Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor
TT

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak Başbakanı Kazimi, devletin saygınlığını yeniden tesis etme mücadelesi veriyor

Irak’ta son 17 yıldır kaybedilen devletin saygınlığını yeniden tesis etmekten bahsedilir. Ancak bu yöndeki bahisler hurafeden öteye geçemedi.
9 Nisan 2003’te Saddam Hüseyin heykelinin devrildiği andan şimdiye kadar ister ‘kurtarıcılar’ ister ‘işgalciler’ olarak isimlendirin Amerikalılarla olan krizden tutun da, İran ve Türkiye’nin Irak sınırına yönelik silahlı müdahalelerine; kendini “direniş ekseni” olarak niteleyen ancak hükümetin devlet kontrolü dışındaki silahlı örgütler diye isimlendirdiği grupların faaliyetlerine varana dek, bu böyleydi ve bugün de değişen bir şey yok.
17 yıldır başa gelen yönetimlerin, devlet ve kurumlarını teslim ettiği İran destekli silahlı örgütler (bunun içindir ki bu grupları derin devlet olarak isimlendirenler de var) hakkında şu soru halen cevap bulmuş değil: Bu örgütlerle mücadeleye kim son verecek?
Irak’ta ilk dönem Şii yöneticiler ile İslami partilerin sistemi dışındaki başbakanları (geçiş döneminin Başbakanı İyad Allavi) dışarda tutarsak Mustafa el-Kazimi’den öncesinde bugüne kadar yönetimin başına geçen bütün başbakanlar “yasadışı” olarak niteledikleri gruplarla açık bir şekilde mücadele etmekten kaçındılar. Ancak yine de bir istisna var. Dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki, kamuoyunda ‘dini milislerin’ müdahalelerine son verilmesi yönündeki yoğun talepler üzerine milis gruplara silahlarını bırakma çağrısında bulundu. Ancak çağrısı karşılıksız kalınca 25 Mart 2008’de Mukteda es-Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu’na karşı Basra ve Amara’da askeri operasyon başlattı. O dönem operasyon kısa bir süreliğine de olsa başarı kaydetti. Ancak milis örgütler yine başka kılıflar altında örgütlenmeyi sürdürdü.
Ancak yönetime yeni bir denklemin sonucu olarak gelen Kazimi, vaatlerini değiştirmedi. Özellikle de Iraklıların en önemli kazanım olarak gördükleri erken ve adil seçimlerin düzenlenmesi ile devletin saygınlığını yeniden tesis edilmesi vaatleri öne çıktı.

Tersine dönen denklem
Kazimi’nin hasımları, silahlı gruplar ve Hadi el-Amiri’nin liderliğindeki Fetih Koalisyonu içindeki çevreler, istenebilecek en son şeyi istediler: Kazimi’nin milis grupların ABD Büyükelçiliğini ve Amerikan askerlerinin kaldığı üsleri hedef almasını “görmezden gelmesi.”
Ancak Kazimi, ‘stratejik’ olarak nitelediği Washington-Bağdat diyalog görüşmeleri için çabuk davrandı. Bu görüşmelerin gidişata göre Temmuz veya Ağustos’ta tamamlanması bekleniyor. Haziran’da birinci ayağı gerçekleştirilen görüşmelerde ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi ve kontrol dışı silahların devlet elinde toplanması meseleleri masaya yatırıldı.
Ayrıca görüşmelerle ilgili dikkat çekici bir paradoks yaşandı. Zira kontrol dışı silahların devlet elinde toplanması meselesinin tartışıldığı bir ortamda iki gün boyunca katyuşa füzeleriyle yoğun saldırılar düzenlendi. Kazimi’den beklenen, daha önce olduğu gibi silahlı grupların bu tür saldırılarının “görmezden gelinmesiydi”. Ancak Başbakan Kazimi, denklemi tersine çevirdi, hesapları alt üst etti ve devletin saygınlığını yeniden tesis etmek, ülkenin kaybolan prestijini yeniden sağlamak amacıyla Dora bölgesinde yapılan operasyonun düğmesine bastı.
Irak Terörle Mücadele Kurumu, Şii milis gücü Haşdi Şabi bünyesindeki Hizbullah Tugayları’na ait karargaha 26 Haziran gecesi operasyon düzenledi. Operasyon kapsamında, ABD Büyükelçiliği ve askeri üslerini katyuşa füzeleriyle hedef almakla suçlanan 14 kişinin tutuklandığı bildirildi. Suçunu itiraf eden bir kişi hariç geriye kalanlar birkaç gün sonra serbest bırakıldı. Serbest kalan unsurların bunu kutlama biçimi açık bir şekilde devlete hakaret olarak görüldü. Resmiyette Başbakan’ın emirlerine bağlı olan Haşdi Şabi’ye bağlı bu unsurlar, kutlamalar sırasında Kazimi’nin fotoğrafını ayaklar altına alarak bastılar. Sosyal medyada paylaşılan bu görüntüler halk tarafından büyük tepki topladı.
Kazimi en azından bu tepkileri bekliyordur. Zira silahlı gruplarla ‘kemik kırma’ savaşına girmek en azından birtakım tepkilere göğüs germeyi gerektirir. Kazimi bir yandan serbest bırakmadığı bir örgüt unsuru üzerinden halen birçoğunun ipinin elinde tutarken, diğer yandan mücadelenin yönünü karargahlardan sınır kapılarına çevirdi.

Büyük gece
Kazimi, 25 Haziran Perşembe günü aralarında Şarku’l Avsat muhabirinin de bulunduğu bir dizi medya temsilcisi, analist ve siyasetçiyle görüştü. Kazimi ayrıca sağlık çalışanları ile görüşmesinin ardından birçok sanatçıyı ağırladı. Bu görüşmeler yapılırken 22 kişilik bakanlar kurulunun tamamlamasının üzerinden sadece 1 hafta geçmişti. Kazimi medya temsilcileriyle olan toplantısında, siyasi partiler ve silahlı gruplara karşı kapsamlı bir mücadeleye girişeceğinin sinyallerini vermişti.
Nitekim öyle de oldu. Perşembeyi cumaya bağlayan gece eşi görülmemiş bir mücadele başladı. Irak Terörle Mücadele Kurumu, Şii milis gücü Haşdi Şabi bünyesindeki Hizbullah Tugayları’na ait karargahı bastı. Bu operasyon gösterdi ki, Kazimi, hükümetinin ömrü kısa olmasına rağmen mücadele için acele etmişti.
Sünni siyasetçi Muhammed el-Kerbuli, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Silahlı gruplarla ve yasadışı milislerle mücadele kaçınılmazdır. Ancak devletin iki konuda saygınlığını yitirmemesi için Kazimi’nin mücadele için bazı araç gereçlere ihtiyacı var. Kazimi halihazırda DEAŞ ile mücadelede birçok kurban veren tek bir kuruma, Ulusal İstihbarat Kurumu’na dayanıyor” ifadelerini kullandı.
Kerbuli, “Hükümet, Ulusal İstihbarat Kurumu’nu şu an tek başına silahlı gruplarla mücadeleye dahil etmemelidir. Çünkü ne Kazimi ne de bir başkası bu rolü üstlenmeye hazır. Aksi takdirde devlet saygınlığını iki konuda yitirir; birincisi hezimetle sonuçlanan bir mücadele, ikincisi zafer kazanmaktan aciz bir devlet görüntüsü verilir. Ayrıca bu durum askeri ve güvenlik kurumları arasında çatlak yaratır. Silahlı Kuvvetleri iyi bir şekilde inşa ederek, şartlar olgunlaşana ve güvenlik güçlerinin başındaki kişiler tam bir şekilde devletin yanında yer alana kadar mücadeleyi şimdilik ertelemelidir” diye konuştu.
Şarku’l Avsat’a konuşan strateji uzmanı Dr. Hişam el-Haşimi, “Kazimi, ekonomik çözümleri etkisiz hale getiren güvenlik krizlerini bitirmeye çalışıyor. Bu açıdan bakıldığında Kazimi bu krizleri bitirmek için yumuşak kanalları kullanmalı. Ancak görünüşe göre bu yol işe yaramadı. Kazimi de bu nedenle yasaları uygulamaya ve bu kapsamda tutuklama kararları çıkarma yoluna başvurdu” ifadelerini kullandı.
Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı Dr. İhsan eş-Şammari, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, “Kazimi önceki hükümetlerin kuralını yıkarak, silahlı gruplar veya yasadışı gruplarla mücadeleye girişti. Kazimi, baskı ve dayatmalardan uzak bir şekilde hareket ediyor. Yaşananların siyaset sahasına büyük yansımaları olacak. Çünkü Kazimi’nin arkasında bir siyasi grubun desteği bulunmuyor. Dolayısıyla siyasi gruplar Kazimi’nin bu yöndeki eylemlerini baltalamak veya hakkında soruşturma açarak adımlarını etkisiz hale getirmek isteyebilirler. Silahlı gruplar kendi aralarındaki ihtilaflara son vermek ve bu yeni sorunla mücadele için çalışacaklardır” diye konuştu.

“Balayısız” tek hükümet
2003 sonrasında Meclis’in onayını alan tüm hükümetler, mezhepçiliğe ve hizipçi kotalara dayanan birer uzlaşı hükümetleriydi. Bununla birlikte Adil Abdulmehdi hükümeti hariç diğer tüm hükümetler görev süresi olan 4 yılı tamamladılar. Mustafa el-Kazimi’nin hükümeti ise bir nevi “zorunluluk hükümeti” olarak görülüyor. 1 yıl ömrü olan bu hükümetin tek bir görevi var o da seçimleri düzenlemektir.
Bu açıdan bakıldığında Kazimi ‘intihar’ sayılabilecek bir görevi kabul etti. Doğrusu daha önce de kendisini ‘yaşayan şehit’ olarak nitelemişti.
Irak’ta şu an başta olan ve henüz bir ayını tamamlamayan Kazimi hükümeti, 2003’ten bu yana gelen hükümetler arasında balayını yaşamayan tek hükümet. Mustafa el-Kazimi’yi başbakanlık makamına getiren ve güçlü taraf olan Şii blok, yeni başbakana hükümet kurma görevini verildiğini ilan etmek için başkent Bağdat’taki Es-Selam Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen törende alkışladığı dakikaya kadar blok içinde Kazimi konusunda bölünmeler yaşandı.
Açık sözlülüğüyle bilinen Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Kazimi seçiminin bir zorunluluk olduğunu belirterek, ondan önceki tüm adayların reddedildiğini ve aslında reddedilen bu adayların Şii bloğun tercihlerinin en başında yer almasının mümkün olduğunu kaydetti. Amiri, bu duruma hükümet kurma görevinden çekilen Adnan ez-Zurfi’ye başbakanlık görevini vermek de dahil olduğunu söyledi.
Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Hizbullah Tugayları’na yapılan operasyon sonrasında Kazimi’ye kızgın görünüyordu. Bu kızgınlık bahanesiyle de Kazimi’nin hükümet kurma görevini devraldığı kutlama töreninde yer almasını ‘birlikteliği’ sağlamakla gerekçelendirdi.
Kazimi ise Es-Selam Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda hükümet kurma görevinin kendisine verildiği için düzenlenen “düğün töreninin” Saray’ın kapısından çıkarken bittiğini biliyordu. Zira bu dakikadan sonra Kazimi için tek başına sorumluluk alarak mücadele etme ve ülkenin sorunlarına çözüm bulma dönemi başladı. Ülkedeki sorunların başında ekonomideki sert düşüş ve sağlık krizi geliyor. Bu sorunlar, önceki Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından yürütülen ‘yetkileri kısıtlı günlük işleri yürütmekle sorumlu hükümet’ tarafından kısmi olarak ele alınmıştı.
Kazimi’nin mücadele vermesi gereken bir diğer mesele ise Fetih Koalisyonu bünyesindeki siyasi grupların üzerine yoğunlaşmaya başladığı erken seçimlerdir. Asaib Ehlil Hak grubu lideri Kays el-Hazeli’nin Kazimi’ye hitaben “Önceki başbakanların yaptığı gibi ABD çıkarlarına yönelik saldırıları görmezden gel, senin görevin erken seçim” ifadelerini kullanması bu yöndeki çabayı gösteriyor. Fetih Koalisyonu Milletvekili Ahmed el-Esedi de aynı konuya değinerek, “Kazimi’nin görevi ülkenin saygınlığını yeniden tesis etmek ve erken seçimleri düzenlemektir” dedi.
Irak İstişare Konseyi Başkanı Ferhad Alaaddin, Şarku'l Avsat'a verdiği demeçte, Kazimi’nin Hizbullah Tugayları’na yönelik verdiği operasyon emrinin önceki hükümetin yaptıklarının tamamından daha cüretkar bir adım olduğunu söyledi.
Alaaddin, “Kazimi’nin performansının değerlendirmesine yönelik iki bakış açısı var. Bir grup gözlemci, hükümetin 100 gününü tamamlamasının ardından performans değerlendirmesi yapılması gerektiğini belirtirken, diğer grup ise hükümetin şu ana kadar yaptıkları üzerinden bir değerlendirme yaparak, performansın beklendiği gibi olmadığını ifade etmektedir. İkinci grup, şu ana kadar ekonomi, güvenlik ve idari alanda alınan önlemlerin istikrarsız ve muhtemelen gir miktar iyimserlikle birlikte belirsiz olduğunu, aynı zamanda kötümserlik işaretleri de taşıdığına dikkat çekiyor” diye konuştu.



Hamas, İran’ın ‘silahlar’ konusundaki müzakerelerine güvenmiyor

Gazze'nin orta kesimlerindeki Nuseyrat Mülteci Kampı'nda, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv-EPA)
Gazze'nin orta kesimlerindeki Nuseyrat Mülteci Kampı'nda, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv-EPA)
TT

Hamas, İran’ın ‘silahlar’ konusundaki müzakerelerine güvenmiyor

Gazze'nin orta kesimlerindeki Nuseyrat Mülteci Kampı'nda, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv-EPA)
Gazze'nin orta kesimlerindeki Nuseyrat Mülteci Kampı'nda, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri (Arşiv-EPA)

Hamas Hareketi’nden çeşitli kaynaklar, Hamas’ın Washington ve Tel Aviv’in uygulanması için baskı yaptığı Gazze Şeridi’ndeki milis grupların silahsızlandırılması krizinde kendi konumunu desteklemek için İran’la yapılacak olası müzakerelerin sonuçlarına güvenmediğini ortaya koyan değerlendirmelerde bulundular.

İranlı yetkililer, ABD ve İsrail ile savaşın durdurulmasının, özellikle Lübnan'daki Hizbullah’a odaklanarak, ‘Direniş Ekseni’nin tüm cepheleriyle bağlantılı olduğunu söylerken, Hamas ve diğer gruplar, bazı silahlarını ellerinde tutmayı sağlayacak değişiklikler yapmaya çalışacakları müzakerelere hazırlanıyor.

Hamas Hareketi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a, “Hamas liderliği, İsrail ve ABD'nin cepheleri ayırmaya çalıştığını anladığı için (cephelerin birleştirilmesine) güvenmiyor” dedi.

Gazze içindeki ve dışındaki Hamas’tan üç kaynak, hareketin İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş ve İran'a yönelik geçtiğimiz haziran ayındaki 12 günlük savaş sırasında ‘cephelerin birleştirilmesine’ güvendiğini, ancak ‘koşulların o zaman farklı bir gerçeklik dayattığını’ vurguladı.


İsrail Gazze'de biri gazeteci olmak üzere 4 kişiyi öldürdü

İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir aracın yanındaki insanlar (Arşiv-DPA)
İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir aracın yanındaki insanlar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail Gazze'de biri gazeteci olmak üzere 4 kişiyi öldürdü

İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir aracın yanındaki insanlar (Arşiv-DPA)
İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından yanan bir aracın yanındaki insanlar (Arşiv-DPA)

Gazze Şeridi'ndeki sağlık yetkilileri ve El Cezire televizyonu, dün bölgeye düzenlenen İsrail hava saldırılarında bir el Cezire gazetecisi de dahil olmak üzere dört kişinin öldüğünü bildirdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre sağlık yetkilileri, Muhammed Vişah'ı öldüren saldırının, Gazze Şehri sahil yolunda, Vişah'ın ve onunla birlikte başka bir Filistinlinin kullandığı aracı hedef aldığını ve her ikisinin de öldüğünü söyledi.

Şubat 2024'te, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşının doruk noktasında, ordu Wişah'ı Hamas'ın askeri kanadının üyesi olmakla suçladı. Silah sistemlerini kullandığını gösterdiğini söylediği fotoğraflar yayınladı.

Gazze'deki ayrı bir olayda ise sağlık görevlileri, İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezinde düzenlediği bir hava saldırısında 2 kişinin daha öldüğünü söyledi, ancak ayrıntı vermedi. İsrail ordusu olayla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

İsrail ve Hamas, Filistin topraklarındaki şiddeti sona erdirmeyi amaçlayan, ABD arabuluculuğuyla geçen ekim ayında bir anlaşmaya varmıştı. Her iki taraf da birbirini anlaşmayı ihlal etmekle suçluyor. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana İsrail saldırılarında en az 700 kişi öldü. İsrail, aynı dönemde militanlar tarafından 4 askerinin öldürüldüğünü söylüyor.


Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?
TT

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Suriyeli bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Süveyda’da hükümet kontrolü dışında kalan bölgelerde hükümet ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri arasında dış arabuluculuk girişimleri bulunduğu yönündeki iddiaları yalanladı.

Bu açıklama, Hicri’nin “Yüksek Hukuk Komitesi” olarak bilinen yapıyı feshettiğini ve hâkim Şadi Fayez Mürşid’i, vilayette mevcut süreci yönetmek üzere “Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi”ni kurmakla görevlendirdiğini duyurmasının ardından geldi.

Suriyeli siyasi analistler, Hicri’nin kararına ilişkin farklı değerlendirmelerde bulundu. Bunun Hicri’nin sürdürdüğü politikadan geri adım attığını ve Suriye’nin Cezire bölgesinde (SDG kontrolündeki bölge) uygulanan ve yeni realite karşısında ayakta kalamayan “özerk yönetim” modelinin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

“Halkı belirsizliğe sürüklüyor”

Süveyda Valiliği Medya İlişkileri Müdürü Kuteybe Azzam, söz konusu kararı “vilayet halkını bilinmeze sürükleyen ve sıkıntılarını artıran bir adım” olarak nitelendirdi.

Azzam, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde “Süveyda halkını ve değerlerini temsil etmeyen yasa dışı grupların bulunduğunu ve bu grupların vilayeti ve halkını rehin aldığını söyledi. Bu yapıların güvenlik bürosu, ulusal muhafızlar, hukuk komitesi ve şimdi de Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi gibi isimler kullandığını belirten Azzam, bu oluşumların hiçbirinin meşruiyeti olmadığını ve yerel ya da uluslararası hukukla insan haklarını tanımadığını vurguladı.

dfbfd
Dürzi militanlar, 26 Şubat 2026’da Süveyda’da gerçekleşen rehine değişim operasyonu sırasında (AP)

Devletin güvenliğin sağlanması ve toplumsal dokunun korunması için temel otorite olduğunu ifade eden Azzam, Süveyda’daki geniş bir kesimin bu grupların eylemlerini reddettiğini ve devletin müdahalesini talep ettiğini belirtti.

Azzam ayrıca, hükümet ile Hicri veya ulusal muhafızlar arasında dışarıdan Dürzi gruplar aracılığıyla yürütülen bir arabuluculuk süreci olduğu iddialarını da reddetti. Görüşmelerin yalnızca hükümet ile yerel ileri gelenler ve din adamları arasında gerçekleştiğini, ancak sonuç alınamadığını söyledi.

Kararın arka planı

Hicri, salı günü yayımladığı açıklamada Hukuk Komitesi’ni feshettiğini ve Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi’nin kurulacağını duyurdu. Bu yapının kriz yönetimi niteliğinde olduğunu belirterek, amacının kuşatma ve saldırıların etkilerini azaltmak, yaşam koşullarını iyileştirmek ve toplumsal yapıyı korumak olduğunu ifade etti.

sdvdsfv
Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri (AFP)

Karar, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde güvenlik zafiyetinin arttığı bir dönemde geldi. Son olarak, ulusal muhafızlara bağlı silahlı bir grubun Süveyda’daki Eğitim Müdürlüğü’nü basarak, kısa süre önce hükümet tarafından atanan müdür Safvan Bilan’ı kaçırdığı bildirildi. Bilan daha sonra görevinden çekildiğini açıkladı.

Süveyda halkı ise siyasi bölünmelerin gölgesinde ağırlaşan yaşam koşulları ve hizmet eksiklikleriyle mücadele ediyor.

“Durum çok kötü”

Güvenlik gerekçesiyle ismini açıklamayan Süveydalı bir siyasi analist, Hicri’ye bağlı silahlı grupların eylemlerini kara noktalar olarak nitelendirerek, kentteki durumun her açıdan çok kötü olduğunu söyledi.

Analist, ulusal elitlerin siyasi faaliyetlerinin tutuklamalar nedeniyle neredeyse tamamen durduğunu ve İsrail projesinin sahada ilerlediğinin gözlemlendiğini ifade etti.

Üniversite öğrencilerinin Şam’a gitmesinin engellenmesi gibi son gelişmeleri “en çirkin adımlar” olarak nitelendiren analist, bu durumun vilayet genelinde tepki ve kısmi grevlere yol açtığını belirtti.

Toplumsal baskı artıyor

Aynı analiste göre, 2025 Ağustos’unda kurulan “Hukuk Komitesi” halkın sorunlarını çözmekte başarısız oldu ve durum daha da kötüleşti.

Un ve maaş krizinin yanı sıra hizmetlerin sağlanamaması nedeniyle Hicri ve çevresinin toplumsal destek kaybettiğini ifade eden analist, bunun temel nedeninin devletle ilişkilerin kesilmesi olduğunu söyledi.

fdvfv
Görevden alınan Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı, hâkim ve danışman Muhannad Boufaour (Facebook hesabı).

Analist, Hicri’nin son kararının “yeniden konumlanma” olabileceğini, açıklamada önceki söylemlerinde yer alan kendi kaderini tayin, ayrılık ve İsrail’e teşekkür gibi ifadelerin bulunmamasının dikkat çekici olduğunu belirtti.

Bu adımın, toplumsal ve ekonomik baskılar nedeniyle geri adım anlamına gelebileceğini ve yeni yapının sorumluluğu üstlenecek bir vitrin işlevi görebileceğini de sözlerine ekledi.

Yerel Dürzi kaynaklar da kararın “halkın öfkesini yatıştırma” amacı taşıdığı görüşünde.

“Baştan denenen bir başarısızlık”

Suriyeli yazar ve hukukçu Muhammed Sabra ise kararı, savaş yıllarında ortaya çıkan fikirlerin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

Eski muhalefet baş müzakerecisi Sabra, Suriye’nin Cezire bölgesindeki “özerk yönetim” deneyiminin 8 Aralık 2024 sonrası yeni realite karşısında çöktüğünü belirtti.

vfvbf
Süveyda’daki destekçileri tarafından sosyal medyada paylaşılan fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri.

Sabra, “Hicri şimdi sıfırdan, başarısızlığı baştan belli bir modeli yeniden kurmaya çalışıyor. Süveyda; petrolü, buğdayı, suyu ve açık sınırları olan Cezire bölgesi değil. Bu şartlarda böyle bir projenin başarılı olacağını düşünmek gerçekçi değil” dedi.

İsrail’in böyle bir projeyi başarıya ulaştırabileceği düşüncesinin de “yanılsama” olduğunu söyleyen Sabra, bunun bedelini Süveyda halkının yaşam koşullarının çökmesiyle ödeyebileceğini ifade etti.