Huawei’nin İran’la ilişkileri ifşa oluyor

Huawei logosu (Reuters)
Huawei logosu (Reuters)
TT

Huawei’nin İran’la ilişkileri ifşa oluyor

Huawei logosu (Reuters)
Huawei logosu (Reuters)

Çin merkezli Huawei şirketinin İran’a uygulanan yaptırımları delen Skycom şirketi ile ilişkileri ortaya çıktı.
Reuter Haber Ajansı’nın Çinli teknoloji şirketi Huawei hakkında elde ettiği yeni dahili belgeler, şirketin yasaklanmış ABD bilgisayar ekipmanlarını daha önce İran'a satmaya çalışan Skycom şirketi ile ilişkisini örtmeye çalıştığını ortaya çıkardı. Reuters, 2013’te, Huawei Mali İşler Direktörü ile Skycom arasında derin bağlantılar olduğunu bildirmişti.
Huawei, Skycom şirketini uzun süredir İran'da ayrı bir yerel iş ortağı olarak tanımlıyor. Reuters tarafından yeni elde edilen belgeler ise Çin teknoloji devinin Skycom’u etkili bir şekilde nasıl kontrol ettiğini gösteriyor.
Reuters’ın Huawei ve Skycom’un İran ile ilgili ticari hazinesinin bir parçası olarak nitelediği ve ilk kez yayınlandığını belirttiği söz konusu belgeler; notlar, mektuplar ve sözleşmeli anlaşmaları içeriyor.
Belgelerden biri, Huawei'nin 2013'ün başlarında Tahran'a karşı ticari yaptırımlar konusundaki endişesi nedeniyle Skycom'dan nasıl ayrılmaya çalıştığını açıklıyor.
Bu amaçla Huawei'nin, Skycom’un yöneticilerini değiştirmek, Skycom’un Tahran’daki ofisini kapatmak, milyonlarca dolar değerindeki sözleşmeleri devralmak için İran’da başka bir şirket kurmak gibi birçok adım attığı belirtiliyor.
Yeni belgelerdeki açıklamaların, ABD yetkilileri tarafından Huawei'ye ve hem kurucusunun kızı hem de Mali İşler Direktörü olan Meng Wanzhou'ya karşı yürütülen sansasyonel ceza davasını destekleyebileceği söyleniyor.
ABD, Meng'in Aralık 2018'de tutuklandığı Kanada'dan iadesini sağlamaya çalışıyor. Geçen hafta davanın devam etmesine izin veren Kanadalı bir yargıç, ABD'nin Meng aleyhindeki suçlamalarının Kanada'da suç teşkil etmediği iddialarını savunuyor.
ABD iddianamesi, Huawei ve Meng'in Huawei'nin İran'daki faaliyeti için yasaklanmış olan ABD malları ve teknolojisini elde etmek için Skycom aracılığıyla dolandırıcılık temelli bir plana katıldığını, büyük bankaları İran’dan para taşımak için aldattığını öne sürüyor.
Skycom, iddianamede, Huawei'nin yerel ortağı değil de gayriresmi ‘yan kuruluşu’ olarak tanımlanıyor.
Huawei ve Meng ise banka sahtekarlığı, elektronik dolandırıcılık ve diğer iddiaları içeren cezai suçlamaları reddediyor. Hong Kong’da kayıtlı olup sözleşmesi 2017’de feshedilen Skycom da sanık olarak görülüyor. Bir zamanlar Skycom'un hissedarı olan Huawei, hisselerini en 10 yıl önce sattı.
Huawei'nin Skycom'un sadece bir iş ortağı olduğu iddialarını baltalıyor gibi görünen son belgeler, İran'daki iki şirkette yedi yıl önce vuku bulan bazı şeylerin iç yüzünü ve bu şirketlerin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. İngilizce, Çince ve Farsça dillerinde yazıldıkları görülüyor.
Huawei ise bu belgeler hakkında yorum yapmaktan kaçınıyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı ABD'nin ekonomik ve ticari meseleleri siyasallaştırdığını, bunun Çinli veya Amerikalı şirketlerin aleyhine olduğunu söyledi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, “ABD’yi, Huawei dahil olmak üzere Çinli firmalara mantıksız bir baskı uygulamayı derhal durdurmaya çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı. Belgeyle ilgili sorular ise Huawei’ye yönlendirildi.

Normal bir iş ortaklığı
Mart ayında Reuters, Huawei’nin 2010 yılında İran’a yasaklanmış ABD bilgisayar ekipmanı göndermeyle doğrudan ilgili olduğunu gösteren şirket içi kayıtları ortaya koymuştu. Huawei ise devam eden yasal işlemlere atıfta bulunarak bu iddialara yorum yapmayı reddetti.
Yeni elde edilen belgelere göre, Huawei'nin Skycom ile ilişkisini gizleme çabaları, Aralık 2012'de Reuters’ın Skycom'un 2010'un sonlarında İran'ın en büyük cep telefonu operatörüne en az 1,3 milyon euro değerinde yasaklı Hewlett-Packard bilgisayar ekipmanı satmayı teklif ettiğini bildirmesinin ardından başladı.
Reuters’ın 2013’teki ikinci bir haberde ise, Meng'in Şubat 2008 ile Nisan 2009 arasında Skycom’un yönetim kurulunda görev yapmış olması da dahil olmak üzere Huawei'nin Skycom ile yakın finansal ve diğer bağları olduğu ifade edilmişti.
O sırada Reuters’a yanıt veren Huawei, Skycom'un ‘büyük yerel ortaklarından’ biri olduğunu, iki şirket arasındaki ilişkinin ‘normal bir iş ortaklığı’ olduğunu söylemişti.
Ancak şirketin İran’daki ofisinden elde edilen 28 Mart 2013 tarihli belge, Huawei’nin Skycom’u kontrol ettiğini gösteriyor.
Belgede, “Ticaret uyumlulukları göz önüne alındığında, A2 temsilciliği; Skycom ve Huawei'yi ayırmaya çalışıyor” ifadeleri geçiyor. ABD iddianamesine göre “A2”, Huawei’nin İran kodu.
Belge ayrıca, Huawei'nin ‘medyanın abartması riskinden acilen kaçınmak için’ İran'daki Skycom'u yönetmesi üzerine kendi çalışanlarından birini yolladığı belirtildi. Nitekim şirketin çalışan listesinde bulunan Hu Mei, acil bir karar ile 10 Mart 2013’te İran’daki Skycom’un Genel Müdürlüğüne geçirildi.
Ancak belgeye göre Huawei, bu atamanın bir hata olduğunu çabucak anladı. Zirâ Huawei’nin Çin’deki genel merkezinde çalışan Hu’nun yeni işi ise İran’da çalışmasını gerektiriyordu. Bu nedenle aynı göreve onun yerine ‘İran’da çalışan bir Çinli’ atandı. Böylece Huawei’nin İran ofisi temsilcisi Song Kai, Skycom’un İran’daki yöneticiliğine seçildi. Huawei dahilindeki bir mesajla bilgilendirilen Kai, “Lütfen özgeçmişinizi güncelleyin” komutu aldı.
Mesajda, değişimin Huawei’nin İran ofisinin “baş temsilcisi” olarak tanımlanan Lan Yun adlı biri tarafından onaylandığı söylendi. Bu konuda bir yorumda bulunmaları için ne Hu, ne Kai, ne de Yun’a ulaşılabildi.
Reuters’ın 2012 ve 2013’teki haberlerinin ardından, Batılı bankalardan birkaçı, Huawei'nin Skycom ile ilişkisini sorgulamıştı. Bunlar arasında, iki şirketin de banka hesaplarını tuttuğu HSBC Holdings PLC de vardı.
Aynı şekilde HSBC de bu belgeler hakkında yorum yapmayı reddetti.
Ağustos 2013'te HSBC’nin Asya Pasifik bölgesi küresel bankacılık başkan yardımcısıyla bir araya gelen Meng, ABD’nin iddianamesinde “Huawei’nin Skycom üzerindeki mülkiyeti ve kontrolü hakkında sayısız yanlış beyanda bulunmakla” suçlanıyor.
Toplantı sırasında yaptığı PowerPoint sunumunda, Skycom'un yalnızca ‘Huawei'nin bir iş ortağı’ olduğunu vurgulamıştı.
Reuters tarafından kısa süre önce elde edilen belgeler, Huawei'nin “Skycom” etkinliğini sonlandırma sürecine hızla doğrudan taraf olduğunu gösteriyor.
Song, İranlı büyük bir müşteri olan Mobile Telecommunication Company of Iran (MCI) Başkan Yardımcısına gönderdiği 2 Kasım 2013 tarihli bir mektupta, “Skycom’un ticari faaliyetlerini iptal etmeye, sona erdirmeye ve İran'daki şubesini feshetmeye karar verdiğini” ifadelerini kullandı.
Bu konuda bir yorumda bulunması için MCI’ya ulaşılamadı.
Ertesi gün Skycom, MCI ve Huawei’nin yeni bir İran şirketi olan Huawei Technologies Service Co Ltd, aralarında bir anlaşma imzaladı. Anlaşma da Skycom'un sözleşmelerini Huawei'nin yeni varlığına devretmeyi planladığı öngörüldü.
Anlaşmada toplam 44,6 milyon euro değerindeki sekiz sözleşme de yer aldı; kalan tutar ise 34,6 milyon euro değerindeydi. Skycom'a borçlu olunan herhangi bir para, sözleşmeler tamamlandıktan sonra Huawei’nin yeni varlığına ödenecekti. Aynı zamanda, “Tüm taraflar, bu üçlü sözleşmenin gizli kalacağı taahhüdünde bulunuyor” sözü verildi.



Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
TT

Washington, uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle teknelere düzenlenen saldırılarda 11 kişinin öldüğünü açıkladı

ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)
ABD savaş gemisi USS Sampson, Latin Amerika ve Karayip sularındaki ABD deniz kuvvetleri varlığında Panama City'de demirlemiş durumda (Arşiv- AFP)

ABD ordusu dün yaptığı açıklamada, Doğu Pasifik ve Karayip denizlerinde uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığı belirtilen üç teknede bulunan 11 kişinin öldürüldüğü saldırılar düzenlediğini duyurdu.

ABD Güney Komutanlığı, X platformunda yaptığı açıklamada, pazartesi akşamı gerçekleştirilen saldırılarda "Doğu Pasifik'teki ilk teknede dört, Doğu Pasifik'teki ikinci teknede dört ve Karayip'teki üçüncü teknede üç kişinin" öldürüldüğünü belirtti.

Paylaşımda, saldırılar sırasında ikisi hareketsiz halde bulunan, üçüncüsü ise yüksek hızda seyreden üç tekneye yapılan saldırıları gösteren bir video yer aldı. Saldırılardan önce iki teknenin hareket ettirildiği görülebiliyordu.

ABD, eylül ayı başlarında kaçakçılık şüphesiyle tekneleri hedef almaya başladı ve bu saldırılar sonucunda şu ana kadar 140'tan fazla kişi öldü, onlarca tekne imha edildi. Trump yönetimi, Latin Amerika'da faaliyet gösteren "uyuşturucu teröristleri" olarak adlandırdığı gruplarla savaş halinde olduğunu ısrarla belirtiyor. Ancak, hedef alınan teknelerin uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğuna dair kesin bir kanıt sunmadığı için saldırıların yasallığı konusunda hararetli tartışmalar yaşanıyor.

Uluslararası hukuk uzmanları ve insan hakları örgütleri, saldırıların ABD'ye doğrudan bir tehdit oluşturmayan sivilleri hedef aldığı düşünüldüğünden, yargısız infaz anlamına gelebileceğini söylüyor. Washington, son aylarda uyuşturucu kaçakçılığından şüphelenilen tekneleri hedef aldığı, petrol tankerlerine el koyduğu ve Venezuela'nın solcu Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan Karakas baskınını gerçekleştirdiği Karayipler'e büyük bir deniz gücü konuşlandırdı.

Ancak ABD yönetimi, filonun amiral gemisi olan USS Gerald R. Ford uçak gemisini ve saldırı grubunu, Trump'ın anlaşmaya varılmaması halinde İran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunduğu Ortadoğu'ya da konuşlandırdı.


İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS