Kral Abdulaziz'in 1892-1902 yıllarında arasında Kuveyt’te yaşadığı dönemin kaleme alındığı ‘Hayatu’l--Melik Abdulaziz fi’l-Kuveyt’ (Kral Abdulaziz’in Kuveyt’teki Hayatı) adlı kitap, Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu Kral Abdulaziz bin Abdurrahman es-Suud'un biyografisine dair ‘tarihi’ ve ‘belge niteliğinde’ bir kayıt görevi görüyor. Kral Abdulaziz’in Riyad’a geri dönene kadar, 1892 - 1902 yılları arasında Kuveyt'te geçirdiği yaklaşık on yıllık dönemi belgeleyen kitap, Kuveytli yazar Şeyma Nebil Abdullah el-Mulla tarafından kaleme alındı. 222 sayfalık kitap ‘Şeyma Nebil el-Mulla Neşriyat ve Dağıtım’ tarafından yayımlandı.
Yazar kitabın giriş kısmında Arapça ve diğer yabancı dillerdeki kaynaklardan bilgilerin izini sürme konusunda çektiği zorlukları dile getirirken, “Bu kitabın hazırlık aşaması iki yıldan uzun sürdü. Kral Abdulaziz'in hayatındaki bu tarihi dönemle ilgili kaynakların oldukça az olması büyük bir sorundu. Riyad, Kuveyt, İstanbul ve Londra’daki kütüphanelerde yaptığım araştırmalar ve okumalar sayesinde bu kitap için gerekli belgeler, resimler ve şiirler gibi malzemeleri elde edebildim” ifadelerini kullanıyor. (s. 10)
Yazar şöyle devam ediyor:
“İmam Abdurrahman bin Suud'un ve ailesinin 1892'den 1902'ye kadar Kuveyt'te (Mubarekiye bölgesinde) yaşadığı eve ait herhangi bir fotoğrafın olamaması sorunuyla karşı karşıya kaldım. Çünkü bu ev, 1950'lerin başlarında çarşıların ve ticari komplekslerin inşası sırasında yıkılan eski evlerden biriydi.”
Kurucu Kral
Kitap, Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu Kral Abdulaziz'in ‘devlet kurumlarının yapı taşlarını modern temeller üzerine yerleştirerek, kendisine çok büyük ölçüde istikrar sağlamasına yardımcı olan büyük medeniyet projesini uygulamaya başlayana kadar geçen sürece ilişkin genel bir bakış sunuyor. Kitapta söz konusu medeniyet projesinin, o zamanlar ‘hicr’ olarak adlandırılan göçebe Bedevilerin yerleşim yerlerine yerleştirilmesi projesi olduğu belirtilirken şu ifadelere yer veriliyor:
“Bundan sonra, Kral Abdulaziz Hac güzergâhlarının güvenliğini garanti altına aldı ve ardından Mescid-i Haram’da geniş kapsamlı iyileştirmeler ve restorasyonların yanı sıra ve Mescid-i Nebevi’de son genişleme çalışmasını gerçekleştirdi.” (s. 15)
Kitabın ‘Kurucu Kral’ ile ilgili bölümünde yazar, Kral Abdulaziz'in ‘başarılı bir asker, otantik bir reformcu, dindar, dürüst, kararlı, zeki ve mütevazı olduğunu, bununla birlikte dünyada halkıyla bire bir iletişim kuran ve halkına da kendisiyle iletişim kurma özgürlüğü veren başka bir hükümdar tanımadığını’ söyleyen İngiliz gezgin ve politikacı John Philby dahil olmak üzere Kral Abdulaziz'in şahsıyla ilgili birçok Batılı politikacı ve seyyahın dile getirdiği övgü dolu düşüncelerini aktarıyor. Kitapta bu isimlerden biri olan ABD’li siyasetçi ve 1934 yılında ‘Arabistan'ın efendisi Abdulaziz es-Suud’ adlı kitabın yazarı H.S Armstrong’un şunları söylediği aktarılıyor:
“Kral Abdulaziz cömert, cesur, oldukça sabırlıydı. Kabile liderlerine nasıl davranılması gerektiğini, gururlarını nasıl okşayacağını biliyordu. Arapların hayran olduğu özelliklere sahipti.” (s. 16)
Kitabın görüşlerini aktardığı yabancı siyasetçiler ve seyyahlar arasında Macar oryantalist Jumanus, İngiliz seyyah Kent Williams, Hint siyasetçi Cevahirlal Nehru, ABD’nin Bahreyn ve Kuveyt misyonunda görevli İngiliz doktor Dr. Stanley Milleria yine ABD’nin Basra, Kuveyt ve Bahreyn misyonunda görevli Dr. Paul Harrison yer alıyor.
Birinci ve ikinci Suudi devleti
Yazar kitabı beş bölüme ayırıyor. Âl-i Suud’un (Suud Hanedanı) dedesi Mani’ bin Rabi’a el-Muridi’nin hicri 9’uncu yüzyılda (miladi 15’inci yüzyıl) Katif yakınlarındaki bir bölgeden Vadi Hanifa'ya olan yolculuğu aktarılıyor. Muridi, burada kabilesinin evlerini inşa ettirerek Diriye Emirliği’ni kurmuştur. Prens Muhammed bin Suud'a göre Diriye Emirliği, Arap Yarımadası tarihinde yeni bir dönemin başlangıcıdır. (s. 23)
Kitabın ilk bölümü, hicri 1157'de (miladi 1744) ilk Suudi devletinin kurulmasını anlatıyor. Prens Muhammed bin Suud bin Muhammed bin Mukrin, Suudi yöneticilerin en tepesinde yer alıyor. Ona göre El Suud ailesinin yönetiminin temelidir. Prens Muhammed bin Suud bin Muhammed bin Mukrin’e göre Suud Hanedanlığı’nın temelleri, 12’inci yüzyılın başlarında Diriye Emirliği’nin devralınmasıyla atıldı. (s. 24)
Muhammed bin Suud, miladi 1726 ile 1765 yılları arasında Suud Hanedanlığı’nı yönetti. Aynı dönemlerde Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab'ın çağrısıyla aralarında bir ittifak kuruldu.
Yazar, ilk bölümde, askerleriyle birlikte Uneyze şehrinde görev yapan ve Prens Mişari bin Saade’yi öldüren Osmanlı subayı Abuş ile yaşanan şiddetli çatışmaların ardından İmam Türki bin Abdullah’ın Riyad’ı fethettiği 1824'te (hicri 1240) ikinci Suudi devletinin kurulmasından bahsediyor. Prens Türki, Osmanlı Subayı Abuş’u yenmeyi başardı ve Muhammed Ali'nin güçlerini Necid, Ahsa ve Katif'ten sürerek buraları emirliğine kattı. İkinci Suudi devleti, İbn-i Reşid'in Riyad’ın kontrolünü ele geçirmesi ve İmam Abdurrahman bin Faysal bin Türki'nin (Kral Abdulaziz'in babası) Riyad’dan ayrılmasıyla 1891 (hicri 1309) yılında sona erdi. (s. 27)
Kitabın ikinci bölümünde, Kral Abdulaziz'in 1876 yılında Riyad’da doğumu ve ardından Riyad’dan ayrılıp Al Marra kabilesiyle birlikte çölde yaşadıkları Yebrin’e gidişi ayrılışını anlatıyor. (s. 34)
Daha sonra ailesi için güvenli bir yer arayışı içerisinde olan Kral Abdulaziz, Bahreyn’e geldi. Ancak Abdulaziz, Ahsa’da kalmasının daha iyi olacağını düşünüyordu. Bu yüzden Abdulaziz, Ahsa’daki Osmanlı Valisi Akif Paşa ile bu konuyu görüşmek üzere Ahsa’ya gönderildi.
Ancak Ahsa Valisi’nin farklı bir amacı vardı ve Abdulaziz’den İmam Abdurrahman'ın Osmanlı Devleti’nin Riyad valisi olarak atanması ve Osmanlı Devleti'ne biat etmesi için baskı yapmasını istiyordu. Osmanlı valisi görüşmede sırasında bu teklifin yanı sıra Abdulaziz’e, talebin kabul edilmesi halinde Osmanlı Devleti'nin kendisine yılda bin lira ödeyeceğini söyledi. Ancak Abdulaziz, valiye, “Babam İmam Abdurrahman bu talebi kabul etmeyecek. Ben de kabul etmeyeceğim. Atalarımızın topraklarını yönetme hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz ve Allah'ın izniyle Riyad'ı geri alacağız” dedi. (s. 40).
İmam Abdurrahman daha sonra oğlu Abdulaziz'i 1892 yılında, (1892-1896 yılları arasında Kuveyt’i yöneten) Kuveyt Emiri Şeyh Muhammed bin Sabah es-Sabah'a gönderdi ve ondan ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte Kuveyt'te ikamet etmesi için izin vermesini istedi. Ancak Şeyh Muhammed es-Sabah bu talebi özür dileyerek reddetti. Çünkü Muhammed bin Raşid'in muhalefetiyle baş etmeye ve Osmanlı politikasına aykırı davranmaya cesaret edemedi. (s. 41)
Bir sonraki durak, 1892'de gittiği ve dört ay ailesiyle birlikte kaldığı Katar’dı. Katar Emiri Şeyh Casim es-Sani, İmam Abdurrahman ve ailesinin Katar’da kalma talebini memnuniyetle karşıladı. (s. 42)
Son durak Kuveyt
Üçüncü bölümde yazar, İmam Abdurrahman ve oğlu Abdulaziz'in Kuveyt'e gidişlerini şöyle anlatıyor:
“Kuveyt Emiri Şeyh Muhammed es-Sabah, 1892 yılı Kasım ayı ortalarında, Kuveyt limanında Abdulaziz bin Suud ve ailesini getiren gemileri karşılarken eşi Şeyha Meryem Hamad es-Sabah'a da İmam Abdurrahman'ın eşi (Kral Abdulaziz'in annesi) Sarah es-Sudayri'yi karşılama görevini verdi.”(s.48)
“Abdulaziz, Kuveyt'te el-Amir ailesinin evine yerleşti. Evin sahibi, Kuveyt’in önde gelen at tüccarlarından Ali el-Amir’di. 1831 yılında ortaya çıkan bir salgın hastalık Kuveyt’teki bir çok aile gibi Ali el-Amir ve ailesinin bir çok üyesinin ölümüne neden olmuştu. Ev, İmam İbni Suud ailesini barındıracak hale getirilinceye kadar bakımsız kaldı. Söz konusu ev, Kuveyt’in Mubarekiye bölgesinde bulunmaktadır.” (s. 49)
Okur bu bölümde, Kral Abdulaziz'in eğitiminin bir bölümünü aldığı Kuveyt'teki hayatına dair bilgiler ediniyor. Bununla birlikte bu bölümde, Abdulaziz’in Kuveyt’in ileri gelenleriyle tanışmasına ve Şeyh Mubarek es-Sabah ile ilişkilerini güçlendirmesine değiniliyor.
“Şeyh Mübarek ve İmam Abdurrahman birlikte Riyad'ı geri almak ve Hail Emiri İbn-i Reşid'in hırslarına karşı koymak konusunda anlaştılar. Bu nedenle Şeyh Mübarek Kuveyt'te kaldığı süre boyunca İmam Abdurrahman ile görüşürken ona silah, barut ve nakit parayla dolu kasalar getirdi.” (s. 56 )
Bu bölümde yazar, Kral I. Abdulaziz'in Benî Halid kabilesinden Şerife Sakr el-Fecri ile olan evliliğine değiniyor. 1894'te gerçekleşen evlilik, Şerife Sakr el-Fecr’in evlendikten 6 ay sonra vefat etmesiyle sonlanıyor. Yazar ayrıca Abdülaziz’in kendisi için bir ilham ve cesaret kaynağı olan kız kardeşi Prenses Nura binti Abdurrahman (D: 1875/Riyad) ile arasındaki örnek ilişkisini de ele alıyor. Abdulaziz, 1899’da yine Benî Halid kabilesinden olan Vadha binti Muhammed Âl Ureyr ile ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten Turki (ilk), Suud (kral) ve Munire adında üç çocuğu oldu.
Es-Sarif Savaşı
Yazar kitabının dördüncü bölümünü Riyad'ın geri alınması sürecine ayırıyor. İmam Abdurrahman ve oğlu Abdulaziz, 1900 yılının ilk yarısında savaşçılarıyla birlikte Kuveyt'ten, Necid'deki Sudeyr bölgesine gittiler. Burada Hail Emiri Abdulaziz bin Reşid’e tabi olan Kahtan kabilesiyle savaştılar. Ardından Abdulaziz geri almak üzere Riyad'a gitti. O dönem Riyad’ın valisi İbn-i Reşid’in tarafından atanan Aclan bin Muhammed idi.
Kral Abdulaziz, Kuveyt Emirliği ile Cebel-i Şemmer Emirliği arasındaki es-Sarif Savaşı'na katıldı. Savaş 17 Mart 1901'de el-Kasım Bölgesi’nin kuzeydoğusundaki Bureyde kentinde sona erdi.
İbn-i Reşid'in lehine sona eren savaşın ardından Abdulaziz ve savaşçıları Kuveyt'e geri döndüler.
Beşinci bölümde ise yazar, İbn-i Reşid'in güçleriyle birlikte Kuveyt'in kuzeyinde kamp kurduğu, ancak ‘Britanya ile bir çatışmaya çekilmemek için’ Osmanlı Devleti’nin isteği üzerine geri çekildiği es-Sarif Savaşı'nın sonuçlarına değiniyor. (s. 77)
Abdullah Philby’nin (İngiliz seyyah, yazar, istihbarat memuru, doğubilimci, kâşif ve siyaset adamı Harry St. John Philby) anlatımına göre es-Sarif yenilgisi, çölde bir başka savaşın patlak vermesinden çekinen Mubarek es-Sabah'ın ruhunda derin bir iz bıraktı. Ancak Kuveytli tarihçi Abdulaziz er-Reşid’e göre Mubarek es-Sabah'ın tereddüdü ‘rakibin dikkatini dağıtmak’ için yapılmış ‘kapsamlı bir plan’ çerçevesinde bu şekilde davranmıştı. (s. 77)
Ancak Abdulaziz, ne pahasına olursa olsun Riyad'ı almakta ısrarcıydı. Bu yüzden Kuveyt'ten 40 kişilik küçük bir kuvvetle ayrıldı. Er-Reyhani, Şeyh Mubarek'in Abdulaziz’e “kırk adam, otuz tüfek, iki yüz riyal ve biraz erzak’ teklif ettiğinden bahseder. (s. 79)
Kral Abdulaziz'in bu sayıda savaşçı ile yola çıkması ‘durumu her bakımdan değerlendirdiği ve daha hızlı hareket edebilmeyi, vur-kaç yöntemine başvurmayı planladığına, İbn-i Reşid’e bağlı güçlerle karşı karşıya kaldığında kolayca toparlanabileceği kadar eşya edindiğine işaret ediyor. (s. 82)
Yazar son olarak uzun bir bekleyiş ve sancılı sürecin ardından Riyad'ın geri alındığı 15 Ocak 1902 gecesini ayrıntılı olarak okuyucusuna aktarıyor.







