Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor
TT

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak’ta son 17 yıldır kaybedilen devletin saygınlığını yeniden tesis etmekten bahsedilir. Ancak bu yöndeki bahisler hurafeden öteye geçemedi.
9 Nisan 2003’te Saddam Hüseyin heykelinin devrildiği andan şimdiye kadar ister ‘kurtarıcılar’ ister ‘işgalciler’ olarak isimlendirin Amerikalılarla olan krizden tutun da, İran ve Türkiye’nin Irak sınırına yönelik silahlı müdahalelerine; kendini “direniş ekseni” olarak niteleyen ancak hükümetin devlet kontrolü dışındaki silahlı örgütler diye isimlendirdiği grupların faaliyetlerine varana dek, bu böyleydi ve bugün de değişen bir şey yok.
17 yıldır başa gelen yönetimlerin, devlet ve kurumlarını teslim ettiği İran destekli silahlı örgütler (bunun içindir ki bu grupları derin devlet olarak isimlendirenler de var) hakkında şu soru halen cevap bulmuş değil: Bu örgütlerle mücadeleye kim son verecek?
Irak’ta ilk dönem Şii yöneticiler ile İslami partilerin sistemi dışındaki başbakanları (geçiş döneminin Başbakanı İyad Allavi) dışarda tutarsak Mustafa el-Kazimi’den öncesinde bugüne kadar yönetimin başına geçen bütün başbakanlar “yasadışı” olarak niteledikleri gruplarla açık bir şekilde mücadele etmekten kaçındılar. Ancak yine de bir istisna var. Dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki, kamuoyunda ‘dini milislerin’ müdahalelerine son verilmesi yönündeki yoğun talepler üzerine milis gruplara silahlarını bırakma çağrısında bulundu. Ancak çağrısı karşılıksız kalınca 25 Mart 2008’de Mukteda es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu’na karşı Basra ve Amara’da askeri operasyon başlattı. O dönem operasyon kısa bir süreliğine de olsa başarı kaydetti. Ancak milis örgütler yine başka kılıflar altında örgütlenmeyi sürdürdü.
Ancak yönetime yeni bir denklemin sonucu olarak gelen Kazimi, vaatlerini değiştirmedi. Özellikle de Iraklıların en önemli kazanım olarak gördükleri erken ve adil seçimlerin düzenlenmesi ile devletin saygınlığını yeniden tesis edilmesi vaatleri öne çıktı.

Tersine dönen denklem
Kazimi’nin hasımları, silahlı gruplar ve Hadi el-Amiri’nin liderliğindeki Fetih Koalisyonu içindeki çevreler, istenebilecek en son şeyi istediler: Kazimi’nin milis grupların ABD Büyükelçiliğini ve Amerikan askerlerinin kaldığı üsleri hedef almasını “görmezden gelmesi.”
Ancak Kazimi, ‘stratejik’ olarak nitelediği Washington-Bağdat diyalog görüşmeleri için çabuk davrandı. Bu görüşmelerin gidişata göre Temmuz veya Ağustos’ta tamamlanması bekleniyor. Haziran’da birinci ayağı gerçekleştirilen görüşmelerde ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi ve kontrol dışı silahların devlet elinde toplanması meseleleri masaya yatırıldı.
Ayrıca görüşmelerle ilgili dikkat çekici bir paradoks yaşandı. Zira kontrol dışı silahların devlet elinde toplanması meselesinin tartışıldığı bir ortamda iki gün boyunca katyuşa füzeleriyle yoğun saldırılar düzenlendi. Kazimi’den beklenen, daha önce olduğu gibi silahlı grupların bu tür saldırılarının “görmezden gelinmesiydi”. Ancak Başbakan Kazimi, denklemi tersine çevirdi, hesapları alt üst etti ve devletin saygınlığını yeniden tesis etmek, ülkenin kaybolan prestijini yeniden sağlamak amacıyla Dora bölgesinde yapılan operasyonun düğmesine bastı.
Irak Terörle Mücadele Kurumu, Şii milis gücü Haşdi Şabi bünyesindeki Hizbullah Tugayları’na ait karargaha 26 Haziran gecesi operasyon düzenledi. Operasyon kapsamında, ABD Büyükelçiliği ve askeri üslerini katyuşa füzeleriyle hedef almakla suçlanan 14 kişinin tutuklandığı bildirildi. Suçunu itiraf eden bir kişi hariç geriye kalanlar birkaç gün sonra serbest bırakıldı. Serbest kalan unsurların bunu kutlama biçimi açık bir şekilde devlete hakaret olarak görüldü. Resmiyette Başbakan’ın emirlerine bağlı olan Haşdi Şabi’ye bağlı bu unsurlar, kutlamalar sırasında Kazimi’nin fotoğrafını ayaklar altına alarak bastılar. Sosyal medyada paylaşılan bu görüntüler halk tarafından büyük tepki topladı.
Kazimi en azından bu tepkileri bekliyordur. Zira silahlı gruplarla ‘kemik kırma’ savaşına girmek en azından birtakım tepkilere göğüs germeyi gerektirir. Kazimi bir yandan serbest bırakmadığı bir örgüt unsuru üzerinden halen birçoğunun ipinin elinde tutarken, diğer yandan mücadelenin yönünü karargahlardan sınır kapılarına çevirdi.

Büyük gece
Kazimi, 25 Haziran Perşembe günü aralarında Şarku’l Avsat muhabirinin de bulunduğu bir dizi medya temsilcisi, analist ve siyasetçiyle görüştü. Kazimi ayrıca sağlık çalışanları ile görüşmesinin ardından birçok sanatçıyı ağırladı. Bu görüşmeler yapılırken 22 kişilik bakanlar kurulunun tamamlamasının üzerinden sadece 1 hafta geçmişti. Kazimi medya temsilcileriyle olan toplantısında, siyasi partiler ve silahlı gruplara karşı kapsamlı bir mücadeleye girişeceğinin sinyallerini vermişti.
Nitekim öyle de oldu. Perşembeyi cumaya bağlayan gece eşi görülmemiş bir mücadele başladı. Irak Terörle Mücadele Kurumu, Şii milis gücü Haşdi Şabi bünyesindeki Hizbullah Tugayları’na ait karargahı bastı. Bu operasyon gösterdi ki, Kazimi, hükümetinin ömrü kısa olmasına rağmen mücadele için acele etmişti.
Sünni siyasetçi Muhammed el-Kerbuli, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Silahlı gruplarla ve yasadışı milislerle mücadele kaçınılmazdır. Ancak devletin iki konuda saygınlığını yitirmemesi için Kazimi’nin mücadele için bazı araç gereçlere ihtiyacı var. Kazimi halihazırda DEAŞ ile mücadelede birçok kurban veren tek bir kuruma, Ulusal İstihbarat Kurumu’na dayanıyor” ifadelerini kullandı.
Kerbuli, “Hükümet, Ulusal İstihbarat Kurumu’nu şu an tek başına silahlı gruplarla mücadeleye dahil etmemelidir. Çünkü ne Kazimi ne de bir başkası bu rolü üstlenmeye hazır. Aksi takdirde devlet saygınlığını iki konuda yitirir; birincisi hezimetle sonuçlanan bir mücadele, ikincisi zafer kazanmaktan aciz bir devlet görüntüsü verilir. Ayrıca bu durum askeri ve güvenlik kurumları arasında çatlak yaratır. Silahlı Kuvvetleri iyi bir şekilde inşa ederek, şartlar olgunlaşana ve güvenlik güçlerinin başındaki kişiler tam bir şekilde devletin yanında yer alana kadar mücadeleyi şimdilik ertelemelidir” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’a konuşan strateji uzmanı Dr. Hişam el-Haşimi, “Kazimi, ekonomik çözümleri etkisiz hale getiren güvenlik krizlerini bitirmeye çalışıyor. Bu açıdan bakıldığında Kazimi bu krizleri bitirmek için yumuşak kanalları kullanmalı. Ancak görünüşe göre bu yol işe yaramadı. Kazimi de bu nedenle yasaları uygulamaya ve bu kapsamda tutuklama kararları çıkarma yoluna başvurdu” ifadelerini kullandı.
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı Dr. İhsan eş-Şammari, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, “Kazimi önceki hükümetlerin kuralını yıkarak, silahlı gruplar veya yasadışı gruplarla mücadeleye girişti. Kazimi, baskı ve dayatmalardan uzak bir şekilde hareket ediyor. Yaşananların siyaset sahasına büyük yansımaları olacak. Çünkü Kazimi’nin arkasında bir siyasi grubun desteği bulunmuyor. Dolayısıyla siyasi gruplar Kazimi’nin bu yöndeki eylemlerini baltalamak veya hakkında soruşturma açarak adımlarını etkisiz hale getirmek isteyebilirler. Silahlı gruplar kendi aralarındaki ihtilaflara son vermek ve bu yeni sorunla mücadele için çalışacaklardır” diye konuştu.

“Balayısız” tek hükümet
2003 sonrasında Meclis’in onayını alan tüm hükümetler, mezhepçiliğe ve hizipçi kotalara dayanan birer uzlaşı hükümetleriydi. Bununla birlikte Adil Abdulmehdi hükümeti hariç diğer tüm hükümetler görev süresi olan 4 yılı tamamladılar. Mustafa el-Kazimi’nin hükümeti ise bir nevi “zorunluluk hükümeti” olarak görülüyor. 1 yıl ömrü olan bu hükümetin tek bir görevi var o da seçimleri düzenlemektir.
Bu açıdan bakıldığında Kazimi ‘intihar’ sayılabilecek bir görevi kabul etti. Doğrusu daha önce de kendisini ‘yaşayan şehit’ olarak nitelemişti.
Irak’ta şu an başta olan ve henüz bir ayını tamamlamayan Kazimi hükümeti, 2003’ten bu yana gelen hükümetler arasında balayını yaşamayan tek hükümet. Mustafa el-Kazimi’yi başbakanlık makamına getiren ve güçlü taraf olan Şii blok, yeni başbakana hükümet kurma görevini verildiğini ilan etmek için başkent Bağdat’taki Es-Selam Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen törende alkışladığı dakikaya kadar blok içinde Kazimi konusunda bölünmeler yaşandı.
Açık sözlülüğüyle bilinen Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Kazimi seçiminin bir zorunluluk olduğunu belirterek, ondan önceki tüm adayların reddedildiğini ve aslında reddedilen bu adayların Şii bloğun tercihlerinin en başında yer almasının mümkün olduğunu kaydetti. Amiri, bu duruma hükümet kurma görevinden çekilen Adnan ez-Zurfi’ye başbakanlık görevini vermek de dahil olduğunu söyledi.
Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Hizbullah Tugayları’na yapılan operasyon sonrasında Kazimi’ye kızgın görünüyordu. Bu kızgınlık bahanesiyle de Kazimi’nin hükümet kurma görevini devraldığı kutlama töreninde yer almasını ‘birlikteliği’ sağlamakla gerekçelendirdi.
Kazimi ise Es-Selam Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda hükümet kurma görevinin kendisine verildiği için düzenlenen “düğün töreninin” Saray’ın kapısından çıkarken bittiğini biliyordu. Zira bu dakikadan sonra Kazimi için tek başına sorumluluk alarak mücadele etme ve ülkenin sorunlarına çözüm bulma dönemi başladı. Ülkedeki sorunların başında ekonomideki sert düşüş ve sağlık krizi geliyor. Bu sorunlar, önceki Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından yürütülen ‘yetkileri kısıtlı günlük işleri yürütmekle sorumlu hükümet’ tarafından kısmi olarak ele alınmıştı.
Kazimi’nin mücadele vermesi gereken bir diğer mesele ise Fetih Koalisyonu bünyesindeki siyasi grupların üzerine yoğunlaşmaya başladığı erken seçimlerdir. Asaib Ehlil Hak grubu lideri Kays el-Hazeli’nin Kazimi’ye hitaben “Önceki başbakanların yaptığı gibi ABD çıkarlarına yönelik saldırıları görmezden gel, senin görevin erken seçim” ifadelerini kullanması bu yöndeki çabayı gösteriyor. Fetih Koalisyonu Milletvekili Ahmed el-Esedi de aynı konuya değinerek, “Kazimi’nin görevi ülkenin saygınlığını yeniden tesis etmek ve erken seçimleri düzenlemektir” dedi.
Irak İstişare Konseyi Başkanı Ferhad Alaaddin, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, Kazimi’nin Hizbullah Tugayları’na yönelik verdiği operasyon emrinin önceki hükümetin yaptıklarının tamamından daha cüretkar bir adım olduğunu söyledi.
Alaaddin, “Kazimi’nin performansının değerlendirmesine yönelik iki bakış açısı var. Bir grup gözlemci, hükümetin 100 gününü tamamlamasının ardından performans değerlendirmesi yapılması gerektiğini belirtirken, diğer grup ise hükümetin şu ana kadar yaptıkları üzerinden bir değerlendirme yaparak, performansın beklendiği gibi olmadığını ifade etmektedir. İkinci grup, şu ana kadar ekonomi, güvenlik ve idari alanda alınan önlemlerin istikrarsız ve muhtemelen gir miktar iyimserlikle birlikte belirsiz olduğunu, aynı zamanda kötümserlik işaretleri de taşıdığına dikkat çekiyor” diye konuştu.



Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Hizbullah'ı ‘ihanetle’ suçladı

İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Hizbullah'ı ‘ihanetle’ suçladı

İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)
İsrail ordusunun dün yayımladığı ve Güney Lübnan'da Hizbullah altyapısının tahrip edildiğini gösterdiğini belirttiği bir videodan alınan görüntü (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Hizbullah'ın İsrail ile doğrudan müzakereye girmesini bahane ederek kendisine yönelik başlattığı eleştiri ve ihanet suçlamaları kampanyasına yanıt verdi. Avn, açıklamasında, “Yaptığımız ihanet değil; ihaneti, dış çıkarlar uğruna ülkesini savaşa sürükleyenler yapıyor” diyerek müzakerelere yönelmenin ülkeyi koruma amacı taşıdığını vurguladı. Lübnanlıların, özellikle güneydekilerin ulusal çıkara hizmet etmeyen çatışmaların bedelini ödemeye devam etmesine karşı olduğunu söyleyen Avn, savaş kararının ulusal mutabakatla alınıp alınmadığını sordu.

Avn’ın bu açıklamasından önce Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, İsrail ile doğrudan müzakereyi reddettiğini bir kez daha yinelerken bunun olası sonuçlarını ‘yok hükmünde’ sayarak silahını bırakmayacağını vurguladı.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Kasım'ın açıklamalarına sert bir yanıt verdi. Tehditlerinin dozunu artıran Katz, Hizbullah’ın varlığını sürdürmesinin Lübnan'ı yakıp kül edeceğini söyleyerek “Lübnan hükümeti Hizbullah terör örgütünün kanadı altına sığınmaya devam ederse ateş alevlenecek ve Lübnan'ın sedir ormanlarını yakacak” uyarısında bulundu.


Irak Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmakla Ali el-Zeydi'yi görevlendirdi

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
TT

Irak Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmakla Ali el-Zeydi'yi görevlendirdi

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, iş insanı Ali el-Zeydi’yi yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.

Şii Koordinasyon Çerçevesi, dün akşamı üyelerinin çoğunluğunun oyuyla Zeydi’yi yeni hükümeti kurmak üzere aday olarak seçti.

Şeyh Kays el-Hazali önderliğindeki Asaib Ehl el-Hak hareketine bağlı El-Ahd TV, El-Zeydi'nin atanması töreni için hazırlıkların şu anda hükümet binası içinde, Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, Irak Parlamento Başkanı Heybet el-Halbusi ve Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faık Zeydan'ın huzurunda sürdüğünü bildirdi.  

Görsel kaldırıldı.Avukat ve bankacı Ali el-Zeydi (Şarku’l Avsat)

Koordinasyon Çerçevesi tarafından yapılan açıklamada, “Aday isimlerin değerlendirilmesinin ardından, parlamentodaki en büyük blok olan Koordinasyon Çerçevesi’nin adayı olarak Ali el-Zeydi’nin başbakanlık görevini üstlenmek ve yeni hükümeti kurmak üzere seçilmesine karar verilmiştir” denildi.

Açıklamada ayrıca, Hukuk Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki ile İmar ve Kalkınma Koalisyonu lideri Muhammed Şiya es-Sudani’nin adaylıktan çekilmesinin “ulusal çıkarların korunması, siyasi tıkanıklığın aşılması ve mevcut dönemin gerekliliklerine uygun bir aday üzerinde uzlaşının sağlanması açısından sorumlu ve tarihi bir tutum” olduğu vurgulandı.


Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
TT

Ulusal güvenlik kavramının evrimi, bölgesel ve küresel bağlamının birbiri ile bağlantısı

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)
Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz (AFP)

Nebil Fehmi

Ulusal güvenlik hiçbir zaman statik bir kavram olmamıştır. Toprakları korumaktan ve siyasi sistemin hayatta kalmasını sağlamaktan, ekonomik dayanıklılığı, teknolojiyi, bilgiyi, toplumu ve hatta tedarik zincirlerini yönetmeye kadar genişlemiştir. Mevcut çok kutuplu çağda, bölgesel ve küresel güvenlik derinden iç içe geçmiştir. Güç kullanımına artan bağımlılık, uluslararası düzeni daha parçalı, daha rekabetçi ve daha az yönetilebilir hale getirebilir.

Ulusal güvenlik fikri

Özünde ulusal güvenlik, bir devletin siyasi otoritesini, toprak bütünlüğünü ve hayatta kalması için gerekli koşulları koruma çabasını temsil eder. Geçmiş zamanlarda bu, öncelikle işgale karşı askeri savunma ve bazen de emperyal veya sömürgeci nüfuzu koruma anlamına geliyordu. Zamanla, devletler savaşın tek tehdit olmadığını fark ettikçe kavram genişledi. Ekonomik şoklar, iç istikrarsızlık, ideolojik rekabet, siber saldırılar ve enerji bağımlılığı da bir devletin hayatta kalmasını tehdit edebilirdi.

Bu daha geniş anlam önemli çünkü hükümetlerin güvenlik politikası olarak tanımladıkları şeyi değiştiriyor. Savunma Bakanlığının artık tüm yükü tek başına taşıması mümkün değil. Nitekim ulusal güvenlik bugün finans, ticaret, halk sağlığı, altyapı, veri yönetimi ve sanayi politikasıyla kesişiyor.

Kavramın evrimi

 Modern ulusal güvenlik kavramı birkaç aşamadan geçmiştir. Önemli bir dönüm noktası, egemenliğe ve toprak sınırlarına odaklanan Vestfalya devletler sistemiydi. Ardından, büyük güçler arasındaki rekabetin güvenliği kapsamlı bir ulusal proje haline getirdiği dünya savaşları dönemi geldi. Daha sonra, Soğuk Savaş, caydırıcılık, ittifak yönetimi, nükleer denge ve istihbarat rekabetine dayalı stratejik bir gerekçe olarak ulusal güvenliği pekiştirdi.

Pearl Harbor saldırısı, Amerika Birleşik Devletleri için önemli bir dönüm noktasıydı çünkü güvenliği sınırlı dış kaygıdan kalıcı bir ulusal seferberliğe dönüştürdü. İkinci Dünya Savaşı'nın akabinde, saldırı ve Soğuk Savaş'ın başlangıcı, barış zamanı hazırlığının stratejik düşüncenin kalıcı bir parçası haline gelmesine katkıda bulundu. Bir sonraki değişim, terörizmin, devlet dışı aktörlerin stratejik hasar verebileceğini gösterdiği 11 Eylül saldırılarından sonra geldi. Hükümetler, ulusal güvenlik kavramını iç güvenlik, terörle mücadele, finansman ve sınır kontrolünü içerecek şekilde genişletti.

O zamandan beri, küreselleşme ve teknoloji bu kavramı daha da ileriye taşıdı. Ekonomik karşılıklı bağımlılık yaptırımları, enerji piyasalarını ve yarı iletken ve kritik maden tedarik zincirlerini ekonomik araçlar kadar önemli hale getirdi. Siber saldırılar, dezenformasyon, uzay sistemleri ve yapay zeka, sivil ve askeri meseleler arasındaki çizgileri bulanıklaştırdı.

Dönüm noktaları ve etkenleri

Ulusal güvenlik kavramındaki her genişleme, önceki paradigmanın sınırlılığını ortaya koyan bir şokun ardından geldi. Dünya savaşları, endüstriyel gücün, lojistiğin ve kitlesel seferberliğin savunmanın ayrılmaz unsurları olduğunu gösterdi. Soğuk Savaş güvenliğin küresel, ideolojik ve nükleer hale geldiğini ortaya koydu. 11 Eylül olayları, asimetrik tehditlerin geleneksel sınırları aşabileceğini gösterdi. Finans krizi, siber çatışma ve büyük tedarik zinciri aksamaları ise ekonomik ve teknolojik kırılganlığın stratejik bir zayıflık haline gelebileceğini ortaya çıkardı.

Burada açık bir örüntü ortaya çıkıyor; devletler genellikle güvenlik tanımlarını ancak bir olay önceki tanımın çok dar olduğunu kanıtladıktan sonra genişletirler. Bu nedenle güvenlik doktrininin evrimi kademeli olmaktan ziyade tepkisel olma eğilimindedir ve yine bu kavramın, devleti korumaktan devletin bağlı olduğu sistemleri korumaya kadar genişlemeye devam etmesinin sebebidir.

Bölgesel ve küresel güvenlik

Çok kutuplu bir dünyada, bölgesel ve küresel güvenlik kolayca birbirinden ayrılamaz. Bölgesel savaşlar enerji fiyatlarını, ticaret yollarını, göçü, silahlanma yarışlarını ve ittifak davranışlarını, doğrudan savaş alanının çok ötesinde etkiler. Buna karşılık küresel rekabetler savaşan taraflara silah, diplomatik destek, fon ve rekabetçi anlatılar sağlayarak bölgesel çatışmaları körükler.

Ukrayna'daki savaş bu karşılıklı bağlantıyı net bir şekilde açıklıyor. Tek bir bölgesel çatışma, Avrupa’nın savunma politikalarını yeniden şekillendirdi, NATO'nun uyumunu güçlendirdi, enerji piyasalarını alt üst etti ve Avrupa'nın çok ötesine yayılan gıda ve gübre krizlerine yol açtı. Benzer şekilde, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, nakliye rotalarını, sigorta maliyetlerini ve küresel ticareti etkileyerek, bir su yolundaki krizin anında küresel ekonomik ve güvenlik sorununa dönüşebileceğini gösterdi. Son olarak Ortadoğu'da, İran krizi ve Hürmüz Boğazı ile bağlantılı olarak, tekrarlanan yüksek gerilim dalgaları, yerel şiddetin dış güçleri nasıl içine çekebileceğini, daha geniş çaplı çatışma olasılığını nasıl artırabileceğini ve büyük güçler arasında stratejik rekabete nasıl kapı açabileceğini gösterdi.

Bu nedenle, bölgesel güvenliğin aynı zamanda küresel güvenlik olduğu iddiası sadece bir slogan değildir. Herhangi bir bölgedeki silah kontrolü düzenlemeleri, güven artırıcı önlemler ve kriz yönetimi mekanizmaları daha geniş çaplı istikrara katkıda bulunurken, bunların çökmesi büyük güçler arasında gerilimin tırmanması riskini artırır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre uygulamada, bölgesel ve küresel düzeyler birbirine bağlı hale gelmiştir; bir yerdeki baskının etkileri hızla diğer yerlere yayılmaktadır.

Güç kullanımı ve küresel düzen

Mevcut durum endişe verici çünkü giderek artan sayıda devlet, silahlanmayı sınırlama çerçevelerinin zayıfladığı bir dönemde güce, zorlamaya ve gri bölge araçlarına başvuruyor. Sonuç ise sadece daha fazla çatışma değil, aynı zamanda kırmızı çizgiler, gerilim eşikleri ve kriz yönetimi konusunda daha büyük belirsizliktir. Askeri güç kullanımı kolaylaşırken kontrol edilmesi zorlaştıkça, caydırıcılık daha az istikrarlı hale gelir ve yanlış hesap yapma olasılığı artar.

Gelecekteki küresel düzene gelince en olası sonuç, kurallara dayalı öngörülebilirlikten uzaklaşarak daha çok işlemsel ve çekişmeli bir sisteme doğru geçiş olacaktır. Büyük güçler doğrudan savaştan kaçınabilir, ancak bölgesel vekil güçler, siber operasyonlar, ekonomik zorlama ve seçici ittifaklar yoluyla rekabet edeceklerdir. Bu, güç açısından çok kutuplu ancak kurallar ve normlar açısından parçalanmış, daha zayıf küresel kurumlar ve daha fazla dağılmış güvenlik bloklarını içeren bir dünya doğurabilir.

Bizi ne bekliyor?

Gelecek dünya düzeni muhtemelen tek bir baskın güç tarafından değil, büyük güçler, orta güçler ve bölgesel aktörler arasındaki zorlu uzlaşmalarla şekillenecektir. Devletler, iç dirençlerini dış caydırıcılıkla birleştirmeye devam edeceklerdir; bu da ulusal güvenliğin giderek kapsamlı bir hükümet stratejisi olacağı anlamına geliyor. Buradaki tehlike, her meselenin bir güvenlik meselesi haline gelmesi, diplomasinin rolünün azalması ve siyasi uzlaşmaların daha da zorlaşmasıdır.

Ancak bu, geleceğin kaosa mahkum olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, istikrarın silah kontrolünün yeniden inşasını, krizler sırasında iletişim kanallarının canlandırılmasını ve bölgesel çatışmaların küresel tehditlerin tezahürleri olarak ele alınmasını gerektireceği anlamına geliyor. Küreselleşmenin yönlendirdiği çok kutuplu ve birbirine bağlı dünyada, güvenlik artık yerel ve güç artık ayrı değil; eski sınırlar onları birbirinden ayıramayacak kadar çok kırılgan hale geldi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.