştirdi” denildi.

Açıklamada, AFP’ye göre, “Haddad’ın binlerce İsrailli sivilin ve askerin öldürülmesi, kaçırılması ve zarar görmesinden sorumlu olduğu” ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Rehinelerimizi vahşi koşullar altında tuttu, güçlerimize yönelik terör saldırıları planladı ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından önerilen Hamas’ın silahsızlandırılması ile Gazze Şeridi’nin silahtan arındırılması anlaşmasını uygulamayı reddetti” açıklamasında bulundu.

Hamas ise, Mayıs 2025’te İsrail’in hareketin liderlerinden Muhammed Sinvar’ı öldürmesinin ardından Gazze’de hareketin askeri liderliğini üstlenen Haddad’ın akıbetine ilişkin yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Haddad, ABD arabuluculuğunda geçen ekim ayında varılan Gazze’de çatışmaların durdurulması anlaşmasından bu yana İsrail’in hava saldırısıyla hedef aldığı en üst düzey Hamas yetkilisi oldu.

Söz konusu saldırı, Hamas’ın Gazze Şeridi kıyısındaki dar bir alan üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı bir dönemde gerçekleşti.

Gazze’deki sağlık görevlileri ve görgü tanıkları, Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nde bir konut binasının hava saldırısıyla hedef alındığını, saldırıda en az bir kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin yaralandığını söyledi. Ölen kişinin kimliği henüz belirlenemedi.

Görgü tanıkları ayrıca kısa süre sonra yakındaki bir caddede bulunan bir aracın ikinci bir İsrail hava saldırısıyla hedef alındığını aktardı. İkinci saldırıda ölü ya da yaralı olup olmadığına dair henüz bilgi verilmedi.