İran istihbaratı yurt dışından kimleri kaçırdı?

İran İstihbarat Teşkilatı yürüttüğü bazı operasyonların ayrıntılarını gizlemedi ve muhalefetin faaliyetleri üzerinde kontrol sağladığı için kendisiyle övünüyor

Kaçırılıp İran’a getirilen Cundullah örgütünün lideri Abdulmelik Rigi (Mehr Haber Ajansı)
Kaçırılıp İran’a getirilen Cundullah örgütünün lideri Abdulmelik Rigi (Mehr Haber Ajansı)
TT

İran istihbaratı yurt dışından kimleri kaçırdı?

Kaçırılıp İran’a getirilen Cundullah örgütünün lideri Abdulmelik Rigi (Mehr Haber Ajansı)
Kaçırılıp İran’a getirilen Cundullah örgütünün lideri Abdulmelik Rigi (Mehr Haber Ajansı)

Hadi Torfi
İran İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı’nın ABD’de ikamet eden rejim muhalifi siyasi aktivist Cemşid Şarmehd’in tutuklandığını duyurması, İran’ın yurt dışında sığınmacı olarak yaşayan aktivist ve gazetecilere yönelik izlediği metotları zihinlere getirdi. Zira rejim yurt dışında gerçekleştirildiği bazı operasyonların detaylarını saklamıyor.
Cemşid Şarmehd yurt dışından kaçırılıp İran’a getirilen en son kişi. Nitekim İran İstihbarat Bakanlığı, bu ayın başlarında yaptığı yazılı bir açıklamada, Şarmehd’in “karmaşık bir operasyon”  -İran’ın yurt dışında yürüttüğü benzer operasyonlara verdiği ad- ile tutuklandığını belirtmişti.
Şarmehd’in Tacikistan’dan kaçırıldığına dair haberler etrafta dolaşırken, iki ülke arasında “suçluların iadesi” anlaşması olmasına rağmen Tacikistan İçişleri Bakanlığı siyasi aktivistin İran’a teslim edildiğine yönelik iddiaları reddetti.
İran İstihbarat Servisi yurtdışında çok sayıda cinayet ve adam kaçırmakla suçlanıyor. Rejim bu operasyonların bazılarında parmağı olduğunu reddederken, yurt dışında suikastlar gerçekleştiren İranlı ajanlar hakkında bir dizi dava açıldı. Avrupa kamuoyu, 1992’de Berlin’deki Mikonos adlı restoranda üç Kürt siyasi liderinin katillerinin yargılanmasını yakından takip etti ve olayın ardından İran rejimine yönelik geniş çaplı eleştiriler yapıldı.
Hollanda 2019 yılının Ocak ayında İran İstihbaratı tarafından kiralanan ajanların kendi topraklarında iki rejim karşıtını öldürdüğünü duyurdu.
Hollanda Dışişleri Bakanlığı, 2015 yılında Almere kentindeki Halkın Mücahitleri Örgütü’nün eski üyesi Ali Mutemid Kulahi ve 2017 yılında Lahey’de Ahvazlı siyasi aktivist Ahmed Mevla’ya düzenlenen suikastte “İran’ın parmağı olduğunu kanıtlayan güçlü kanıtlara” sahip olduğunu belirtti.

Cemşid Şarmehd
İran hükümeti 1 Ağustos cumartesi günü yaptığı açıklamada Cemşid Şarmehd’in merkezi ABD’de bulunan siyasi bir grubun lideri olduğunu ve terörizm ve İran’a karşı saldırılar düzenlemek ile suçlandığını duyurmuştu.
İran devlet televizyonunda yayınlanan İstihbarat Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “ABD’den İran’a yönelik silahlı ve terör eylemlerini düzenleyen Tonder isimli terör örgütünün elebaşı Cemşid Şarmehd karmaşık bir operasyonun ardından tutuklandı ve şuan güvenlik güçlerinin elinde”  ifadelerine yer verilmişti.

Cemşid Şarmehd yurtdışında İran’daki monarşinin yeniden kurulmasını teşvik eden bir örgüte liderlik ediyordu (Farda Haber Ajansı)
Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Cevan gazetesi Şarmehd’in Tacikistan’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında tutuklandığına işaret etti ancak İran İstihbarat Bakanı Şarmehd’in İran topraklarında içerisinde istihbarat birimlerine teslim edildiğini vurguladı.
ABD’nin Los Angeles merkezli az bilinen bir terör örgütü olan Tonder isimli örgüt, İran’da 1979’da yıkılan Şah rejiminin yeniden kurmaya çalışıyor. Örgüt, İran sınırları dışında rejim karşıtı yayınlar yapan radyo ve televizyon kanallarını yönetiyor.
Örgütün resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 1955 yılının Mart ayında doğan Şarmehd elektronik mühendisiydi. Alman vatandaşlığı bulunan İranlı Şarmehd’in 2003 yılında Los Angeles’a taşınmadan önce Almanya’da yaşadığı biliniyor.
Devlet televizyonu Cemşid Şarmehd’in İran rejimine karşı yaptığı eylemlerin detaylarını anlattığı itiraflarını yayınladı. Bu, İran’ın birçok muhalif ile başa çıkmada benimsediği bir yöntem olarak biliniyor. Zira İran muhaliflerin birçoğunun hakkında “acımasız” olarak nitelendirilen hükümler vermeden önce itiraflarını televizyonda yayınlıyor.
İnsan hakları örgütleri bunları “zorla alınmış itiraf” olarak tanımlıyor ve televizyonda itirafları yayınlanan ve daha sonra serbest bırakılan bazı sanıklar işkence altında kendi aleyhlerinde ifade verdiklerini açıkladı.

Ruhullah Zem
İran televizyonunun 10 Ekim 2019 salı günü akşamı, muhalif gazeteci Ruhullah Zem’in gözleri ve elleri bağlı bir şekilde görüntülerini yayınlaması izleyenleri şok etti.
Televizyon kanalı gazeteci Zem’in DMO’nun eline düştüğünü ve “Fransız istihbaratının bir ajanı” olduğunu ve “karmaşık” bir operasyonda tutuklandığını söyledi.

Irak’ta kaçırıldıktan sonra mahkemeye çıkarılan Ruhullah Zem (İran merkezli Mizan Haber Ajansı)
Söz konusu videoda Zem’in DMO bayraklarının yanındaki bir sandalyede oturduğu görülüyordu ve “İslam Devrimi”ne karşı olmaktan ve İran’a karşı olan ülkelerle işbirliği yaptığı için pişman olduğunu söylüyordu.
İranlı Ruhullah Zem 1973 yılında Tahran’da doğdu. Babası 1980 ve 1990 yılları arasında İran hükümetinde önemli görevlerde bulunmuş reformist din adamı Muhammed Ali Zem’dir. Ancak Muhammed Ali Zem oğlunun faaliyetleri yüzünden ona kızan yetkililerin arasında bulunuyordu.
Ruhullah Zem 2009 yılında muhalif Yeşil Hareket gösterileri sırasında güvenlik güçlerince birkaç kez tutuklandı ve ardından rejimden kaçarak Fransa’ya gitti ve burada siyasi sığınma talebinde bulundu. Başvurusu kabul edildikten sonra başkent Paris’e yerleşti. Oradayken özellikle Amad News üzerinden medya faaliyetlerini sürdürdü. İranlı yetkililer, Telegram uygulaması üzerinden yayınlanan Amad News’i 2017 yılının Aralık ayında İran’ı sarsan protesto dalgasında kilit rol oynamakla suçladı.
Gazeteci Zem, 1,4 milyondan fazla takipçisi olan Amad News kanalı üzerinden protestolar ile ilgili haberlerin yanı sıra İranlı yetkililerin yolsuzluklarını gösteren belgeler de yayınlıyordu ve bu da İran rejimini, Zem’i “dinden çıkmış ve devrim karşıtı” bir gazeteci olarak tanımlayacak kadar rahatsız etti.
Gazeteci Zem’in eşi Mahsa Razani eşinin Ürdün Havayolları ile 11 Eylül 2019 tarihinde cuma akşamı Paris’ten Bağdat’a gittiğini, uçağın kısa bir süre Amman’da durduğunu ve ardından cumartesi sabahı Irak’ın başkentine iniş yaptığını söyledi.
Razani açıklamalarına şöyle devam etti:
“Bağdat’a ulaştıktan sonra Pazar günü şafakta arayıp benimle farklı bir üslupla konuşup iyi olduğunu söyleyene dek telefonlarıma cevap vermedi. Bunun ardından da İran medyasında çıkan haberlerden tutuklandığını öğrendim.”

Abdulmelik Rigi
Abdulmelik Rigi, İran rejiminin hedeflerine karşı silahlı faaliyetlerde bulunan Cundullah terör örgütüne liderlik ediyordu. Söz konusu örgüt, İran hükümetinin Belucistan eyaletinde yaşayan etkin Sünnilere yönelik uygulamalarını kınayarak onların haklarını savunuyor. İran rejimi 2010 yılında Rigi’yi yurt dışında kaçırarak İran’a getirmişti. Bunun ardından birkaç ay süren bir mahkemeden sonra hakkında idam kararı çıkarıldı ve aynı yıl idam edildi.

Abdulmelik Rigi (İran Televizyonu)
İran tarafından aktarılan hikayenin resmi versiyonunda Rigi’nin Dubai’den Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e gittiği ve uçağın İran hava sahasından geçerken inişe zorlandığı öne sürülürken Kırgızistan Dışişleri Bakanlığı hikayenin “doğru olmadığını” belirtmişti.
Haber ajansları Rigi’nin İran ve Pakistan işbirliğiyle tutuklandığını belirtmişti. Pakistan’ın Tahran Büyükelçisi Muhammed B. Abbasi, Pakistan’ın yardımı olmasaydı Rigi’nin tutuklanamayacağını belirtmişti.
Ancak eski İran İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi, Rigi'nin başka hiçbir ülkenin işbirliğinin sonucunda tutuklanmadığını söyleyerek onun güvenlik güçleri tarafından tutuklandığını vurgulamıştı.

 Muhammed Ali Amuri
Ahvazlı öğrenci hareketinin liderlerinden ve çeşitli öğrenci, siyasi ve kültürel konferanslara katılan Muhammed Ali Amuri birkaç tacizin ardından 2007 yılında Irak’a kaçtı. Ancak Amuri orada tutuklandı ve Avrupa ülkelerinden biri siyasi sığınma talebini kabul etmesine rağmen beş yıl hapis yattıktan sonra İran güvenlik güçlerine teslim edildi.

Ahvazlı aktivist Muhammed Ali Amuri (Independent Arabia)
Amuri, Haşimi eş-Şabani, Hadi er-Raşidi, Cebbar el-Buşuke ve Muhtar el-Buşuke adındaki diğer dört aktivistle birlikte idam cezasına çaptırıldı. Haşimi eş-Şabani ve Hadi er-Raşidi 2014 yılında idam edilirken yargı diğer üç kişi hakkında idam cezasının ertelendiğini açıkladı.

Frood Fouladvand
Frood Fouladvand lakaplı Fethullah Menuşehri 2007 yılında Türkiye’de kaçırılmadan önce Londra’da yaşıyordu.
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty) Alexander Velizadeh ve Kourosh Lor adındaki iki arkadaşı ile birlikte tutuklandığını duyurdu. ABD merkezli Farda (Tomorrow) radyosuna röportaj veren Fouladvand’ın oğlu İran güvenliğinin medyada babasının kaderi hakkında röportaj vermemesi için uyardığını ve sessiz kalmasını istediğini belirtti.

Frood Fouladvand Londra’dan İran rejimine karşı faaliyet yürüten bir televizyon kanalını yönetiyordu (ABD merkezli Farda Sitesi)
Fouladvand İran’a monarşiyi geri getirmek isteyen İran Krallığı Grubu adındaki muhalif bir grubun kurucusuydu.
Uluslararası Af Örgütü, bazı haberlerin Fouladvand ve arkadaşlarının Irak Kürdistanı’nda kaçırıldığını teyit ettiğini söyledi.
Kaçırılan Fouladvand, Londra’dan rejim karşıtı bir televizyon yayınını idare ediyordu ve internet öncüleri, rejime karşı sert tavırlar sergileyerek hazırladığı programların birçok kesitini yayınladı.

Ali Ekber Kurbani
Halkın Mücahitleri Örgütü’ne yakınlığı ile bilinen siyasi aktivist Ali Ekber Kurbani 1992 yılında Türkiye’de kaçırıldı. BBC Farsça’nın haberine göre Kurbani İstanbul’un Şişli semtindeki evinden çıktığı sırada Türklerden oluşan bir grup Kurbani’nin yolunu keserek kendilerini takip etmesini istedi.

Ali Kurbani (Balatarin Sitesi)
Halkın Mücahitleri Örgütü’ne göre Kurbani’yi kaçıranlar polis kılığına girip bazı soruları cevaplamak üzere kendisini polis merkezine götüreceğini söyledi. Bu sırada bu kişilerin davranışlarından şüphelenen Kurbani onlarla tartışmaya başladı. Bunun ardından kendisini kaçıranlar onu bayıltarak bilinmeyen bir yere götürdü.
Rejim karşıtı siyasi aktivistin cesedi bu olayın ardından Türkiye topraklarında bulundu ve vücudunda işkence ve boğulma izleri vardı. 2002 yılında Türk yetkililer, kaçırma olayının İran destekli İslami Hareket tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı.
Halkın Mücahitleri Örgütü sol muhalif gruplardan biri olarak biliniyor ve İran rejimini devirmek için Irak’tan faaliyetlerini sürdürüyordu. İran güvenlik güçleri, 2003’teki ABD işgalinden sonra Irak’ı terk eden bu grubu birkaç operasyondan sorumlu tuttu. Üyelerin çoğu Arnavutluk’a göç etti ve ayrıca bazıları da bir dizi Avrupa ülkesine yayıldı.

Ali Tavasoli
Halkın Fedaileri Gerilla Örgütü’nün liderlerinden biri olan Ali Tavasoli 1995 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye giderken kaçırılmış ve İran'da hapis cezasına çaptırılmıştı.
BBC Farsça’ya göre kaçırıldığı sırada solcu örgütün bir üyesi değildi ve ahşap ticareti ile uğraşıyordu. Çıkan haberlere göre İran güvenlik güçleri onu bir ticaret anlaşması yapma bahanesiyle Bakü’ye çekti ve buradan kaçırarak İran’a götürüldü.
Halkın Fedaileri Gerilla Örgütü Şah rejimine karşı çıkan ayaklanmaya katılan solcu gruplardan biri olarak biliniyor. Örgüt devrimden sonra din adamlarıyla ittifak yaptı, ancak çok geçmeden kendisi ile yeni rejim arasında anlaşmazlıklar yaşandı. Bu yüzden rejim ona bağlı olan kişilere ve liderlere karşı bir baskı kampanyası başlattı ve çoğunu darağacına yolladı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Ali Tavasoli birkaç yıldır yurtiçi ve yurtdışında grubun üyeleri arasındaki ilişkilerden sorumluydu. Bu da İran rejimi için tutuklanmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
BBC’nin haberine göre örgütün liderlerinden Behruz Halik “eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin yönetimi sırasında Güvenlik Bakanlığı’nda değişiklikler yapıldığını ve Ali Tavasoli’nin 6 yıl süren sorgu ve hapis cezasının ardından serbest bırakıldığını” belirtti.



İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.


Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.


Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.