Suriye’de Arap aşiretlerini kendi safına çekme mücadelesi kızışıyor

Deyrizor’daki bir Arap aşiret şeyhi SDG lideri Mazlum Abdi’ye aba hediye etti
Deyrizor’daki bir Arap aşiret şeyhi SDG lideri Mazlum Abdi’ye aba hediye etti
TT

Suriye’de Arap aşiretlerini kendi safına çekme mücadelesi kızışıyor

Deyrizor’daki bir Arap aşiret şeyhi SDG lideri Mazlum Abdi’ye aba hediye etti
Deyrizor’daki bir Arap aşiret şeyhi SDG lideri Mazlum Abdi’ye aba hediye etti

2019’un ortalarında bölgesel ve uluslararası aktörler arasında başlayan Suriye’nin kuzeydoğusundaki Arap aşiretlerini kendi safına çekme mücadelesi, son günlerde giderek kızışıyor. Taraflar bu sefer Akidat aşiretinin ‘silahını ve kalbini’ kazanmaya odaklanmış durumda.

Mücadelenin kısa tarihi
ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçleri tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Mart 2019’da DEAŞ’ın Suriye’deki son toprak parçası olan Bağuz kasabasını ele geçirdi. Deyrizora bağlı Bağuz’un kontrol altına alınmasından birkaç hafta sonra Fırat’ın doğusunda protestolar patlak verdi.
Bölge sakinleri “altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesi, bölgedeki doğal kaynaklardan elde edilen gelirlerin paylaşımı ve petrolün Suriye rejiminin denetimindeki bölgelere ihracının durdurulması” talepleriyle gösteriler düzenledi. SDG, Suriye topraklarının üçte birini (185 bin kilometre kare) kontrol ediyor. Suriye petrolünün yüzde 90’ı, doğalgaz rezervlerinin yarısı ve ülkenin en büyük üç barajı SDG denetimindeki bölgelerde bulunuyor.
Suriye sahasındaki etkili aktörler, çatışmaların gidişatını etkilemek ve bölgede söz sahibi olmak için Arap aşiretlerini kendi tarafına çekme mücadelesine girdi. Sonuç olarak, SDG müttefiki aşiretler, Ankara müttefiki aşiretler ve Şam rejimi ile yeniden ilişki kurulmasını savunun aşiretler olmak üzere üç grup aşiret ortaya çıktı. Bu süreçte Tahran da Suriyeli gençleri milis gruplarına dahil ederek kendi gündemlerini uygulamaya çalışıyordu.
2017’de kurulan Cezire ve Fırat Bölgesi Arap Meclisi, Bağuz’un kontrol altına alınmasının ardından SDG’nin uygulamalarına tepki olarak Deyrizor’da başlayan protestolara destek verdiğini ilan etti. Kürt yöneticiler ise tepkilere yanıt olarak kontrol ettiği toprakların bölge halkı tarafından yönetildiğini savundu. Kürt yöneticilerinden biri, çıkan olaylar üzerine Deyrizor Askeri Meclis Başkanı Ahmed Ebu Hewla’nın Akidat aşiretine mensup olduğuna dikkat çekerek, bölgede daha birçok makamın başında bölgenin evlatları bulunduğunu ifade etmişti.
Diğer taraftan Ankara, Aralık 2018’de kontrolündeki Azez kentinde, Suriye Kabileler ve Aşiretler Meclisi’nin kuruluşunu ilan ettiği konferansı düzenlemesine izin vererek, Meclis’i desteklediğini göstermiş oldu. Suriye Kabileler ve Aşiretler Meclisi daha sonraki süreçte Ankara’nın Suriye’deki operasyonlarına destek açıklamalarında bulunmuştu. Hatta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yardımcılarından Fuat Oktay, Suriye Kabileler ve Aşiretler Meclisi üyelerinden oluşan bir heyeti Ankara’da ağırlamıştı.
Üçüncü grupta yer alan ve rejimle yeniden ilişki kurma taraftarı olan aşiretler ise Şam’a yakınlığıyla bilinen iş insanı Hussam el-Katırcı’nın desteğiyle Deyri Zor’da konferans düzenledi. İran’ın Deyrizor kırsalında, özellikle de Elbukemal ilçesinde binlerce Suriyeli genci silah altına alarak kendi milis gruplarına dahil ettiği bir süreçte, Katırcı söz konusu aşiretlere 5 bin savaşçı verme sözü verdi. İran’a bağlı Bakır Tugayı, daha önceki açıklamasında, Suriye topraklarından yabancı güçleri çıkarmak hedefiyle Halk Aşiretleri Direniş Birlikleri’nin kurulduğunu duyurmuştu.

Yeni faktörler
Son dönemde yaşanan irili ufaklı gelişmelerle birlikte gözler Suriye’nin kuzeydoğusuna çevrildi.
Söz konusu gelişmelere göz atılacak olunursa:
1- ABD Başkanı Donald Trump, 2019 Kasım ayında yapılan ara seçimlerde kazanma ihtimalinin azaldığında şüphe etmesi üzerine Ekim ayında bir açıklama yaparak, Suriye’den çekilme sinyali verdi. Ancak seçim sonrasında bazı Amerikan askerlerinin Fırat’ın doğusunda kalmaya devam edeceğini belirtti.
2- İsrail, Deyrizor kırsalındaki Elbukemal ilçesinde konuşlu İran mevzilerine yönelik hava saldırılarını sürdürdü.
3- Rus güçleri, Irak-Suriye sınırının Suriye tarafındaki Simelka Sınır Kapısı’na ulaşma denemelerinde bulunarak, ABD güçlerinin Suriye’de kalmaya devam etmesi konusundaki kararlığını birçok kez test etti.
Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerinde ise ABD ve Fransa’nın teşvikleri sonucunda, Suriye Kürt Ulusal Konseyi(ENKS) ile PYD Hewler Anlaşması’na bağlı kalma noktasında ön uzlaşı sağlayarak aralarındaki derin ihtilafları çözdüler. Diğer bir gelişme ise Kürt, Arap ve Asuri (Süryani) siyasi bloklarınnın Barış ve Özgürlük Cephesi’ni kurduklarını ilan etmesiydi.
ENKS, Suriye'nin Yarını Hareketi, Süryani Demokratik Birliği (ADO) ve Ahmet Carba liderliğindeki Cezire ve Fırat Bölgesi Arap Meclisi oluşumları, Temmuz sonunda Kamışlı’da Barış ve Özgürlük Cephesi’ni kurduklarını duyurdu. Cephe’nin kuruluşunda yer alan oluşumların yetkilileri, Cephe’yi oluşumlar arasındaki işbirliği ve kardeşliği pekiştirmek için kurduklarını, SDG’nin Cephe’de rolü bulunduğunu ancak bölgede hegemonya kurmasının mümkün olmadığını belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan bir Cephe yetkilisi, ABD’li yetkililerin Cephe’nin kurulmasını memnuniyetle karşıladığını, bölgenin kurtarılmasına katkı sunacak böyle inisiyatifleri desteklediğini vurguladıklarını söyledi.
Bunların yanı sıra ABD’de Cumhuriyetçi Senetör Lindsey Graham ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçtiğimiz günlerde ABD merkezli Delta Crescent Energy LLC adlı şirketin, Suriye'nin kuzeydoğusunda petrol çıkarmak, işlemek ve ticaretini yapmak üzere SDG ile yaptığı sözleşmeye destek vermesi de yaşanan gelişmeler arasında gösterilebilir. Nitekim Graham ve Pompeo’nun destek açıklaması, ABD’nin Suriye’deki Özerk Yönetimi hukuki olarak tanıdığı yorumlarına da kapı aralamıştı.
Öte yandan Suriye’nin kuzeydoğusundaki Arap aşiret şeyhleri ve liderlerine yönelik son günlerde gerçekleştirilen suikastlar dikkat çekti. Bu çerçevede son olarak El-Akidat aşiretli lideri reisi Şeyh Matşar el-Hafal silahlı saldırı sonucu hayatını kaybederken, Şeyh İbrahim el-Hafal yaralandı. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, olayın akabinde bölgedeki aşiret şeyhleri ve liderleri ile toplantı düzenledi.

Aşiretler arası kutuplaşmanın fitili ateşlendi
Suriye Özerk Yönetim ve SDG, ABD’li şirketin imzaladığı petrol sözleşmesinin ardından sessizliğini korurken, Ankara-Şam-Tahran hattından yapılan resmi açıklamalarla sözleşmeye tepki gösterildi. Üç ülkenin açıklama metinlerindeki ortak vurgu “Suriye egemenliğinin ihlali” ve “Suriye kaynaklarının çalınması” oldu.
Bir taraftan petrol sözleşmesi yapılması diğer taraftan El-Akidat reisinin öldürülmesi, bölgesel ve uluslararası aktörlerin desteklediği aşiretler arasındaki kutuplaşmanın fitilini ateşledi.
SDG, suikastlarla ilgili kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmezken, söz konusu cinayetlerin arkasında Suriye rejiminin olabileceğinin sinyalini verdi. SDG cinayetlerin ardından bölgede evlere düzenlediği baskınlarda ‘bazı kişilerin gözaltına alındığını ve soruşturmaya alındıklarını’ duyurdu. SDG yetkilileri, Deyrizor Askeri Meclis Başkanı Ahmed Ebu Hewla ile Özerk Yönetim Başkan Yardımcısı Riyad el-Hafal’in de El-Akidat aşiretinin bir mensubu olduğuna işaret ederek, bölge evlatlarının yönetimde yer aldığının altını çizdi.
Rakka kentindeki aşiret şeyhi ve liderleri geçtiğimiz günlerde ortak bildiri yayımladı. Suriye rejimi ve İranlı güçlerin politikalarının kesin bir dille reddedildiğinin altı çizilen bildiride, aşiret reisini silahlı saldırılarda kaybeden Akidat aşiretine destek mesajı verildi. Bildiride ayrıca Rakka’daki aşiretlerin SDG’ye ‘mutlak destek’ vurgusu dikkat çekti.
El-Akidat El-Zebidiyye Aşireti isimli grup ise önceki gün yaptığı açıklamada, Bölgenin Kurtarılması İçin Askeri Meclis kurduğunu ilan etti. Açıklamada, “Beşşar Esed liderliğinde teröre karşı yürütülen savaşa destek veren Suriye’nin dostlarına selam olsun” ifadeleri kullanılırken, “Suriye Arap Ordusunun kahramanlıklarına” övgüde bulunuldu. El-Akidat Aşireti isimli bir başka grup ise yayımladığı bildiride, “Türkiye halkına, hükümetine ve yönetimine Suriye halkına verdiği desteklerden dolayı teşekkür ediyoruz” ifadelerine yer verdi. Açıklamada ayrıca “ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun SDG’ye verdiği desteğin durdurulması ve bölgenin asıl sahiplerine teslim edilmesi” talepleri dile getirilerek, bölgedeki demografik değişim reddedildi.
Barış ve Özgürlük Cephesi’nde yer alan Suriye'nin Yarını Hareketi’nin müttefiki olan Cezire ve Fırat Bölgesi Arap Meclisi, El-Akidat reisinin hayatını kaybettiği saldırının hemen ardından kınama mesajı yayınladı. Ancak bu çerçevede en dikkat çekici açıklama, suikast saldırısından yaralı kurtulan El-Akidat El-Zebidiyye Şeyhi İbrahim el-Hafal’dan geldi. Hafal, dün yayınladığı yazılı açıklamada, bölgede yaşanan gelişmelerden tümüyle ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçlerinin sorumlu olduğunu ifade etti. Hafal, uluslararası koalisyondan “bölgeyi asıl sahiplerine teslim etmesini ve Arap oluşumların tüm sorumluluğu üstlenmesini” talep etti. Hafal ayrıca El-Akidat reisi Şeyh Matşar el-Hafal’ın faillerinin en geç 1 ay içinde bulunarak adalete teslim edilmesi çağrısında bulundu.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.