Libya'da Petrol Tesisleri Muhafızlarının tek çatı altında toplanması Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun yankısını bastırdı

Çatışan tarafların kendi çıkarları için yıllarca siyasi olarak sömürdükleri petrol sorununa son verecek bir adım atıldı

Ortak Askeri Komite’nin heyetleri arasında imzalanan anlaşmalar, Libya'da Petrol Tesisleri Muhafızlarının tek çatı altında toplanması sürecinin başladığının duyurulmasıyla yürürlüğe girdi (AFP)
Ortak Askeri Komite’nin heyetleri arasında imzalanan anlaşmalar, Libya'da Petrol Tesisleri Muhafızlarının tek çatı altında toplanması sürecinin başladığının duyurulmasıyla yürürlüğe girdi (AFP)
TT

Libya'da Petrol Tesisleri Muhafızlarının tek çatı altında toplanması Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun yankısını bastırdı

Ortak Askeri Komite’nin heyetleri arasında imzalanan anlaşmalar, Libya'da Petrol Tesisleri Muhafızlarının tek çatı altında toplanması sürecinin başladığının duyurulmasıyla yürürlüğe girdi (AFP)
Ortak Askeri Komite’nin heyetleri arasında imzalanan anlaşmalar, Libya'da Petrol Tesisleri Muhafızlarının tek çatı altında toplanması sürecinin başladığının duyurulmasıyla yürürlüğe girdi (AFP)

Zayid Hediyye
Tunus'un ev sahipliğini yaptığı Libya Siyasi Diyalog Forumu, geçiş aşamasını yönetmek için yeni bir başkanlık konseyi ve bir ulusal birlik hükümetinin kurulmasına yönelik başlıca hedeflerine ulaşmadan,  başkanlık ve parlamento seçimlerinin yapılması konusunda uzlaşıya varılarak sona erdi. Ancak ardında Libya’da büyük bir yankı bıraktı. Bir yanda forumun sonuçlarının genel bir hayal kırıklığı yarattığını düşünenler ile diğer yanda elde edilen birkaç kazanımı övenler arasında derin anlaşmazlıklar çıktı.
Askeri komisyonlar ise bocalayan siyasi çözüm yolunun aksine, birkaç hafta önce Cenevre ve Gadames'te yaptıkları verimli diyalog toplantılarında elde ettikleri anlaşmaları uygulamak için her gün yeni bir olumlu adım atıyorlar. Bunlardan sonuncusu, çatışan tarafların kendi çıkarları için yıllarca siyasi olarak sömürdükleri petrol sorununu kökten sona erdirecek olan Petrol Tesisleri Muhafızlarının tek çatı altında toplanması sürencin başladığının duyurulmasıydı.

Askeri yolda yeni başarı
Halk arasında Tunus'taki Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun sonuçlarından kaynaklanan hayal kırıklığı yaşanırken, askeri komiteler, Birleşmiş Milletler (BM) liderliğindeki müzakere sürecinin, ülkeyi ve kurumlarını birleştirmede, krizi ve krizin ülkedeki genel duruma yönelik siyasi, ekonomik ve güvenlik düzeyindeki olumsuz yansımalarını sona erdirilebileceğine dair umut vermeye devam etti.
BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Stephanie Williams’ın Petrol Tesisleri Muhafızları’nın tek bir çatı altında toplanması sürecinin başladığını duyurması, umutları yeşertti. Williams, Libya'nın orta kesimlerinde ‘Petrol Hilali’ adı verilen bölgedeki liman kenti Brega’da düzenlediği basın toplantısında, petrol üretiminin önümüzdeki yıl başlayacağını, bununla birlikte bir petrol sahasını korumak için model olarak bir ön projenin yürürlüğe koyulacağını’ açıkladı.
Williams açıklamasında, Sirte'de toplanan Askeri Komite üyelerinin, ağır askeri teçhizatları bölgeden çekmeyi ve burayı mayınlardan temizlemeyi kabul ettiklerini’ belirtirken BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Askeri Komite’nin kararlarını güçlendirme konusunu görüşmek üzere üç gün sonra toplanacağını ve gelişmelerin bir özetini kendisine sunacağını’ açıkladı. Williams, “BM ve uluslararası toplum tarafından desteklenen Libya’daki üç diyalog yolu ile ilgili çok yakında BMGK’da net bir tutuma şahit olacaksınız” dedi.

Ulusal Petrol Şirketi (NOC) Başkanı Mustafa Sanallah, yeni koruma gücünün belirli kriterlere göre sivil ve askeri bir yapıdan oluşturulacağını ve petrol tesislerinin güvenliğini üç ayrı güvenlik birimi tarafından sağlanacağını açıkladı. Petrol Tesisleri Muhafızlarının idari olarak NOC’a bağlı olacağını belirten Sanallah, teknisyen ve uzmanların yanı sıra çalışmalarını kolaylaştırmak için gerekli tüm modern teknolojileri ve lojistik ihtiyaçları sağlayacak askeri ve sivil personelin de şirket bünyesinde yer alacağını vurguladı. Sanallah, çalışanların ve petrol tesislerinin en iyi şekilde korunmalarının ve üretim sürecinin istikrarının sağlanmasının, yabancı yatırımcıların ve firmaların ülkedeki çalışmalarına geri dönmelerine teşvik edeceğini ve sadece gelirlerin artması beklenen petrol sektöründe değil, yerel ekonomiyi canlandıracak hizmet sektörlerine de katkı sağlayacağını’ söyledi.

Tunus’taki Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun yankıları
Libya’da, Tunus’un ev sahipliğinde yapılan ve gündemindeki en önemli konularda sonuca varılamadan sona eren Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun nihai sonuçları ile ilgili yoğun bir tartışma yaşanıyor. Tartışma, önümüzdeki yıl 24 Aralık'ta yapılması planlanan genel seçimlere kadar ülkeyi geçiş aşamasına taşıyacak yürütme organlarının oluşturulması etrafında gerçekleşiyor.
Yorumların çoğu Libya’yı yakından takip eden gözlemcilerinden gelse de, forumun en azından birkaç uzlaşıyla sonuçlanmış olması memnuniyetle karşılandı.
Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac, Libya Siyasi Diyalog Forumu katılımcılarının seçimlere dair bir tarih belirleme konusunda uzlaşıya varmalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Serrac ayrıca, Yüksek Seçim Komisyonu'na işini verimli ve profesyonel bir şekilde yapmasını sağlamak için mevcut tüm kaynakları kullanarak bir miktar fon tahsis edildiğini duyurdu.
UMH Başkanı Serrac yaptığı açıklamada, son olarak 29 Haziran’da yaptığı, halkın tüm bileşenlerini ve kesimlerini temsil eden bir forumun toplanması, uygun bir anayasal temelin tartışılması, eşzamanlı başkanlık ve parlamento seçimlerinin yapılması ve tüm bunları BM’nin denetlemesi, lojistik ve güvenlik konularında gerekli düzenlemeleri yapması çağrısında olduğu gibi vatandaşların taleplerini karşılayan bu yaklaşımı tamamen desteklediğini vurguladı.
Müslüman Kardeşler’in Libya’daki siyasi kolu Adalet ve İnşa Partisi Genel Başkanı İyad Muhammed es-Savan, Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun sonuçlarına övgüde bulundu. Savan geriye kalan konularda da uzlaşıya varılacağı ve bir sonraki turda bu konulardaki çalışmaların tamamlanacağı konusundaki iyimserliğini dile getirdi.

Washington memnuniyetle karşıladı
ABD’nin Trablus Büyükelçiliği de 16 Kasım Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Libya’da seçimlerin önümüzdeki yılın sonunda yapılmasına ilişkin anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. Açıklamada, “Bu seçimler, tüm Libyalıların ülke yönetimini seçme konusunda egemenlik haklarını kullanmalarını sağlayacak” ifadeleri yer aldı.
Büyükelçilik açıklamada ayrıca, ‘Libya Siyasi Diyalog Forumu katılımcılarının ülke yönetiminin nasıl iyileştirileceği ve söz konusu seçimlerden önce nasıl hizmet sağlanacağı konusunda fikir birliği arayışındaki samimi ve sürdürülebilir çabalarına’ övgüde bulundu.

Yönetimi ele geçirmek için verilen yozlaşmış bir mücadele
Diğer yandan Libya’nın eski İçişleri Bakanı Aşur Şuveyl, Libya Siyasi Diyalog Forumu’nu eleştirerek, forumun büyük bir siyasi yolsuzluğun olduğunu ortaya çıkardığını, siyasi çatışmanın bilinmeyen bir geleceğe doğru yöneldiğini, devletin kendi işlerini yönetemeyen ve sorunlarını kendi başına çözemeyen başarısız bir yapı haline geldiğini gösterdiğini söyledi. Forumda devletin üst düzey kurumlarını kapmak için verilen mücadelenin eşi-benzeri görülmemiş bir yolsuzluk aşamasına ulaştığını öne süren Şuveyl, “Ülkenin sessiz çoğunluğu (halk) olan gerçek paydaşların gıyabında bir şeyler elde etme hırsı, sınırlı bir geçiş dönemi için de olsa güç kazanma noktasına kadar ulaşmıştır” şeklinde konuştu.
Libya'daki krizin gerçek çözümünün yine Libya’nın kendisinin bulması gerektiğini düşünen Şuveyl, "Bu büyüklükte bir dış müdahalenin varlığıyla ve açgözlü siyasal İslamcıların iktidara gelmesiyle mevcut koşullar düzelmeyecektir” dedi.
Libyalı araştırmacı ve akademisyen Faraj Aljarih ise “Libya Siyasi Diyalog Forumu’nun yetersiz sonuçlarını nasıl kutluyorlar?” diyerek bu durum karşısındaki şaşkınlığını ifade etti.
Aljarih şöyle devam etti:
“Bir ulusal birlik hükümeti ve bir başkanlık konseyi oluşturmak amacıyla düzenlenen forumda, altı gün boyunca yapılan diyalog ve tartışmalarda tek bir anlaşmaya varılamamış, bu konuda oluşturulacak mekanizmalar, yapılacak çalışmalar ve adaylık kriterleri hakkında bir görüş dahi ortaya koyulamamış olmasına rağmen forum nasıl başarılı sayılıyor? Forum süresinde yaşananlar ve toplantı salonundan sızanlar, Libyalı tarafların bir kez daha siyasi iklimi zehirlemeye çalışan dış taraflarca yönlendirildiğini gösteriyor. Cenevre’deki müzakerelerin, herhangi bir anlaşmaya varılamadan, Nahda Hareketi ve Türk istihbarat birimlerinin gözetimi altında olması için Tunus’a taşınmasında siyasal İslamcı akımlar doğrudan bir rol oynadılar. Bu akımlar, Cenevre’deki müzakerelerin son aşamalarında katılımcılara bir takım direktifler vererek, diyalogun engellenmesinde ve ulaşılabilecek her türlü uzlaşıyı sabote etme konusunda önemli bir rol oynadılar ve sonuç böyle oldu.”



Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)

Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının 10 gün önce başlamasının ardından İsrail’in taleplerinin başında ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ yer alıyor. Ancak bu talebin nasıl hayata geçirileceğine dair belirsizlik sürerken, Hamas’ın Filistin devleti kurulmadan silahlarını teslim etmeye sıcak bakmaması süreci çıkmaza sokuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu düğümün arabulucuları son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Buna göre, ya silahların tamamen tasfiyesi ya da dondurulması yönünde bir formül bulunması ve Hamas’ın buna ikna edilmesi ya da harekete baskı uygulanması gerekiyor. Uzmanlar, bu başlığın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrail iç siyasetinde seçim amaçlı bir baskı aracı olarak giderek daha fazla kullanılacağına dikkat çekiyor.

İsrailli muhalif lider Benny Gantz dün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ çağrısında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hamas silah bırakmayı kabul etmezse İsrail bu yapıyı tasfiye edecek” dedi. Netanyahu da salı günü ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmenin ardından, ‘Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik herhangi bir adımdan önce Hamas’ın silahsızlandırılmasının vazgeçilmez bir şart olduğu’ konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı.

Strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, arabulucuların seçeneklerinin sınırlı olduğunu ve önlerinde ya uzlaşı sağlamak ya da baskı uygulamak dışında bir yol kalmadığını ifade etti. Ragıb, silahsızlandırma talebinin İsrail, Washington, Avrupa Birliği (AB) ve bağışçı ülkeler tarafından defalarca dile getirildiğini ve artık savaşın durdurulması ile yeniden imarın önüne konulan temel engellerden biri haline geldiğini söyledi.

Ragıb’a göre Netanyahu ve benzer siyasi aktörler silahsızlandırma dosyasını seçimlerde kullanacak ve anlaşmayı her an sabote edebilecekler. Özellikle ikinci aşama çok sayıda mayın barındırıyor ve Netanyahu, özellikle çekilmeyle ilgili başlıklara yaklaşmak istemiyor.

 Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, mevcut seçeneklerin giderek daraldığını belirterek, silahların tamamen tasfiye edilmesinden ziyade dondurulması yönündeki bir seçeneğin daha olası olduğunu ifade etti. Ferec, Hamas’ın elindeki silahların füze ya da insansız hava aracı (İHA) niteliğinde olmadığını ve bu nedenle teslim edilebileceğini söyledi. ABD ve İsrail’in silah maddesinin uygulanmasında ısrarcı olduğunu kaydeden Ferec, bunun İsrail’in geri çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçecek garantilerin sunulması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Reuters’a konuşan Hamas kaynakları, çarşamba günü yaptıkları açıklamada, hareketin silahsızlanma konusunu diğer Filistinli gruplarla görüşmeyi kabul ettiğini, ancak Washington ya da bölgesel arabulucuların kendilerine silahsızlandırmaya dair ayrıntılı ve somut bir teklif sunmadığını belirtti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, ABD’nin Hamas’a silahlarını çok uluslu bir güce teslim etmesi için birkaç haftalık süre tanıyan bir belge hazırladığını bildirmişti. Habere göre, bu sürede uyum sağlanmaması halinde İsrail’e ‘dilediği gibi hareket etme’ konusunda yeşil ışık yakılacak.

Ferec, Hamas’ın manevra alanının son derece sınırlı olduğuna dikkat çekerek, özellikle Mısır, Katar ve Türkiye başta olmak üzere arabulucularla hızlı bir uzlaşıya varması gerektiğini, zira İsrail’in şu aşamada en büyük engeli bu dosya üzerinden yarattığını ifade etti.

Ragıb ise Hamas’ın önünde, Trump planı ve silahsızlanma maddesini uygulamaktan başka bir seçenek bulunmadığını savundu. Ragıb, bu sürecin uzatılmaması ya da dolaylı yollardan aşılmaya çalışılmaması gerektiğini, ‘çünkü kaybedilen her günün ateşkes anlaşması için bir tehdit anlamına geldiğini’ dile getirdi.

Ragıb, Gazze’de polis güçlerinin önümüzdeki günler ya da haftalar içinde konuşlandırılacağını, istikrar gücünün de devreye girebileceğini belirterek, bu aşamadan sonra manevra alanının daha da daralacağına dikkat çekti.


Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
TT

Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)

“Kürtlerin dağlar dışında dostu yoktur” ifadesi boşuna söylenmiş bir söz değil. Bu söz, Kürtlerin Osmanlı döneminden modern ulus devletlere (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) kadar yüzyıllar boyunca sığındıkları dağlık bölgelerin hikâyesini anlatıyor. Bu, Kürtlerin defalarca karşılaştıkları bir senaryo; jeopolitik çıkarları değiştiğinde dış güçler onları terk etmeden önce koruma veya özerklik vaatleri verir.

Rojava projesinin kuzeydoğu Suriye’de çöküşüyle birlikte, bölgesel destekli Türkiye etkisinin Kürdistan hayalini sona erdirip erdirmediği sorusu gündemde.

Suriye’deki bu dönüşümü, bölgedeki son olayları anlamak için tarihsel bir bağlamda okumak gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl mart ayında, Kürdistan’ın dört bölgesini temsil eden yetkililer, Diyarbakır’da buluştu. Toplantıda, ‘kolektif hafızada tarihsel baskılar ve Kürt devleti hayalleri’ gündeme geldi. 2025 yılı, Kürt hareketi için umut verici bir dönem olarak görülüyordu: Güney Kürdistan (Kuzey Irak) özerk yönetiminde istikrarlıydı; Kuzey Kürdistan (Güneydoğu Türkiye) ise Abdullah Öcalan’ın PKK ile Ankara arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimini, Türkiye Kürtlerinin tüm haklarının tanınması açısından bir dönüm noktası olarak bekliyordu. Bu etkiyle Batı Kürdistan (Kuzey Suriye) da Beşşar Esed rejiminin çökmesini fırsat bilip kendi projesini ilerletmeyi umut ediyordu. Öte yandan Doğu Kürdistan (Kuzeybatı İran) hâlâ yakın vadede bir perspektife sahip değildi.

Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)

Bu tartışmalara katılanlar arasında oluşan büyük umutlar, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) bölgesinin kaybedilmesiyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Suriye Kürtleri artık bir yandan Türkiye tehdidi, diğer yandan Ankara’nın müttefiki durumundaki Şam yönetimi arasında sıkışma riskiyle karşı karşıya.

İran’da devam eden gösteriler ise hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. İran Kürt güçleri, örneğin İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ), onlarca yıldır bu anı bekliyor; geçmişte İran Şahı ve İslam Devrimi rejimiyle çatışmalar yaşamışlardı. İran ve Türkiye’den Kürt milisler, İran-Irak sınırındaki Zagros Dağları’nın bir parçası olan Kandil Dağı’na sığınıyor. Burası hem Türk hava kuvvetleri hem de İran topçusu tarafından düzenli olarak bombardımana uğrayan engebeli bir bölge. Son dönemde İran insansız hava araçları (İHA) da Kandil Dağı üzerinde devriye yapmaya başladı.

Türkiye-İran kesişimi ve Kürt-Kürt rekabeti

Türkiye, sadece İsrail ve nükleer dosya üzerinden değil, kendi ulusal güvenliği açısından en büyük tehdit olarak gördüğü Kürtler konusunda da Tahran ile çıkarlarının kesiştiği bir alan bulmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Türk istihbaratı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO), Kürt milislerin Kandil Dağı’ndan İran içine geçerek gösterilerden faydalanmayı denediği konusunda uyardı. Bu koşullar altında, sınırlı savaş kapasitesi ve dış güçlerden güvenilir bir destek olmaması nedeniyle Kürt milisler iki öncelikle hareket ediyor: Kuzey Suriye’de tamamen sona ermeyen bir tehdit ve Kuzeybatı İran’da henüz netleşmemiş bir fırsat.

Bu yeni dinamik, tarih boyunca tehlike karşısında bir araya gelmeye alışkın olan Kürt hareketinde kaygı yaratıyor. Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir çatışma olasılığının zirveye ulaştığı dönemde, Türkiye’de bir Kürt lider “Zor zamanlardan geçiyoruz” derken, Irak’taki bir Kürt lider, “Ulusal Kürt birliğinin ortaya çıkması bizim kurtuluşumuz olacak” ifadesini kullandı.

Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Bugünkü gelişmeleri anlamak için Kürt hareketinin modern tarihine dair bir okuma yapmak gerekiyor. Burada gölgesini en çok hissettiren dinamik, Abdullah Öcalan ile Mesud Barzani arasındaki tarihsel rekabet. Bu rekabetin doğası, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003’te Kürt sahnesinin önüne geçmesiyle değişti. Öcalan’ın barış girişimi ve mart ayında Diyarbakır’da Barzani temsilcisinin Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunması gibi dolaylı uzlaşma adımlarına rağmen, bu iki tarihî liderlik arasındaki ilişki hâlâ doğrudan ve istikrarlı bir çizgiye oturmuş değil. SDG lideri Mazlum Abdi, örgütlenme ve saha yönetiminde yetkinliğini kanıtladı, ancak henüz Kürtlerin tarihî liderlik düzeyine ulaşacak bir meşruiyete sahip değil. Bu nedenle, Rojava’nın kaderinin kritik dönemeçlerinde, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşüşü sonrası hem Barzani hem de Öcalan, Abdi’yi kendi taraflarına çekmeye veya karar sürecini etkilemeye çalıştı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)

Abdullah Öcalan, PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış sürecini, Suriye hükümeti ile SDG arasında bir uzlaşmayı kolaylaştırma önerisi üzerinden yürütmeye çalıştı. Bu süreçte Mesud Barzani devreye girdi; Ocak 2025’te Mazlum Abdi’yi Erbil’e davet ederek, Şam ile iletişim kanalları açmasını ve Türkiye sınırlarını güvence altına almasını tavsiye etti. Bu yaklaşım, 10 Mart’ta Ahmed eş-Şera ile Abdi arasında sağlanan anlaşmada sonuç buldu. Barzani son dönemde PKK milislerinin Suriye’den çekilmesini, çözüm sürecini kolaylaştıracak bir adım olarak önerdi; Öcalan ise Abdi’yi Suriye’nin resmi güçleriyle bütünleşmeye ikna edebileceğini savunuyor. Erdoğan hükümeti, PKK’nın Şera-Abdi anlaşmasını engellediğini vurgulayarak bu farklılığı siyasi avantaj olarak kullandı. Bu durum, Suriye Kürtleri arasında Öcalan’ın kaderiyle kendi meselelerinin bağlanmasına yönelik hoşnutsuzluğu artırdı; aynı zamanda Barzani, Amerikalıların SDG ile yürüttüğü müzakerelerde merkezi bir rol üstlendi. Tüm bu tehdit ve gerilimlere rağmen, Şera hükümeti ile SDG arasında açık bir savaş olasılığı sınırlı kaldı. Bunun başlıca nedenleri, Öcalan’ın barış girişimiyle Türkiye istihbaratı ile SDG arasında doğrudan ve daha önce benzeri görülmemiş iletişim kanalları açılması ve hem Türk hükümeti hem de PKK’nın, böyle bir savaşın Türkiye içindeki sonuçlarını iyi hesaplaması oldu.

Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)

Öcalan ile Türk hükümeti arasındaki müzakerelerde kilit rol oynayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, geçen yılın sonunda Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıları ‘uluslararası bir komplo’ olarak nitelendirdi. Günay, saldırıların Şera hükümeti ile İsrail arasında Paris’te imzalanan anlaşmanın hemen ardından gerçekleştiğini vurguladı. Günay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘Şam İçişleri Bakanı gibi davrandığını’ ve Şera hükümetine büyük miktarda Türk zırhlı araç ve piyade tüfeği sevk edildiğini belirtti. Kuzeydoğu Suriye’de yaşananların Türkiye’deki barış sürecine etkisini de değerlendiren Günay, bunun ‘derin bir güvensizlik ortamı yarattığını ve bu sürecin Kürtlerin Türkiye içindeki siyasi konumunu da ellerinden alarak sonuçlanacağı algısını güçlendirdiğini’ ifade etti. Buna karşın Günay, Öcalan’ın barış girişiminin hâlâ aktif olduğunu ve Türk hükümetinin bu çerçevede çabalarını sürdürdüğünü vurguladı. Ancak ‘meclisteki işleyişin aksak veya yavaş olduğunu’ belirterek, PKK’nın tasfiyesi ve kalıcı barış koşullarının ancak ‘kararlı yasal düzenlemelerle’ mümkün olabileceğini söyledi.

2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)

Sözler ve terk edilişlerle dolu bir tarih

Gerçekten de Kürtlerin özgürlük hayalleri zaman zaman şekilleniyor, ancak uzun sürmüyor. Özellikle üç yıl arayla yaşanan iki önemli tarih bu durumu gösteriyor: 1920’deki Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında bağımsız bir Kürdistan vaadi verirken; 1923’teki Lozan Antlaşması, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını görmezden gelerek modern Türkiye’nin sınırlarını pekiştirdi. 1946 yılında Kuzeybatı İran’da kurulan Kürt Mahabad Cumhuriyeti ise yalnızca 11 ay ayakta kalabildi. Moskova ile Tahran arasında sağlanan bir uzlaşma, Sovyet ordusunun Kuzeybatı İran’dan çekilmesine yol açtı.

Bunu takiben Kürtler için sürekli bir mücadele ve defalarca terk edilme döngüsü başladı. Soğuk Savaş’ın zirvesinde, 1975’teki Cezayir Anlaşması, ABD, İsrail ve İran’ın Irak Kürt ayaklanmasını desteklemeyi aniden bırakmasıyla sonuçlandı; karşılığında Bağdat, Şattü’l Arap’ın ortasını sınır olarak kabul etti. Bu adım, İran Şahı’nın Irak Kürtlerine desteğini çekmesine ve onları Saddam Hüseyin rejiminin insafına bırakmasına yol açtı.

 Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Üniversite öğrencisiyken Marksist eğilimler taşıyan Öcalan, 1978’de PKK’yı kurdu. 1980’deki darbenin ardından Suriye’ye sığındı. Bu sırada Mesud Barzani, 1979’da Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) liderliğini devralmıştı. 1991 baharında Washington, Kürtleri Saddam Hüseyin rejimini devirmeye teşvik etti, ancak Irak sınırında konuşlanan ABD güçleri Kürtlerin kitlesel katliamlarını durdurmak için müdahale etmedi. Bu durum, Kürtler arasında Washington’a duyulan güvensizliğin başlangıcı oldu. 2017’de yapılan Kürdistan Bölgesi referandumu, Bağdat yönetiminin İran desteğiyle başlattığı askeri operasyonla etkisiz hale getirildi ve Mesud Barzani yönetimden uzaklaştırıldı. Öcalan ise Soğuk Savaş sonrası stratejik değerini kaybetti ve Hafız Esed rejiminin ekonomik zayıflığı, onu daha savunmasız bıraktı. 1998’de Ankara ile Şam arasında imzalanan Adana Anlaşması’nın ardından Suriye hükümeti PKK ile ilişkilerini kesti ve Türkiye’nin askeri tehditleri üzerine Öcalan’ı Suriye’den sınır dışı etti. Büyük başkentler Öcalan’a sığınma kapılarını kapatırken, Washington Irak ve Balkanlarla meşguldü; ABD’nin sessizliği Öcalan’ın 1999’da Kenya’da tutuklanmasına yol açan dolaylı bir onay anlamına geldi.

2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)

Rojava rüyasının sonu

KDSÖY 10 yılı aşkın süre varlığını sürdürdü; geçici bir anayasa ve federasyon modeli benimsedi. Bu süre, Mahabad Cumhuriyeti’nin yalnızca 11 ay sürebilmesiyle kıyaslandığında oldukça uzun. SDG, Kürt mücadelesinin deneyimlerinden dersler çıkardı: kurumlar inşa etti, DEAŞ’a karşı savaştı ve uluslararası meşruiyet kazanmaya çalıştı. Ancak, karşılaştığı engel hâlâ aynıydı. Bu bir başarısızlık değil; Ortadoğu’nun yapısal gerçeği bu: hükümet dışı silahlı projeler, yalnızca büyük güçlerin temel çıkarlarıyla sürekli uyum sağladığında sürdürülebilir. SDG bu aşamaya ulaşamadı; çünkü özerklik, egemenlik olmadan yalnızca geçici bir durum.

Bu dönüşüm, romantik askeri yaklaşımlardan uzak, siyasi direnişe odaklanan bir gerçekçilik aşamasını temsil ediyor. SDG projesinin stratejik belirsizliği sona erdi: fiilen sağlanan özerklik ve dış koruma artık geçerli değil. Halkın kendi kaderini tayin hakkı, geri dönülmez haklar güvence altına alınmadan hayal olmaktan öteye gidemez. Bu durum, güç dengesini Şera hükümeti lehine ciddi şekilde değiştirdi. Anlaşma, yarı-federal yapıyı sona erdiriyor, kültürel varlığı ve yerel nüfuz hedeflerini düşürüyor. Cumhurbaşkanı Şera’nın çıkardığı kararname ile Kürtlerin bazı haklara kavuşması tarihî bir adım olsa da bu adım, Araplar ve Kürtler arasında Suriye’de yeni bir tarih sayfası açmak yerine daha çok Amerikalıları memnun etmeye yönelik görünüyor.

Son gelişmeler, Rojava projesi açısından en büyük darbe değil. Projenin ilk kaybı, 2018’de Türkiye’nin Afrin’deki Kürt çoğunluklu sınır bölgesine yönelik askeri operasyonuyla yaşandı. İkinci kırılma noktası ise 2019’da Türkiye’nin Tel Abyad ve Resulayn gibi sınır şehirlerini ele geçirdiği operasyon oldu. Bu hamle, KDSÖY’nin önceden birbirine bağlı sınır bölgelerini parçaladı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)

Son bölüm

Son dönüşüm en öngörülebilir olan oldu. SDG’nin Deyrizor ve Rakka’daki demografik ağırlığı ve coğrafi kontrolü abartılmıştı; kabilelerin sadakatlerini değiştirmesiyle bu rol sona erdi. Bu nedenle, ABD’nin çekilmesi dramatik bir etki yaratmadı; durum, Haseke’deki son cephede daha kritik olabilirdi. 2018’in mayıs ayında Trump’ın Suriye’den ani çekilme kararı sonrası, SDG Moskova’ya yöneldi. Washington’daki bürokratlar çekilme kararından geri adım atsa da Pentagon SDG’ye Moskova ile yakınlaşmalarının ABD desteğinin bırakılması anlamına geleceğini bildirdi. O dönemde, Washington’ın SDG’den tamamen vazgeçme fikri olgunlaşmamıştı; ancak Esed rejiminin çöküşü süreci hızlandırdı.

Irak’ın işgali ve DEAŞ’ın yükselişi, Irak Kürtlerinin özerklik kazanma fırsatlarını artırdı. Ancak 2017’deki Kürdistan referandumu karşısında ABD’nin sessizliği, başarılı olma ihtimalini sona erdirirken, Irak’taki Amerikan rolünü ve Saddam rejiminin düşüşünden sonra Kürtlerin elde ettiği kazanımları zedelemedi. Suriye deneyimi ise farklıydı: ABD, Suriye’de aktif bir rol üstlenmek istemedi. Amerikalılar, Kürtleri DEAŞ ile mücadele ve Moskova’nın Suriye’de kontrolü ele geçirmesini engellemek için kullandı; DEAŞ tehdidi sona erip Rusya çekilince, Washington açısından Kürtlerin rolü de tamamlandı.

Amerikalılar, şiddetin patlak vermemesi ve Haseke’ye yaklaşılmaması koşuluyla yeşil ışık yaktı; Moskova ise Kamışlı’daki üssünü tamamen boşalttı. Mazlum Abdi mesajı anladı.

Suriye’deki bir Kürt yetkili Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Amerikalıların tutumundaki değişimin, Şeyh Maksud mahallesi savaşında Beyaz Saray’ın kararını netleştirmesiyle başladığını belirtti. Yabancı devlet koruması, özellikle Amerikan hava desteği çekildiğinde, Kürtler savunmasız hale geliyor. Tarihsel olarak Kürt hareketleri, rejimlerin çöküşünde devrimci anlar ve devletlerin otoritesini yeniden tesisinde hayatta kalma anları arasında gidip geliyor. Suriye’deki bu anlaşma, Kürtlerin varoluş mücadelesinden, hayatta kalma safhasına geçişini işaret ediyor; hedefler yok olmuyor, sadece istikrar dönemine giriyor.


Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
TT

Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)

Bölgenin yaşadığı bekleyiş atmosferi içinde Lübnan’daki tutumlar, özellikle İran’ın rolü başta olmak üzere bölgesel dosyalara yaklaşımda mevcut çelişkiyi yansıtıyor. Bu durum, Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca’nın, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiği zaman Lübnan’daki sorun çözülür” sözlerinde açıkça görülürken, Hizbullah’ın meclis grubu ise Genel Sekreter Naim Kasım’ın tarafsız kalınmayacağını vurgulamasının ardından Tahran ile ‘dayanışma’ ifade etmekle yetindi.

Bu gelişmeler, İsrail’in Lübnan’ın güneyi ve doğusuna yönelik hava saldırılarına yeniden başladığı bir dönemde yaşandı. Dün öğleden sonra güneyde Mahmudiye beldesi ve Vadi Burguz’u hedef alan saldırılar, daha sonra güneyde Cebel er-Reyhan’daki el-Vaziyye bölgesi ile doğuda Hermel-Zegrin tepelerine yöneldi.

İsrail Ordu Sözcüsü Ella Waweya, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu, Lübnan’ın çeşitli bölgelerinde Hizbullah terör örgütüne ait hedeflere saldırılar düzenliyor” ifadesini kullandı.

 İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)

Hizbullah, İran’la dayanışma içinde olduğunu ifade etti

Hizbullah’ın meclis grubu yayımladığı açıklamada, “ABD’nin saldırgan tehditleri karşısında İran İslam Cumhuriyeti ile liderliği, hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu” ifade ederken, ‘İran’ın liderliği ve halkıyla sergilediği kararlı ve dirençli tutumun, olası bir saldırıyı püskürtebileceğini’ belirtti.

Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)

Lübnan iç siyasetine ilişkin olarak da açıklamalarda bulunan blok, ‘günlük suikastlardan sivil tesislerin yoğun şekilde hedef alınmasına kadar uzanan suç niteliğindeki saldırıları’ kınadığını belirtti. Açıklamada, ‘ekili alanlara ve tarım arazilerine zehirli maddeler atılması ve Lübnanlıların sağlığının tedavisi zor hastalıklar riskiyle karşı karşıya bırakılmasına’ dikkat çekilerek, bunun ‘ön cephe bölgelerini çölleştirerek halkından arındırmayı amaçladığı’ ifade edildi. Blok, ‘uluslararası sessizliği’ ve ‘bu açık terör suçları karşısındaki ihmali’ de kınarken, uluslararası toplum kuruluşlarını bu ihlallerin sürmesinden tamamen sorumlu tuttu.

Caca: İran Hizbullah’a desteğini keserse sorun çözülecek

Buna karşılık Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiğinde tüm sorun çözülecek” görüşünü dile getirdi.

Bir radyo programında konuşan Caca, “Dünyadaki tüm ülkeler cuma günü (bugün) Umman’da yapılacak toplantıyı bekliyor” diyerek, ‘ihtilaf noktalarının son derece büyük olduğunu’ vurguladı. Sorunun müzakereler yoluyla çözülmesini temenni ettiğini belirten Caca, “Ancak bunun bir sonuca ulaşacağını görmüyorum” ifadesini kullandı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)

Umman’da yaşanacak gelişmelerin Lübnan’a yansımalarına da değinen Caca, “Ne yazık ki Lübnan ve İran dosyaları arasında bir bağlantı var” değerlendirmesinde bulundu. Caca sözlerini şöyle sürdürdü: “İran, son kırk yıl içinde Lübnan devletinin tüm işleyişini sekteye uğratan bir nüfuz alanı oluşturmayı başardı. İran, Hizbullah’a verdiği desteği durdurduğunda tüm sorun çözülecek.”

Caca, ‘ateşkes anlaşmasının Lübnan’da belirli bir bölgeyi değil, ülkenin tamamını kapsadığını’ vurgulayarak, 1559 sayılı kararın ‘Lübnan topraklarının tamamında tüm gayrimeşru silahlı örgütlerin tasfiye edilmesini talep ettiğini’ hatırlattı. Meclis seçimlerine ilişkin olarak ise ‘seçimlerin zamanında yapılacağını’ ve ‘tüm sürecin yüzde 100 anayasal ve yasal çerçevede ilerlediğini’ ifade etti.