Libya’da ‘petrol anlaşması’  ‘pozisyonların dağılımı’ mücadelesini körüklüyor

Siyasiler, bu gelişmeleri eski yetkililerin yetkilerini ellerinde tutma şansını ‘artırma’ olarak görüyor

Libya'nın en önemli petrol sahalarından biri olarak kabul edilen Ras Lanuf petrol sahası (Reuters)
Libya'nın en önemli petrol sahalarından biri olarak kabul edilen Ras Lanuf petrol sahası (Reuters)
TT

Libya’da ‘petrol anlaşması’  ‘pozisyonların dağılımı’ mücadelesini körüklüyor

Libya'nın en önemli petrol sahalarından biri olarak kabul edilen Ras Lanuf petrol sahası (Reuters)
Libya'nın en önemli petrol sahalarından biri olarak kabul edilen Ras Lanuf petrol sahası (Reuters)

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Ahmed Muaytik’e, Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter ile ‘petrol üretiminin yeniden başlaması için bir  anlaşma’ yapmasının ardından yöneltilen eleştiriler, Libya'nın batısındaki siyasi liderler arasında, ‘pozisyonların dağılımında’ yer kapmak için verilen gizli mücadeleyi ortaya çıkarırken Muaytik, ‘petrol kartını, kişisel çıkarları için kullanmaya çalışmakla’ suçlandı.
Libya Yüksek Devlet Konseyi üyesi Muhammed Meazzib Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Muaytik’in muhalifleri tarafından onun siyasi hedeflerini dizginlemek için uygulanan yoğun bir siyasi istismar ve dikkatli bir takip söz konusu. Ancak Muaytik, Libya krizine siyasi çözüm getirilmesi çerçevesinde yakında seçilecek olan yeni Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcılığı görevini kazanma çabasıyla petrol kartını kişisel çıkarları için kullandıktan sonra, kendisini, ülke için çok önemli bir konu olan petrol üretiminin yeniden başlamasıyla ilgili anlaşmayı yönetmeyi başaran bir şahıs olarak göstermek istiyor” ifadelerini kullandı.
Yakında seçilecek Başkanlık Konseyi’nin bir başkan ve biri batı bölgesinden (Trablus bölgesi) olmak üzere iki yardımcısından oluşacağına işaret eden Meazzib,  Serrac’ın siyaset sahnesinden uzaklaşmasıyla Muaytik’in Başkanlık Konseyi Başkanı’nın batı bölgesinden yardımcısı olması için bir şansının olabileceğine dikkati çekti.
Libya siyaset sahnesi, özellikle Libya’nın batısı şu sıralar yoğun gelişmelere tanık oluyor. Libya Genel Ulusal Kongre Başkanı Nuri Ebu Sehmeyn ve eski Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Abdurrahman Suveyhli gibi isimlerinde aralarında olduğu çok sayıda siyasi isim, yaklaşan maratonda yüksek mevkileri kapmak için yarışıyorlar.
Meazzib, Muaytik’in bu makamı almaya çalışan rakiplerinin fırsatı değerlendirmek için petrol üretiminin yeniden başlamasına yönelik anlaşmaya doğrudan olmasa da televizyon ekranlarında boy gösteren analistler ve sosyal medya gibi dolaylı yollardan saldırmaktan ve onu çürütmekten çekinmediklerini söyledi. Ancak bunu yaparken anlaşmadaki boşluklardan yararlandıklarını belirten Meazzib, bu boşlukların başında Muaytik’in LUO ile tek başına anlaşma yapmasının geldiğini, oysa LUO liderlerinin yakında ABD’nin petrol üretiminin yeniden başlaması için yaptığı baskılara teslim olmasının beklendiğini belirtti.
Hafter ve Muaytik, petrol gelirlerinin adil bir şekilde dağıtılması da dahil olmak üzere bir dizi koşul ve prosedür çerçevesinde petrol üretiminin yeniden başlaması ve ihraç edilmesi için bir anlaşma imzaladılar.
Libya'nın doğusunu yöneten Tobruk Temsilciler Meclisi (TM) üyesi Cibril Vahide, Libya’nın batısındaki siyasetçilerin mücadelesi çerçevesinde söz konusu anlaşmaya yapılan saldırılara dikkat çekerek, burada herkesin çözümün anahtarı olmak istediğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Vahide, “Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Halid el-Meşri, TM Başkanı Akile Salih ile Fas’a müzakereler için heyetler göndererek ayrı bir anlaşmaya varmak istiyorlardı” dedi. Vahide, Fas’ın Buznika kentinde gerçekleşen bu müzakerelerin, Libya'nın batısındaki diğer siyasetçilerin muhalefetiyle karşılaştığını’ kaydetti.
Muaytik’in adıma karşı çıkılmasının sebebini İçişleri Bakanı Fetih Başağa gibi silahlı milislerin desteğini alamamasına bağlayan Vahide, “Misrata ya da Trablus'ta halkın ağırlığını yitirmesini telafi etmeye yönelik yorulmak bilmeyen girişimlerine rağmen Muaytik’e yönelik eleştirilerin önemli ölçüde artmasını ve bu eleştirilerde önümüzdeki dönemde içeride ve dışarıda birçok kişinin de katılmasıyla Muaytik’in rolünün sınırlandırılmasına katkıda bulunmasını bekliyorum” dedi.
Muaytik’in ‘mevcut durumdan yararlandığını ve çözümlerini sunduğunu’ söyleyecek kadar ileri giden Vahide, “Meydan, başkente saldıran LUO’nun liderleriyle yapılan anlaşmaya itiraz edilmesini fırsat bilecek ve bu anlaşmayı, Muaytik’i devre dışı bırakma fırsatı olarak görecek özellikle Müslüman Kardeşlerden olmak üzere çok sayıda siyasetçiyle dolu” şeklinde konuştu.
Vahide açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Gerçek şu ki, sürekli aldatma ve yanıltma girişimlerine karşı LUO’nun verdiği güçlü tepkiden çekindikleri için onunla karşı karşıya gelmekten kaçınıyorlar. Bu yüzden anlaşmayı engellemek için başka tüm yolları deneyeceklerini düşünüyoruz.”
 Libyalı siyasi analist İzzeddin Akil ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ve İngiltere'nin gizli de olsa anlaşma sebebiyle Muaytik’e yönelik saldırılarını artırmalarını beklediğini söyledi. Akil Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Libya'daki ABD Büyükelçiliği'nin her ne kadar Libya’daki tarafların bir araya gelmesinin bir başlangıcı olarak sayılsa da anlaşmanın açıklanmasından sonra kendisini rahat hissetmediğini düşünüyorum. Aynı şekilde İngiltere'nin ve tabii Türkiye'nin de.”
Anlaşmanın Hafter’i, herhangi bir müzakereye katılmasını engellemek ve yerine Akile Salih’i getirmek gibi onu marjinalleştirmek için yaptıkları pek çok yorucu girişimden sonra, ‘stratejik kararları kontrol eden merkezi bir şahsiyet’ olarak yeniden sunduğunu düşünen Akil, “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Libya'nın batısındaki kollarının, onun vereceği talimatlarla, anlaşmaya ve anlaşmayı yapanlara karşı tüm gücüyle çalışacaklarını düşünüyorum” yorumunda bulundu.
Akil, Batı’daki liderlerin "Maitiq siyasi alanı kendileriyle yüzleşmeyi başarırsa güçlenecek olan anlaşmaya karşı çıkacaklarını" sözlerine ekledi. Ayrıca, (anlaşma) onları "ulusal orduya" karşı askeri mücadelelerinde kullanılan paradan mahrum edecek.
Batıdaki siyasi liderlerin Muaytik’in siyasi çevresinin kendileriyle mücadeleyi kazanmaları halinde güçlenecek olan anlaşmaya karşı çıktıklarını söyleyen Akil, söz konusu anlaşmanın onları LUO’ya karşı verdikleri askeri mücadelelerinde kullandıkları paradan mahrum edeceğini öne sürdü.
Buna karşın UMH'nin ABD ile ilişkilerinden sorumlu danışmanı Muhammed Ali Abdullah, Başkanlık Konseyi’nden, TM’den veya Devlet Yüksek Konseyi’nden mevcut siyaset sahnesindeki kişilerin yeniden görevlendirilmeleri herhangi bir fırsat kollanmadığını söyledi. Abdullah, “Muaytik dahil hiç kimse, vatandaşların ihtiyaçlarını ve özlemlerini karşılayamadı” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Abdullah, “Bazıları, Muaytik’e başkente saldıran bir kişiyle diyalog kurma yetkisi verilmemesi nedeniyle anlaşmaya itiraz etti. Herkes, Muaytik ve Hafter’in Libya krizine radikal çözümler getirmeye çalışarak siyasi çözüm yolunu atlamaya ve engellemeye çalıştıklarını hissetti” ifadelerini kullandı.
 



ABD Başkanı'nın Irak Özel Temsilcisi görevinden ayrılacağına dair haberleri yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, Irak Özel Temsilcisi Mark Savaya ile birlikte (Arşiv – X)
ABD Başkanı Donald Trump, Irak Özel Temsilcisi Mark Savaya ile birlikte (Arşiv – X)
TT

ABD Başkanı'nın Irak Özel Temsilcisi görevinden ayrılacağına dair haberleri yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, Irak Özel Temsilcisi Mark Savaya ile birlikte (Arşiv – X)
ABD Başkanı Donald Trump, Irak Özel Temsilcisi Mark Savaya ile birlikte (Arşiv – X)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak Özel Temsilcisi Mark Savaya, görevden alındığı ve yerine ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın atandığı yönündeki haberleri yalanladı.

Savaya bugün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Görevime ilişkin dolaşıma sokulan söylentileri kesin bir dille reddediyorum. ABD’nin Irak Özel Temsilcisi olarak görevlerime tamamen bağlıyım” ifadelerini kullandı.

Savaya’nın açıklaması, Reuters’ın görevden alındığına dair bilgileri, konuya yakın kaynaklara dayandırarak aktarmasının ardından geldi.

Savaya, ‘ABD Başkanı Donald Trump’ın dün (cumartesi) Tom Barrack’ın Irak dosyasını üstlenme ihtimalini değerlendirmeye başladığını’ belirterek, “Sayın Barrack, Ortadoğu’da geniş bir deneyime ve bölgeye dair derin bir bilgi birikimine sahip” dedi.

Ancak henüz nihai bir karar alınmadığını vurgulayan Savaya, “Görevin benim liderliğimde ya da Sayın Barrack’ın liderliğinde sürdürülmesi konusunda kesinleşmiş bir durum yok” ifadesini kullandı.

Savaya, hedeflerin değişmediğini belirterek, “Irak’ta İran destekli milislerle mücadele etmek, sistematik yolsuzluğu sona erdirmek ve Irak halkını istikrarlı, egemen ve müreffeh bir devlet inşa etme yolunda desteklemek temel amaç olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde önemli gelişmeler yaşanacak” dedi.

Diğer yandan Savaya bugün paylaştığı bir başka mesajda, eski başbakan Nuri el-Maliki’nin oğlu Ahmed el-Maliki’yi yolsuzlukla suçladı. Bu çıkış, Washington’un Maliki’nin adaylığına karşı tutumunun bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Reuters, kimliğini açıklamadığı bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Savaya’nın görevden ayrılmasının nedeninin, ‘başlıca dosyaları kötü yönetmesi’ olduğunu aktardı. Kaynak, bu kapsamda Savaya’nın, ABD Başkanı Donald Trump’ın Bağdat’ı açıkça uyardığı bir adım olan Nuri el-Maliki’nin başbakanlığa aday gösterilmesini engelleyememesinin de yer aldığını belirtti.

Öte yandan Bağdat’ta Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerine yakın çeşitli siyasi çevreler, Savaya’yı Nuri el-Maliki’nin başbakanlık adaylığını engellemek amacıyla büyük miktarda para almakla suçlamıştı.

Irak-ABD gerilimi

Yeni gelişmeler, Washington ile Bağdat arasında Nuri el-Maliki’nin ülkenin en üst yürütme makamına aday gösterilmesi nedeniyle vuku bulan ciddi gerilimin ortasında yaşanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Maliki’nin başbakan seçilmesi halinde ABD’nin Irak ile çalışmayacağı yönündeki dikkat çeken paylaşımına rağmen, Şii Koordinasyon Çerçevesi güçleri adaylıkta ısrarını sürdürüyor. Bu durum, sürece ilişkin belirsizliğin devam etmesine yol açıyor. ABD’li Kongre üyesi Joe Wilson da Koordinasyon Çerçevesi’ni, ABD Başkanı’nı ‘aşağılamanın’ sonuçları konusunda uyardı.

Mark Savaya, geçen yıl ekim ayında ABD Başkanı’nın Irak Özel Temsilcisi olarak atanmasından bu yana Irak’taki kamuoyunun yakın takibi altında bulunuyor.

Savaya’nın bu tarihten bu yana, İran’a yakın milislerin faaliyetleriyle mücadele, yolsuzluk ağlarının takibi ve Irak açısından acil nitelik taşıyan diğer dosyalar konusunda yaptığı çok sayıda açıklamaya rağmen, sahada somut bir sonuç elde edilemediği belirtiliyor. Özellikle, atandığı tarihten bu yana Irak’a hiç gitmemiş olması dikkat çekiyor.

Irak’ta hükümete muhalif ve İran nüfuzuna karşı olan kesimler, söz konusu dosyalar konusunda Savaya’nın atacağı adımlara umut bağlarken, diğer bazı çevreler bu beklentileri gerçekçi bulmuyor. Bu çevrelere göre, İran’la müttefik grup ve fraksiyonlar son aylarda önemli kazanımlar elde etti. Bu kazanımlar arasında, federal parlamentoda 329 sandalyeden 100’den fazlasına sahip olmaları da yer alıyor. Ayrıca, ABD’nin bu tür oluşumların hükümette yer almaması yönündeki uyarılarına rağmen, Asaib Ehli’l Hak hareketinden bir ismin Meclis Birinci Başkan Yardımcılığı görevine getirilmesi de bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Savaya’dan memnun olmayan kesimler ise Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin ABD tarafından istenmeyen bir figür olarak görülen Nuri el-Maliki’yi başbakanlığa aday göstermekte ısrar etmesini, İran yanlısı grupların Washington’a açık bir meydan okuması ve ABD’nin Irak Özel Temsilcisi’nin görevinde şu ana kadar ciddi bir başarısızlık yaşandığının göstergesi olarak yorumluyor.

Öte yandan İran’a yakın silahlı grupların, Washington’un Tahran’a yönelik olası bir saldırısı ihtimali karşısında son günlerde ABD’ye meydan okuyan bir tutum sergilediği gözleniyor. Bu kapsamda, Ketaib Hizbullah ve en-Nuceba Hareketi, ABD’nin İran’a saldırması durumunda ‘savunma operasyonları’ yürütmek üzere vatandaşları gönüllü olmaya çağırıyor. Irak hükümetinin bu çağrılara karşı sessiz kalması ve herhangi bir engelleyici adım atmaması ise dikkat çekiyor. Irak Anayasası’nın bu tür faaliyetlere izin vermemesine rağmen yaşanan bu durum, gözlemcilere göre İran yanlısı fraksiyonların ülke içindeki nüfuzunun boyutunu ortaya koyuyor.


Savaş ve birlik arasında… Yaşlı Sudanlılar çocuksuz evlerine geri dönüyor

Mahalle sakinleri, yaşlıların bakım evine dönüşünü sıcak bir şekilde karşıladı (Şarku'l Avsat)
Mahalle sakinleri, yaşlıların bakım evine dönüşünü sıcak bir şekilde karşıladı (Şarku'l Avsat)
TT

Savaş ve birlik arasında… Yaşlı Sudanlılar çocuksuz evlerine geri dönüyor

Mahalle sakinleri, yaşlıların bakım evine dönüşünü sıcak bir şekilde karşıladı (Şarku'l Avsat)
Mahalle sakinleri, yaşlıların bakım evine dönüşünü sıcak bir şekilde karşıladı (Şarku'l Avsat)

Sudan’ın başkenti Hartum’da, 70 yaşındaki yaşlı adam Muhammed el-Hassan, bacağı kesilmiş ve bastonuna dayanarak, uzun bir aradan sonra yaşlılar bakım evine geri döndü. Yorgun ve bitkin görünmesine rağmen, mutluluğu yüzünden okunuyordu. el-Hassan, “Sonunda evimize döndük… Çok özlemiştik” ifadelerini kullandı.

Sudan yetkilileri, kısa süre önce 21 yaşlıyı Hartum’un Bahri şehrindeki “El-Du Hacuc” bakım evine geri gönderdi. Bu yaşlılar, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında çıkan savaşın ardından yaklaşık iki ay önce bakım evini terk etmiş ve Kuzey Nil eyaletindeki Şendi şehrine taşınmıştı.

Göç sırasında el-Hassan, sağ ayağından aldığı yara nedeniyle ameliyat oldu ve ayağı kesildi. Şarku’l Avsat’a konuşan el-Hassan, bakım evinde çalışan personelin yıllardır gösterdiği saygı ve özenin, hayatının geri kalanını burada geçirme kararını vermesinde etkili olduğunu söyledi.

El-Hassan, savaş sırasında bakım evinin duvarlarının bile mermilerden zarar gördüğünü, çevredeki binaların ise büyük ölçüde yıkıldığını belirtti. Savaş öncesi bakım evinde 26 yaşlı bulunurken, Şendi’de geçici bakım evinde kaldıkları sırada dördü hayatını kaybetti.

Coşkulu Karşılama

 Hartum Kuzey'deki "Al-Daw Hajjaj" evine 21 yaşlının döndüğü an.(Şarku'l Avsat')Hartum Kuzey'deki “El-Du Hacuc” bakım evine 21 yaşlının döndüğü an.(Şarku'l Avsat')

Yaşlıların geri dönüşü, bölge halkı tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Hartum Eyaleti Sosyal Kalkınma Bakanı Sadık Firini, “Tüm yaşlılar sağlıklı bir şekilde bakım evine ulaştı” dedi. Firini, bazı yaşlıların on yıllardır burada yaşadığını, çocuklarının veya yakınlarının çoğunlukla ilgilenmediğini belirtti. “Bazen sağlık durumlarını bildirmek için aileleri arıyoruz, ancak cevap vermiyorlar. Bazı yaşlılar çocuklarıyla konuşmak istiyor ama sonuç alamıyor” ifadelerini kullandı.

Ailelerini Kaybedenler

Bakım evinde uzun süre kalan birçok yaşlı, aileleri tarafından terk edilmiş ve iletişim tamamen kesilmiş durumda. Bazıları yürüyemez hale gelirken, bazıları ciddi sağlık sorunları ve kronik hastalıklarla mücadele ediyor.

Yaşlı Selman Süleyman, bakım evine dönmesini olağanüstü bir deneyim olarak nitelendirerek gözyaşlarına hakim olamadı. Kuzey Atbara’da göç sırasında akut böbrek yetmezliği tedavisi gördüğünü belirten Süleyman, “Tek dileğim, savaş öncesi terk ettiğim evime geri dönmek” dedi.

Yaşlıların yüzlerindeki mutluluk kısa süreli olsa da ailelerinden ayrı kalmanın yarattığı acı hatırlanmaya devam ediyor. Bazıları, “Bu dünyadan gitmeden önce çocuklarımı görmek istiyorum” derken, diğerleri geçmiş acılara rağmen affedici bir tutum sergiliyor.

Alternatif Aile Modelleri

Huzurevine dönen yaşlılardan biri (Şarku'l Avsat')Bakım evine dönen yaşlılardan biri (Şarku'l Avsat')

Bakan Firini, bakım evinde bir yaşlının vefatı durumunda, polise haber verildikten sonra cenaze işlemlerinin gerçekleştirildiğini belirtti. Ayrıca yaşlıların alternatif ailelerde bakılmasının, daha istikrarlı bir sosyal ortam sağladığı için önemli bir çözüm olduğu ifade edildi.

“El-Du Hacuc” bakım evi, 1928 yılında Hartum Bahri’de kurulmuş olup, kabul edilenlerin en az 65 yaşında olması şartı var. Kayıt için sıkı prosedürler uygulanıyor; nadir durumlarda, yaşlılar yakınlarıyla birlikte kabul ediliyor veya aileleriyle yaşamayı reddediyor. Bakım evinin kapasitesi 70 kişi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Sudan’daki yaşlı nüfus, toplam nüfusun yaklaşık %4’ünü oluşturuyor.


İsrail, şubat ayı sonunda Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün Gazze'deki faaliyetlerini yasakladı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Zuveyda kentinde, yanık tedavisi için gerekli tıbbi ekipman, ilaç ve temel malzemelerin ciddi bir şekilde yetersiz olduğu ortamda, Filistinli bir kadın Sınır Tanımayan Doktorlar hastanesinde yanıkları olan genç bir kadına yardım ediyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Zuveyda kentinde, yanık tedavisi için gerekli tıbbi ekipman, ilaç ve temel malzemelerin ciddi bir şekilde yetersiz olduğu ortamda, Filistinli bir kadın Sınır Tanımayan Doktorlar hastanesinde yanıkları olan genç bir kadına yardım ediyor (Reuters)
TT

İsrail, şubat ayı sonunda Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün Gazze'deki faaliyetlerini yasakladı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Zuveyda kentinde, yanık tedavisi için gerekli tıbbi ekipman, ilaç ve temel malzemelerin ciddi bir şekilde yetersiz olduğu ortamda, Filistinli bir kadın Sınır Tanımayan Doktorlar hastanesinde yanıkları olan genç bir kadına yardım ediyor (Reuters)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Zuveyda kentinde, yanık tedavisi için gerekli tıbbi ekipman, ilaç ve temel malzemelerin ciddi bir şekilde yetersiz olduğu ortamda, Filistinli bir kadın Sınır Tanımayan Doktorlar hastanesinde yanıkları olan genç bir kadına yardım ediyor (Reuters)

İsrail, bugün yaptığı açıklamada, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün Filistinli çalışanlarının listesini sunamaması üzerine Gazze'deki insani yardım faaliyetlerini durduracağını duyurdu.

Yurtdışı İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı, "Gazze Şeridi'ndeki Sınır Tanımayan Doktorlar'ın faaliyetlerine son verme yönünde adımlar atıldığını" açıkladı.

Bakanlık, kararın "Sınır Tanımayan Doktorlar'ın, bölgede faaliyet gösteren tüm insani yardım kuruluşları için geçerli şart olan yerel personel listelerini sunamaması" üzerine alındığını belirterek, örgütün faaliyetlerini durduracağını ve 28 Şubat'a kadar Gazze'den ayrılacağını kaydetti.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), salı günü, İsrail'in Gazze Şeridi ve Batı Şeridi'ne erişimini sürdürmesi için talep ettiği personel listelerini vermeyeceğini açıkladı ve ekibinin güvenliği konusunda garanti alamadığını ifade etti.

Gazze'deki hastaneleri destekleyen MSF, İsrail'in bu ay Filistin topraklarındaki faaliyetlerini durdurması emrini verdiği 37 uluslararası kuruluştan biri. Bu kuruluşlar, personel bilgilerini sunma zorunluluğu da dahil olmak üzere yeni düzenlemelere uymadıkları takdirde faaliyetlerini durduracaklar.

Yardım kuruluşları, personel hakkında kişisel bilgilerin paylaşılmasının güvenliklerini tehlikeye atabileceğini belirterek, Gazze'deki iki yıllık savaş sırasında öldürülen veya yaralanan yüzlerce yardım çalışanını örnek gösteriyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre kayıt sürecini yöneten İsrail Diaspora İşleri Bakanlığı, yaptığı açıklamalarda, Hamas'ı Sınır Tanımayan Doktorlar'a baskı yapmakla suçladı. Bakanlık herhangi bir kanıt sunmadı, ancak Gazze Sağlık Bakanlığı'nın 29 Ocak'ta ortak sağlık kuruluşlarına bağlı sağlık çalışanlarının verilerini paylaşmayı reddettiğini, bunun nedeninin ise güvenlik endişeleri olduğunu belirtti. Bakanlık, Sınır Tanımayan Doktorlar'ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtti.

İsrail daha önce, veri kaydının Filistinli silahlı gruplara yardım ulaşmasını engellemek amacıyla yapıldığını belirtmişti. Yardım kuruluşları, önemli miktarda yardımın başka yerlere yönlendirildiğini reddediyor. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) geçen hafta, bu bilgiyi ifşa etmeyi kabul eden Filistinli ve uluslararası personelin kısmi bir listesini paylaşmaya hazır olduğunu, ancak listenin yalnızca idari amaçlarla kullanılması ve ekibini tehlikeye atılmaması şartıyla bunu yapacağını söyledi. MSF, insani tıbbi malzemelerin yönetimini kontrol altında tutmak istediğini belirtti. Örgüt yaptığı açıklamada, "Tekrarlanan çabalara rağmen, son birkaç gündür İsrail yetkilileriyle gerekli somut garantiler konusunda bir anlaşmaya varamadığımız ortaya çıktı" ifadelerini kullandı. MSF, Gazze ve Batı Şeria'daki faaliyetlerine getirilen yasağın, Gazze'de devam eden insani kriz göz önüne alındığında, insani hizmetler üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip olabileceğini belirtti.