Tunus'un beyin göçü

Tunus, yurt dışına beyin göçü konusunda dünyada ikinci sırada yer alıyor. Zira binlerce patent, üniversite ve araştırma merkezleri duvarlarının içinde kalmış durumda.

Kamu kurumlarında çalışan mühendisler, maddi durumlarının iyileştirilmesini talep ediyorlar. (Tunus Mühendisler Dekanlığı web sitesi)
Kamu kurumlarında çalışan mühendisler, maddi durumlarının iyileştirilmesini talep ediyorlar. (Tunus Mühendisler Dekanlığı web sitesi)
TT

Tunus'un beyin göçü

Kamu kurumlarında çalışan mühendisler, maddi durumlarının iyileştirilmesini talep ediyorlar. (Tunus Mühendisler Dekanlığı web sitesi)
Kamu kurumlarında çalışan mühendisler, maddi durumlarının iyileştirilmesini talep ediyorlar. (Tunus Mühendisler Dekanlığı web sitesi)

Hamadi Muammeri
Tunus’ta 2011 sonrasında yaşanan beyin göçü, günlük olarak kayda geçen göçmen oranı göz önüne alındığında dikkate değer bir fenomen haline geldi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) sunulan 2016 İnsani Gelişme Raporu, 2008 yılında dünyada beyin göçü oranlarında beşinci sırada bulunan Tunus’un Arap dünyasında da Suriye'nin ardından ikinci sırada yer aldığını gösterdi.
2011-2017 yılları arasında Tunus’ta 94 bin kişi daha iyi maddi koşullar için beyin göçünde bulundu. Bunlardan yüzde 60’ı Avrupa’ya, yüzde 25’i ABD ve Kanada’ya, yüzde 15’i de Arap Körfezi’ne yönelikti.
Peki, bu fenomenin artması ardındaki sebepler veya Tunus üzerindeki etkileri neler?
Üniversitelerde görevli profesörlerin yüzde 80'i göç etmek istediğini dile getirdi. (Tunus Mühendisler Dekanlığı web sitesi)

Maddi endişeler ve çalışma koşulları
Maddi endişeler ve çalışma koşulları, beyin göçüne neden olan faktörlerin başında geliyor. Tunuslu Üniversite Profesörleri ve Araştırmacılar Birliği bir anket gerçekleştirdi. Nitekim üniversite profesörlerinin yüzde 80'i, yaşadıkları zor koşullar ve Tunustaki üniversitelerin genel durumundan duydukları memnuniyetsizlik nedeniyle ilk fırsatta yurt dışına göç etme ve dışarıda çalışma isteklerini dile getirdi.
Tehlikeli seviyelere ulaşan bu fenomen sebepsiz değil. Aksine arkasında çeşitli nedenler bulunuyor.

Yılda 3 bin mühendis göç ediyor
Tunuslu Mühendisler Başkanı Kemal Sahnun, beyin göçünün sonuçlarından duyduğu endişeyi dile getirerek yılda verilen 8 bin mezundan 3 bin 500’ünün göç ettiğini söylüyor. Tek bir öğrencinin mühendislik formasyonunun beş yıllık eğitim boyunca devlete yaklaşık 50 bin dinara (16,6 bin dolar), akademi yolundaki her bir mühendis için ise 100 bin dinara (330 bin dolar) mal olduğunu belirtiyor. Nitekim Tunus devleti, göçmen mühendis maliyetinden yılda 350 bin dinar (116.000 dolar) kaybediyor. Yetkililer için ise sembolik kayıplar mevcut.

Vasıflı olanları kapsamayan kalkınma programı
Sahnun; uygun olmadığını ve ‘geri’ kaldığını vurguladığı kalkınma programının Tunus üniversitelerinin her sene mezun verdiği mühendisleri kapsayamadığını, iş piyasasının 7 binin üstünde mühendisi barındıramadığını belirtti. Mühendislik kapsamının zayıf olduğunu (her bin aktif sakin için yedi mühendis) ve Tunus’un bu alanda diğer Arap ülkeleri gerisinde kaldığını vurgulayan Sahnun, benimsenen kalkınma programının vasıflı kişilere dayalı olmadığını vurguladı.

Düşük satın alım gücü
Yurt dışına en fazla göç veren alanın mühendislik olduğunu belirten Sahnun, bunu Tunuslu mühendislerin diğer sektörlerdekilere kıyasla düşük satın alım gücüne ve ülkedeki mesleki gelişim beklentilerinin net olmayışına bağladı.
Ulusal Göç Merkezi’nin Uluslararası Göç Örgütü ile iş birliği içerisinde Şubat ve Mart 2020'de yürüttüğü bir araştırma, vasıflı göçmenlerin yüzde 58,4'ünün mühendis, yüzde 33'ün sanayici, yüzde 25'inin de bilgi teknolojisi uzmanı olduğunu gösterdi.
Araştırmaya katılanların dile getirdiğine göre bu kesimleri göç etmeye iten sebeplerin yüzde 29’u ekonomik ve maddi, yüzde 25,43’ü de çalışma koşullarına dayanıyor.
Sahnun, göç edilen ülkelerin çalışma pozisyonunda görüş netliğine ek olarak daha yüksek bir gelir ve daha iyi istihdam hareketliliği sunduğunu vurguladı.

‘Akademik birlik’ gerçeklerden kopuk
Tunus Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Muhammed el-Hac es-Salim, beyin göçünün yalnızca maddi sebeplere değil, vasıflı kişilerin Tunus’ta mühendislik, tıp veya soysal bilimler gibi çeşitli disiplinlerde çalıştıkları ortama da dayanmadığını aktardı. Zira akademik camianın çöktüğünü, vasıflı kişilere hak ettikleri değeri vermediğini, üretim için yeterli koşulları sağlamadığı gibi üretimin ulusal grubun yararına da kullanılmadığını vurguladı. Ayrıca üniversite kütüphanelerinin araştırmalarla dolu olduğunu, binlerce patentin ise üniversite ve araştırma merkezleri duvarlarıyla sınırlı kaldığını kaydetti.

Hedeflerine ulaşamayan vasıflı kişiler
Profesör Salim, Tunus'taki vasıflı kişilerin acı duyduğunu ve hüsrana uğradığını, bu nedenle daha iyi koşullar ve kendi ülkelerinde olmayan statü arayışıyla göç etmeyi tercih ettiklerini aktardı. Avrupa ülkelerinin ise araştırmacı ve sosyologlara değer verdiğini, bu kişilerin ürettiklerini toplumsal krizleri çözmek için kullanmaya istekli olduğunu belirtti.
Söz konusu araştırma ve çalışmaların Tunus'ta ülkeyi saran pek çok sosyal krizi çözmek için kullanılmamasının şaşırtıcı olduğuna değinen Salim, araştırmaların karar vericilerle buluşmadığını söyledi.
Tunus'un Dünya Ekonomik Forumu tarafından 2019 yılında yayınlanan Küresel Rekabet Endeksi (ülkeleri vasıflı kişileri geliştirme, elde tutma ve kendine çekme, aynı zamanda iş ve çalışma ortamı yaratma gibi yeteneklerine göre listeleme) sıralamasındaki düşüşünün arkasında da beyin göçü bulunuyor. 
Tunus, sıralamaya katılan 140 ülke arasından, ardındaki Mısır, Cezayir, Yemen ve Moritanya haricinde neredeyse tüm Arap ülkelerinin altında, 87’inci sırada yer aldı.
Siyasi istikrarın ülkedeki ekonomik ve sosyal krizin anahtarı olduğunu belirten Sahnun ve Salim, istikrarın Tunus siyasi zihninde ulaşılamaz bir hedef olduğu sürece bu fenomeni ele alan kamu politikalarının yokluğunda beyin göçü tehlikesinin süreceğini vurguladılar.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.