Arap Birliği geçmişten bir miras mı yoksa geleceğe yönelik bir ihtiyaç mı?

Arap Birliği geçmişten bir miras mı yoksa geleceğe yönelik bir ihtiyaç mı?
TT

Arap Birliği geçmişten bir miras mı yoksa geleceğe yönelik bir ihtiyaç mı?

Arap Birliği geçmişten bir miras mı yoksa geleceğe yönelik bir ihtiyaç mı?

Nebil Fehmi
Arap dünyasındaki gerilimler ve dalgalanmaların yanı sıra Arap ülkelerinin yaşadığı iç ve dış zorlukların gölgesinde, Arap Birliği’nin (AL) Arap dünyası ve uluslararası camia düzeyinde fizibilitesi ve etkinliği hakkında çok fazla söz söylendi. Bazıları, AL’nin kurumları ve çeşitli prosedürleri hakkındaki bir takım gözlemlerini ve çekincelerini dile getirirken bazıları da sorumluluğun egemen karar vericiler olarak yalnızca AL üyesi ülkelere ait olduğuna inanıyorlar.
Belki bu suçlamadan önce uluslararası ve bölgesel kuruluşların büyük çoğunluğunun, küreselleşmekle ve daha önce eşi benzeri görülememiş şekilde teknolojiye bağımlı hale gelmekle suçlanan, günümüzde güvenilirliklerini kaybetmeye başladıklarına dair eleştirilere maruz kaldıklarını belirtmek daha uygun olabilir. Bu eleştiriler, dikkatleri hızla küresel meselelere çekerek, onları halkın tartıştığı konular haline getirerek ulusal ve bölgesel ve uluslararası diplomatik kurumlar yerine kişiselleştirerek buna acil bir çözüm bulunması ihtiyacını artırıyor.
Eleştirilen kurumlar arasında birçok bölgesel örgütün yanı sıra çok taraflı eylemleri olan Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) yer alıyor. Burada çok taraflılık pahasına ikili diplomaside genel bir sapma söz konusu. Uluslararası sistemin, kurumlarının ve etkileşimlerinin yeniden düzenlendiği tarihi bir dönemden geçerken uluslararası siyasi gündemi şekillendirmede artan nüfuz, gayri resmi roller ve bunun etrafında önerilen bir takım çözümler bulunuyor.
Araplar, 1945'te kurulan AL’nin Arap ülkelerinin söz konusu dönemdeki liderlerinin bilgeliğini yansıtan ilk bölgesel örgüt olmasından ve aynı şekilde aralarındaki toplu ve bireysel olarak ulusal çıkarlarına hizmet eden bu iş birliğinin, çağının ötesinde yapılmış sağlam bir değerlendirme olması bakımından gurur duymalılar.
Araplar AL ile girişimlerinin, yaratıcı düşüncelerinin, farkındalıklarının ve iş birliklerinin çıkarlarını desteklediğini ve egemenliklerini etkilemediğini fark ettiler. AL’nin de tıpkı diğer kurumlar gibi göz ardı edilmemesi veya hafife alınmaması gereken ekonomik başarıları ve tutumları var. Bununla birlikte uluslararası gelişmelere ve çağın zorluklarına ayak uydurmak, doğru değerlendirmede bulunmak ve AL kurumlarını ve prosedürlerini yönetme verimliliğini artırmak mümkündür.
Şahsen birçok kez Arap dünyasındaki sorunların en önemli nedenlerinden birinin, her ne kadar hayatın normal ve kaçınılmaz bir özelliği olsa da, sık sık ortaya çıkan değişim fikrinden duyulan memnuniyetsizlik olduğu konusunda ısrar ettim. Arap dünyası, çağdaş uluslararası dönüşümlere ayak uydurmada diğer ülkelerin ve kurumların gerisinde kalmıştır. Geriden gelen, yavaş ve sadece tepkide kalan bir hareketliliğimiz oldu.
AL Genel Sekreterliği, 1954 yılından bu yana iç tüzükte değişiklikler yapılması için çalışıldığını ve 1964’ten beri Arap ülkeleri arasındaki zirveler gibi bir takım prosedürlerde değişiklikler olduğunu açıkladı. Örneğin 2005 yılında Cezayir’de yapılan Arap Zirvesi'nde bir Arap parlamentosu kurmak, sivil toplumun Arap Ekonomik Birliği Konseyi (CAEU) Ekonomik ve Sosyal Konseyi çalışmalarına katılmasına izin vermek gibi önemli kararlar alındı. Bununla birlikte serbest bir Arap ticaret bölgesi kurmak için daha önce eşi benzeri görülmemiş başka fikirler ortaya atıldı.
AL çerçevesinde Ekonomik ve Sosyal Konseyi, alanlarında uzman Arap örgütleri ve Arap bakanlık konseyleri, daimi teknik komiteler ve benzeri bir dizi organ ve kurum oluşturulmuştur. Eski AL Genel Sekreteri Nebil El-Arabi, mevcut yüzyılın başlarında Arap ülkeleri içinde ve bölgede gerginliklerin artmasıyla Lahdar İbrahimi başkanlığında Gassan Selame ve İyad Medeni’nin de üyeleri arasında olduğu bir uzmanlar komisyonu kurdu. Ben de bu komisyonun bir üyesiydim. Komisyondaki görevim, AL tüzüğünde yapılacak değişikliklerin temellerini atmak, AL kurumlarındaki en önemli çalışmaları düzeltilmek, sivil toplumun AL zirvelerine katılmasını sağlamak, şeffaflığı ve çağdaş siyasi, sosyal ve ekonomik konuların ele almak ve AL’nin zamana ayak uydurmasını sağlayacak kurumları oluşturulmakla sona erdi.
Bunun ardından AL’de hükümet temsilcilerinin katımlıyla çalışma grupları oluşturuldu. AL Konseyi’nin üç ayrı seviyesinde yani liderler zirvesi, bakanlar zirvesi ve temsilciler zirvesi düzeyindeki görevlerle ilgili metinlerde netlik olmadığı görüldü. Aynı şekilde iş tanımının yapılmadığı ve AL iç tüzüğünde dönemsel toplantılar için görev dağılımı yapılmadığı anlaşıldı. Aynı şekilde AL’nin toplanması, başkanlığı ve karar alma mekanizmasına ilişkin bir takım sorunların ele alınması gerektiği de ortaya çıktı.
Daha da önemlisi bir takım değişiklikler önerildi. Bu öneriler arasında AL üyesi ülkelerin kesinlikle taahhüt ettikleri iki temel kriter belirlendi. Bunlardan birincisi ve en önemlisi; AL üyesi ülkelerin ve mevcut hükümet sistemlerinin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması, AL tüzüğünün ilke ve hedefleri doğrultusunda ortak Arap çıkarlarının korunması ve hiçbir üye ülkenin bir başka üye devletin içişlerine karışmamasıydı. Ayrıca BM Anlaşması ilkelerine, Arap ülkeleri arasındaki anlaşmaların ve uzlaşıların yanı sıra uluslararası sözleşmelere saygı duyulması, hak ve görevlerde üye ülkeler arasında eşitlik ilkesine saygı gösterilmesi, güç veya tehdit dili kullanılmaması, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi, demokratik ilkelere saygı duyulması, adalet ve eşitliğe kıymet verilmesi, insan haklarının korunması, iyi yönetim ve hukukun üstünlüğünün pekiştirilmesiydi.
Aynı şekilde hoşgörü ve ılımlılığı yaymanın, şiddeti ve aşırıcılığı reddetmenin, terörün tüm biçimleriyle ve tezahürleriyle mücadele etmenin, dil, kültür ve tarih de dahil Arap kimliğinin temellerini güçlendirmenin, dinler, kültürler ve medeniyetler arasındaki diyalogu geliştirmenin ve kabul edilen yasal ve düzenleyici çerçevelere uygun olarak Arap sivil toplum kuruluşları ve özel sektör ile iş birliği geliştirerek ve ortaklıklar kurarak Arap ülkelerinin eylemlerine AL çerçevesinde ortak bir boyut kazandırmanın önemi de vurgulandı.
Diğer yandan AL’nin aldığı kararların üye ülkelerin ve halkların iradesini yansıtmasını sağlamak için oylama sistemine özel bir bölüm ayrılmıştır. Bu bölüm, ortak bir fikir birliğine varılamaması halinde AL Konseyi’nde her düzeyde karar alınabilmesini sağlayan bir mekanizma oluşturulmuştur. Ayrıca bir ülkenin AL üyesi bir ülkeye saldırganlıkta bulunması karşısında alınması gereken önlemlere ilişkin kararlar ve oybirliğiyle kabul edilmesi gereken kararlarla ilgili mekanizmalar da ele alınmıştır.
Arap dünyasının ve AL’nin bölgesel eylemlerdeki liderlikleri konusunda gurur duyulacak bir şeyleri olduğuna inanıyorum. Ancak aynı zamanda bazı Arap ülkelerinin kendi ulusal çıkarlarını AL kararlarına tercih ettikleri ve bu durumun da AL’nin aldığı kararlara duyulan güvenin büyük ölçüde yitirildiğine dair giderek artan bir his olduğu da kabul edilmelidir.
Sonuç olarak, onaylanıp uygulanabilecek çok sayıda öneri, çalışma ve değişiklik var. Fakat Arap ülkeleri bunlarla AL’nin kurucularının akıllıca ve stratejik kavramıyla ilgilenmeliler. Arap ülkeleri arasındaki stratejik işbirliği herkesin yararınadır ve ülkelerin ulusal egemenliklerine zarar vermez.
AL’nin çalışmaları, kararların ve üye ülkelerin güvenilirliğini korumak için bir vizyon ve geleceğe yönelik hedeflerle güncellenmeli, mümkün olduğunda uyumluluğa yatırım yapmalı, görüşlerde şeffaflığı öne çıkarmalı ve yönetilmelidir. Bu, aynı zamanda AL Genel Sekreterliği’nin rolünü ve sorumluluklarını geliştirmenin yanı sıra ülkelerin kendileri ve insanları için bağlayıcı kararlar almadaki sorumluluklarına saygı gösterirken, yaratıcı bir şekilde düşünce, risk ve zorluklardan bahsetmelerine de olanak tanıyacaktır.
Arap dünyasının bugün yaşadığı büyük zorluklar göz önüne alındığında Cezayir'in bir sonraki Arap Zirvesi dönem başkanlığı görevini üstlenmeden önce bir takım meselelerle karşı karşıya olan Arap-Arap ilişkilerinin yeni bir aşamaya taşınması için uygun bir zemin hazırlamak amacıyla tüm ilgili Arap taraflarla çeşitli konularda sessiz ve aktif bir diplomatik süreç başlatmasını öneriyorum. Bu konuların başında İran’ın Arap dünyasına müdahalelerine ve bölgeye hakim olma girişimlerine karşı ortak bir Arap tutumu sergilenmesinin yanı sıra İsrail tarafından atılan Arap-İsrail barış sürecinin temellerinin uyarlanması, Suriye'den Arap dünyasına ve AL’ye dönüş için atılabilecek adımlara verilecek karşılığın tanımlanması ve İran’ın nüfuzu yerine Arap ortak tutumundan yana olması halinde Irak’la olan ilişkilerin yeniden yapılandırılması geliyor. Benzer şekilde, Levant (el-Maşrık) bölgesindeki meselelerden daha az öneme sahip olsa da Katar ile Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır arasındaki anlaşmazlığın da ele alınması gerekiyor. Burada amaç, acil eylemin bir özeti olarak zirvede kapsamlı bir beyan veya bildiri yayınlamak ve belirli adımları ve yürütme prosedürlerini içeren pratik bir eylem planı elde etmektir.
Her ne kadar siyasi bir uçurumun kenarında dolaşsak da mevcut durum iddialı, cesur ve gerçekçi olmamızı gerektiriyor. Tüm bu faktörler üzerinde anlaşmaya varmanın zorluğu, ciddiyetsiz ve uygulanabilir olmayan genel formüller ve artık bir son verilmesi gereken cafcaflı sözler için ne bir gerekçe ne de bir sebeptir. Daha ziyade onaylanabilecek anlaşmalar yapmak veya en azından tamamlanmamış süreçlerde güven artırıcı önlemler almaya başlamak ve girişimlerin kalıcılığı için samimi müzakere mekanizmaları oluşturmak adına tüm ciddiyetimizle harekete geçmeliyiz. Arap siyasetinin geleceği ve bekası bir takım zorluklarla karşı karşıyadır. Başkalarının Ortadoğu'nun kimliğini değiştirme girişimleri, zor olsa da ancak ciddi ve dürüst bir Arap iş birliği ile engellenebilir. Gelecekteki çıkarlarımızı korumanın en iyi yolu budur.
 



Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının önündeki engel, İsrail’in son cesedin kalıntılarını bulmasının ardından aşıldı. Ancak kapının çalışma mekanizmasına ilişkin Mısır ile İsrail arasında istişareler sürüyor. Kapının yarın (cuma) ya da en geç pazar günü yeniden faaliyete geçmesi bekleniyor.

Mısırlı ve Filistinli iki bilgi sahibi kaynak, dün Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sınır kapısının yakın zamanda açılmasına yönelik dikkat çekici bir beklenti olduğunu, nihai çalışma usullerinin ise önümüzdeki saatlerde Mısır-İsrail arasındaki mutabakatlarla belirleneceğini ifade etti.

Mısırlı kaynak, sınır kapısının işleyiş mekanizmasına dair Mısır, ABD ve İsrail arasında istişareler yürütüldüğünü belirterek, İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’ne giriş mekanizması konusunda engeller koymasının beklendiğini, zira Tel Aviv’in yalnızca tehcir seçeneğini istediğini, buna karşılık Mısır’ın yaralıları ve ailelerini acil ve geçici olarak kabul etmeye hazır olduğunu söyledi.

Aynı kaynak, İsrail’in güvenlik gerekçeleriyle sınır kapısında karmaşık ve sıkı prosedürler uygulamasının da beklendiğini, kapının yalnızca bireylerin geçişine tahsis edileceğini kaydetti. Kahire’nin tutumunun ise sahadaki fiili duruma ve İsrail tarafından engellerle karşılaşılıp karşılaşılmayacağına göre şekilleneceğini belirtti.

Filistinli kaynak da sınır kapısının açılma tarihinin artık yakın olduğunu ifade ederek, bu konuda bir görüş ayrılığı bulunmadığını, özellikle Mısır ile İsrail arasında süren düzenleme ve mutabakatların beklendiğini söyledi. Kaynak, çalışma mekanizmasının ise henüz netlik kazanmadığını, ancak kapının 2005 Anlaşması uyarınca Avrupa denetiminde ve Filistin Yönetimi’nin katılımıyla işletileceğinin bilindiğini kaydetti.

Kaynak, belirsizliğin nedenini, geçmişte sınır kapısından Hamas’a bağlı İçişleri biriminin sorumlu olmasına bağlayarak, İsrail’in şu aşamada isim listelerini önceden teslim alıp incelemede ısrar ettiğini, Gazze Şeridi’nden çıkışlarda görece esneklik, bölgeye girişlerde ise sıkı denetimler uygulanmasını istediğini aktardı. Kahire’nin Washington ve Tel Aviv ile mutabakata varması halinde dahi, asıl belirleyici unsurun sahadaki uygulama olacağını vurgulayan kaynak, İsrail’in olası sıkılaştırmaları ve engellerine yönelik endişelere dikkat çekti.

Öte yandan, Refah Sınır Kapısı’nın açılma tarihi ve çalışma usulleri İsrail medyasında da kesinlik kazanmış görünmüyor. İsrail’in Haaretz gazetesi, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması için hazırlıklarını tamamladığını bildirdi. Gazete, Avrupalı bir diplomata atıfla, Refah’tan geçişine izin verilecek Filistinlilerin sayısının hâlâ İsrail ile Mısır arasında müzakere edildiğini aktardı. İsrail merkezli Walla haber sitesi ise sınır kapısının pazar günü açılmasının mümkün olabileceğini yazdı.

defrgty6
Han Yunus'ta İsrail ordusu tarafından yıkılan binaların enkazı arasında top oynayan Filistinli bir kız çocuğu (AFP)

İsrail Ordu Radyosu, Refah Sınır Kapısı’nda uygulanması planlanan yeni çalışma mekanizmasına ilişkin olarak, Gazze Şeridi’ne giriş ve çıkışların öncelikle Mısır’ın onayını gerektireceğini, ardından isim listelerinin İsrail’e iletilerek onay alınacağını bildirdi.

Haberde, sınır kapısı içinde bir İsrailli güvenlik görevlisinin, Gazze Şeridi’nden Mısır topraklarına geçiş yapanları gözetlemekle görevli olacağı, bölgeden çıkan kişilerin doğrudan fiziki aramaya tabi tutulmayacağı ancak güvenlik denetimi altında geçiş yapacakları ifade edildi.

Geçiş mekanizmasına ilişkin rakamlar ise çelişkili. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığına göre, Gazze Şeridi’ne günlük yaklaşık 150 kişinin girişine izin verilmesi, daha fazla sayıda kişinin ise bölgeden çıkış yapabilmesi öngörülüyor. Diğer sızıntılarda ise İsrail’in, sınır kapısının açılmasının ilk aşamasında Gazze Şeridi’ne döneceklerin sayısını günlük 50 kişiyle sınırlamayı planladığı belirtiliyor. Bu konunun, bugün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun üst düzey güvenlik yetkilileriyle yapacağı ve Gazze’deki yeni düzenlemelerin ele alınacağı güvenlik toplantısında netleşmesi bekleniyor.

Netanyahu’nun ofisi, geçtiğimiz pazar günü yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde kalan son İsrailli rehinenin cesedinin yerinin tespit edilmesine yönelik operasyonun tamamlanmasının ardından, Refah Sınır Kapısı’nın yalnızca bireylerin geçişi için yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail ordusu, açıklamadan saatler sonra söz konusu cesede ulaşıldığını bildirmişti.

Netanyahu dün, pazartesi günü cesedi İsrail’e getirilen Ran Gvili’nin cenaze törenine katılanlara hitaben yaptığı konuşmada, “Görevlerimizi tamamlamaya kararlıyız: Hamas’ı silahsızlandırmak ve Gazze Şeridi’ni silahsız bir bölge haline getirmek. Bunu başaracağız. Düşmanlarımız bilsin ki İsrail’e el kaldıran herkes çok ağır bir bedel ödeyecektir” dedi.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab ise Netanyahu’nun meydan okuyan söylemlerinin ötesinde, Mayıs 2024’ten bu yana kontrolü altında tuttuğu Refah Sınır Kapısı’nı açmaktan başka bir seçeneği bulunmadığını savundu. Rakab, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin son açıklamaların ve benzeri çıkışların, sınır kapısının açılmasının uygulanmasını bekleyen tabloyu karmaşıklaştırmaya yönelik olduğunu belirtti. Rakab, söz konusu açılışın, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.


Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
TT

Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında dün Moskova'da gerçekleşen, üç ay içinde ikinci kez yapılan görüşme, iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden kurma arzusunu yansıtıyor.

Putin, iki ülke arasındaki ilişkilerin "Başkan Şara'nın kişisel çabaları sayesinde somut ilerleme kaydettiğini" söyledi. Putin Şara'ya hitaben, "Yeniden yapılanma ve rehabilitasyon konusunda yapılacak çok iş olduğunu biliyorum... ve inşaat sektörü de dahil olmak üzere ekonomik kurumlarımız bu ortak çabaya tamamen hazır" dedi.

El-Şara ise Suriye'nin "geçtiğimiz yıl birçok aşama ve engeli aştığını, bunların en sonuncusunun da Suriye topraklarının birleştirilmesi sorunu olduğunu" söyledi. "Şam, bölgedeki yıkım halinden istikrar ve barışa geçişe bel bağlıyor" ifadesini kullandı.

İki cumhurbaşkanı yeniden yapılanma ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki durumu görüşürken, görüşmenin açık bölümünde potansiyel olarak tartışmalı olabilecek noktalara değinmekten kaçındılar. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu noktalar arasında Suriye'deki Rus askeri üslerinin akıbeti veya Suriye kıyılarındaki durum yer alıyor; zira Rus topraklarında bulunan eski rejimin bazı kalıntılarının bölgedeki durumu alevlendirmeye çalıştığı yönünde suçlamalar da mevcut.


Batı Şeria'da "savaş suçu"

Batı Şeria'da "savaş suçu"
TT

Batı Şeria'da "savaş suçu"

Batı Şeria'da "savaş suçu"

İsrail dün Batı Şeria'daki saldırılarını artırarak, iki yıl boyunca kuzeye yoğunlaştırdığı saldırılarını Batı Şeria'nın orta ve güney kesimlerine de genişletti.

BM İnsan Hakları Ofisi dün, yerleşimcilerin, İsrail güvenlik güçlerinin desteği ve katılımıyla Filistinlilerin geniş bölgelerden zorla göç ettirilmesine yol açtığını ve bunun "savaş suçu teşkil ettiğini" belirterek uyarıda bulundu.

Birleşmiş Milletler İşgal Altındaki Filistin Toprakları İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi Direktörü Ajith Sunghay, “İşgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi bir savaş suçudur ve insanlığa karşı suç teşkil edebilir” dedi.

Bu arada, Hamas kaynakları Şarku’l Avsat'a, ABD de dahil olmak üzere arabulucular aracılığıyla Refah sınır kapısının bu hafta içinde açılacağına dair güvenceler aldıklarını ve bugünün (Perşembe) en muhtemel tarih olduğunu vurguladı.

Ancak İsrail'deki haberler açılış tarihi konusunda çelişkili; İsrail Yayın Kurumu bugün açılacağını doğrularken, Walla web sitesi açılışın önümüzdeki pazar günü gerçekleşeceğini belirtti.