Filistin Yönetimi neden İsrail ile ilişkilerini dondurma kararından geri adım attı?

Kararın ilk nedeni, Biden’a yönelik bir iyi niyet göstergesi olmasıdır

Filistin ekonomisi neredeyse felç olmuş durumda (AFP)
Filistin ekonomisi neredeyse felç olmuş durumda (AFP)
TT

Filistin Yönetimi neden İsrail ile ilişkilerini dondurma kararından geri adım attı?

Filistin ekonomisi neredeyse felç olmuş durumda (AFP)
Filistin ekonomisi neredeyse felç olmuş durumda (AFP)

Halil Musa
Filistin Yönetimi’nin yeniden İsrail ile ilişkilere başlamasına yönelik kamuoyunun artan eleştiriler, Filistin Başbakanı Muhammed İşttiye’yi, Tel Aviv ile ilişkilerin ‘ne güvenlik ne de mali’ ilişkiler olmadığını, ancak ‘özgürlüklerini isteyen ve işgalden kurtuluş mücadelesi veren işgal altındaki bir halkın ilişkisi’ olduğunu söylemeye itti.
Filistin Yönetimi'nin altı ay önce İsrail ile tüm ilişkilerini dondurma kararından geri adım atması, ‘doğduğu ve gölgesinde yaşadığı kuluçka makinesine bir geri dönüş’ anlamına gelirken ‘bu güvenlik, ekonomik ve medeni ilişkinin, insan bedeninin ihtiyaç duyduğu oksijenle gibi’ olduğu düşünülüyor.

Ekonomi neredeyse sıfırlanmış durumda
Filistin Yönetimi’nin, Maliye Bakanlığı'nın ana gelir kaynağı olan ve çalışanlarının maaşlarını tam olarak ödeyememesine yol açan İsrail'den ödeme fonu almayı reddetmesinin neden olduğu mali krizin ardından, Filistin topraklarındaki ekonomik yaşam sadece 6 ay içinde neredeyse felç oldu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Filistin Yönetimi’nin iki taraf arasındaki anlaşmalar çerçevesinde nüfus sicilinin İsrail'e gönderilmesi işleminin askıya alınması nedeniyle yeni doğan bebeklerin kaydı, nüfus cüzdanı ve pasaport işlemleri dahi tamamen durmuş durumda.
Filistin Yönetimi, İsrail'in ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülüğündeki ‘barış anlaşması’ doğrultusunda Batı Şeria’nın üçte birinden fazlasını ilhak etme planını uygulamaya koyan bir yasa çıkarmak için yaptığı çalışmayı protesto ederek İsrail ile ilişkilerini dondurmuştu.
Ancak Washington'ın İsrail’in ilhak planına karşı çıkmasının ardından Tel Aviv'in Arap ülkeleriyle barış anlaşmaları yapma karşılığında planı dondurması, İsrail'in yerleşim bölgelerini genişletme yoluyla planı fiilen uygulamaya devam etmesine ve planının başlangıcı için gerekli altyapının kurulmasına rağmen planın askıya alınmasına yol açtı.
Öte yandan Demokrat aday Joe Biden'ın ABD başkanlık seçimlerindeki zaferi, Trump'ın barış planından geri adım atma sözü vermesi, ilhak planını reddetmesi, Filistinlilerle ilişkileri geliştirme ve yeniden mali desteği sağlama niyetinde olduğunu açıklaması, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın İsrail ile ilişkileri dondurma kararından geri adım atmasına katkıda bulundu.
Ne var ki Abbas'ın yakın çevresi, İsrail ile ilişkileri yeniden başlatma kararını ‘Filistin Yönetimi için büyük bir zafer’ olarak pazarladılar. Bununla birlikte İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyetlerini yürüten Hükümet Aktiviteleri Koordinasyon Birimi (COGAT) Başkanı Tümgeneral Kemil Ebu Rukn tarafından kaleme alınan bir mektupla Tel Aviv’in iki taraf arasında imzalanan anlaşmalara uyma taahhüdünün, Filistinliler için bir başarı olduğuna işaret ettiler.

Bir iyi niyet göstergesi
Filistin Başbakanı Muhammed İştiyye, Kudüs'te Filistinli kurumların açılması, Batı Şeria ile Gazze arasındaki güvenli geçiş kontrollerinin başlaması, Filistinli memurların Ürdün ile olan sınır kapısında yeniden görev yapmaya başlamaları, yerleşim faaliyetlerinin durması, işgal altındaki tüm toprakların Filistin egemenliğine girmesi, özerk yönetimin kaldırılması ve ürünlerin ve bireylerin kontrol noktalarından serbestçe geçmeleri çağrısını bir kez daha yineledi.
İştiyye ayrıca İsrail ile Uluslararası kabul görmüş kararlar çerçevesinde mülteci sorununa adil bir çözüm getirilerek 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletini kurulmasını öngören nihai bir barış anlaşmasına varmak için müzakereleri sürdürme çağrısında bulundu.
Öte yandan Fetih Hareketi’nin eski liderlerinden biri olan Mahmud Abbas'ın eski sırdaşı Nebil Amr, Filistin Yönetimini İsrail ile ilişkilerini kesmeye iten sebeplerin ortadan kalkmadığına inanıyor. Yoğun yerleşim faaliyetlerinin yerini ilhak planına bıraktığını ve ‘İsrail’in aslında iki devletli çözümü yok etmeye çalıştığını’ düşünen Amr, Biden’ın Beyaz Saray’a gelmesi, ‘Filistin Yönetimi’nin Trump döneminde bozulan Tel Aviv ve Washington ile olan geleneksel ilişkilerine geri döndüğünü doğruladı. Amr, Filistin Yönetimi’nin ‘doğduğu ve gölgesinde yaşadığı kuluçka makinesinin dışında kalamayacağını’ da sözlerine ekledi.
Mahmud Abbas’ın İsrail ile ilişkilere geri dönme kararı alarak Biden'a ‘gereksiz bir iyi niyet jesti’  yaptığını söyleyen Amr, Biden’ın bu karar alınmadan önce Filistinlilerle ilişkilerini sürdürme sözü verdiğine işaret etti. Amr, ‘İsrail'in taahhüt ettiklerine saygı duymadığını ve sözlerinin değil eylemlerinin değerlendirilmesi gerektiğini’ vurguladı.

Biden için ilk ödeme
Batı Şeria'daki bir üniversitede siyaset bilimi profesörü olarak görev yapan Basim ez-Zubeydi, Filistin Yönetimi tarafından alınan kararın, “Biden için erken bir iyi niyet göstergesi ve ilişkilerin askıya alınmasının neden olduğu mali krizi sona erdirmeye yönelik ilk ödeme’ olduğuna inanıyor.
Filistin Yönetimi’nin, Biden’a ‘esnek olduğunu ve siyasi sonuçları sınırlı olsa da bir takım adımlar attığını’ söylemek istediğini düşünen Zubeydi, Abbas’ın ‘bir savaşçı ve kavgacı olmadığını ve hiçbir faydası olmasa da siyasi sürecin devam etmesini arzuladığını’ söyledi.
Trump ikinci kez başkanlığı kazansaydı da Abbas’ın İsrail ile ilişkilerini eski haline getireceğini öne süren Zubeydi, “Filistin Yönetimi büyük kararlar aldı ve daha fazlasına dayanamayacaktı” dedi.
Biden yönetiminin ABD büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararını iptal etmeyeceğini ve Trump'ın barış anlaşmasının özünü kabul edeceğini söyleyen Zubeydi, Filistin meselesinde Biden ve Trump arasında temel bir fark olmadığını, Biden’ın da İsrail’e yönelik geleneksel Amerikan politikasını sürdüreceğini vurguladı.
Son olarak Zubeydi, Trump ve Netanyahu yönetiminin özellikle Batı Şeria’daki eylemleriyle ilgili bir değişiklik olmadan Filistin-ABD ilişkilerinin eski haline geleceğini belirtti.



Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor. 


Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
TT

Kürt Yönetimi: Şara’nın kararnamesi ilk adımdır, ancak demokratik bir anayasa taslağı hazırlanmalıdır

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)
SDG ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin artmasından korkan siviller, Deyr Hafir'den batıya doğru akın ederken silahlı bir asker (Reuters)

Kuzey ve Doğu Suriye Kürt yönetimi bugün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın dün yayınladığı kararnamenin "ilk adım olabileceğini, ancak Suriye halkının özlem ve umutlarını karşılamadığını" belirterek, "ülkenin tüm kesimlerinin haklarını koruyan demokratik bir anayasanın yapılmasının" önemini vurguladı.

Suriye'de yaşayan tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilmesini öngören Suriye Cumhurbaşkanı'nın dün yayınladığı kararnameye yanıt olarak Kürt yönetimi açıklamasında, "hakların geçici kararnamelerle değil, kalıcı anayasalarla korunduğunu ve güvence altına alındığını" belirtti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (Reuters – Arşiv)

Kuzey ve Doğu Suriye'deki Kürt yönetimi, tüm bileşenlerin haklarını koruyan, muhafaza eden ve sürdüren demokratik, çoğulcu bir anayasa taslağı hazırlanması çağrısında bulundu. Niyet ne olursa olsun herhangi bir kararnamenin, kapsamlı bir anayasal çerçevenin parçası olmadığı sürece hakların gerçek bir güvencesini oluşturamayacağını vurguladı.

Açıklamada, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki Kürt yönetiminin, Suriye'deki haklar ve özgürlükler sorununun temel çözümünün kapsamlı bir ulusal diyalog ve demokratik bir anayasada yattığına inandığı ifade edildi.