İsrail Savunma Bakanı Gantz, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İsrail ordusunda 38 yıl savaştım. Generallerimiz, savaşın dehşetlerini tattılar ve barışı, en çok onlar istiyor’

Benny Gantz (EPA)
Benny Gantz (EPA)
TT

İsrail Savunma Bakanı Gantz, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İsrail ordusunda 38 yıl savaştım. Generallerimiz, savaşın dehşetlerini tattılar ve barışı, en çok onlar istiyor’

Benny Gantz (EPA)
Benny Gantz (EPA)

“İsrail ordusunda yaklaşık 38 yıl savaştım. İnanın bana, savaşın dehşetlerini gören ve tadan ordudaki generaller, barışı en çok isteyenlerdir. Generallerimiz arasında barışı en çok arayanın ben olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.” Eski Genelkurmay Başkanı ve hükümet ortağı Benny Gantz, Şarku’l Avsat’a özel yaptığı açıklamalarına bu ifadelerle başladı. Kendisi, Arap dünyasında ve bizzat İsrail’de pek çok kişinin dile getirdiği şüpheler karşısında, bölgede yaygın olan barış kavramıyla ilgili bir soruya yanıt verdi. Arap ülkeleriyle mevcut barış süreci, bölgedeki çatışmanın temelini oluşturan Filistinlileri de içerecek kalıcı bir barışa dönüşebilir mi? İran ekseniyle mücadelede yeni bir eksenle mi karşı karşıyayız? Mevcut barış sürecinde ABD’nin rolü nedir? Bu, tüm İsraillilerin etrafını saran bir barış mı? Sağcı yerleşim kampının lideri olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun dediği gibi ‘barışa karşılık bir barış’ mı?
Bu sorular, askeri görevleri yerine getirirken tüm Arap ülkelerini gizlice ziyaret ettiğini belirten Gantz ile uzun bir röportajın odak noktasını oluşturdu. Gantz, bu ülkeleri ‘resmi, dostane ve barışçıl bir şekilde alenen ziyaret etmeyi de çok istediğini’ dile getirdi. Arap vatandaşlarının tam eşitliğine ve hükümete katılımlarına inandığını belirten Benny Gantz, “Kudüs, birleşik kalmalı. Ancak orada, Filistin’in başkenti olan bir yer bulunacak” dedi. Yetkili ayrıca, “Filistin varlığının, engellerin olmadığı rahat bir yaşam için uygun bir coğrafi uzantıya sahip olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

İşte İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ın Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın ayrıntıları;
Bu günlerde Benny Gantz, Netanyahu ile ‘kendilerini bir araya getiren hükümeti devirebilecek ve erken seçimlere yol açabilecek’ sert bir savaş veriyor. Erken seçimlerin, lideri olduğu ‘Mavi- Beyaz İttifak’ı yok edeceği korkusuyla, bu tür bir seçenekten kaçınmak için de baskı altında. Ancak diğer yandan Netanyahu’nun şartlarını reddeden, sonuç ne olursa olsun hükümetten ayrıldığını ilan eden tutumunu ısrarla sürdürmesi için de başka bir baskı altında. Bu görüşü savunanlar, Netanyahu’nun son dakikada Gantz karşısında geri adım atacağını belirtiyor. Aslında bu baskılar, Gantz’ın partisinin içinden, dışından, sıradan insanlardan ve hatta ülke dışından geliyor. Ve bu savaşın ortasında Netanyahu acımasız görünüyor. Netanyahu, Gantz’ın sadık bir müttefiki olduğu ve kendisinin başbakan olarak kalmasının fiilen can simidi olduğu bilinciyle Gantz’ı, çok kritik bir konuma getirmekte, askeri ve kişisel konumunu zedelemekte ısrar ediyor.
Görüşme, Tel Aviv’de bulunan Güvenlik Bakanlığı’ndaki ofisinde, Netanyahu ile ‘halat çekme’ oyunu doruktayken gerçekleşti. Her biri, diğerinin kendi önüne çekilmesini bekliyordu. Ancak zaman daralıyor ve bu iki isim, kendilerini hiç istemedikleri bir erken seçim savaşıyla karşı karşıya bulabilirler. Benny Gantz, Netanyahu aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için henüz yeterli hazırlık göstermediği için, seçimlere yönelik bu kötüleşmenin devam etmesini beklediğini söyledi. Özellikle tüm anketler her birinin ağır bir kayıp vereceğini gösterirken, bu tür bir durumun ortaya çıkma mantığını kendisine sorduk. Netanyahu liderliğindeki Likud, muhalif Gideon Sa’ar liderliğinde yeni bir sağ parti kurulursa 36 koltuktan 28’e, belki de 23’e gerileyecek. Gantz liderliğindeki Mavi- Beyaz İttifak ise, Sa’ar’ın partisi ile şu an 17 olan koltuk sayısının 9’a ve belki de 6’ya gerileceğine tanık olacak. Bu çerçevede Gantz, mantığın ilke ve değerlere göre ‘siyasi oyunlardan uzak’ çalışmak olduğunu dile getirdi. Seçimleri yönetmeyi bir ‘ulusal sorumluluk meselesi’ olarak gören yetkili, aynı zamanda anketlerin değişebileceğini de vurguladı. Gantz, “Seçmenlerin yüzde 20’si nasıl oy vereceklerine henüz karar vermiş değil. Onların üçte birini alacağımıza inanıyorum. Bizden ayrılan seçmenlerin bir kısmını da geri alacağımızı düşünüyorum” dedi.
Kendisine bu iyimserliğin koşulları ve İsrail’in bu kırılgan gerçeği iki yıldan fazla bir süre boyunca nasıl kabul edebildiği soruldu. Zira İsrail,  bu süre zarfında üç seçim savaşı verdi ve dördüncü de kapıda. Ayrıca 2021 yılı yaklaşıyor ve hükümet, 2020 yılı için devlet bütçesini onaylamayı başaramadı. Bunların yanı sıra koronavirüs salgını, sağlığı ve ekonomiyi mahvediyor. Yaklaşık 600 bin işsiz var. Dükkanların ve küçük işletmelerin yüzde 45’i kapanma ve iflas riskiyle karşı karşıya. Burası istikrarsız bir ülke, değil mi?

Gantz şöyle yanıt verdi:
“Hayır, siyasi veya ekonomik istikrarın tehlikede olduğunu düşünmüyorum. Nesnel veya sübjektif olsun, hatalar, başarısızlıklar ve zararlar açısından bu tanıma katılıyorum. Ancak İsrail’in istikrarı açısından bir tehlike mevcut değil. Meselelere kapsamlı bir şekilde bakarsak, yönetim kurumlarının işlediğini, demokrasinin yerinde olduğunu, güvenliğin istikrarlı olduğunu, kendisine, yönetimine ve parti olarak onu değiştirme çabasına bakılmaksızın Netanyahu’nun 11 yıldır bir başbakanımız olduğunu görürüz. Temel endişelerimden biri demokrasiyi güçlendirmek için çalışmak. Ve bu konuda birçok ortağım var.”

Barış
Röportaj sırasında, Gantz’ın İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), ardından da Bahreyn, Sudan ve Fas arasında barış ve normalleşme anlaşmaları konusunda kendisini nerede gördüğü soruldu. Netanyahu’nun bu yoldaki çabaları tek başına yönettiği Gantz da dahil bakanları, hiçbir şeye dahil etmediği biliniyor. Bu durum, BAE ile anlaşma hususunda medya organları ve Fas ile yapılan anlaşma hakkında Washington’daki Beyaz Saray’dan da duyuldu. Aynı şekilde şu ana kadar Filistin tarafını sahanın dışında tutma konusunda bir sorun olduğu biliniyor. Gantz, İsrail hükümetinde işgal altındaki Filistin topraklarından sorumlu. Gantz, 38 yıllık askeri faaliyeti sırasında Filistinlileri ve Arapları bir tüfek, top, tank veya uçağın namlusunun içinden gördü. Ancak şu an barışı nasıl görüyor?
Gantz, bu konuda İsrail- Filistin çatışmasını çözmeden Ortadoğu’da entegre bir barış görmediğini söylerken, Filistin liderliği ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı barış sürecine katılmaya ve ‘arka sıralarda kalmamaya’ çağırdı.

-Arka saflarda kalmayı seçen Filistinliler mi? Netanyahu onları tablonun dışında tutmak için 10 yıl boyunca elinden gelen her şeyi yaptı, değil mi?
“Bu durumdan onları sorumlu tutmuyorum, durumu analiz de etmiyorum. Barış sürecinin bir parçası olmalarını istediğimi söylüyorum. Arap dünyasıyla sağlanan bu süreç, büyük ve gerçek bir fırsattır. Onlarla gerçekten bir anlaşmaya varmak istediğim ve onlar olmadan tam ve kapsamlı bir barış olmayacağına inandığım için Filistin halkını, yeni barış sürecinde saygın bir yere sahip olmaları amacıyla benimle ve ortak Arap ülkeleriyle işbirliği yapmaya davet ediyorum. Filistinliler bizim en yakın komşularımızdır. Onlarla evin kapısında görüşüyoruz. Batı Şeria sınırındaki Ra’s el-Ayn’da yaşıyorum. Kasabamız Kafr Kasım’a bağlı. Batı Şeria’da dostlarım bulunuyor. Tayyibe ve Arabeh’te dostlarım var. Onları evlerinde ziyaret ediyorum ve onlar da beni evimde ziyaret ediyorlar. Aynı şeyi Nablus’ta, el-Halil’de ve Ramallah’ta da yaşamak istiyorum. Filistinlilerin de aynı şeyi istediğini biliyorum. Filistin halkının çoğunluğu, 25 yaş altındaki gençlerden oluşuyor. Tıpkı İsrailli gençler gibi siyasette ve koşullarda bir değişiklik görmek istiyorlar. Ben dört çocuk babasıyım. Onlarla konuştuğumda geleceğe odaklanıyorlar ve geçmişte sıkışıp kalmıyorlar. BAE ve diğerlerinde olduğu gibi bu değişikliği idrak eden ve onu ilgi odağına koyan bir liderliğe ihtiyacımız var. Bu barışı sağlamanın gerçekten zamanı geldi.”

-Bu barışın bir bedeli var. Ödemeye hazır mısınız? Filistinliler, işgale son verilmesini, makul bir toprak takası ile 1967 sınırlarında bağımsız bir devlet ve sorunun özünü oluşturan Kudüs ve mülteciler gibi askıdaki tüm sorunların çözülmesini talep ediyorlar. Bu size göre eski bir düşünce mi yoksa hakkında konuşulabilir mi?
Gantz, soruyu “Filistinliler bağımsız bir şekilde yaşayacakları bir oluşum istiyor ve bunu hak ediyorlar” ifadeleriyle yanıtladı.

-Kastettiğiniz devlet mi?
“Bir devlet ya da imparatorluk, istedikleri gibi adlandırırlar. Kendilerini bağımsız hissetmek, bir başkente sahip olmak ve askıdaki tüm sorunları çözmek onların hakkıdır. Geleneksel söylemlere bağlı kalmamalı ve çözüm yolları hakkında yeni ve modern bir dilde konuşmalıyız. Biz, kendi payımızı onlardan ayırmak istiyoruz. Güvenliğimiz için garantiler istiyoruz. Güvenlik konularında anlaşırsak, siyasi çözüm kolayca gelecek. Ve sadece sorunlara çözüm bulmakla kalmayacağız, aynı zamanda ekonomi, bilim ve teknoloji, eğitim ve her şeyde derin bir iş birliğine de sahip olacağız. Bu tarihi bir fırsattır.”

-Bir başkent dediğinizde, bunu Kudüs’te aradıklarını biliyorsunuz. Ya da bu başkent Ebu Mazen’in dediği gibi, Kudüs’tür, Kudüs’te değil.
Gantz soruyu, “Kudüs birleşik kalmalı. Ama orada, bir Filistin başkenti için bir yer olacak. Orası oldukça geniş bir şehir. Ve herkes açısından kutsallarla dolu” şeklinde yanıtladı.

-Hemen hemen her sorunun çözülebileceğini söylüyorsunuz.
“Elbette, ancak bir güvenlik anlaşmasından sonra.”

-ABD’li General John Allen’in önerdiği ve Filistinliler tarafından onaylanmış hazır bir güvenlik planı var. Bu, bir çözüm değil mi?
“İsrail’in buna bazı itirazları var. John, benim şahsi dostum ve bu planı birlikte çok tartıştık. Güvenlik konularında yabancı askeri güçlere itimat etmememiz konusunda ısrar ediyoruz.”

Filistin devletinin sınırları
Gantz’a, “Peki ya sınırlar? Filistinliler, toprak takası ile 1967 sınırlarını istiyorlar. Öte yandan Başkan Trump’ın planı, Batı Şeria’nın yüzde 30’unun ve Ürdün Vadisi’nin ilhak edilmesinden bahsediyor” sorusunu yönelttik.
Benny Gantz ise şu açıklamada bulundu;
“Güvenlik önlemleri kapsamında Ürdün Vadisi’ne ihtiyacımız var. Ancak yüzölçümü meselesi ille de yüzde 30 olmak zorunda değildir, bu mesafe büyük ölçüde azaltılabilir. BAE talebinin sunulmasından ve Netanyahu’nun beklemeyi kabul etmesinden önce, ilhak planına başından beri karşı çıktığımızı biliyorsunuz. Plansız yerleşimlerin yasallaştırılmasına karşı çıktık. Filistin varlığının, engellerin olmadığı rahat bir yaşam için uygun bir coğrafi uzantıya sahip olmasını istiyoruz. Israrla istediğimiz şey güvenliktir. Güvenlik hususunda gerçek stratejik kontrol noktalarına ihtiyacımız var. Elbette, nasıl ve nerede olduğunu bilmesem de toprak takasından bahsetmek mümkün. 1967 sınırlarının geri dönmeyeceğini söylüyoruz. Ancak her zaman bir uzlaşı imkanı vardır. Önemli olan yolu canlı tutmaktır. Filistin meselesi mevcut barış rüzgarlarında geride bırakılmamalıdır.”

İran ekseni

-Arap ülkeleriyle olan bu barış rüzgarlarına yönelik vizyonunuz nedir? Gerçekten barış mı yoksa İran ekseni gibi başka bir eksene karşı bir ittifak mı?
“Bunu, öncelikle barış olarak görüyorum. Aynı şekilde vatandaşların gerçek arzusunu ifade eden, ılımlı güçlerin ittifakıdır. İsrail’i ve tüm Arap ülkelerini tehdit eden İran ekseninin varlığını elbette görmezden gelemeyiz. Bu eksenin, barış rüzgarlarından gerekli sonuca varmasını ve barışa doğru değişmesini ümit edelim. Ancak bunu yapmazsa talihsiz sonuçlarla karşılaşacaktır. İran, şu an birçok güçlükle karşı karşıya. Bugün Suriye, Lübnan, Irak, Libya veya Yemen’de neler yaşandığına bakın. Halklarımız için barış ve refah ararken bu eksen yok oluyor. Ama en önemlisi de savaş ittifaklarına değil barış ittifaklarına doğru ilerliyoruz.”

-Netanyahu sizi bu rüzgarlardan uzak tuttu. Ancak bu konudaki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Barış mı istiyor yoksa yolsuzluk yaptığı iddialarıyla davalarını silecek bir örtü mü?
“Netanyahu ile ne kadar zıt olduğumu biliyorsun. Ancak bu hususta, o da barış yoluna olan inancından dolayı bu sürece yönelmektedir. Bu, dava hususunda ona hizmet edebilir, ancak temel bu değildir. Bu noktada onu, performansından dolayı övmeme izin verin. Dairenin, tüm Arap ülkelerini ve Filistinlileri de kapsayacak şekilde genişlemesini umut ediyorum. Arap ülkeleriyle mevcut barış sürecinin, Filistin sorununun çözümüne de hizmet edeceğinden eminim.”

Arap ülkelerinde bir sır

-Netanyahu ne zaman Arap ülkelerini ziyaret etmenize izin verecek ve herhangi bir Arap ülkesini ziyaret ettiniz mi?
“Askeri görevlerimi yerine getirirken tüm Arap ülkelerini gizlice ziyaret ettim ve bu ülkeleri resmi, dostane ve barışçıl bir şekilde alenen ziyaret etmeyi de çok isterim.”

-Orduda 38 yıl geçirdiniz. Mümkün olan tüm görevleri ve işleri üstlendiniz. Tüm savaşlara katıldınız. Arapların ve Yahudilerin bu savaşlarda ne bedeller ödediğini çok iyi biliyor olmalısınız. Savaşların tortularının buharlaşabileceğine gerçekten inanıyor musunuz?
Gantz, soruya şu şekilde yanıt verdi;
“Şüphesiz. 1977’de askeri görevime başladığımda ilk görevimin ne olduğunu biliyor musunuz? Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın tüm dünyayı şaşkına çevirip İsrail’i ziyarete geldiği konvoyunu korumaktı. Evet, İsrail’in tüm savaşlarına katıldım ve Filistinlilerin, Suriyelilerin, Lübnanlıların, Mısırlıların ve İsraillilerin herkesin dertlerini biliyorum. Dostlarımı ve akrabalarımı kaybettim. Doğup büyüdüğüm kasabada Efrayim ve Zvi Zohar adlı iki kardeş öldürüldü. Gözlerimin önünde yoğun şekilde kanları aktı. İnanın bana, savaşın dehşetlerini gören ve tadan ordudaki generaller, barışı en çok isteyenlerdir. Generallerimiz arasında barışı en çok arayanın ben olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.”

-İsrail, erken seçimlere mi gidiyor?
“Evet öyle görünüyor. Netanyahu, pozisyonunda uzlaşmaz olduğu ve bu hükümeti kurduğumuz temelde varılan anlaşmaları, verdiği sözleri yerine getirmeyi reddettiği sürece, karşımızdaki tek yol seçimler olacaktır.”

-Ancak seçimlerin lehlerinize olmadığını ikiniz de bildiğiniz halde, neden seçimlere kayma sürecine bir son verme kararı almıyorsunuz?
“Seçimlere gitmek istemiyoruz. Bu, yalnızca beklenen kötü sonuçlar yüzünden değil. Daha ziyade bunun nedeni, halka dördüncü bir seçim yükünü yüklemenin yanlış olduğuna inanıyoruz. Sorun Netanyahu’da.”

-Netanyahu, anketlerin samimi olmadığına mı yoksa son ana kadar ipi çektiğine mi inanıyor? Bu noktada herkesi şaşırtıyor. Hükümetin devam etmesi için size kabul edilebilir bir teklif sundu mu?
“Her şey mümkün.”

-Bu hükümetin devam etmesi için hala gerçekçi bir olasılık var mı?
“Evet kesinlikle. Netanyahu haritayı iyi okursa, seçimlere gitmenin kendisi için ölümcül bir darbe olduğunu görecektir. Başbakan olarak geri dönmeyecektir. İsrail siyasi haritası Netanyahu’yu geride bıraktı.”

-Alternatif? Naftali Bennett ya da Gideon Sa’ar mı? İkisi de temel konularda ve barış sürecinde Netanyahu’dan daha kötü.
“Evet, hiçbir şey net değil. İnsanların büyük bir kısmı nasıl oy kullanacağına henüz karar vermedi. Parti haritasında başka ek değişikliklere yol açabilecek değişiklikler var.”

-Arap vatandaşlarının İsrail’deki rolü ve devlet yönetimine ortak olma istekleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Milletvekili Mansur Abbas liderliğindeki İslami Hareket, Arap vatandaşlarının kazançlarını gerçekleştirme karşılığında Netanyahu ile alışılmadık bir bağ kuruyor. Bu sağcı kampta meşruiyet kazanır mı?
“Arap vatandaşlarının tam eşitliğine ve hükümete katılımlarına inanıyorum. Knesset’teki Ortak Liste milletvekilleriyle iyi ilişkilerim var. Bildiğiniz gibi, bu hafta Knesset’te (İsrail parlamentosu) Eşitlik Yasasını ön okumadan geçirdik.”

-Vatandaşlık Yasası’nı, eşitliği garanti eden bir madde içerecek şekilde değiştirmeye söz verdiniz ve bundan vazgeçtiniz.
“Asla geri adım atmadık. Vatandaşlık Yasası’nın Yahudilerin Araplar karşısında tercih edildiğinin düşünülmemesi için Temel Yasa’da eşitliği garanti altına alacağımızı taahhüt ettik. İsrail, demokratik bir Yahudi devletidir. Ancak Arap vatandaşları, yasalara göre tam eşitliğe sahip olmalıdır. Yasanın çoğunluğunu sağlamak için önerdiğimiz birkaç yöntem var. Vatandaşlık Yasası’nın değiştirilmesini istedik, başarılı olamadık. Bu yüzden özel bir yasa çıkarılmasına başvurduk. Tüm vatandaşlar için sivil haklarda tam eşitliği öngören Bağımsızlık Bildirgesi ruhuyla siyasi hayatımızın hüküm sürmesi için çalışıyoruz. Netanyahu ve aşırı sağın buna itiraz etmesi tesadüf değil. Ben, aslında bu politikayı uyguluyorum. Bu konuda ve Araplar da dahil olmak üzere tüm vatandaşları ilgilendiren diğer tüm konularda Ortak Liste ile toplantılar ve diyaloglar yürütüyorum. İzin verirseniz, hayattaki ortaklık ruhunun tüm Ortadoğu’ya yayılması gerektiğini vurgulayarak sonuca varmak istiyorum. Halkımıza refah sağlamak için bu ortaklığa ihtiyacımız var.”

-Netanyahu, İsrail’in Ortadoğu’da bir Batı ülkesi olduğu inancını destekliyor ve İsrail’i, bölgenin ayrılmaz bir parçası olarak görmüyor. Belki de bu, Filistin meselesini görmezden gelmeyi de açıklıyor. Siz de İsrail’i böyle mi görüyorsunuz?
“Demografik yapısı itibariyle, kesinlikle bir Batı ülkesiyiz. Ancak aynı zamanda her iki tarafın da kimliğini koruyarak, Arap doğusuna açılmasını, onunla bütünleşmesini ve birbiriyle yakınlaşmak için iş birliği yapmalarını istiyorum. Ortaklığı bulmak, güçlendirmek ve beslemek için uzun bir tanışma ve anlayış yolumuz var. Bu yüzden burada önemli olan üç şey görüyorum: güvenlik, barış ve eğitim. Bir barış kültürüne ihtiyacımız var. İhtiyaçların karşılıklı olarak tanınmasına ihtiyacımız var. İsrail ve Arap eğitim müfredatında gerçek, dostane ve nesnel bir tanımdan yoksun bir değişikliğe ihtiyacımız var. Her iki taraftan da bu yolu almaya başladığımızı düşünüyorum ve bu iyiye işaret.”



İran halkı: Trump'ın mesajının öngördüğünden daha karmaşık hesaplar

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters
TT

İran halkı: Trump'ın mesajının öngördüğünden daha karmaşık hesaplar

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters

Ahmed Mahir

Donald Trump'ın, görünen o ki rejimi devirmek için başlatılan ABD-İsrail savaşının başlangıcında İran halkına “özgürlük saatiniz yakın” şeklindeki doğrudan çağrısı, ABD Başkanı’nın saldırı anında çağrısına nasıl karşılık vereceklerinden ziyade, İranlılar hakkındaki varsayımları ile ilgili pek çok ipucu veriyordu.

Trump şunu da söyledi: “Biz işimizi bitirdiğimizde gidin ve iktidarı alın. Ondan sonra İran'ın kaderini İranlılar çizecektir. Bu, muhtemelen gelecek nesiller boyunca tek şansınız.” Bu sözler muhtemelen hayali bir halka hitap ediyordu; ABD-İsrail'in ülkesine yönelik saldırısını memnuniyetle karşılamasını ve minnettar olmasını umduğu bir halka.

Hem uzak hem de yakın tarih bir gösterge ise, İranlıların çoğunluğu İran rejimine muhalif olabilir, ülkelerinin son on yıllarda düştüğü durumdan dolayı üzgün olabilir ve bu yükün omuzlarından kalkmasını isteyebilirler, fakat aynı zamanda, yabancı bir gücün topraklarını bombalamasına ve ne zaman ve nasıl özgür olacaklarını dikte etmesine izin vermeyi reddetmektedirler. Bu iki pozisyon hiç de çelişkili değil; aksine, tarihin en eski medeniyetlerinden birine sahip olmakla övünen bir ulusun mantıklı düşüncesidir.

Savaşın ilk saatinden itibaren, herhangi bir büyük Amerikan haber kanalının yayınlarını takip ettiğinizde, “İran uzmanları” ve sürgündeki bazı muhalif seslerin siyasi yorumlarında, beklenen İran tepkisini çerçevelemede “seçicilik sorunu” olarak adlandırılabilecek bir durumu keşfedersiniz.

İster eski Amerikalı yetkililerin isterse on yıllar önce İran'ı terk eden, hatta bazıları 1979 İslam Devrimi'nden sonra doğmuş olan İran kökenli Amerikalıların yorumlarında olsun, hakim analitik çerçeve, Amerikan stratejik çıkarlarına dayanıyor. Bu yorum, rejimin gücünü pekiştirdiği son 47 yılda şekillenen siyasi gerçeklikten derin bir kopukluğu ortaya koyuyor. Siyasi tarihin İran'ın iç işlerine müdahale eden her yabancı gücün sadece kendi çıkarlarını birincil, nihai itici güç olarak gördüğünü İranlılara defalarca göstermiş olduğu gerçeğinden kopuk olduklarındansa bahsetmiyoruz bile.

Tarih İran'ın iç işlerine müdahale eden her yabancı gücün sadece kendi çıkarlarını birincil, nihai itici güç olarak gördüğünü İranlılara defalarca göstermiştir

1907'de İngiltere ve Rusya, İran'a danışmadan onu kendi aralarında nüfuz alanlarına böldüler: Güneyde İngiltere, kuzeyde Rusya etkiliydi. Bu, yalnızca Orta Asya'daki İngiliz-Rus emperyal rekabetini çözmeyi amaçlıyordu; İran ise egemen bir devlet olarak değil, coğrafi bir konu olarak ele alınmıştı.

Rıza Şah, 1941'de İkinci Dünya Savaşı'nın başında İran'ın tarafsızlığını deklare ettiğinde, İngiltere ve Sovyetler Birliği -İngiltere güneyden, Sovyetler kuzeyden- İran'ı işgal ettiler. Gerekçeleri Nazi Almanyası'na karşı savaşlarında tedarik hatlarının güvenliği için İran topraklarına ihtiyaç duymalarıydı. Ama gerçek çıkarları, lojistik ve petrol güvenliğiydi.

vfdvv
ABD-İsrail saldırısının başlamasından saatler sonra Tahran'ın merkezinde dalgalanan bir İran bayrağı (Reuters)

1951'de İran'ın demokratik olarak seçilmiş başbakanı Muhammed Musaddık, İranlıların ulusal egemenliğin bir ifadesi olarak geniş çapta desteklediği bir adımla Anglo-İran Petrol Şirketi'ni millileştirdi. İki yıl sonra, ABD ve İngiliz istihbaratı, Musaddık'ı deviren ve Şah rejimini Muhammed Rıza Pehlevi yönetiminde yeniden kuran bir darbe düzenledi; Rıza Pehlevi'nin babası da 1941'deki İngiliz-Sovyet işgali sırasında tahttan feragat etmek zorunda bırakılmıştı.

Daha yakın bir bölgesel bağlamda, Irak'a 2003 yılında özgürlüğün yakın olduğu söylendi. Libya'ya da 2011 yılında aynı şey söylendi. Her iki ülke de rejimin devrilmesinden sonra Washington'un vaat ettiği özgürlüğü bulamadı. Her iki deneyime de tanık olan İranlılar bunu çok iyi biliyor.

İran'daki son protesto dalgaları sadece tarihi olaylar değil, aksine bunlar, Trump'ın mesajlarının ve daha geniş anlamda ABD medyasının analizlerinin temelindeki varsayımı, yani halkın yabancı müdahaleyi memnuniyetle karşılayacağı varsayımını çürüten doğrudan kanıtlardır.

 İran'ın 2009, 2019, 2022 ve 2026 yıllarında ürettiği her protesto dalgası tamamen İran toplumunun kalbinden doğuyordu ve tamamen İran'a özgü şikayetlere dayanıyordu. Rejime karşı birbirini takip eden protesto dalgaları, seçim hileleri suçlamalarından ekonomik krizlere ve tutuklandıktan sonra genç bir İranlı- Kürt kadının ölümüne kadar çeşitli yerel kıvılcımlarla tetiklendi. Bu protesto dalgalarının hiçbirinin, İranlılara özgürlük zamanlarının geldiğini söyleyen bir Amerikan başkanına ihtiyacı yoktu.

Siyasi ironi, rejimin her defasında yargısız infazlar ve aktivistlerin hapsedilmesiyle kendini gösteren baskıcı stratejisinin, hem resmi açıklamalarda hem de devlet medyasının yayınladığı analiz ve yorumlarda, yabancı müdahale anlatısını sürekli olarak gündeme getirmesidir.

dfsvf
Tahran'da bir genç kızın, Mahsa Amini'nin öldürülmesine tepki olarak protestocular lastik yakıyor, 19 Eylül 2022 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ekonomik olarak, Washington İran halkını önemsediğini iddia ederken aynı zamanda onu on yıllardır yoksullaştıran ekonomik yaptırımlar uyguladığında, İranlılar bunu siyasi bir argüman olarak görmüyorlar. Onlar, siyasi mesajlar ile yaşanan gerçeklik arasında günlük yaşamlarında keskin bir çelişki görüyorlar.

Hem Dünya Bankası hem de Uluslararası Para Fonu (IMF), “azami baskı” yaptırımlarının ağırlığı altında İran'ın yaşam standartlarında sürekli bir kötüleşme olduğunu belgeledi; astronomik enflasyon, para biriminin değerinde çöküş ve sıradan vatandaşları etkileyen ilaç ve tıbbi ekipman kıtlığı. Washington'un İran halkına yönelik açık ilgisi ile yaptırımlar altındaki yaşam deneyimleri arasındaki büyük uçurum, İranlıların kendileri tarafından da fark ediliyor.

Trump'ın mesajları basit, ticari bir mantığa dayanıyor; siz rejimden nefret ediyorsunuz ve biz de rejimi yıkıyoruz, bu yüzden minnettar olmalısınız. Ancak, hem ülke içinde hem de dışında birçok İranlının rejimi devirmeyi amaçlayan yabancı müdahaleyi güçlü bir şekilde reddedişi, ulusal kimliğin pazarlık konusu olmadığını kanıtlamaktadır.


Humeyni’nin gölgesinden çıkan Dini Lider: Hamaney

(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)
(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)
TT

Humeyni’nin gölgesinden çıkan Dini Lider: Hamaney

(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)
(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)

İran devlet televizyonu bugün, dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybettiğini doğruladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın saatler önce Hamaney’in öldüğünü duyurmasının ardından geldi.

İran hükümeti ülkede 40 gün süreyle genel yas ilan ederken, resmî kurumların 7 gün boyunca kapalı olacağını bildirdi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ise yaptığı açıklamada, “Dini Lider Ali Hamaney’in şehadeti, dünya zalimlerine karşı büyük bir ayaklanmanın başlangıcı olacaktır” ifadesini kullandı.

Hamaney’in ölümü, 1989 yılından bu yana liderliğini yürüttüğü İran İslam Cumhuriyeti için ağır bir darbe olarak değerlendiriliyor. Hamaney, şah rejimini deviren devrimin ardından en üst makama yükselmişti.

Hamaney yönetiminin en ciddi krizi

86 yaşındaki Hamaney, daha önce de dış baskılardan kurtulmayı başarmıştı. Ancak dünkü saldırıdan önce dahi, 36 yılı bulan iktidarının en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıyaydı ve İran’ın nükleer programına ilişkin ABD ile yürütülen müzakereleri uzatmaya çalışıyordu.

Hamaney bu yıl ayrıca, 1979’daki devrimden bu yana en kanlı baskı dalgası olarak nitelendirilen protestolara yönelik sert bir müdahale talimatı vermişti. “Kışkırtıcıların eylemlerine son verilmeli” diyen Hamaney’in açıklamasının ardından güvenlik güçleri, “Diktatöre ölüm!” sloganları atan göstericilere ateş açmıştı.

erfgt
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Kasım 2023'te Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) için düzenlenen bir tören sırasında silahlı kuvvetlerin liderleriyle bir araya geldi. (AP)

Hamaney, haziran ayında aralarında yakın çevresinden isimler ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının da bulunduğu kişilerin hayatını kaybettiği hava saldırıları nedeniyle 12 gün boyunca güvenli bir yerde saklanmak zorunda kalmıştı. Söz konusu bombardıman, İran destekli Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının dolaylı sonuçları arasında gösterilmişti. Bu saldırının ardından yalnızca Gazze Şeridi’nde yeni bir savaş başlamamış, İsrail bölgedeki Tahran yanlısı diğer gruplara yönelik operasyonlarını da artırmıştı.

İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik saldırıları ve Suriye’de Beşşar Esed’in devrilmesiyle birlikte, Hamaney’in Ortadoğu’daki nüfuzunun zayıfladığı değerlendiriliyor. ABD ise İran’dan, elindeki son stratejik baskı unsuru olarak görülen balistik füze cephaneliğinden vazgeçmesini talep etmişti.

Tahran yönetiminin olası bir İsrail saldırısına karşı elinde kalan tek caydırıcılık aracı olarak gördüğü füze programını bırakmayı tartışmayı dahi reddeden Hamaney’in bu tutumunun, İran’a yönelik son hava saldırılarının nedenleri arasında yer almış olabileceği ifade ediliyor.

dfvfvf
Tahran’da Dini Lider Ali Hamaney’in resminin bulunduğu bir pankartın önünden geçen İranlı kadınlar (AFP)

ABD’nin askeri yığınağını artırmasıyla birlikte Hamaney’in hesapları; devrim süreci, iç karışıklık yılları, Irak’la savaş ve Washington ile on yıllara yayılan gerilimler içinde şekillenen bir liderlik profiline dayanıyor. Tüm temel yetki ve otoriteleri elinde toplayan Hamaney’in yaklaşımı, bu tarihsel deneyimlerin izlerini taşıyor.

Günlük idari işlerin seçilmiş yetkililer tarafından yürütülmesine rağmen, özellikle ABD ile ilgili olanlar başta olmak üzere temel siyasi konularda nihai söz Hamaney’e ait. İran’daki karmaşık din adamları yönetim sistemi ile sınırlı demokratik yapıyı sıkı biçimde kontrol altında tutan Hamaney, kararlarının başka herhangi bir merci tarafından sorgulanmasının önüne geçiyor.

Dini Lider’in konumu

Göreve geldiği ilk yıllarda Hamaney, İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu ve geniş halk desteğine sahip Humeyni’nin halefi olmaya yeterli görülmeyen, zayıf bir lider olarak değerlendiriliyordu.

Atandığı sırada henüz ‘Ayetullah’ unvanını taşımaması, din adamları yönetim sisteminde dini merci üzerinden otorite kullanmasını zorlaştırdı. Bu durum, liderliğinin ilk döneminde önemli bir meşruiyet tartışmasına yol açtı.

vfbg
İran Dini Lideri Ali Hamaney, 1989 yılında Tahran’da Cuma namazı sırasında kalabalığı selamlıyor. (Reuters)

Uzun süren bir güç mücadelesinin ardından Hamaney, hocasının gölgesinden çıkarak yalnızca kendisine bağlı güçlü bir güvenlik aygıtı inşa etti ve konumunu sağlamlaştırdı. Batı’ya, özellikle de kendisini devirmeye çalışmakla suçladığı ABD’ye karşı derin bir güvensizlik besliyor.

Ocak ayındaki protestoların ardından yaptığı sert bir konuşmada ABD Başkanı Donald Trump’ı hedef alan Hamaney, “ABD Başkanı’nı, İran ulusuna verdiği can kayıpları, zararlar ve iftiralar nedeniyle suçlu görüyoruz” ifadesini kullandı.

Bununla birlikte ideolojik sertliğine rağmen, rejimin bekası söz konusu olduğunda geri adım atabileceğinin sinyallerini de verdi. Hamaney’in 2013’te ilk kez dile getirdiği ‘kahramanca esneklik’ kavramı, taktiksel tavizlerle stratejik hedeflere ulaşmayı öngörüyor. Bu yaklaşım, Humeyni’nin 1988’de İran-Irak Savaşı’nın yaklaşık sekiz yıl sürmesinin ardından ateşkesi kabul etmesine benzetiliyor.

Hamaney’in 2015’te altı dünya gücüyle imzalanan İran nükleer anlaşmasına temkinli desteği de benzer bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Bu süreçte yaptırımların hafifletilmesini, ekonomik istikrarın sağlanması ve iktidar üzerindeki kontrolünü pekiştirmesi açısından gerekli gördü. Ancak Trump, 2018’de ilk başkanlık döneminde söz konusu anlaşmadan çekildi ve İran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden devreye soktu. Tahran yönetimi ise buna karşılık olarak nükleer programına getirilen kısıtlamaları aşamalı biçimde ihlal etti.

Gücün anahtarı

Hamaney, artan baskı dönemlerinde muhalefeti bastırmak için sık sık DMO ile yüz binlerce gönüllüden oluşan Besic güçlerine başvurdu. Söz konusu güçler, 2009’da Mahmud Ahmedinejad’ın oy hilesi iddiaları gölgesinde yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından patlak veren protestoları sert şekilde bastırdı.

2022’de de Hamaney’in talimatları benzer bir sertlik taşıdı. Gözaltında hayatını kaybeden Kürt genç kadın Mahsa Amini’nin ölümü üzerine başlayan gösteriler sırasında çok sayıda protestocu gözaltına alındı, hapsedildi ve idam edildi. DMO ile Besic güçleri, ocak ayında düzenlenen son protesto dalgasını da dağıttı.

Hamaney’in gücünün önemli bir bölümü, doğrudan kontrolü altındaki ‘Setad’ olarak bilinen yarı resmî dev finans kurumundan kaynaklanıyor. Değeri on milyarlarca doları bulan bu yapı, Hamaney döneminde büyük ölçüde büyüdü ve DMO’ya milyarlarca dolarlık yatırım yaptı.

İran dışındaki araştırmacılar, Hamaney’i belirli bir ideolojiye sıkı sıkıya bağlı, gizliliği tercih eden ve ihanet korkusu taşıyan bir lider olarak tanımlıyor. Bu kaygının, Haziran 1981’de bir teyp cihazına yerleştirilen bombayla düzenlenen suikast girişiminde sağ kolunun felç kalmasıyla daha da derinleştiği belirtiliyor.

Resmî biyografisine göre Hamaney, 1963’te 24 yaşındayken, Şah dönemindeki siyasi faaliyetleri nedeniyle ilk hapis cezasını çektiği sırada ağır işkenceye maruz kaldı.

Devrimin ardından savunma bakan yardımcısı olarak görev yapan Hamaney, 1980-1988 yılları arasında Irak’la yürütülen ve yaklaşık bir milyon kişinin hayatını kaybettiği savaş sırasında DMO’ya yakınlaştı. Humeyni’nin desteğiyle cumhurbaşkanı seçilen Hamaney’in, dini yeterlilik ve halk desteği açısından sınırlı görülmesine rağmen, Dini Lider’in ölümü sonrası halef olarak belirlenmesi birçok çevre için sürpriz oldu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Karim Sadjadpour ise bu süreci “tarihsel bir tesadüfün, zayıf bir cumhurbaşkanını önce başlangıçta zayıf bir Dini Lider’e, ardından da son yüz yılın en güçlü beş İranlısından birine dönüştürmesi” sözleriyle değerlendirdi.


İran’da Dini Lider nasıl seçiliyor... Hamaney’in yerine geçmesi muhtemel adaylar kimler?

 İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)
TT

İran’da Dini Lider nasıl seçiliyor... Hamaney’in yerine geçmesi muhtemel adaylar kimler?

 İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)

İran Dini Lideri Ali Hamaney’in yaklaşık 37 yıllık iktidarının ardından öldürülmesi, ülkenin geleceğiyle ilgili önemli soruları gündeme getirdi. Hamaney suikastının ertesi sabahı, karmaşık bir halefiyet sürecinin ilk işaretleri ortaya çıkmaya başladı.

Hamaney’in öldüğünün doğrulanmasının ardından İran bugün anayasaya uygun olarak ülkeyi yönetmek ve liderlik görevlerini üstlenmek üzere bir konsey oluşturdu.

Bu konsey, mevcut İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Anayasayı Koruyucular Konseyi üyesi olarak, İran Dini Lideri’ne bağlı en yüksek danışma organı olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi tarafından seçilen bir üyeden oluşuyor. Konsey, hükümet ile parlamento arasındaki anlaşmazlıkları çözme yetkisine de sahip.

Konsey, geçici olarak ‘tüm liderlik görevlerini’ üstlenecek.

vvbf
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, kendisi 21 Eylül 2024’te Tahran’da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile birlikte görülüyor.

Hamaney ölmeden önce, İran’da üçüncü liderlik için resmi olarak tanınmış bir aday bulunmuyordu; ancak konu yıllardır İran siyaset çevrelerinde tartışılıyordu.

Geçiş döneminde liderliği konsey üstlenecek olsa da, İran yasalarına göre, 88 üyeden oluşan ve Uzmanlar Meclisi olarak bilinen etkili bir kurul, mümkün olan en kısa sürede yeni bir Dini Lider seçmekle yükümlü.

Konseyin tamamı Şii din adamlarından oluşuyor ve üyeler her 8 yılda bir halk tarafından seçiliyor. Aday listeleri, İran’daki anayasal denetim organı olan Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanıyor. Anayasayı Koruyucular Konseyi, İran’daki çeşitli seçimlerde adayları elemesiyle biliniyor ve Uzmanlar Meclisi seçimleri de bundan muaf değil.

Örneğin, Anayasayı Koruyucular Konseyi Mart 2024’te, İran’ın ilk lideri Ayetullah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni ile nispeten ılımlı olarak bilinen eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Uzmanlar Meclisi seçimlerine katılmasını engellemişti.

cddsc
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Şubat 2023’te Uzmanlar Meclisi üyeleriyle bir araya geldi. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)

Hamaney’in halefini belirleme süreci, haziran ayındaki savaştan sonra hız kazandı. İlk İsrail saldırılarında çok sayıda askeri lider ve nükleer program yetkilisi hayatını kaybetmişti. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Hamaney’in iki yıl önce atadığı ve halefini belirlemekle görevli üç kişilik Uzmanlar Meclisi alt komitesi, haziran ayındaki savaş sırasında planlarını hızlandırdı.

Komite, Hamaney’in halefi olarak iki isim üzerinde yoğunlaştı. Bunlar, 56 yaşındaki oğlu Mücteba Hamaney ve İran’ın ilk lideri Ayetullah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni.

Hamaney’in oğlu potansiyel aday

Din adamları arasındaki halefiyet tartışmaları ve buna bağlı siyasi düzenlemeler, halktan uzak şekilde yürütülüyor; bu durum, en güçlü adayın kim olabileceğini tahmin etmeyi zorlaştırıyor.

Daha önce, Hamaney’in müttefiki ve sert görüşlü Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin bu görevi üstlenebileceği düşünülüyordu. Ancak Reisi, Mayıs 2024’te meydana gelen bir helikopter kazasında hayatını kaybetti.

Bu gelişme, Hamaney’in 56 yaşındaki oğlu Mücteba’yı potansiyel bir aday olarak öne çıkardı. Mücteba daha önce herhangi bir devlet görevinde bulunmamış olsa da, babasının politikalarını sıkı bir şekilde sürdürmeye kararlı.

sdcdsv
Mücteba Hamaney (solda) kardeşleri Mesud ve Meysam ile birlikte dini bir tören sırasında (Jamaran)

Ancak liderlik makamının babadan oğula geçmesi, sadece din adamlarının yönetimini eleştiren İranlılar arasında değil, aynı zamanda rejim yanlıları arasında da tepki yaratabilir. Bazıları bunu, iktidarın miras yoluyla geçişine hazırlık olarak görebilir.

Hamaney, halefini seçmiş herhangi bir kişiyi resmi olarak açıklamadı ve geçmişteki halefiyet tartışmalarında oğlunun görevi devralması fikrine defalarca karşı çıktı.

ABD Hazine Bakanlığı, Mücteba Hamaney’e 2019 yılında yaptırım uyguladı. Bakanlık, Mücteba’nın resmen seçilmemiş veya atanmış olmasa da babasının ofisinde çalışıyor olmasının ötesinde, Dini Lider’i ‘resmen temsil ettiğini’ belirtti.

Eylül 2024’te, Mücteba Hamaney’in bir dersini internet üzerinden yayımladığı video sosyal medyada yayıldı. Videoda, Fıkhu’l Haric derslerini vermeyi bıraktığını açıklıyordu; bu, Şii din okullarındaki en yüksek mertebe olan ictihad seviyesine ulaşmasının ardından, olası halefiyet sinyali olarak yorumlandı.

Mücteba, dersleri bırakma kararını ‘kişisel bir tercih’ olarak nitelendirdi ve bunun ‘politik meselelerle ilgisi olmadığını’ vurguladı. “Bu sadece ben ve Allah arasındaki bir konu” dedi ve babasının kararından haberdar olduğunu ifade etti.

Uzmanlar Meclisi Üyesi Mahmud Muhammedi Irakî, Şubat 2024’te, Hamaney’in ‘oğullarından birinin liderlik makamına atanması değerlendirmesine karşı çıktığını; böylece iktidarın miras yoluyla geçmesi şüphesini önlemek istediğini’ iddia etti. Aynı yıl temmuz ayında sert görüşlü Uzmanlar Meclisi Üyesi Ahmed Hatemî, kasım ayı sonunda liderin halefinin belirlendiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Hamaney, oğlunun görev üstlenmesini sağlama çabalarıyla suçlandı. 8 Ağustos 2023’te, Şubat 2011’den beri ev hapsinde bulunan reformist lider Mir Hüseyin Musevi, ‘halefiyet komplosu’ konusunda uyarıda bulundu. Musevi, resmi blogunda bazı çevrelerin ‘Şii liderin ölümünden sonra oğullarının görevi devralabileceğini’ söylediklerini aktardı. Musevi, yakın zamanda Hamaney yanlısı sitelerin, imametin babadan oğula geçmesiyle ilgili anlatıları öne çıkardığına dikkat çekti.

Yaklaşık üç hafta sonra Musevi’nin uyarısı daha ciddi bir boyut kazandı. Kum’daki bir dini eğitim kurumunun resmî sitesinde, Mücteba Hamaney’in adından önce ilk kez ‘Ayetullah’ unvanı kullanıldı. İran’da bu unvan, din adamlarının en yüksek mertebesine verilen dini bir sıfat olarak kabul ediliyor. Bu durum, Hamaney’in makamın miras yoluyla geçmesi ihtimaline işaret olarak yorumlandı.

Mücteba Hamaney, İran Dini Lideri’nin Kültür Danışmanı Gulam Ali Haddad Adil’in kızıyla evli. Babasının ofisindeki en etkili isim olarak biliniyor ve özellikle liderin ofisindeki özel koruma ekibi aracılığıyla Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderleriyle yakın ilişkilere sahip. Kasım 2019’da ABD, Mücteba Hamaney’e, Hamaney’in dar çevresinden dokuz kişi ile birlikte yaptırım uyguladı.

Mücteba’nın babasının ofisindeki rolü, 2005 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ön plana çıktı. O dönemde reformist lider Mehdi Kerrubi, Hamaney’e Mücteba’nın seçimlere müdahale ederek belirli bir adayı desteklediği uyarısında bulunmuş, bu durum özellikle Mahmud Ahmedinejad’a yönelik olarak yorumlanmıştı.

2009 seçimlerinde Mücteba Hamaney daha geniş çapta tartışmaya girdi; bu kez protestoların bastırılması ve seçimlere müdahale ettiği iddiaları gündeme geldi. Yeşil Hareket protestolarına katılanlar, onun aleyhine sert sloganlar attı.

Aralık 2018’de Mehdi Kerrubi, Hamaney’e yönelik sert bir mektup yazarak 30 yıllık icraatlarından sorumlu olması gerektiğini belirtti. Mektubunda, “Oğlunun önünü kesmeni istedim ama engellemedin. 2009’da devrimci akımı destekleyerek ne yaptığını gördün, sistem ve devrim açısından neler yaptığı ortada” ifadelerini kullandı.

İlk Dini Lider’in torunu

53 yaşındaki Hasan Humeyni, sosyal ve siyasi kısıtlamaların hafifletilmesini savunan reformist kanadın yakın müttefiki olarak biliniyor. Bununla birlikte, devrim kurucusunun torunu olması nedeniyle üst düzey din adamları ve DMO arasında da saygı görüyor.

Uzun süredir Hasan Humeyni, reformistler tarafından üçüncü liderlik makamı için tercih edilen aday olarak değerlendiriliyor.

fvfdv
Ruhani’nin internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve eski Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri’nin, 11 Ocak 2024’te eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin yedinci ölüm yıldönümü töreninde Hasan Humeyni’nin yanında durdukları görülüyor.

Hasan Humeyni, 2016’da Uzmanlar Meclisi üyeliğine aday olmaktan menedildi ve 2021’de Hamaney tarafından Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaması yönünde uyarıldı.

Hasan’ın yıllardır Necef’te yaşayan kardeşi Ali Humeyni de olası adaylar arasında değerlendiriliyor.

Hamaney’in üçüncü oğlu Mesud Hamaney de babasının ofisindeki rolü nedeniyle potansiyel bir aday olarak görülüyor. Mesud, eski Dışişleri Bakanı Kemal Harazi’nin ağabeyinin kızıyla evli.

Hamaney’in çocukları ve Humeyni’nin torunlarının yanı sıra, yükselen bazı din adamlarının isimleri de öne çıkıyor. Bunların başında, ‘Ayetullah’ unvanına sahip 67 yaşındaki Ali Rıza Arafi geliyor. Arafi, İran’daki din eğitimi okullarının yöneticisi ve Uzmanlar Meclisi’nin başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

Benzer bir geçiş daha önce sadece bir kez gerçekleşti

İran’da 1979 devriminden bu yana son sözü söyleyen Dini Liderlik makamında yalnızca bir kez iktidar değişimi yaşandı.

1989 yılında, İran’ın ilk Dini Lideri Ayetullah Humeyni, 86 yaşında hayatını kaybetti.

Mevcut güç geçişi, Haziran 2025’te İsrail’in İran’a karşı 12 gün süren saldırılar düzenlemesinin ardından gerçekleşti.

scderdf
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Haziran 2013’te ilk Dini Lider Humeyni’nin vefatını anmak için bir konuşma yaparken, oğlu Mesud da onu izliyor. (Arşiv – Tabnak)

Hamaney’in potansiyel halefleri arasında uzun süredir öne çıkan birçok kişi yaşamını yitirdi.

Eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani 2017’de, eski Yargı Erki Başkanı Mahmud Haşimi Şahrudi doğal sebeplerle 2018’de, eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise 2024’te bir helikopter kazasında öldü. Ayrıca, bir diğer yüksek rütbeli din adamı Sadık Amoli Laricani de dışlandı.

Dini Lider’in geniş yetkileri

Dini Liderlik makamı, İran’daki güç paylaşımı ve görev dağılımına dayalı karmaşık Velayet-i Fakih sisteminin kalbini oluşturuyor.

Dini Lider, İran Silahlı Kuvvetleri’nin başkomutanı olarak görev yapıyor. Bu kuvvetler arasında, düzenli orduya paralel yapıdaki DMO da bulunuyor. ABD, 2019 yılında DMO’yu ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Hamaney, iktidarı süresince DMO’ya geniş yetkiler ve nüfuz sağladı.

DMO, ABD ve İsrail’e karşı mücadele amacıyla Ortadoğu’da faaliyet gösteren silahlı gruplar ve müttefiklerden oluşan ‘direniş eksenini’ yönetiyor. Ayrıca İran içinde geniş servet, varlık ve mülklere sahip.