Demokratik rejimlerin sayısı düşüyor mu? Demokratik ülkelerin hastalığı…

Fotoğraf (DPA)
Fotoğraf (DPA)
TT

Demokratik rejimlerin sayısı düşüyor mu? Demokratik ülkelerin hastalığı…

Fotoğraf (DPA)
Fotoğraf (DPA)

Eski Lübnan Kültür Bakanı, Birleşmiş Milletler'in Eski Libya Temsilcisi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Gassan Selame Şarku'l Avsat’a verdiği özel röportajda uluslararası gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Röportajında demokratik ülkeler ile totaliter devletler arasında geçişkenliğe değinen Selame,  “1990'larda tarihsel boyutu olan tehlikeli bir şey oldu. İnsanlık tarihinde ilk kez, dünya ülkeleri ve vatandaşlarının yarısından fazlası otoriter rejimlerden demokratik rejimlere geçiş yaptı. Ancak yirmi birinci yüzyılın başında iki farklı biçime sahip bir tür kademeli gerileme yaşandığını fark ettik” dedi.
Selame, demokratik yaşam kalitesinde sayısal bir gerileme söz konusu olduğunu ancak bu, demokratik ülkelerin pandemi gibi fenomenlerle başa çıkmaktan aciz olduğu ve otoriter devletlerin buna güç yetirebildiği anlamına gelip gelmediğinden emim olmadığını belirtti.
İşte Birleşmiş Milletler'in Eski Libya Temsilcisi Gassan Selame’nin  Şarku'l Avsat’a verdiği röportajın ilgili kısmı:

- Demokratik ülkeler ile totaliter devlet arasındaki fark hakkında ne düşünüyorsunuz? Salgın ve popülizmin yükselişi iki modelin algısını değiştirdi mi?
1990'larda tarihsel boyutu olan tehlikeli bir şey oldu. İnsanlık tarihinde ilk kez, dünya ülkeleri ve vatandaşlarının yarısından fazlası otoriter rejimlerden demokratik rejimlere geçiş yaptı. Ancak yirmi birinci yüzyılın başında iki farklı biçime sahip bir tür kademeli gerileme yaşandığını fark ettik. Önce demokrasiye geçiş yapan ülke sayısı azaldı. Askeri darbeler veya seçim yoluyla otoriter rejimlere dönen ülkeler gördük. İkinci olarak, sayısal olarak değişmeyen demokrat rejimlerde ise kaliteyi değiştiren bir popülizm artışına sahne olundu. Demokratik yaşamın kalitesi, özgürlüklerin bastırılması, yasama birimlerinin geri plana atılması, siyasi partiler dışından iş adamlarının seçilmesi, sosyal medya platformlarının değiştirilmesi ve parlamento, sendika ve partiler gibi aracı kurumlar olmaksızın halka hitap edilmesiyle değişti. Bunun yerine liderler doğrudan halka hitap etmeye başladı. Bu durum da popülizmi körükledi. Bazı ülkelerde popülizmin demokratik yaşamın merkezine girmesine izin veren Macaristan, ABD veya Brezilya gibi ülkelerde yüksek puanlar alan teknolojik bir devrim gerçekleşti.
Siber Devrim popülizmin yayılmasına olanak sağladı. Ancak aynı zamanda devletlerin başkalarının işlerine aşırı müdahalesine de izin verdi. Önümüzdeki aylar ve yıllarda daha fazla siber savaşa tanık olacağımız açık. Bu durum, büyük güçlerin ilişkilerinde gerilimi artıracak ve dünya liderleri arasındaki güven ilişkilerini zayıflatacaktır.

-Demokratik ülkelerin hastalığından bahsedebilir miyiz?
Demokratik yaşam kalitesinde sayısal bir gerileme söz konusu. Ancak bu, demokratik ülkelerin pandemi gibi fenomenlerle başa çıkmaktan aciz olduğu ve otoriter devletlerin buna güç yetirebildiği anlamına mı geliyor? Cevabından emin değilim. Güney Kore, Vietnam, Laos ve Tayvan gibi Asya ülkelerinin rejimleri ne olursa olsun daha etkili olduklarını görüyorum. Siyasi rejimleri Çin gibi değil. Ancak pandemiyle demokratik ülkelerden daha iyi bir şekilde mücadele etmeyi başardılar.

-Öyleyse sorun nerede?
Sorun şu ki, salgın Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya gibi hükümetlerin kamusal özgürlükleri ihlal etmesini zorunlu kılıyor. Demokratik ülkelerin dayandığı felsefe özgürlükler iken salgın özgürlüklere kısıtlamalar getirmeyi gerektiriyor. Dolayısıyla demokratik ülkeler bir tür çelişkiyle karşı karşıya kaldılar. Ancak salgın süreci iyi geçer ve uzun vadeli etkisi kalmazsa, bu ülkelerin belirli bir özgürlük ve demokrasi düzeyine geri dönebileceklerini düşünüyorum. Dolayısıyla, otoriter devletlerin daha yetenekli olduğu sonucunu çıkarmak abartılı, aceleci ve erken hareket etmektir. Bununla birlikte, salgından önce de otoriter ve demokratik ülkeler arasında sosyal ve ekonomik kalkınmayı yönlendirme konusundaki karşılaştırmalarla ilgili tartışmalar vardı. Çin, Rusya’nın seçtiği biraz demokrasi ve biraz kapitalizm karışımı rejimle kıyaslandığında seçtiği tek partili kapitalizm sisteminin kalkınma için en uygunu olduğunu söylüyor. Çin, sistemik komuta ekonomisini ortadan kaldırdı. Ancak tek partililikten kurtulamadı. Bu tartışma eskiden beri vardı ve şimdi yeniden alevlendi. Otoriter devletler, özgürlüklere her zaman kısıtlamalar koydukları için kolaylıkla özgürlüklere kısıtlama getirebilirler. Buna karşılık, demokratik ülkeler özgürlüklere kısıtlamalar getirdiklerinde, dayandıkları ilkeden saparlar.
Fakat demokrasi bir kültürdür. İstisnai bir aşama olması hasebiyle bir sonraki aşamada, İngiltere, Fransa ve İtalya hükümetlerinin salgınla mücadele etmek için aldıkları kararlara geri dönmeleri konusunda şiddetli bir taleple karşılaşacaksınız. Önümüzdeki yıllarda Batı ülkelerindeki ana tartışma şu olacak: Demokrasiler ne zaman ve hangi hızda eski haline dönecek? Salgın karşısında koymak zorunda kalınan kısıtlamalar devam edecek mi?
RÖPORTAJIN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ



İngiltere, ABD'nin İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemek için üslerini kullanma yetkisi verdi

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
TT

İngiltere, ABD'nin İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenlemek için üslerini kullanma yetkisi verdi

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)

Reuters haber ajansının bildirdiğine göre, İngiliz hükümeti bugün ABD'ye, Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri hedef alan İran füze mevzilerine saldırı düzenlemek üzere İngiltere'deki askeri üsleri kullanma izni verdi.

Downing Street'ten yapılan açıklamada, İngiliz bakanların bugün İran'la savaş ve Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması konusunu görüşmek üzere bir araya geldiği belirtildi.

Açıklamada, “Bölgenin kolektif savunması için ABD'nin İngiliz üslerini kullanmasına izin veren anlaşmanın, Hürmüz Boğazı'ndaki gemilere saldırmak için kullanılan füze mevzileri ve kapasitelerini imha etmeye yönelik ABD savunma operasyonlarını da kapsadığını teyit ettiler” denildi.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer bu hafta, Londra'nın İran'a karşı bir savaşa sürüklenmeyeceğini açıklamıştı.

Başlangıçta, herhangi bir askeri harekatın meşruiyetinden emin olunması gerektiği gerekçesiyle, İran'a saldırı düzenlemek için İngiliz üslerinin kullanılması yönündeki ABD talebini reddetmişti.

 ABD Başkanı Donald Trump (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Ancak Starmer, İran'ın Ortadoğu'daki İngiliz müttefiklerine saldırılar düzenlemesinin ardından tutumunu değiştirdi ve ABD'nin Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait Fairford Hava Üssü ile Hint Okyanusu'ndaki ortak ABD-İngiltere üssü Diego Garcia'yı kullanabileceğine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, çatışmanın başlamasından bu yana Starmer'a defalarca saldırdı ve onun yeterli destek sağlamadığını söyledi.

Trump pazartesi günü, “bazı ülkelerin beni büyük ölçüde hayal kırıklığına uğrattığını” söyledi ve ardından bir zamanlar “ABD'nin en iyi müttefikleri” olarak nitelendirdiği İngiltere'yi özellikle zikretti.

Bugün yayınlanan Downing Street bildirisi, «gerginliğin acilen azaltılması ve savaşa hızlı bir çözüm bulunması» çağrısında bulundu.

İngiltere’deki kamuoyu yoklamaları, savaş konusunda yaygın bir şüphe olduğunu gösteriyor; YouGov’un yaptığı ankete katılanların yüzde 59’u, ABD-İsrail saldırılarına karşı olduklarını belirtti.


Trump neden Hark Adası'nı işgal etmek istiyor? Tahran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya zorlamak

Majalla
Majalla
TT

Trump neden Hark Adası'nı işgal etmek istiyor? Tahran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya zorlamak

Majalla
Majalla

Önümüzdeki günler çok önemli. Fiyatlar yükseliyor ve gemiler Körfez'den uzak duruyor. Bu sadece bölgesel bir çatışma değil; küresel enerjinin geleceği üzerine bir kumar

Körfez'deki çatışmanın çehresini değiştirebilecek bir hamleyle, istihbarat raporları ve resmi ABD açıklamaları, Başkan Donald Trump yönetiminin, Tahran rejiminin petrol can damarı olan Hark Adası'nın tam kontrolünü ele geçirmek için cesur bir amfibi operasyona hazırlandığını ortaya koyuyor.

Bu haberler, ABD güçlerinin 13-14 Mart 2026'da adada İran Devrim Muhafızları'na ait füzeler, radarlar, mayın depoları ve deniz üsleri de dahil olmak üzere 90'dan fazla askeri hedefi imha etmesinin ardından geldi.

Beyaz Saray şu anda, amfibi hücum gemileriyle desteklenen 2.500-5.000 ABD Deniz Piyadesi ile karadan işgal seçeneğini görüşüyor.

Trump, adayı “kıracağımız taç” olarak nitelendirerek şu uyarıda bulundu: “Eğer Hürmüz Boğazı'nı açmaz ve nakliyeyi engellemeyi bırakmazlarsa, tüm petrol altyapısını yok edeceğiz!”

Peki, neden özellikle Hark Adası?

Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndaki baskıyı kırmayı başaramadıktan sonra, bu küçük adayı (sadece 20 kilometrekarelik bir alan) işgal etmenin en büyük silahı olduğuna inanıyor. Bunun, İran rejimini geri adım atmaya ve dünyanın petrolünün yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmaya zorlayacak ve on yıllardan beri yaşanan en büyük küresel enerji krizine neden olan engellemeye son verecek bir “ekonomik darbe” olacağını düşünüyor.

Washington, operasyonu İran'ın gelirinin yüzde 40'ını besleyen damarı keserek “rejimin ekonomik olarak durdurulması” olarak tanımlıyor.

Avrupa Uzay Ajansı'nın Copernicus Sentinel-2 uydusu tarafından çekilen, İran'ın Hark Adası'na ait görüntü, 2 Mart 2026 (AFP)Avrupa Uzay Ajansı'nın Copernicus Sentinel-2 uydusu tarafından çekilen, İran'ın Hark Adası'na ait görüntü, 2 Mart 2026 (AFP)

Çatışma ve muazzam güç dengesizliği

Çatışma olasılığı oldukça yüksek, ancak eşitsiz. Deniz Piyadeleri ve Beşinci Filo liderliğindeki ABD kuvvetleri, ezici hava ve deniz üstünlüğüne sahip: F-35 savaş uçakları, güdümlü füze destroyerleri ve denizaltılar.

Şarku'l Avsat'ın al Majalladan aktardığı analize göre Devrim Muhafızları'nın 112. Deniz Tugayı tarafından yönetilen adadaki İran savunmasının ise sadece 500-1000 askerden oluştuğu tahmin ediliyor ve bu savunma hattı ABD saldırılarıyla ağır hasar gördü.

Ancak, İran anakarasına sadece 25 km uzaklıkta olması, Tahran'ın adayı dakikalar içinde balistik füzeler, insansız hava araçları ve gemisavar füzelerle bombalayabileceği anlamına geliyor.

Uzmanlar uyarıyor: “Burayı işgal etmek, Hürmüz Boğazı'nın tamamen kapanması veya Körfez'deki ABD üslerine asimetrik saldırılar riskiyle birlikte, minyatür bir Vietnam kabusuna dönüşebilir.”

Hark, tırmanan gerilimi sonlandırabilecek veya daha büyük bir küresel petrol savaşını ateşleyecek nokta olabilir mi? Önümüzdeki günler çok önemli, fiyatlar yükseliyor ve gemiler Körfez'den uzak duruyor

Adanın petrol açısından önemi: Rejimin hayatı buna bağlı

 Hark sadece bir ada değil, aynı zamanda İran'ın ana ihracat tesisi. İran'ın ham petrol ihracatının yüzde 94'ü buradan geçiyor (toplam 1,5-1,7 milyon varilin yaklaşık 1,5-1,55 milyon varili).

Kapasite: Günde 7 milyon varil yükleme ve 30-31 milyon varil depolama.

Son ABD saldırılarından sonra bile, İran’ın petrol ihracatı yangınlar arasında devam etti.

resim

Önemli bilgiler

Adanın Konumu: Buşehr'e 2 km uzaklıkta, 8 km uzunluğunda küçük bir mercan resifi. Tatlı su kaynakları ve bir havaalanı bulunuyor.

- İran Kuvvetleri: Yüzlerce Devrim Muhafızı, karadan havaya füzeler ve gemisavar füzeleri hasar gördü.

- Nüfus: Çoğunluğu petrol işçisi olmak üzere 8 bin sivil.

Hark, tırmanan gerilimi sonlandırabilecek veya daha büyük bir küresel petrol savaşını ateşleyecek nokta olabilir mi? Önümüzdeki günler çok önemli, fiyatlar yükseliyor ve gemiler Körfez'den uzak duruyor. Bu sadece bölgesel bir çatışma değil; küresel enerjinin geleceği üzerine bir kumar.


Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi

Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi
TT

Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi

Hamaney ve Trump'tan meydan okuma mesajları...İsrail "Tahran'ın kalbine" şiddetli bir saldırı düzenledi

İsrail, bu sabah İran'a yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bu saldırılar, Başkan Donald Trump'ın İran'ın doğalgaz altyapısına yönelik saldırılarını tekrarlamaması yönündeki çağrısından bir gün sonra gerçekleşti. İran'ın bölgedeki enerji tesislerine yönelik misilleme saldırıları, yakıt fiyatlarında keskin bir artışa yol açmış ve ABD-İsrail savaşında önemli bir tırmanışa işaret etmişti.

İsrail ordusu sözcüsü bu sabah "İsrail ordusu, Tahran'ın kalbindeki İran terörist rejiminin altyapısına karşı bir dizi saldırı başlattı" dedi ancak ayrıntı vermedi.

ABD Başkanı, "İran liderliğinin ortadan kaldırılacağını" ve Tahran rejiminin "yeni liderler aradığını" teyit ederek, "İran üzerindeki etkisi kötü olacak ve bunu yakında bitireceğiz" dedi.

Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yükselen yakıt fiyatlarından etkilenecek olan Trump, dünyanın petrol üretiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanması konusunda yardım taleplerine temkinli yanıt veren müttefiklerini korkaklıkla eleştirdi. Bununla birlikte, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan enerji altyapısına yönelik saldırıyı tekrarlamamasını istediğini söyledi.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hamaney ise bugün yaptığı açıklamada, İran'ın İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı yürüttüğü savaşta düşmanlarına "kesin bir darbe" indirdiğini söyledi.

İran'ın Umman ve Türkiye'yi hedef alan son saldırılardan sorumlu olmadığını belirtti.