Irak'taki Şii ittifakı, Başbakan Kazimi'ye savaş mı açtı?

Irak'taki Şii ittifakı, Başbakan Kazimi'ye savaş mı açtı?
TT

Irak'taki Şii ittifakı, Başbakan Kazimi'ye savaş mı açtı?

Irak'taki Şii ittifakı, Başbakan Kazimi'ye savaş mı açtı?

Ahmed es-Suheyl
Irak'ın güneyindeki Zikar vilayet merkezi Nasıriye'de birkaç gün devam eden göreceli sakinlik, 19 Eylül'de şehrin önde gelen aktivistlerinden birinin kaçırılması ve bir başkasına da suikast girişiminde bulunulmasının ardından yerini gerginliğe bıraktı. Şehirde düzenlenen son protesto gösterilerinin önde gelen aktivistlerinden Basim Felih ve Seccad el-Iraki'nin içinde bulunduğu bir otomobil, 4x4 araç kullanan kimliği belirsiz silahlı kişilerce saldırıya uğradı. Aktivistlerden biri vurulurken diğeri bilinmeyen bir yere götürüldü.
Yaşanan gelişmeler, Nasıriye’deki halk hareketinin merkezi sayılan el-Habubi Meydanı'ndaki öfkeli protestocu grupları kızdırırken, protestocular, ez-Zeytun ve en-Nasr köprülerinin giriş-çıkışlarını tuttular ve valilik binası karşısındaki caddeyi kapattılar. Protestocular, yerel yönetime, kaçırılan aktivistin serbest bırakılması ve olayın sorumlularının ortaya çıkarılması için dün gece yarısına kadar süre vererek, şehrin limanlarına giriş-çıkışları ve devlet kurumlarını tamamen kapatmakla tehdit ettiler.
Bu gelişmeler, şehirdeki eylemcilerin ve protesto gösterileri sırasında ölen veya yaralananların ailelerinin, protesto gösterileri sırasında onlarca kişinin öldüğü veya yaralandığı şiddet olaylarının yaşandığı eş-Şuheda (ez-Zeytun) Köprüsü’nü yeniden açmaya karar vermelerinden sadece iki gün sonra yaşandı.
Protestocular ve kurbanların aileleri, son gelişmelerden sadece iki gün önce, Kasım 2019'da yaşanan ‘katliam’ın sorumlusu olmakla suçlanan eski Basra Operasyonlar Korgeneral Komutanı Cemil eş-Şammari başta olmak üzere aktivistlerin ölümünden sorumlu olanların cezalandırılması taleplerini yineleyerek köprünün açılışını gerçekleştirmişlerdi.
Öte yandan Başbakan Mustafa el-Kazimi, Nasıriye’deki gerilimin tırmanmasıyla birlilte Korgeneral Şammari'ye seyahat kısıtlaması getirdi. Başbakanlık Sözcüsü Ahmed Mulla Talal, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Mustafa el-Kazimi, Nasıriye’deki protestocuların öldürülmesi olaylarına karıştığı için General Cemil eş-Şammari’ye seyahat kısıtlaması getirdi” ifadelerine yer verdi. Ayrıca, Başbakan Kazimi’nin bu kararının, Şammari’nin Irak dışında tedavi görmesi için kendisine izin verildiği yönündeki sahte bir haberin ardından geldiğini belirtti.
Zikar Temyiz Mahkemesi de, geçtiğimiz yıl Kasım ayında ‘Nasıriye katliamı’ olarak bilinen olaylarda onlarca protestocunun öldürülmesi ve yaralanmasıyla ilgili suçlamalar nedeniyle Şammari hakkında tutuklama emri ve seyahat kısıtlaması kararı çıkardı.

Aktivisti kaçıranların etrafı sarıldı
Diğer yandan Zikar Emniyet Müdürü Hazım el-Vaili, Zikarlılara, göstericilere ve aşiret büyüklerine, ‘sakinleşme ve fitneye sürüklenmeme’ çağırısında bulunurken Emniyet Müdürlüğü, polis kuvvetlerinin Zikar’ın Al Aziric bölgesinde aktivisti kaçıran faillerin bulunduğu noktanın etrafını sardıklarını duyurdu.
Yerel basına göre üst düzey bir kaynak, kaçıranların arabasının yolunu belirledikten, onları takip ettikten, bulundukları yerin etrafını sardıktan sonra derhal bir operasyon düzenlenmemesinin nedeninin aşiretlerle bir çatışmaya girme korkusundan kaynaklandığını söyledi. Kaynak, ‘önümüzdeki birkaç saat içinde belirlenen adrese baskın düzenleneceğini de sözlerine ekledi.
Kaynak, Irak’ta polisin baskınların veya aramaların öncesinde aşiretlerin ileri gelenleri ve liderleriyle görüşmeler yaptığını hatırlattı. Emniyet Müdürlüğü daha önce, güvenlik güçlerinin güvenlik kameralarını inceledikten sonra kaçırılan eylemci Seccad el-Iraki'nin yerinin tespit edildiğini ve arama çalışmaları yaptığını doğrulamıştı.

Gerilimin artma olasılığı
Zikarlı aktivistlerden ve kaçırılan aktivistin yakın arkadaşlarından biri olan Hüseyin el-Gurabi, protestolardaki hareketliliği ve sosyal medyada birçok siyasi partiyi hedef alan paylaşımları nedeniyle son üç ayda, birden fazla tarafın Seccad’a tehditlerde bulunduğunu açıkladı.
Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, kaçırma olayı öncesinde Seccad’a bombalı bir suikast girişiminde bulunulduğunu söyleyen Gurabi, “Bu olayların devam etmesi, birçok aktivistin güvenli bir yer bulmak için Zikar’dan ayrılmalarına neden oldu” dedi. Güvenlik güçlerinin olaya karışanların ve mensubu oldukları aşiretlerin isimleri ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduklarını vurgulayan Gurabi, “Kaçırılma olayı sırasında Seccad’ın yanında bulunan bazı gençlerin bu bilgileri resmi makamlara bildirdiklerini” söyledi.
Güvenlik güçlerinin şuana kadar Seyyid İdris kenti çevresinde güvenlik kordonu oluşturmak dışında hiçbir fiili eylemde bulunmadıklarını belirten Gurabi, kaçırılan kişinin kaçırılmasından saatler sonra aynı yerde tutulma ihtimalinin düşük olduğunun altını çizdi.
Bu olayın ayaklanmanın yıldönümüyle bağlantılı olarak protestoların yeniden başlaması için güçlü bir itici güç oluşturacağına dikkati çeken Gurabi, “Hükümetin protestoculara verdiği sözleri yerine getirmek için Ekim ayı başına kadar bir şansı var. Aksi takdirde daha güçlü bir retle karşı karşıya kalacak” şeklinde konuştu.

Anlaşmalar bozuluyor
Gözlemcilere göre bu olay, hükümet ile büyük Şii partiler arasındaki anlaşmaların bozulmasına neden olabilir. Daha önce sızan bilgiler, Kazimi'nin protestoların tırmanmasını durdurma girişimi çerçevesinde Şii siyasi evinde yer alan partilerle aktivistlere yönelik suikast ve kaçırma olaylarının durdurulmasını öngören bir ‘anlaşma’ yaptığına işaret ettiler.
Siyasi analist ve araştırmacı Ahmed eş-Şerifi konuyla ilgili değerlendirmesinde, Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu'nun son hamlelerinin, Şii siyasi evi ve Kazimi arasında gerilime neden olduğunu söyledi. Şerifi, bu gerilimin, Kazimi ile Şii siyasi evi arasında yapılan anlaşmalarda ‘bir çatlağa’ yol açtığını belirtti.
Nasıriye’deki son olayların ‘anlaşmanın bozulmasına ve Kazimi'yi kamuoyu önünde utandırmaya yönelik girişimlerin’ bir sonucu olduğuna inanan Şerifi, Kazimi’nin adımlarının ve BM ile temaslarından memnun kalmadığını söylediği son konuşmasının, siyasi güçlere doğrudan bir mesaj ve hükümetin gerçek adımlar atamaması halinde uluslararası aktörün değişiklik yapma özgürlüğüne sahip olduğu yorumunda bulundu. Bu baskının, Kazimi'yi ‘Şii siyasi evi ile arasındaki herhangi bir anlaşmaya vesile olan tarafların dosyaları karşısında bir sıçrama yapmaya’ iten temel neden olduğuna işaret etti.
Şerifi, siyasi partilerin yolsuzluğa devam etme, seçim yasasını erteleme, Federal Mahkeme yargıçlarının yeterli sayıya ulaşmalarını önleme ve hükümetin performansını engelleme konusundaki ısrarının hükümeti yeniden gözden geçirecek olan uluslararası iradenin memnuniyetsizliğine yol açacağı sonucuna vardı.

On gün
Kaçırılma olayı,  aktivistlerin, hükümete yolsuzluğun sona ermesi ve silahlı grupların yaptıklarından sorumlu tutulmaları baskısı yapmak için düzenlenen protesto gösterilerinin yeniden başlaması gerektiğine dair güçlü bir işareti olarak gördüğü Ekim ayaklanmasının yıl dönümünün yaklaştığı sırada yaşandı.
Kendisi de bir aktivist olan gazeteci Ali Riyad, Nasıriye’deki gerilimin, hükümete, ez-Zeytun Köprüsü'nün açılması gibi gerilimi azaltma adımlarının eylem yapmamak veya haklarını unutmak anlamına gelmediğine dair açık bir mesaj olduğunu ve daha ziyade bir iyi niyet göstergesi olarak görmesi gerektiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’ın aktardığına göre Independent Arabia’ya konuşan Riyad, “Bu olay, Kazimi'nin yolsuzluk ve silahlı gruplardan hesap sorma adımlarında ne kadar ciddi olduğuna dair bir testidir. Ayaklanmanın yıldönümüne on gün kala bizi bir yol ayrımına getiriyor. Protestocuların, silahlı grupların ve onların devam eden terörünün karşısında hükümetin yanında olmaları için bir takım garantilere ihtiyaçları var. Ya da yeniden iktidara karşı çıkıp onu devirmeye çalışacaklar” şeklinde konuştu.
Riyad şöyle devam etti:
“Kazimi, yolsuzlukla suçlanan büyük başlara dokunduktan sonra artık Irak'ta tutunulacak tek dalın gençler olduğunu biliyor.”
Öte yandan Başbakan Kazimi'nin verdiği sözlere rağmen geçtiğimiz Ekim ayında protesto gösterilerinin patlak vermesinden bu yana Irak'ta siyasi aktivistler hedef alınmaya devam ediyor.



Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
TT

Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:

“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”

Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.

vfgthyj
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)

İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.


Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.


Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
TT

Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)

Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.

Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.

Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.