Azerbaycan ve Aliyev

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den bir görüntü (AFP/ Getty)
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den bir görüntü (AFP/ Getty)
TT

Azerbaycan ve Aliyev

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den bir görüntü (AFP/ Getty)
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den bir görüntü (AFP/ Getty)

Savsana Mehanna
Hazar Denizi’nde Rusya ile İran arasında yer alan, petrol ve doğalgaz açısından zengin olan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin nerede olduğunu pek çok kişi bilmeyebilir veya bu ülke hakkında pek fazla bilgi olmayabilir. Son zamanlarda haber bültenlerinde ve gazetelerde manşetlerde yer alan bu ülke, Türkiye’ye bağlı 6 devlet arasında laik tabiatlı bağımsız bir devlettir ve en büyük şehri olan Bakü ise başkentidir.
Azerbaycan, 30 Ağustos 1991 tarihinde Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazandığından beri cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine tabi olmuştur. Aynı yıl, Dağlık Karabağ bölgesi veya Artsah Cumhuriyeti, Azerbaycan’dan bağımsızlık kazanmaya çalışıyordu. Burası, Güney Kafkasya’nın Karabağ bölgesinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün 170 mil uzağında ve Ermenistan sınırına oldukça yakın bir alanda yer alan tanınmayan bir cumhuriyettir. Karabağ, kuzeyde ve doğuda Azerbaycan, batıda Ermenistan ve güneyde İran ile sınırlandığı için karayla çevrili bir ülke olarak kabul edilir. Karabağ Cumhuriyeti Anayasası, 2006 yılında onaylanmıştır.

Demografik dağılım
Azerbaycan halkının çoğu, yani yüzde 96’sı Müslümandır, kalan yüzde 4’ü ise Hristiyanlık, Musevilik ve Zerdüştlük gibi diğer dinler arasında dağılmış durumdadır. Bazı istatistikler göre, Sünni Müslümanların oranının yüzde 15 olduğunu belirtirken, Şiilerin ise Müslüman nüfusun yüzde 85’ini temsil ettiğini söylüyor.  
Azerbaycan’daki dini durum, Rusya, Türkiye ve İran gibi bölgede önemli siyasi roller oynayan ülkelerle olan sınırları nedeniyle jeopolitik durumunun karmaşıklığıyla bağlantılıdır. Azerbaycan anayasaya göre laik olmasına rağmen İslam, toplumsal ve kültürel kimliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı şekilde dini kurumlar, sözde ‘radikal grupların’ etkisini önlemek amacıyla katı bir politika takip etmektedir. Petrol zengini olan Azerbaycan, son yirmi yılda kendisini tökezleyen bir devletten önemli bir bölgesel enerji aktörü olarak yeniden tanımlamıştır.

Petrol zengini bir devlet
Azerbaycan, petrol ve gaz bakımından zengin ülkelerden biri. Enerjiden elde ettiği gelirlerini, uluslararası projelere katılan hükümet tarafından yönetilmiş bir yatırım fonu oluşturmak için kullandı. Aynı şekilde kaynaklarını, ordusunu yeniden inşa etmek için kullandı. Ancak bölgede artan zenginliğine ve etkisine rağmen, yoksulluk ve yolsuzluk ülkenin kalkınmasına hala gölge düşürüyor. Ayrıca birçok gözlemcinin ‘demokrasinin henüz olgunlaşmamış ve tehdit altında olduğunun bir göstergesi olarak’ gördüğü, insan hakları savunucularına ve gazetecilere yönelik artan baskı durumlarına da tanık oluyor.

Yönetici aile
Aliyev ailesi, Azerbaycan’daki yönetici ailedir. Dede lider, oğlu mevcut cumhurbaşkanı, eşi cumhurbaşkanı yardımcısıdır, kızları Leyla Aliyev ise bir sonraki cumhurbaşkanı olabilir. 21’inci yüzyılda, tüm üyelerinin yüksek siyasi mevkilerde bulunarak ülkeyi yöneten bir ailedir.
Sovyetler Birliği’nin istihbarat birimi olan KGB’nin yerel yöneticisi olan Haydar Aliyev, 1969 yılında göreve geldi. Azerbaycan’ın 1991 yılında Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanmasına, yani 1993’ten 2003’teki ölümüne kadar otuz yıllık bir süre boyunca cumhurbaşkanlığı pozisyonunu üstlendi. Oğlu İlham’ı, başbakanlığa oturtmuş, daha sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olarak tayin etmişti. Muhalifleri Aliyev’i, nüfusun yarısı yoksulluk sınırının altında yaşarken, müttefiklerinin petrol gelirleriyle zenginleşmesine yol açarak yolsuzluk yapmakla suçluyor.
Aliyev ailesi, muazzam bir devrim yaşadı ve ülke ekonomisinin tüm sektörlerini kontrol altına aldı.
 
İlham Aliyev
Azerbaycan Cumhurbaşkanı, 2003 yılında babası Haydar Aliyev’in yerini alarak şu ana kadar iktidarda kalmayı sürdürdü. Büyük bir çoğunluk tarafından birçok defa yeniden cumhurbaşkanı olarak seçildi. Şubat 2017’de eşi Mihriban, Birinci Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atandı ve Azerbaycan’ın en önemli madalyası olan Haydar Aliyev Madalyası ile ödüllendirildi.
İlham Aliyev yönetiminde halkın onayladığı referandumlarla, cumhurbaşkanlığı görev süresinin beşten yediye çıkarıldı ve cumhurbaşkanlığı görev süresinin 1 dönemle sınırlı olması kaldırıldı.
Aile, iktidar üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı. İlham, Azerbaycan’ın Ermenistan ile savaştığı bölge olan Dağlık Karabağ meselesi başta olmak üzere, babasından bazı meseleleri miras aldı. Bu çatışma; katliamların, zulmün ve yerinden edilmelerin yaşandığı bir savaşa yol açtı. Karabağ sorunu, 1991 yılındaki çöküşün ardından Sovyetler Birliği bölgelerinde patlak veren en uzun ve en karmaşık krizlerden biri olarak sayılıyor. İlham Aliyev, bölgenin ülkesine bağlı olduğunu teyit etmiş, uluslararası hukuka ve uluslararası kuruluşların bu konudaki kararlarına dayanarak bağımsızlığına asla izin vermeyeceğini de vurgulamıştı.
 
Mihriban Aliyev
21 Şubat 2017 tarihinde Aliyev, eşini birinci yardımcılığına atadı. Mihriban, bir finansal imparatorluğa sahip nüfuz sahibi ‘Paşayev’ ailesinden geliyor. Yönetimde, eşinin ardından yerini alma ihtimali birçok defa gündeme geldi. Aktivist ve parlamentoda milletvekili olan Mihriban, yeni göreviyle birlikte kocasından sonra en yüksek ikinci devlet yetkilisi oldu. Bu atama, 2016 yılında yapılan referandumun ardından ülkede yapılan anayasa değişikliklerinin ardından geldi. Bu bağlamda Birinci Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı pozisyonu oluşturuldu.
 
Leyla Aliyev
İngiltere merkezli Daily Mail gazetesi, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın sızdırılan Panama Belgeleri’nde isimleri zikredilen iki kızının fotoğrafını yayınladı. Gazete, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in iki kızı Leyla ve Arzu’nun, İngiltere’de yüz milyonlarca değere sahip gayrimenkul varlığına ve yurtdışında gizli şirketlere sahip olmaları dolayısıyla Panama Belgelerinde yer aldıklarını belirtti. Vergi kaçırmak için güvenli bir cennet sayılan Virjin Adaları’ndaki ‘Exaltation Limited’, Leyla ve Arzu’nun sahip olduğu şirketler arasında yer alıyor. Aynı şekilde sadece 4 yıl içerisinde Dubai, Paris ve İngiltere’de 50 milyon İngiliz sterlininden fazla mülk sahibi oldular. 2018 yılında İngiltere merkezli ‘The Guardian’ gazetesi ise, Aliyev’in kızlarını kara para aklamakla suçladı.
30 yaşındaki Leyla, dedesi Haydar Aliyev Vakfı’nın başkan yardımcısı konumunda ve annesinin yardımcılığını yapıyor. Çek Cumhuriyeti ve Londra’da Hampstead Lane’de her biri 17 milyon İngiliz sterlini değerinde saraylara sahiptir. İki kız kardeşin en ünlüsü olarak kabul ediliyor ve kendisini bir yıldız ve sanatçı olarak görüyor. Instagram’da düzenli olarak paylaşım yapmayı seviyor. Dünyadaki cumhurbaşkanları kızlarının en ünlülerinden biri olarak kabul edilirken, kendisiyle yalnızca Ivanka Trump rekabet ediyor. Aynı zamanda Prens Andrew ve medya patronu Rupert Murdoch’un kızı Elisabeth Murdoch da dahil olmak üzere İngiltere’deki çok sayıda nüfuz sahibi isimle dostluğa sahiptir.
İngiltere yasalarına göre Leyla ve Arzu’nun İngiltere’de şirket ve gayrimenkul sahibi olmasına izin veriliyor. Ancak hesapları, babaları İlham Aliyev ile olan bağlantıları nedeniyle yakın incelemelere tabi tutuluyor. Evli oldukları dönemde eşi, iş adamı ve pop yıldızı olan Emin Ağalarov ile Moskova’da yaşıyordu ve aynı zamanda Londra’da Hyde Park’a bakan lüks bir daireleri vardı.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal