Cezayir ve Fas arasındaki kriz derinleşiyor

Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Fas Büyükelçisi’nden Fas konsolosunu uzaklaştırmasını istedi (Independent Arabia)
Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Fas Büyükelçisi’nden Fas konsolosunu uzaklaştırmasını istedi (Independent Arabia)
TT

Cezayir ve Fas arasındaki kriz derinleşiyor

Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Fas Büyükelçisi’nden Fas konsolosunu uzaklaştırmasını istedi (Independent Arabia)
Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum, Fas Büyükelçisi’nden Fas konsolosunu uzaklaştırmasını istedi (Independent Arabia)

Atıf Katadre
Fas Konsolosu’nun Cezayir'i ‘düşman ülke’ olarak nitelendirdiği açıklamalarının ardından Cezayir ve Fas arasında yaşanan diplomatik kriz, iki ülkenin meseleyi sakin bir şekilde çözmeye yönelik girişimleri sonrasında kötüleşti.
İki ülke geçtiğimiz saatlerde Vahran Konsolosu Ahradan Butahir’in görevine son verilmesi talebinin hangi taraftan geldiği hususunda tartışmalarda bulundu. Bu tartışmalar, Cezayir'in Vahran ilindeki Fas Konsolosu’nun Cezayir'in talebi üzerine değil Fas'ın girişimiyle geri çağrıldığı yönündeki açıklamasının akabinde gerçekleşti. Cezayir bunu yalanladı ve Rabat'a ‘yoruma mahal olmayacak şekilde’ konsolosun görevine son vermesini ilettiklerini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Tebbun ile istişare
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, yardımcılarından ‘konsolosun açıklamalarının yakışıksız olduğuna’ dair bir rapor aldı. Cezayir Cumhurbaşkanı, Rabat’taki mevkidaşına iki ülke arasındaki ikili ilişkileri kesecek şekilde hitap etmeyi tercih etti.
Cezayir cumhurbaşkanlığı, Vahran Konsolosu Butahir’in konsolosluk önünde gösteri düzenleyip tahliye talebinde bulunan Fas vatandaşlarıyla konuştuğu sırada Cezayir’i düşman ülke olarak nitelendirdiği videosunun ortaya çıktığı gün Dışişleri Bakanı Sabri Bukadum’a, ‘Fas Büyükelçisi’ni çağırması ve ona konsolosu mümkün olan en kısa sürede uzaklaştırması talebini iletmesi’ yönünde talimat verdi. Cezayirli yetkililer, bir Fas vatandaşı tarafından yayınlanan bu video kaydının gerçek olduğunu teyit ettiler.
Cezayir, 13 Mayıs'ta Fas Büyükelçisini çağırdı ve Vahran Konsolosu’nun Cezayir'in ‘bir düşman ülke’ olduğu yönündeki açıklamalarının doğrulanması durumunda, bunun hiçbir şekilde kabul edilemeyecek ciddi bir diplomatik ihlal olduğunu bildirdi.

Cezayir'den herhangi bir talep gelmedi
Şarku’l Avsat’ın Independnt Arabia kaynaklı haberine göre, yaşanan son gelişmeler taraflar arasındaki bu meselenin sakin bir şekilde çözülmesine engel oldu. Zira Fas makamları, Cezayir Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed Said'in açıklamalarına verdikleri yanıt ile tartışmayı yeninden alevlendirdi.
Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, Cezayir Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün, Fas Konsolosu'nun istihbarat subayı olduğu yönündeki sözlerini kastederek, “Krallık, bu yeni gerginliğin ve Cezayir’in bütün iyi komşuluk kurallarına karşı gelen güvensizlik atmosferini besleme konusundaki istekliliğin arkasındaki gerçek nedenleri merak ediyor” ifadelerini kullandı.
Fas’ın hiçbir şekilde doğruluk payı olmayan bu asılsız iddiaları reddettiğini dile getiren Burita, “Fas’ın Vahran Başkonsolosu bakanlığın yönetimi altındadır. Merkezi maslahatlar konusunda veya yurt dışında çeşitli mevkilerde görev yaptığı 28 yıllık bir mesleki kariyeri var. Bizim isteğimiz özellikle Kovid-19 salgını ışığında, zor bölgesel ve uluslararası bağlamın ortasında ikili ilişkilerdeki sükuneti korumak. Konsolos’a atfedilen sözlerin doğruluk payına bakılmaksızın Fas hükümetinin kendisini derhal çağırmaya karar verdiğini bildirmek için Cezayirli mevkidaşımla temasa geçtim. Konsolosun çağrılması, görevlerini her zaman tamamen uygun ve profesyonel bir çerçevede yerine getirmiş olsa bile Fas’ın özel girişimi kapsamında yapıldı” dedi.
Cezayir Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün kullandığı ifadelerin aksine Burita “Krallık, Başkonsolos’un çağrılmasına ilişkin Cezayirli yetkililerden resmi herhangi bir talep almamıştır” dedi.
Fas Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamanın son kısmı, Cezayirli mevkidaşını Perşembe günü öğleden sonra yeni bir açıklama yapmaya sevk eden şey oldu.
Cezayir Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abdulaziz bin Ali eş-Şerif, Cezayir’in ‘Fas Başkonsolosu hadisesi ile ilgili olarak uluslararası arenada takip edilen örfler doğrultusunda hareket ettiğini’ söyledi. Cezayir’in Rabat'a ‘yoruma mahal olmayacak şekilde’ konsolosun görevine son vermesini ilettiklerini ifade etti.
Cezayir ile Fas arasındaki karşılıklı açıklamalar ve büyükelçilerin çağrılması, ikili ilişkilerin yakın bir zamanda düzelmeyeceğini gösteriyor.
Independent Arabia’ya konuşan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Vafi Buşmah, Cezayir ile Fas arasındaki ilişkilerin daima medyaya çevrilen diplomatik bir rekabetle karakterize olduğunu dile getirdi. Yaşanan olayların aynı düzeyde süregelen ilişkilerin bir uzantısı olduğunu ifade eden Buşmah, Cezayir'de yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesinin de durumu değiştirmediğine dikkati çekti.
Cezayir’in şu anda bölgesel ilişkilerini yeniden yapılandırdığını belirten Buşmah,“Libya dosyasında, Tunus, Moritanya, Sahel bölgesinde ve Afrika Birliği (AfB) içinde yeniden bir yer edinmeye yönelik çalışmalar var. Bu süreç, dış politikada ve hatta askeri doktrinde yapılan değişikliklere ek olarak olağanüstü bir hızla gerçekleşiyor. Fas bu değişiklikleri fark ediyor. Bundan dolayı da bölgesel rekabete dair göstergelerin ortaya çıkması doğaldır. Rabat, önceki yıllarda eski Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’nın hastalığından ve onun büyük Batı başkentlerini razı etmeye odaklanmasından yararlanarak ciddi bir nüfuz elde etti” ifadelerini kullandı.

Normalleşme şartları
Siyasi tarih üzerine araştırmalarda bulunan ve yazılar yazan Amravi Zeyneddin, Independent Arabia’ya verdiği demeçte şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cezayir ile Fas arasında bakanlıklar düzeyinde bile olsa kısa veya orta vadede istişareler yapılacağını düşünüyorum. Fakat kara sınırı krizinde bir atılımın olması veya bunun tamamen normalleşmesi ihtimal dahilinde görünmüyor. Nitekim Cezayir cumhurbaşkanı, Cezayir'in kara sınırını kapattığı olaylarla ilgili olarak Fas’ın resmi bir şekilde özür beyan etmesini şart koştu. Fas makamları bu şartla en asgari düzeyde bile ilgilenmediler. Hatta medyada bu olay hafife alındı. Bence Cezayir bunu mutlak bir ret olarak kabul etti. Bugün bölgesel arenada yeni dış politikasını oluştururken Fas dosyasıyla ilgili olarak acele hareket etmiyor.”



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.