Almanya, Türkiye ve Katar'dan ateşkes çabalarının ortasında Libya ziyaretihttps://turkish.aawsat.com/home/article/2454676/almanya-t%C3%BCrkiye-ve-katardan-ate%C5%9Fkes-%C3%A7abalar%C4%B1n%C4%B1n-ortas%C4%B1nda-libya-ziyareti
Almanya, Türkiye ve Katar'dan ateşkes çabalarının ortasında Libya ziyareti
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas dün Trablus’ta Libya UMH Dışişleri Bakanı ile basın açıklamasında (AFP)
Kahire/Halid Mahmud
TT
TT
Almanya, Türkiye ve Katar'dan ateşkes çabalarının ortasında Libya ziyareti
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas dün Trablus’ta Libya UMH Dışişleri Bakanı ile basın açıklamasında (AFP)
Libya’nın Sirte şehrinde askeri tırmanışı durdurma ve kapatılan petrol sahalarını yeniden açma yönünde ABD ve uluslararası camiadan talepler gelirken, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) yetkilileriyle dün başkent Trablus’ta görüşmelerde bulundu.
Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Katar Savunma Bakanı Halid bin Muhammed el-Atiyye ise, bu seviyede bir ilk olan ikili bir ziyaret gerçekleştirerek benzer görüşmeler yaptı.
Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ve Parlamento yetkilileriyle görüşmek üzere doğu bölgesini de ziyaret etmesi beklenen Maas, siyasi bir çözüm bulmak için ateşkesin yanı sıra liman ve petrol sahalarında ablukaya son verilmesi gerektiğini vurguladı.
Maas, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından uygulanan silah ambargosunu ihlal edenlere karşı için açık bir tehdit olarak, Avrupa Birliği’nin (AB) silah ambargosu kararını ihlal etmeye devam edenlere karşı birkaç adım atacağını kaydetti.
Almanya Dışişleri Bakanı, UMH Başkanı Serrac ile görüşmesinin ardından barış sürecini ilerletmek için devam eden diplomatik çabalar çerçevesinde, askerden arındırılmış bölge ve petrol gelirleriyle ilgili öneriler hakkında Libya’daki ilgili makamlarla görüştüğünü dile getirerek, “Çatışmanın tüm tarafları ve onların müttefikleri taviz vermeye istekli olduklarını göstermelidir” dedi.
Askeri tırmanışın, Libya ihtilafındaki tarafların sürekli silahlanmasından dolayı büyük bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Maas, krizi çözmek ve petrol gelirlerinin adil dağılımını sağlamak için iki taraf arasında doğrudan müzakerelerin başlatılması çağrısında bulundu.
Maas, “Şu anda Libya’da aldatıcı bir sükunet görüyoruz. İki taraf ve onların uluslararası müttefikleri ülkeyi yoğun bir şekilde silahlandırmaya ve ateşkes için önkoşullar koymaya devam ediyor” diyerek, petrol ablukasının sona erdirilmesi ve petrol gelirlerinin daha adil bir şekilde dağıtılmasının Libya’daki çatışmanın çözümü için çok önemli olduğunu belirtti.
Serrac ise Maas ile görüşmesinde göreceli bir esneklik gösterirken, hükümetinin tüm ayrıntılar ve saldırganlığın tekrarlanmaması için gerekli garantileri tartıştıktan sonra ateşkese itiraz etmediğini dile getirerek, LUO’nun geçtiğimiz yıl 4 Nisan’da başkent Trablus’a düzenlediği saldırıya işaret etti.
UMH Başkanı, Akar ve Atiyye ile askeri ve güvenlik işbirliği alanlarının yanı sıra Libya’daki son gelişmeler, Sirte’nin doğusu ve Cufra bölgesi, UMH güçlerinin güvenlik ve savunma yetenekleri ile üç ülkedeki savunma bakanlıkları arasındaki koordinasyon mekanizmalarını inşa etmeye yönelik programlar hakkında görüştüğünü belirtti.
UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa ise Maas ile görüşmesinde, Avrupa hükümetlerinden, özellikle de Almanya’dan, Hafter'i destekleyen ülkelere anlaşmazlıkları körüklemeyi bırakmaları için baskı yapmalarını istedi.
UMH Dışişleri Bakanı Muhammed Tahir Siyala da, limanlar ve petrol sahalarının Ulusal Petrol Şirketi’nin kontrolüne dönmesi gerektiğini vurgulayarak, “Demokratik seçimlerin önünü açan bir anayasal kural üzerinde uzlaşılmalı ve petrol kullanılmamalıdır” dedi.
Hulusi Akar ve Katarlı mevkidaşı Atiyye, Trablus ziyaretinde Savunma Bakan Yardımcısı Selahaddin en-Nemruş ile görüştü.
Akar’ın Trablus ziyareti bir aydan kısa bir süre içinde ikinci olurken, Atiyye için ilk oldu.
Akar, görüşmede Türkiye’nin UMH’ye verdiği desteği yinelerken, UMH kaynaklarına göre toplantıda ortak güvenlik ve askeri işbirliği konuları tartışıldı.
İtalya haber ajansı Nova’nın UMH kaynaklarına dayandırdığı haberine göre ziyaret programı, Misrata’da Türk deniz üssü ve Vatiyye hava üssünde bir başka üs kurulması için şimdiye kadar atılan adımların tartışılmasını içerdi.
Ancak LUO kaynakları, Türk ve Katarlı bakanın Trablus’a yaptığı ziyarette, UMH güçlerinin Sirte ve Cufra şehirlerindeki LUO mevzilerine saldırmak için yaptığı askeri planın tartışıldığını iddia etti.
Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5325418-d%C3%BCnya-sa%C4%9Fl%C4%B1k-%C3%B6rg%C3%BCt%C3%BC-gazze%E2%80%99ye-yard%C4%B1m-giri%C5%9Findeki%C2%A0gecikmeleri-k%C4%B1nad%C4%B1
Dünya Sağlık Örgütü, Gazze’ye yardım girişindeki gecikmeleri kınadı
Filistinliler Gazze kentinde düzenlenen anma törenine katılıyor (AFP)
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dün yaptığı açıklamada, İsrail üzerinden Gazze’ye insani yardım girişinde “art arda gecikmeler” yaşandığını belirterek, tıbbi malzemelerde kronik “kıtlık” bulunduğunu bildirdi.
WHO’nun Filistin topraklarındaki temsilcisi Reinhelde Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ndeki sağlık durumunun “son derece kötü” olmaya devam ettiğini ve bölgedeki hastanelerin hiçbirinin tam kapasiteyle çalışamadığını söyledi.
Van de Weerdt, Kudüs’ten Cenevre’deki gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gazze’ye yeterli miktarda insani yardım girmiyor. Sağlık hizmetlerini etkili biçimde genişletmek ve yeniden işler hale getirmek için kesinlikle yeterli değil” ifadelerini kullandı.
Tıbbi malzemeler ve diğer insani yardımların Gazze’ye girişinde İsrail’in onay sisteminin başlıca engellerden biri olduğunu belirten Van de Weerdt, sürecin zahmetli ve uzun sürdüğünü, ayrıca sonuç garantisi bulunmadığını ifade etti.
WHO’nun son analizlerine göre, büyük miktarlardaki tıbbi malzeme giriş izni için ortalama 74 gün bekliyor. Van de Weerdt, izin alınamadığında uzun ve karmaşık sürecin baştan başlatıldığını söyledi.
Onay sisteminin yeni kuralların getirilmesiyle sürekli değiştiğini belirten Van de Weerdt, temel ve yaygın kullanılan tıbbi malzemelerin en düşük onay oranlarına sahip olduğunu kaydetti. X-ray cihazları, sterilizasyon ekipmanları ve bilgisayarlı tomografi cihazları için gerekli yedek parçaların da “tekrar tekrar reddedildiğini” belirtti.
Van de Weerdt, yalnızca son altı ay içinde protez ve yardımcı tıbbi cihazlardan oluşan bir sevkiyatın dört ayrı kez reddedildiğini söyledi.
Buna karşılık ilaçların Gazze’ye girişinin “nispeten iyi” ilerlediğini belirten Van de Weerdt, ilaçların yaklaşık yüzde 87’sinin onaylandığını ifade etti.
“Burada tek bir engelden söz etmiyoruz; gecikmelerin birbirini izlediği bütün bir sistem söz konusu ve her gecikmenin arkasında bekleyen bir hasta var” diyen Van de Weerdt, insani ve sağlık yardımlarının Gazze’ye “engelsiz, düzenli ve büyük miktarlarda” ulaştırılması gerektiğini vurguladı.
İsrail’in en azından tıbbi malzemelere yönelik kısıtlamaları hafifletmesini umduğunu belirten Van de Weerdt, Gazze Şeridi’ne daha fazla geçiş noktası açılması ve prosedürler ile gerekli koşullara ilişkin “açık ve kamuoyuna ilan edilmiş yönergeler” sağlanması çağrısında bulundu.
Van de Weerdt ayrıca yardımın etkinliğinin sınırı geçen kamyon sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini belirterek, bu sayının halkın gerçek sağlık ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı konusunda çok az şey ifade ettiğini söyledi.
“Öncelikli olmayan malzemelerle dolu bir kamyonun ulaşması veya gerekli malzemelerin çok geç gelmesi hayat kurtarmaz” dedi.
İsrail, askerî amaçlarla kullanılabileceğini değerlendirdiği malzemelerin Gazze’ye girişini engellediğini ve Hamas’ı 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının ardından yeni şiddet eylemleri planlamakla suçladığını belirtiyor.
Şarku’l Avsat’ın aladığı bilgiye Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıda, AFP’nin İsrail’in resmî verilerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre bin 221 kişi hayatını kaybetti.
Buna karşılık, İsrail’in saldırıya yanıt olarak Gazze’de başlattığı savaşta, Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığına göre 74 binden fazla kişi öldü. Birleşmiş Milletler, bakanlığın açıkladığı verileri güvenilir kabul ediyor.
İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5325413-i%CC%87srail-medyas%C4%B1-hamas%E2%80%99%C4%B1n%C2%A0%C3%BCst-d%C3%BCzey-y%C3%B6neticisi%C2%A0ali-el-amudi%C2%A0gazze%E2%80%99de-hedef
İsrail medyası: Hamas’ın üst düzey yöneticisi Ali el-Amudi Gazze’de hedef alındı
Gazze kentinin batısında İsrail hava saldırısının ardından yıkılan bir konut dairesi (EPA)
İsrail medyası güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, dün gece Gazze kentinde Hamas’ın üst düzey yöneticilerinden Ali el-Amudi’yi hedef alan bir hava saldırısı düzenlendiğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın Filistin medyasından aktardığına göre saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.
The Times of Israel’in haberine göre saldırı, Gazze kentinin batısındaki bir binayı hedef aldı.
Filistin medyasına göre hayatını kaybedenler arasında bir genç, bir anne ve kızı ile 2 kadın daha bulunuyor. El-Amudi’nin adı ise ölenler arasında yer almadı.
İsrail ordusu, saldırının sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerin sürdüğünü belirterek henüz olayla ilgili açıklama yapmadı.
Haberlere göre el-Amudi, halen Gazze Şeridi’nde Hamas’ın fiilî olarak en üst düzey siyasi yetkilisi konumunda bulunuyor.
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Mustafa Rüstem
‘Siperlerden otellere’ ifadesi, dün ile bugünün düşmanları ve onların on beş yıl boyunca sürdürdüğü amansız savaşlar için birebir geçerli bir nitelendirme. Ancak bugün, yıllarca Suriye’nin kuzeyindeki temas hatlarında birbirlerine roket ve mermi yağdıran Hizbullah ile yeni Suriye hükümeti, Reuters’ın sızdırdığı bilgilere göre gizli görüşmelerde masanın iki ucunda yüz yüze gelerek karşılıklı müzakere şartlarını sunuyor.
Suriye halkının yaşadığı acı iç savaş sayfasının kapanmasıyla birlikte, Şam hükümetinin iç düzeni sağlama ve dış ilişkilerini büyük bir titizlik ve temkinle yürütme çabası netleşmiş durumda. Beyaz Saray, Suriye Cumhurbaşkanı’na ordunun Lübnan’a girmesi ve Lübnan hükümetinin kararıyla faaliyetleri yasaklanan Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönünde yoğun baskı yaparken, Suriye Cumhurbaşkanı askeri gücünü dağıtmamaya çalışıyor. Zira oradaki dağlık arazi yapısının kendi ülkesindeki gibi olmadığını ve bunun sınırları dışında, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir muharebe olduğunu çok iyi biliyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pragmatik bir kişiliğe sahip olması ve bölgenin istikrarı ile İsrail de dahil olmak üzere komşu ülkelerle dostane ilişkiler kurmak amacıyla bütün tarafları kazanmaya çalışması sebebiyle, Suriye hükümeti ve Hizbullah temsilcilerinin aynı masaya oturması şaşırtıcı olmadığı gibi zaten beklenen bir gelişmeydi. İki taraf arasındaki gerilimi düşürme çabaları kapsamında Türkiye’de doğrudan görüşmeler gerçekleştiren taraflar, bu türdeki ilk bilinen toplantıda ortak güvenlik endişelerini ele aldı.
New York’tan Ankara’ya
Dış politika araştırmacısı Ali el-Esmer, toplantının mimarisinin New York’ta, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kulislerinde atılmış olabileceğini değerlendiriyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, bölgesel istişareler kapsamında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile bir araya geldiği bu görüşmelerin ardından, Ankara’nın Şam ile Hizbullah arasında doğrudan bir kanal açılması yönünde baskı yaptığı ortaya çıktı; ancak toplantı kararının kesin olarak New York’ta alındığını doğrulayan yayımlanmış bir bilgi bulunmuyor.
Hizbullah’a ait bir askeri araç, Esed’in devrildiği gece geri çekilirken bırakıldı. (Independent Arabia)
Olayların silsilesi, bu ihtimali siyasi ve diplomatik açıdan mantıklı kılmakta. Toplantının kendisi ise Türkiye tarafından resmi olarak açıklanmamış olmasına rağmen, gazetecilik güvenilirliği açısından son derece sağlam bir zemine dayanıyor. Nitekim Reuters haberi, aralarında iki Suriyeli yetkili, Hizbullah’a yakın Lübnanlı bir güvenlik kaynağı ve bir ABD’li yetkilinin de bulunduğu altı kaynağa dayandırdı.
El-Esmer değerlendirmesine şöyle devam etti: “Görüşme görünüşe göre eski ilişkileri ihya etme çabasından ziyade, önceki rejimin çöküşünün ardından yeni oyun kurallarını belirleme girişimiydi. Şam masaya net bir güvenlik perspektifiyle oturdu: Sınır ötesi kaçakçılığı durdurmak ve Suriye topraklarında, özellikle de güneyde Hizbullah ile bağlantılı bütün hücre ve ağların varlığına son vermek.”
El-Esmer değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Hizbullah’ın temel önceliği, Suriye’nin kendisine karşı ikincil bir cepheye veya Lübnan içinde kendisini hedef alacak herhangi bir askeri girişimde doğrudan bir tarafa dönüşmeyeceğinden emin olmaktı. Bu nedenle, kaynaklara göre Suriye tarafının Hizbullah’a silahsızlandırma amacıyla Lübnan’a askeri olarak girmeyi planlamadığını bildirmesi kritik önem taşıyordu; buna karşılık örgüt de Suriye’nin iç işlerine karışmamaya, sınır ve hücreler meselesini kontrol altına almaya çağrıldı. Sadece bu husus bile toplantının geleneksel bir siyasi diyalogdan ziyade karşılıklı kırmızı çizgilerin müzakeresine daha yakın olduğunu gösteriyor… Bence en önemli nokta, Türkiye’nin burada arabulucu rolünden Suriye çevresindeki yeni angajman kurallarının bölgesel garantörü rolüne geçmeye çalışmasıdır. Bu nedenle, bu görüşmeyi Şam ile Hizbullah arasında bir barışma başlangıcı olarak değil, düşmanlığın yönetilmesi girişimi olarak görüyorum. Ne eski ittifaka dönüş var ne de şu aşamada açık bir çatışmaya girme arzusu.”
İran’ın yokluğu
Hükümetin veya Hizbullah’ın şu ana kadar doğrulamadığı ya da yalanlamadığı bu gizli görüşmenin Türkiye’de gerçekleşmiş olması şaşırtıcı değil. Nitekim Türkiye, 2024 sonlarında Beşşar Esed rejiminin yankı uyandıran çöküşüne ve Heyet-u Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) liderliğini üstlenip Saldırganlığı Caydırma Operasyonu askerî harekât komuta merkezini yöneten eş-Şera’nın yükselişine yol açan silahlı Suriye muhalefetine destek vermede öne çıkan bir rol oynamıştı.
Bu gelişme İran tarafının yokluğunda gerçekleşirken, uluslararası ilişkiler uzmanı Muhammed Hac Osman yaptığı özel açıklamada bunu, Şam’ın Tahran ile ilişkileri eski haline getirmek istememesiyle açıklıyor. Bunun nedenleri arasında, Esed’i düşürmeyi hedefleyen silahlı çatışma dönemindeki 14 yıllık çetin savaş boyunca İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO), rejimin bu kadar süre ayakta kalmasını sağlayan uzman, savaşçı ve silah desteğini vermiş olması ve bunun yanı sıra, molla rejiminin Suriye sahasından ani çıkışının ardından kuşatılmış halde tutulması ve geri dönmemesine yönelik uluslararası irade yer alıyor.
Osman şöyle devam etti: “İran’ın katılmaması, yeni Suriye yönetiminin pragmatik karakterinden faydalanarak bu dönemin nabzını tutma ve Şam’daki yeni yetkililerin Tahran ile diyalog kurmaya ne kadar açık olduğunu görme bağlamında da okunabilir.”
Osman, toplantının şu ana kadar somut bir meyve vermediğini, daha ziyade diğer tarafı yakından tanıma ve her bir tarafın diğerine ne sunabileceğini görme politikasına yakın olduğunu belirtiyor. Gelecekteki olası savaşlardan bölgeyi soğutma ya da beklenen bir askeri harekata hazırlık olarak zaman kazanma evresi de olabilir; bu durum ister Suriye kanadından bir saldırı, isterse karada bir çatışma halinde Hizbullah’ın savunmasını güçlendirmesi şeklinde gelişsin. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Osman, her iki tarafın da özellikle bu hassas dönemde sahada silahlı bir çatışmaya girmek istemediği görüşünde.
Humus kırsalındaki el-Kusayr kentinde Hizbullah’a ait tahrip olmuş bir karargâh (Independent Arabia)
Osman, kendi değerlendirmesine göre toplantıların herhangi bir sonuca ulaşmayacağını düşünüyor ve bunları sonuçsuz görüyor. Özellikle de Suriye makamlarının, toplantıların gerçekleşmesinden sonra, geçtiğimiz salı günü Suriye’nin güneyinde Hizbullah’a bağlı bir hücreyi çökerttiğini duyurmasının ardından... Dolayısıyla bu durum ya bir sonuca varılamadığını ya da yaklaşan herhangi bir askerî harekâtı meşrulaştırmak adına Hizbullah üzerindeki bir baskı yöntemini açıklıyor.
Buna karşılık Hizbullah, çökertildiği duyurulan hücreyle herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetti. Aynı zamanda, Suriye makamlarının geçen 29 Eylül’de Hizbullah ile bağlantılı olduklarını ve füze fırlatma platformları hazırlamak üzere çalıştıklarını belirttiği üç kişiyi gözaltına aldığını açıklamasının ardından, Suriye toprakları içinde askeri bir varlığının veya herhangi bir güvenlik ve askeri faaliyete katılımının bulunmadığını vurguladı.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, geçen temmuz ayında ülkesinin Hizbullah ile görüşmeye açık olduğunu ima etmiş, Genel Sekreter Naim Kasım da televizyondan yayınlanan bir konuşmasında bu isteğe karşılık vermişti.
Şam ile Hizbullah arasındaki ilişki
El-Esmer, Şam ile Hizbullah arasındaki ilişkilerin Esed dönemindeki haline dönmesini hayal etmenin zor olduğunu belirtti. Nitekim Hizbullah açısından Suriye, artık kendisi için coğrafi derinlik ile İran ve Lübnan arasında siyasi ve askeri koridor sağlayan bir müttefik olmaktan çıktı. El-Esmer sözlerine şöyle devam etti: “Suriye artık egemenliğini, sınırlarını ve çıkarlarını önceki denklemin dışında yeniden tanımlamaya çalışan bir devlet haline geldi. Ancak bu durum, ilişkinin kalıcı bir çatışmaya dönüşeceği anlamına gelmiyor. Çünkü Şam’ın önünde daha acil iç ve güvenlik meseleleri var. Aynı şekilde Hizbullah da Lübnan içinde ve İsrail ile olan çatışmasında büyük baskılarla karşı karşıya. Dolayısıyla yeni bir Suriye-Lübnan cephesinin açılmasını önlemekte ortak çıkar bulunuyor. Bu durum soğuk bir güvenlik ve bir arada yaşama biçimini şekillendirebilir: Şam’ın Lübnan içindeki Hizbullah silahı mücadelesinde doğrudan taraf olmaması karşılığında, Hizbullah da Suriye içinde faaliyet göstermekten ve Suriye topraklarını bir silah koridoru olarak kullanmaktan kaçınır.”
El-Esmer ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Özellikle Lübnanlı bir kaynağın Tahran’ın devre dışı bırakılmasından rahatsız olduğunu belirtmesi, İran’ın en zorlu düğüm olduğunu gösteriyor. Bu durum, Şam’ın Hizbullah’ı Tahran ile olan ilişkilerinden kısmen bağımsız, Lübnanlı bir güvenlik dosyası olarak ele almaya çalıştığının bir göstergesidir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Şam ile Hizbullah arasında güvenlik nitelikli ve sınırlı temaslara tanık olmamız muhtemeldir. Şam ile Tahran arasındaki ilişkilerin yeniden tesisi ise çok daha zor olacaktır; zira buradaki anlaşmazlık sadece sınır ayrıntılarıyla değil, İran'ın Suriye devletinin bizzat içindeki konumu ve eski nüfuzu ile ilgilidir.”
Suriye’den yapılan yalanlama
Diğer taraftan Suriye Dışişleri Bakanlığı Arap İşleri Danışmanı Muhammed Taha el-Ahmed, Hizbullah ile temas veya görüşmeler gerçekleştiğine dair basında yer alan haberleri yalanladı. Ülkesinin Suriye-Lübnan ilişkilerinin kesin gerçeklere ve verilere dayanmayan anlatılara dahil edilmesini reddettiğini belirten el-Ahmed; Lübnan ile iletişimin, Lübnan’ın egemenliğine ve bağımsız kararlarına duyulan saygı çerçevesinde yalnızca meşru Lübnan devlet kurumları üzerinden yürütüldüğünü vurguladı. Suriye’nin, Lübnan devletinin kendi toprakları üzerinde otorite tesis etmesini ve silahların tek bir elde, devlette toplanmasını desteklediğine dikkat çeken el-Ahmed, Lübnan ile ilişkilerin devletten devlete esaslı olduğunu, karşılıklı saygı, iç işlerine karışmama ve her iki ülkenin çıkarına olacak şekilde ortak çalışma prensiplerine dayandığını altını çizerek ifade etti.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة