Trump’ın Fas'ın Batı Sahra egemenliğini tanıması, Rabat ile Cezayir arasındaki krizi derinleştirdi

Diyalog çağrıları yapılırken sınırların açılması ve gerginlikler sürüyor; ancak tutumlarda bir değişiklik kaydedilmiyor

ABD’nin ülkelerinin Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasını kutlayan Faslılar (Getty)
ABD’nin ülkelerinin Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasını kutlayan Faslılar (Getty)
TT

Trump’ın Fas'ın Batı Sahra egemenliğini tanıması, Rabat ile Cezayir arasındaki krizi derinleştirdi

ABD’nin ülkelerinin Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasını kutlayan Faslılar (Getty)
ABD’nin ülkelerinin Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasını kutlayan Faslılar (Getty)

Naoufel Cherkaoui
Cezayir’in yaptığı açıklama ve attığı adımlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın 10 Aralık’ta Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanıması konusundaki endişe ve çekincelere işaret ediyor.
Batı Sahra meselesi Fas ile Cezayir ilişkilerinde on yıllardır anlaşmazlığa neden olurken, Trump’ın söz konusu adımının iki ülke arasındaki anlaşmazlığı körükleyip körüklemediği soruluyor.
Bu konuda ilk resmi yorumu yapan Cezayir Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin ‘şüpheli anlaşma’ olarak nitelendirdiği bu adımına itiraz ettiğini açıklamış; sahra halkının kendi kaderini tayin etme hakkını savunduğunu vurgulamıştı. Sahra meselesinin “ancak uluslararası hukuk yoluyla, Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği’nin (AfB) köklü doktrini ile çözülebilecek bir dekolonizasyon sorunu" olduğunu da ifade etmişti. Aynı zamanda ABD kararının tüm BM kararlarıyla, bilhassa Batı Sahra ile ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla çeliştiği, bu nedenle yasal bir etkisi olmadığını belirtmişti. Söz konusu kararlardan sonuncusu ise ABD tarafından oluşturulup savunulan, 30 Ekim 2020 tarihinde yayınlanan 2548 sayılı karardı. 

Engelleyen kim?
Kuzey Afrika (Mağrib) Birliği projesini engelleyen sorunların çözülmesi çağrısında bulunan Cezayirli siyasetçi Enver Haddam, Trump'ın bu hamlesinin “bu projeye hizmet etmediğini, ancak Siyonist varlığı bölgeye getirebileceğini” düşünüyor. Aynı zamanda “Kardeş Fas’ın böyle garip bir adıma, görevi sona erecek olan bir Başkan tarafından uluslararası yasaların ihlaline ihtiyacı yoktu. Bu ikilemde yer alan çeşitli aktörler arasında bir Mağrip çözümü bulunması gerekiyor. Böylece tüm Kuzey Afrika halkları çıkarlarını koruyan Mağrip Birliğini harekete geçirebiliriz” diyor.
Faslı yazar Muhammed Budan ise “Fas, doğu komşusuyla arasındaki anlaşmazlıkların üstesinden gelmek için elini uzatırken Cezayir ise Fas'ın bölgesel ve uluslararası kazanımlarını reddederek çatışmayı tırmandırıyor. Cezayir kendini bir köşeye sıkıştırdı. Atlantik’e geçiş planları üç haftadan fazla sürmedi” ifadelerini kullanarak Kerkerat geçişiyle ilgili son krize işaret etti.
Budan, Cezayir’in söz konusu adımı yasadışı olarak değerlendirmesine yanıt olarak ise şunları söyledi:
“ABD’nin Batı Sahra ile ilgili kararı anayasal ve siyasi temel üzerine kurulu; 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi mucibince Fas'ın Dahla şehrinde bir ABD konsolosluğu açılacak. ABD kararı bölgede yeni bir ufka yelken açtı, stratejik şemali değiştirdi. Cezayir ise Fas ile ilişkilerinde 1970'lerin ideolojisi ötesinde yeni bir mantık geliştirme yönündeki pek çok fırsatı kaçırdı. Zirâ Fas, birden çok kez diyalog eli uzattı. Fas'ın Arap, Afrika ve uluslararası düzeydeki zaferleri göz önüne alındığında, Cezayir önceden oynayabileceği rolü artık oynayamaz. Ancak Batı Sahra’da kalkınma ve diplomatik tanınma açısından olup bitenleri uzaktan takip edebilir.”

Kronik gerginlik
Fas-Cezayir ilişkileri, ilk kıvılcımı aralarındaki sınırlara ilişkin bir dizi müzakerenin sona ermesiyle patlak veren Kum Savaşı ile atılan çeşitli gerilimlerden geçti. İki ülke arasındaki güney sınırları sorunu, Fransız sömürge yetkililerinin Tinduf ve Beşar bölgelerini Cezayir'e verdiği 1950 yılına dayanıyor. Ancak Fas, 1956'da bağımsızlığını kazanmasının ardından iki bölgenin geri iadesini talep etmişti. Fransız yetkililer Fas'ın talebini görmezden gelince, 1957’de Fas Kralı 5. Muhammed'e sınır ikilemini çözme yönünde müzakerelerin başlatılmasını teklif etti. Ancak Fas Kralı, ülkesi bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir ile doğrudan müzakere edeceğini söyleyerek Fransızların teklifini reddetti.
Ardından 6 Temmuz 1961'de Fas, Cezayir geçici hükümeti başındaki Ferhat Abbas ile iki ülke arasında bir sınır sorununun varlığını kabul eden, Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasının ardından bu konuda müzakere masasına oturulması gerektiğini öngören bir anlaşma imzaladı. Ancak Cezayir'in 1962'de bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte ilk Cumhurbaşkanı Ahmed Bin Bella, ülkesinin ayrılmaz bir bütün olduğunu ilan ederek anlaşmayı tersine çevirdi. Bunun üzerine Fas Kralı 2. Hasan, 13 Mart 1963'te Cezayir geçici hükümeti ile sınırların çizilmesi konusunda imzalanan anlaşmayı hatırlatmak için Cezayir'i ziyaret etti. Ancak müzakere ufkunun tıkanması, 1963'te iki ülke arasında patlak verip altı gün süren Kum Savaşı'na sebebiyet verdi.
Fas ile Cezayir arasındaki anlaşmazlık, Kum Savaşı sonrasında, özellikle de iki ülke arasındaki tartışmalı Tinduf bölgesinde demir madenlerinin keşfedilmesinin ardından başka bir hal aldı. Ancak çıkardığı demiri Tinduf’a en yakın liman olan Fas'ın Agadir limanından geçirmesi gereken Cezayir, bu nedenle müzakere masasına geri dönmek zorunda kaldı. Nitekim Fas, ABD ile ilişkilerini pekiştirdikten sonra bölgeyi geri alma talebini yeniledi. Cezayir ise özellikle de Huari Bumedyen’in Cezayir Cumhurbaşkanı Bella'ya karşı 1965’te düzenlediği darbenin ardından Sovyet desteğini seçti.

Yeşil Yürüyüş’ün yansımaları
Fas'ın Batı Sahra'daki İspanyol sömürgeciliğini sona erdirmek için 1975'te düzenlediği Yeşil Yürüyüş organizasyonu iki ülke arasındaki anlaşmazlığı körükledi. Ardından Cezayir Cumhurbaşkanı Huari Bumedyen ise Yeşil Yürüyüş’e katılan Faslıların sayısına denk gelecek şekilde ülkesinde ikamet eden 350 bin Faslının sınır dışı edildiğini duyurdu.
Fas, kendine ait ve tarihî olduğunu düşündüğü Batı Sahra’yı bu yürüyüş ile ilhak edeceğini, böylece toprak bütünlüğü dosyasını kapatacağını umuyordu. Ancak bu hamlesi hem Cezayir, hem de 1976’da Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’ni ilan eden sahralılardan oluşan Polisario Cephesi ile arasındaki anlaşmazlığı körükledi.
Nitekim o zamandan bu yana aralarındaki sular durulmayan bu iki ülke, birbirlerini kendi çıkarlarını baltalamakla suçluyor. Fas, özellikle de Krallığın Cezayirlilere vize uygulamasının ardından, Cezayir istihbarat servislerini Ağustos 1994'te Marakeş'teki Atlas Asni Oteli saldırısına karışmakla suçladı. Cezayir ise Mağrip ekonomik alışverişini etkileyecek bir hamleyle Fas ile kara sınırının kapatıldığını duyurarak daha da ileri gitti.

Sınırların açılması çağrıları
Fas, birçok kez Cezayir'i kara sınırlarını açmaya çağırdı. Geçtiğimiz hafta ülkesinin Cezayir ile sınırları herhangi bir tazminat teklif etmeden açmaya hazır olduğunu yineleyen Fas Başbakanı Sadeddin Osmani, “Fas, kapatılan sınır dosyasını Cezayirliler hazır olduğu taktirde sonlandırmaya hazır. Kral 6. Muhammed, tüm sorunlara çözüm bulmak amacıyla kardeş Cezayirlilere defalarca çağrıda bulundu” ifadelerine başvurdu.
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, geçtiğimiz Temmuz ayında Fas’ın çağrısına yanıt olarak, “Fas'ın iki ülke arasındaki gerilimi aşmak için öne sürdüğü her türlü girişimi memnuniyetle karşıladığını” açıkladı. “İki ülke arasındaki gerginliğin hala sözlü olduğunu” dile getiren Tebbun, “İki ülke ilişkilerindeki en yüksek sesi her zaman aklın sesi olmuştur” ifadelerine başvurdu.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.