Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor
TT

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak’ta son 17 yıldır kaybedilen devletin saygınlığını yeniden tesis etmekten bahsedilir. Ancak bu yöndeki bahisler hurafeden öteye geçemedi.
9 Nisan 2003’te Saddam Hüseyin heykelinin devrildiği andan şimdiye kadar ister ‘kurtarıcılar’ ister ‘işgalciler’ olarak isimlendirin Amerikalılarla olan krizden tutun da, İran ve Türkiye’nin Irak sınırına yönelik silahlı müdahalelerine; kendini “direniş ekseni” olarak niteleyen ancak hükümetin devlet kontrolü dışındaki silahlı örgütler diye isimlendirdiği grupların faaliyetlerine varana dek, bu böyleydi ve bugün de değişen bir şey yok.
17 yıldır başa gelen yönetimlerin, devlet ve kurumlarını teslim ettiği İran destekli silahlı örgütler (bunun içindir ki bu grupları derin devlet olarak isimlendirenler de var) hakkında şu soru halen cevap bulmuş değil: Bu örgütlerle mücadeleye kim son verecek?
Irak’ta ilk dönem Şii yöneticiler ile İslami partilerin sistemi dışındaki başbakanları (geçiş döneminin Başbakanı İyad Allavi) dışarda tutarsak Mustafa el-Kazimi’den öncesinde bugüne kadar yönetimin başına geçen bütün başbakanlar “yasadışı” olarak niteledikleri gruplarla açık bir şekilde mücadele etmekten kaçındılar. Ancak yine de bir istisna var. Dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki, kamuoyunda ‘dini milislerin’ müdahalelerine son verilmesi yönündeki yoğun talepler üzerine milis gruplara silahlarını bırakma çağrısında bulundu. Ancak çağrısı karşılıksız kalınca 25 Mart 2008’de Mukteda es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu’na karşı Basra ve Amara’da askeri operasyon başlattı. O dönem operasyon kısa bir süreliğine de olsa başarı kaydetti. Ancak milis örgütler yine başka kılıflar altında örgütlenmeyi sürdürdü.
Ancak yönetime yeni bir denklemin sonucu olarak gelen Kazimi, vaatlerini değiştirmedi. Özellikle de Iraklıların en önemli kazanım olarak gördükleri erken ve adil seçimlerin düzenlenmesi ile devletin saygınlığını yeniden tesis edilmesi vaatleri öne çıktı.

Tersine dönen denklem
Kazimi’nin hasımları, silahlı gruplar ve Hadi el-Amiri’nin liderliğindeki Fetih Koalisyonu içindeki çevreler, istenebilecek en son şeyi istediler: Kazimi’nin milis grupların ABD Büyükelçiliğini ve Amerikan askerlerinin kaldığı üsleri hedef almasını “görmezden gelmesi.”
Ancak Kazimi, ‘stratejik’ olarak nitelediği Washington-Bağdat diyalog görüşmeleri için çabuk davrandı. Bu görüşmelerin gidişata göre Temmuz veya Ağustos’ta tamamlanması bekleniyor. Haziran’da birinci ayağı gerçekleştirilen görüşmelerde ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi ve kontrol dışı silahların devlet elinde toplanması meseleleri masaya yatırıldı.
Ayrıca görüşmelerle ilgili dikkat çekici bir paradoks yaşandı. Zira kontrol dışı silahların devlet elinde toplanması meselesinin tartışıldığı bir ortamda iki gün boyunca katyuşa füzeleriyle yoğun saldırılar düzenlendi. Kazimi’den beklenen, daha önce olduğu gibi silahlı grupların bu tür saldırılarının “görmezden gelinmesiydi”. Ancak Başbakan Kazimi, denklemi tersine çevirdi, hesapları alt üst etti ve devletin saygınlığını yeniden tesis etmek, ülkenin kaybolan prestijini yeniden sağlamak amacıyla Dora bölgesinde yapılan operasyonun düğmesine bastı.
Irak Terörle Mücadele Kurumu, Şii milis gücü Haşdi Şabi bünyesindeki Hizbullah Tugayları’na ait karargaha 26 Haziran gecesi operasyon düzenledi. Operasyon kapsamında, ABD Büyükelçiliği ve askeri üslerini katyuşa füzeleriyle hedef almakla suçlanan 14 kişinin tutuklandığı bildirildi. Suçunu itiraf eden bir kişi hariç geriye kalanlar birkaç gün sonra serbest bırakıldı. Serbest kalan unsurların bunu kutlama biçimi açık bir şekilde devlete hakaret olarak görüldü. Resmiyette Başbakan’ın emirlerine bağlı olan Haşdi Şabi’ye bağlı bu unsurlar, kutlamalar sırasında Kazimi’nin fotoğrafını ayaklar altına alarak bastılar. Sosyal medyada paylaşılan bu görüntüler halk tarafından büyük tepki topladı.
Kazimi en azından bu tepkileri bekliyordur. Zira silahlı gruplarla ‘kemik kırma’ savaşına girmek en azından birtakım tepkilere göğüs germeyi gerektirir. Kazimi bir yandan serbest bırakmadığı bir örgüt unsuru üzerinden halen birçoğunun ipinin elinde tutarken, diğer yandan mücadelenin yönünü karargahlardan sınır kapılarına çevirdi.

Büyük gece
Kazimi, 25 Haziran Perşembe günü aralarında Şarku’l Avsat muhabirinin de bulunduğu bir dizi medya temsilcisi, analist ve siyasetçiyle görüştü. Kazimi ayrıca sağlık çalışanları ile görüşmesinin ardından birçok sanatçıyı ağırladı. Bu görüşmeler yapılırken 22 kişilik bakanlar kurulunun tamamlamasının üzerinden sadece 1 hafta geçmişti. Kazimi medya temsilcileriyle olan toplantısında, siyasi partiler ve silahlı gruplara karşı kapsamlı bir mücadeleye girişeceğinin sinyallerini vermişti.
Nitekim öyle de oldu. Perşembeyi cumaya bağlayan gece eşi görülmemiş bir mücadele başladı. Irak Terörle Mücadele Kurumu, Şii milis gücü Haşdi Şabi bünyesindeki Hizbullah Tugayları’na ait karargahı bastı. Bu operasyon gösterdi ki, Kazimi, hükümetinin ömrü kısa olmasına rağmen mücadele için acele etmişti.
Sünni siyasetçi Muhammed el-Kerbuli, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Silahlı gruplarla ve yasadışı milislerle mücadele kaçınılmazdır. Ancak devletin iki konuda saygınlığını yitirmemesi için Kazimi’nin mücadele için bazı araç gereçlere ihtiyacı var. Kazimi halihazırda DEAŞ ile mücadelede birçok kurban veren tek bir kuruma, Ulusal İstihbarat Kurumu’na dayanıyor” ifadelerini kullandı.
Kerbuli, “Hükümet, Ulusal İstihbarat Kurumu’nu şu an tek başına silahlı gruplarla mücadeleye dahil etmemelidir. Çünkü ne Kazimi ne de bir başkası bu rolü üstlenmeye hazır. Aksi takdirde devlet saygınlığını iki konuda yitirir; birincisi hezimetle sonuçlanan bir mücadele, ikincisi zafer kazanmaktan aciz bir devlet görüntüsü verilir. Ayrıca bu durum askeri ve güvenlik kurumları arasında çatlak yaratır. Silahlı Kuvvetleri iyi bir şekilde inşa ederek, şartlar olgunlaşana ve güvenlik güçlerinin başındaki kişiler tam bir şekilde devletin yanında yer alana kadar mücadeleyi şimdilik ertelemelidir” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’a konuşan strateji uzmanı Dr. Hişam el-Haşimi, “Kazimi, ekonomik çözümleri etkisiz hale getiren güvenlik krizlerini bitirmeye çalışıyor. Bu açıdan bakıldığında Kazimi bu krizleri bitirmek için yumuşak kanalları kullanmalı. Ancak görünüşe göre bu yol işe yaramadı. Kazimi de bu nedenle yasaları uygulamaya ve bu kapsamda tutuklama kararları çıkarma yoluna başvurdu” ifadelerini kullandı.
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı Dr. İhsan eş-Şammari, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, “Kazimi önceki hükümetlerin kuralını yıkarak, silahlı gruplar veya yasadışı gruplarla mücadeleye girişti. Kazimi, baskı ve dayatmalardan uzak bir şekilde hareket ediyor. Yaşananların siyaset sahasına büyük yansımaları olacak. Çünkü Kazimi’nin arkasında bir siyasi grubun desteği bulunmuyor. Dolayısıyla siyasi gruplar Kazimi’nin bu yöndeki eylemlerini baltalamak veya hakkında soruşturma açarak adımlarını etkisiz hale getirmek isteyebilirler. Silahlı gruplar kendi aralarındaki ihtilaflara son vermek ve bu yeni sorunla mücadele için çalışacaklardır” diye konuştu.

“Balayısız” tek hükümet
2003 sonrasında Meclis’in onayını alan tüm hükümetler, mezhepçiliğe ve hizipçi kotalara dayanan birer uzlaşı hükümetleriydi. Bununla birlikte Adil Abdulmehdi hükümeti hariç diğer tüm hükümetler görev süresi olan 4 yılı tamamladılar. Mustafa el-Kazimi’nin hükümeti ise bir nevi “zorunluluk hükümeti” olarak görülüyor. 1 yıl ömrü olan bu hükümetin tek bir görevi var o da seçimleri düzenlemektir.
Bu açıdan bakıldığında Kazimi ‘intihar’ sayılabilecek bir görevi kabul etti. Doğrusu daha önce de kendisini ‘yaşayan şehit’ olarak nitelemişti.
Irak’ta şu an başta olan ve henüz bir ayını tamamlamayan Kazimi hükümeti, 2003’ten bu yana gelen hükümetler arasında balayını yaşamayan tek hükümet. Mustafa el-Kazimi’yi başbakanlık makamına getiren ve güçlü taraf olan Şii blok, yeni başbakana hükümet kurma görevini verildiğini ilan etmek için başkent Bağdat’taki Es-Selam Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen törende alkışladığı dakikaya kadar blok içinde Kazimi konusunda bölünmeler yaşandı.
Açık sözlülüğüyle bilinen Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Kazimi seçiminin bir zorunluluk olduğunu belirterek, ondan önceki tüm adayların reddedildiğini ve aslında reddedilen bu adayların Şii bloğun tercihlerinin en başında yer almasının mümkün olduğunu kaydetti. Amiri, bu duruma hükümet kurma görevinden çekilen Adnan ez-Zurfi’ye başbakanlık görevini vermek de dahil olduğunu söyledi.
Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Hizbullah Tugayları’na yapılan operasyon sonrasında Kazimi’ye kızgın görünüyordu. Bu kızgınlık bahanesiyle de Kazimi’nin hükümet kurma görevini devraldığı kutlama töreninde yer almasını ‘birlikteliği’ sağlamakla gerekçelendirdi.
Kazimi ise Es-Selam Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda hükümet kurma görevinin kendisine verildiği için düzenlenen “düğün töreninin” Saray’ın kapısından çıkarken bittiğini biliyordu. Zira bu dakikadan sonra Kazimi için tek başına sorumluluk alarak mücadele etme ve ülkenin sorunlarına çözüm bulma dönemi başladı. Ülkedeki sorunların başında ekonomideki sert düşüş ve sağlık krizi geliyor. Bu sorunlar, önceki Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından yürütülen ‘yetkileri kısıtlı günlük işleri yürütmekle sorumlu hükümet’ tarafından kısmi olarak ele alınmıştı.
Kazimi’nin mücadele vermesi gereken bir diğer mesele ise Fetih Koalisyonu bünyesindeki siyasi grupların üzerine yoğunlaşmaya başladığı erken seçimlerdir. Asaib Ehlil Hak grubu lideri Kays el-Hazeli’nin Kazimi’ye hitaben “Önceki başbakanların yaptığı gibi ABD çıkarlarına yönelik saldırıları görmezden gel, senin görevin erken seçim” ifadelerini kullanması bu yöndeki çabayı gösteriyor. Fetih Koalisyonu Milletvekili Ahmed el-Esedi de aynı konuya değinerek, “Kazimi’nin görevi ülkenin saygınlığını yeniden tesis etmek ve erken seçimleri düzenlemektir” dedi.
Irak İstişare Konseyi Başkanı Ferhad Alaaddin, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, Kazimi’nin Hizbullah Tugayları’na yönelik verdiği operasyon emrinin önceki hükümetin yaptıklarının tamamından daha cüretkar bir adım olduğunu söyledi.
Alaaddin, “Kazimi’nin performansının değerlendirmesine yönelik iki bakış açısı var. Bir grup gözlemci, hükümetin 100 gününü tamamlamasının ardından performans değerlendirmesi yapılması gerektiğini belirtirken, diğer grup ise hükümetin şu ana kadar yaptıkları üzerinden bir değerlendirme yaparak, performansın beklendiği gibi olmadığını ifade etmektedir. İkinci grup, şu ana kadar ekonomi, güvenlik ve idari alanda alınan önlemlerin istikrarsız ve muhtemelen gir miktar iyimserlikle birlikte belirsiz olduğunu, aynı zamanda kötümserlik işaretleri de taşıdığına dikkat çekiyor” diye konuştu.



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.