Griffiths, Safer tankeri konusunda Husilerden onay alamadığını duyurdu

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths.
Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths.
TT

Griffiths, Safer tankeri konusunda Husilerden onay alamadığını duyurdu

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths.
Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths.

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, Yemenli tarafları ortak bildiri ile ilişkili olarak anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye çağırdı. Griffiths uzman bir BM ekibinin, Husi grubun bölgeyi büyük bir felaketle tehdit eden, Yemen’in batı kıyısında bulunan zarar görmüş haldeki Safer petrol tankerini denetlemesine izin verilmediğine dikkat çekti. BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyelerinin video konferans aracılığıyla düzenlediği oturumda ortak bildiri üzerinde anlaşmak için aylardır Yemenli taraflar arasında arabuluculuk yaptığını belirttiği bir brifing verdi. Griffiths, arabuluculuğunun ‘yol boyunca birçok zorlukla karşılaştığı zorlu bir süreç olduğunu’ kaydetti. Temsilci, tarafların ‘ortak bildiri hususundaki müzakereleri ilerletmek için gerekli nihai kararları alma’ zamanının geldiğini söylerken özellikle ekonomik ve insani tedbirlerle ilgili olarak defalarla ortaya çıkan zorluklara dikkat çekti. Kendisinin, ‘arabulucu’ olduğunu ve tarafların ‘kendisiyle değil, birbirleriyle pazarlık ettiğini’ kaydeden Griffiths, geçtiğimiz günlerde İsviçre’de yapılan ve tutukluların serbest bırakılmasının kararlaştırıldığı toplantıya atıfta bulundu. Martin Griffiths, ortak bildiride bahsedilen konuların daha zorlu ve çatışmanın politikası ile sahadaki durum için daha temel olduğunu belirterek ‘durumu hafife almama’ çağrısı yaptı.
BM Temsilcisi, cephelerdeki eylemlerin önceki aylardaki şiddette yaşanmadığına dikkat çektiği açıklamasında “Bu olumlu bir durum. Ancak hiçbir şekilde büyük bir rahatlık kaynağı değil” ifadesini kullandı. Martin Griffiths, Marib ve Taiz’deki taraflar arasındaki şiddetin periyodik olarak hız kazanması ve Suudi topraklarına yönelik son saldırıların tartması konusunda ciddi endişeleri olduğunu dile getirdi. Söz konusu artan gerilimin yaygın şiddete geri dönüşün habercisi olmadığı yönündeki umudunu dile getiren Martin Griffiths, taraflara ‘sivillerin hayatlarını ve alt yapıyı korumak için uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirme’ çağrısı yaptığı açıklamasını şöyle sürdürdü:
“BM Hudeyde Anlaşması’nı Destekleme Misyonu (UNMHA), Hudeyde Anlaşması uyarınca iki taraf arasındaki iş birliğini geliştirmek için Yeniden Düzenleme ve Koordinasyon Komitesi ve diğer ortak mekanizmaları yeniden etkinleştirme çabalarını sürdürmektedir.”
Cephelerde sakinliğin sağlanması için ‘siyasi sürece dönüşün eşlik ettiği bir ateşkesten daha iyi bir seçeneğin olmadığını’ vurgulayan Griffiths, Safer tankeri konusunda süren endişeye dikkat çekti. Husilerle görüşmenin ‘bu büyüklükteki acil bir mesele için gerekenden çok daha yavaş’ ilerlediğinden şikayet etti. BM Temsilcisi, UNMHA’nın bölgeye gitmesi için henüz gerekli onayları almadıklarını belirterek Yemen’de uzun süredir devam eden çatışmayla birlikte daha geniş çaplı bir istikrar olmamasının, özellikle güney vilayetlerinde her zamankinden daha büyük bir endişe kaynağı haline geldiği uyarısında bulundu.
Martin Griffiths, bir yıl önce Yemen hükümeti ve Güney Geçiş Konseyi’nin Suudi Arabistan tarafından desteklenen Riyad Anlaşması’nı imzaladığını hatırlatarak “Bu, bize güney vilayetlerinde daha fazla istikrar için umut verdi” dedi. Taraflara ‘anlaşmayı bir an önce uygulama’ çağrısı yaptı.
BM Temsilcisi Griffiths açıklamasının devamında şunları söyledi:
“Yemen’deki çatışmanın uzun süredir devam etmesi doğrultusunda çözüm özellikle güney vilayetlerinde eskisinden daha acil hale geldi. Bir yıl önce Yemen hükümeti ve Güney Geçiş Konseyi, Suudi Arabistan himayesinde Riyad Anlaşması’nı imzaladı. Bu durum, güney vilayetlerinde daha fazla istikrar sağlanması, devlet kurumlarının çalışmalarının verimliliğinin artırılması ve anlaşma tarafları arasında gerçek siyasi iş birliğinin önünün açılması umutlarını tazeledi. Yemenliler için, güney için ve bana emanet ettiğiniz barış süreci için başarıya ulaşılmasına artık çok ihtiyacımız var. Tarafları anlaşmanın uygulanmasını hızlandırmaya çağırıyorum. Riyad’da geçtiğimiz haftalarda, Suudi Arabistan’ın ve iki tarafın anlaşmazlıkları çözme ve ileriye gitmek için neyin üzerinde anlaşmaya varılması gerektiğine açıklık getirme hususlarına daha fazla odaklandığına tanık olduğumuz unutulmamalıdır. Yaklaşık bir saat önce Riyad ile iletişime geçtiği ve kendimi daha güvende hissettim. Yakında somut ilerlemeyi duyurabileceklerini düşündüklerini söylüyorlar. Gerçekten de öyle olmasını umuyorum.”
BM Temsilcisi, BMGK’nın 1325 sayılı kararının yirminci bölümüyle ilgili yaptığı açıklamada Yemen’de olduğu gibi tüm dünyada da kadınların katılımına ilişkin bir fırsat olduğunu belirtti. Griffiths sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen’deki kadınların cesaretinden, savaşı sona erdirme ve barışı inşa etme kararlılığından halen büyük ilham alıyorum. Bu vesileyle, BM kadınlar heyeti ve ofisimin uluslararası ortaklar ve diplomatik temsilcilerin huzurunda ülkenin dört bir yanından çeşitli ağları temsil eden 30 Yemenli kadın liderle bir toplantı düzenlediğini söylemekten memnuniyet duyuyorum. Yemenli kadınlar müzakerelere yeniden başlamanın, savaşı sona erdirmenin, şu ana kadar başarılı olunamayan bir durum olarak kadınların siyasete katılımını ve temsilini artırmanın, onları siyasi ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet eylemlerinden korumanın önemine odaklandılar. Söz konusu toplantıda da söylediğim gibi; bunlar sadece Yemenli kadınlar için değil, istisnasız tüm Yemenliler ve hepimiz için iyi fikirlerdir. Yakın bir zamanda gerçekleşmesini umduğumuz bu fikirlerin müzakerelerin merkezine yerleştirilmesini sağlamak için her iki tarafın heyetlerinde kadın temsilciler görmemiz şart. İnanıyorum ki o toplantıda kapsamlı bir şekilde tartıştığımız gibi, hepimizin rolüne göre bu çabanın başarısına yardımcı olabiliriz ve tarafları yüzde 30’dan az olmamak kaydıyla kadınları heyetlerine dahil etmeye teşvik edebiliriz.”
BM Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü David Beasley de “Büyük bir açıklık ve dürüstlükle, şu anda Yemen’de karşı karşıya olduğumuz insani felaketin boyutu hakkında herhangi bir şüphe duyulmasını istemiyoruz” açıklamasında bulundu. Yemen’de felaket için geri sayımın başladığını belirten Beasley, şiddet eylemlerinin tırmanması, ekonomik çöküşün derinleşmesi ve yoksulluğu yeni bir seviyeye ulaştıran Kovid-19’un artarak yayılmasından kaynaklanan zehirli bir karışık olduğuna dikkat çekti. David Beasley açıklamasının devamında “2021 yılında kıtlıktan kaçınmak için 1,9 milyar dolara ihtiyacımız olacak. İnsanların ölmemesi için şimdi harekete geçmeliyiz. Yemen’i yutmakla tehdit eden karanlığın ortasında, BMGK’dan bu ulusun halkına bir umut ışığı vermesini istiyorum” dedi. Konsey üyelerine de ‘Yemen halkına sırtlarını dönmeme’ çağrısı yaptı.
İnsani ve Acil Durum Yardımlarından Sorumlu BM Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock da “Bugün Yemen’deki en acil görev, kıtlığın yayılmasını önlemektir” diyerek riskin arttığını gösteren verilere dikkat çekti. Ülkenin bazı bölgelerinde şu anda her dört çocuktan birinin akut beslenme yetersizliği çektiğini kaydeden Lowcock, “Yemen’de bağışıklık sistemini zayıflatacak hastalık sıkıntısı yok” dedi. Mark Lowcock, kolera, Kovid-19, sıtma, dang humması ve difteri gibi diğer solunum yolu hastalıkları gibi salgınlar olduğunu vurguladı.
Uluslararası toplumun iki yıl önce açlığı önlediğini hatırlatan yetkili, bunu tekrar etmek için dünyanın ‘sivilleri korumak, insani yardım sağlamak, yardımı finanse etmek, ekonomiyi canlandırmak ve barışa doğru ilerlemek için hemen harekete geçmesi’ gerektiğini vurguladı. Mark Lowcock konuşmasının devamında “Yemen’in ortaklarının ekonomik çöküşü ve bunu kaçınılmaz olarak takip edecek olan kıtlığı önlemek için düzenli döviz tedarik etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.



Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
TT

Yemen hükümetinde 3 bakanlığı kapsayan kabine değişikliği

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Başbakan Şai Zindani ile birlikte (SABA)

Yemen'de Başbakan Şai Muhsin ez-Zindani hükümetinde üç bakanlığı kapsayan kabine değişikliğine gidildi. Pazartesi günü yayımlanan iki cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeni bakanlar atanırken, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde de büyükelçi görevlendirmesi yapıldı.

Kararnamelere göre Salim el-Avlaki Enformasyon Bakanı, Yargıç Ekrem el-Amiri Kamu Hizmeti ve Sigortalar Bakanı, Ahmed el-Avlaki ise Yerel Yönetimler Bakanı olarak atandı. Ayrıca Muammer el-İryani, Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bünyesinde büyükelçi olarak görevlendirildi.

Öte yandan, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tuğgeneral Reşad el-Yusufi'yi Yüksek Askeri Komite üyeliğine ve Taiz cephesinden sorumlu göreve atadı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

El-Alimi ayrıca Albay Mecdi Ahmed'i Tur el-Baha Askeri Bölgesi ve Birinci Vatan Kalkanı Tugayı komutanlığına atayarak tümgeneralliğe terfi ettirdi.

Albay Bessam el-Hark, askeri bölgenin kurmay başkanlığına ve Dördüncü Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci eş-Şattaf da askeri bölgenin operasyonlar sorumlusu olarak görevlendirildi.


Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Rubio'dan Lübnan'a Hizbullah uyarısı: Çatışmaya katılması yıkıcı sonuçlar doğurur

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyindeki Batı Zutar'da konuşlu askeri birlikleri denetlerken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a, Hizbullah'ın İran, ABD ve İsrail arasında çıkabilecek olası bir çatışmaya dahil olmasının “yıkıcı sonuçlar doğuracağı” uyarısında bulundu. Üçüncü bir savaş ihtimalinden endişe duyan Avn, Hizbullah'ın yeni bir çatışmaya girmeyeceği yönündeki güvencelerine rağmen müzakere seçeneğinde ısrar ediyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkede yaşanan krizin çözümü için müzakere yolunu “alternatifi olmayan tek seçenek” olarak görüyor. Hizbullah'ın İsrail'le iki kez savaşa girmesinin ardından üçüncü bir savaş ihtimali Beyrut yönetimini endişelendirirken, örgütten İran, ABD ve İsrail arasında patlak verebilecek yeni bir çatışmaya katılmayacağı yönünde yeni güvenceler geldi.

Ancak Avn'ın bu güvencelere ihtiyatla yaklaşmasının önemli bir nedeni var. Hizbullah, mart ayında yaşanan ikinci savaş öncesinde de benzer güvenceler vermiş, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ise bu tutumundan geri adım atmıştı.

Lübnan'da “Denenmişi yeniden denememek gerekir” anlayışıyla hareket eden Avn, hem Hizbullah'ın yeni güvencelerini hem de örgütle arasında kısa süre önce başlayan temkinli diyaloğu dikkatle değerlendiriyor.

Cumhurbaşkanı, üçüncü bir savaş turunun özellikle Lübnan'ın güneyinde ve Şii toplumunun yaşadığı bölgelerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Rubio'nun telefon görüşmesinde yaptığı uyarı da Beyrut yönetiminin bu konudaki kaygılarını artırdı.

ABD seçimleri ve İsrail'deki siyasi belirsizlik müzakereleri durdurdu

Lübnan ile İsrail arasındaki müzakereler, ABD ve İsrail'de gerçekleştirilen seçimlerin yarattığı siyasi belirsizlik nedeniyle durgunluk dönemine girdi.

İsrail'le müzakerelerin resmi ve tek hamisi konumundaki ABD'de seçim süreci, Washington'ın yeni müzakere takvimini belirlemesini geciktirdi. Tel Aviv'deki seçimlerin kesin bir sonuç ortaya koymaması da İsrail tarafının siyasi karar alma sürecini zorlaştırdı. Bu tablonun Lübnan'la yürütülen görüşmelerdeki belirsizliği daha da uzatabileceği değerlendiriliyor.

sdcvfbn
Lübnan-İsrail müzakereleriyle eş zamanlı olarak Roma'daki ABD Büyükelçiliği girişinde güvenlik görevlileri (Arşiv – AP)

ABD, Tel Aviv'deki siyasi tablonun netleşmesini beklerken müzakerelerin siyasi veya askeri düzeydeki yeni turu için henüz tarih belirlemedi.

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Avn, müzakerelerin başarısız olduğu görüşüne katılmıyor. Tercihini eleştirenlere “Alternatif ne?” sorusuyla karşılık veren Avn, müzakere yolunun Lübnan'ı koruyabilecek ve halkına yaşadığı büyük felaketi aşma umudu verebilecek tek seçenek olduğunu savunuyor.

ABD'de askeri düzeyde gerçekleştirilen son müzakere turunda da somut bir ilerleme sağlanamadı. İsrail heyeti, Lübnan tarafının sunduğu çeşitli önerilere yanıt vermekten kaçınarak bunları siyasi makamlara iletmesi gerektiğini belirtti.

Lübnanlı bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu durumun müzakerelerin başarısız olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Yetkili, ABD tarafının Lübnan askeri heyetinin ordunun sahadaki çalışmalarına ilişkin sunumundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

ABD'li General Joseph Clearfield'ın da toplantıda yaptığı konuşmada Lübnan ordusunun çalışmalarını açıkça takdir ettiğini aktaran kaynak, ordunun İsrail güçlerinin çekildiği Batı Zutar'da bin 200'den fazla silah, mühimmat ve askeri altyapıyı ortadan kaldırmaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi.

Silahsızlandırma denetiminde anlaşmazlık

Lübnanlı resmi kaynak, müzakerelerin pilot bölgelerin silahlardan arındırıldığının doğrulanması konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle durduğunu belirtti.

Bu konuda iki seçenek bulunuyor. İsrail, denetim görevinin bir sivil toplum kuruluşuna (STK) verilmesini önerirken Lübnan bu öneriyi reddediyor. Beyrut yönetimi, bunun yerine 1949'dan bu yana ülkede görev yapan Ateşkes Denetleme Gücü'nün (UNTSO) görevlendirilmesini istiyor. Ancak İsrail, Lübnan'ın bu önerisine de karşı çıkıyor.

Avn'dan orduya yönelik eleştirilere tepki

Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan ordusunun performansını överek askeri kurumu hedef alan kampanyalara tepki gösteriyor. Orduyu “ulusal ve güvenlik açısından bir güvence” olarak nitelendiren Avn, kuruma yönelik saldırıların ülkenin iç güvenliğini güçlendirmeye katkı sağlamadığını belirtiyor.

cgbhyjuvfd
ABD'li General Joseph Clearfield, geçen ağustos ayında Lübnan Genelkurmay Başkanı General Rudolf Haykal ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Ordusu Komutanlığı)

Avn, “Ordunun bağımsız bir siyasi tutumu veya kendine ait özel bir gündemi yok. Ordu, siyasi otoritenin talimatlarını yerine getiriyor” diyor.

Lübnan ordusunun İsrail ordusuyla doğrudan iletişim kurmayı reddetmesinin de kendi talimatı doğrultusunda gerçekleştiğini belirten Avn, böyle bir temas için henüz erken olduğunu vurguluyor.

“Mevcut koşullarda doğrudan iletişim kurulması mümkün değil. İsrail ordusu topraklarımızı işgal etmeyi sürdürüyor ve her gün bu topraklara saldırıyor” ifadelerini kullanıyor.

Hizbullah'ın patlayıcıları gündemde

Lübnanlı resmi kaynak, güvenlik güçlerinin Hizbullah mensuplarıyla birlikte ele geçirdiği patlayıcılarla ilgili tartışmaların abartıldığını savundu.

Söz konusu patlayıcılarla ilgili sürecin hukuki çerçevede ilerlediğini belirten kaynak, “Soruşturmalar tamamlandıktan sonra başka adımlar atılması gerekiyorsa bunları atacağız” dedi. Bu açıklamanın, dosyanın Yüksek Yargı Konseyi'ne sevk edilmesi ihtimaline dolaylı bir gönderme olduğu değerlendiriliyor.

Ele geçirilen patlayıcıların ilk olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun aynı hafta içinde iki ayrı operasyon gerçekleştirdiğini, bunların ardından dördüncü bir operasyonun daha yapıldığını söyledi. Daha önce de Bekaa Vadisi, güney bölgeleri ve Beyrut'ta benzer operasyonlar düzenlendiğini ancak bunların büyük tartışmalara yol açmadığını hatırlattı.

Lübnan devletinin silahların yalnızca devletin kontrolünde bulunması yönündeki taahhüdü doğrultusunda operasyonların devam edeceğini belirten kaynak, ABD'nin bu konuda Lübnan'a baskı yaptığı yönündeki iddiaları da reddetti.

Kaynağa göre Rubio, Avn ile yaptığı telefon görüşmesinde yalnızca ele geçirilen patlayıcıların Hizbullah'a geri verileceği yönündeki iddiaların doğruluğunu sordu. ABD'li bakan, bu konunun dışında herhangi bir ayrıntıya değinmedi ve Lübnan'dan ek bir adım atmasını istemedi.


Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
TT

Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).

Yemen'in Taiz kentinde Husilerin uyguladığı kuşatma, yüz binlerce kişinin yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırdı. Kente ulaşan yolların kapalı tutulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla güvenli bir koridor açılmasına yönelik girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları normal seviyesinin 5 katına kadar yükseldi. Ülkenin batı ve güneyindeki çatışma bölgelerinden kaçan sivillerin sayısı da artıyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), son dönemdeki askeri tırmanış ve buna bağlı çatışmaların Taiz'de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin artışa yol açtığını bildirdi. Örgüte göre, kentin çevresindeki bölgelere ulaşım yollarının kesilmesi nedeniyle temel ürünlerin maliyeti 3 ila 5 kat arttı. Bu durum, temel gıda maddelerini dahi çok sayıda ailenin karşılayamayacağı seviyelere taşıdı.

Örgüt, Yemen'in batısında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 300 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yerinden edilmelerin büyük bölümünün son iki ayda gerçekleştiğini belirten IOM, ailelerin barınma yeri bulmakta ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığını kaydetti. Bu süreçte insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyen kısıtlamalar da devam ediyor.

cdhyj
Husilerin dört haftadır Taiz kentini kuşatma altında tuttuğunu gösteren fotoğraf (Yerel medya)

Uluslararası Göç Örgütü Yemen Misyonu Başkanı Abdüssettar İssuf, yıllardır süren çatışmaların ardından Yemenli ailelerin yeniden evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. İssuf, bu ailelerin çoğu zaman üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şeyleri olmadan göç ettiğini vurgulayarak barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine acil ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

İssuf ayrıca, finansman yetersizliğinin binlerce ailenin hayati önem taşıyan yardımlardan mahrum kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Çatışmaların ve yerinden edilmelerin yayılmasıyla insani ihtiyaçların da giderek arttığına dikkat çekti.

Örgütün verilerine göre, ekim ayının başından bu yana Lahic vilayetinin El-Mudâribe ve El-Ara ilçelerinden 43 binden fazla kişi göç etti. Bu sayı, Yemen genelinde tek bir ilçede kaydedilen en yüksek yerinden edilme rakamı oldu.

Taiz vilayeti içinde de göç hareketliliği artarken çok sayıda aile, şu anda 56 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Aden kentine yöneliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, krizin sağlık alanındaki etkilerini hafifletmek amacıyla Marib, Lahic, Aden ve Taiz vilayetlerinde beş mobil sağlık ekibi görevlendiriyor. Bu ekiplerin ikisi Taiz'de faaliyet gösteriyor.

Ekipler; temel sağlık hizmetleri ve tıbbi danışmanlığın yanı sıra üreme sağlığı, akut yetersiz beslenmenin tedavisi, aşılama, sağlık kuruluşlarına sevk, ruh sağlığı, koruma ve acil bakım hizmetleri sunuyor.

Beş mobil ekip, geçen hafta sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu veya insani krizlerden etkilenen bölgelerde yaklaşık bin tıbbi danışmanlık hizmeti verdi.

Acil ihtiyaçlar için 45 milyon dolar gerekiyor

İnsani ihtiyaçların genişlemesi karşısında Uluslararası Göç Örgütü, müdahale kapasitesinin artırılması için aldığı katkılara rağmen ek finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Örgüt, önümüzdeki altı ay boyunca yürütülecek çalışmalar için yaklaşık 45 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Talep edilen finansmanın; hayat kurtarıcı yardımların yanı sıra barınma, acil nakit desteği, gıda dışı temel ihtiyaç malzemeleri, koruma hizmetleri, sağlık hizmetleri, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını karşılaması öngörülüyor. Kaynakların ayrıca yerinden edilmiş kişilerin barındığı alanların koordinasyonu ve nüfus hareketlerinin takibi için de kullanılması planlanıyor.

cdg
Husilerin yerleşim alanlarını hedef alması nedeniyle devam eden göç dalgası (Yerel medya)

Söz konusu çalışmalar, yerinden edilmiş aileleri ve onlara ev sahipliği yapan toplulukları hedefleyen Yemen Krizine Müdahale Planı kapsamında yürütülüyor. Bu çerçevede, Afrika Boynuzu'ndan Yemen üzerinden gelen göçmenlere yardım etmeyi amaçlayan Afrika Boynuzu ve Yemen Bölgesel Göçmen Müdahale Planı da uygulanıyor.

Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmayı ve kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarıyla Lahic'in batısındaki bölgeleri hedef almayı sürdürmesine rağmen Uluslararası Göç Örgütü, çatışmanın tüm taraflarına sivilleri ve insani yardım çalışanlarını koruma çağrısında bulunmakla yetindi.

Örgüt, özellikle Taiz vilayetinde ulaşılması güç bölgelere yardımların güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasının sağlanmasını istedi.

Köyler hedef alınıyor

Öte yandan Yemen hükümetine yakın kaynaklar, Lahic vilayetinin batısında Husilerin kontrolündeki bölgelerden ve Taiz ile cephe hattının kesiştiği alanlardan kaçışların sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, özellikle El-Mukâtıra ve El-Mudâribe ilçelerinde yerleşim yerlerinin roket mermileri ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması nedeniyle sivillerin bölgeden ayrıldığını aktardı.

Husilerin, Taiz vilayetinin kırsal kesimlerine ulaşan yolları kapatmasının ardından El-Mukâtıra ilçesinin çevresindeki yerleşim alanlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Örgütün, Lahic vilayetindeki El-Mudâribe ilçesinin köylerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürdüğü kaydedildi.

bfd bf
Husilerin Taiz vilayetini ele geçirmek için on binlerce silahlıyı sevk etmesi (AP)

El-Mudâribe'nin çevresinde hükümet güçleriyle Husiler arasında bir aydan uzun süredir çatışmalar yaşanıyor.

Bu gelişmeler, kırsal bölgelerde yaşayan siviller üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Yolların kapatılması ve köylere yönelik saldırılar, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gıda ve suya erişimin azalması ve sağlık hizmetlerindeki yetersizliklerle aynı döneme denk geliyor. İnsani yardım kuruluşları ise ihtiyaç sahiplerine ulaşmakta giderek daha fazla güçlük çekiyor.