Bakan Akar: “Türkiye-Irak, Türkiye-Erbil arasındaki iş birliği terörle mücadele konusunda çok önemli birtakım gelişmelere sebep olabilecek”

Hulusi Akar
Hulusi Akar
TT

Bakan Akar: “Türkiye-Irak, Türkiye-Erbil arasındaki iş birliği terörle mücadele konusunda çok önemli birtakım gelişmelere sebep olabilecek”

Hulusi Akar
Hulusi Akar

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Irak’a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin açıklamasında, “Önümüzdeki dönemde uygun mekanizmaları kurmak suretiyle Türkiye-Irak, Türkiye-Erbil arasındaki iş birliği terörle mücadele konusunda çok önemli birtakım gelişmelere sebep olabilecek" dedi.
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile Irak’a yaptığı resmi ziyareti tamamladı. Bölgenin geçtiği hassas dönemde yapılan önemli ziyaret kapsamında Bakan Akar, 36 saat içinde aralarında merkezi ve bölgesel yönetimin liderlerinin de bulunduğu 9 önemli görüşme gerçekleştirdi, heyetlerarası toplantılara başkanlık etti. Resmi ziyaretin ilk gününde Irak Savunma Bakanlığında askeri törenle karşılanan Akar, Iraklı mevkidaşı Cuma Anad Sadun El Cuburi ile bir araya geldi. Sonrasında Cumhurbaşkanı Berham Salih tarafından kabul edilen Akar ve heyeti, Başbakan Mustafa Kazımi ve İçişleri Bakanı Osman Ali Ferhud El Ganimi ile görüştü. Başkent’teki yoğun ziyaret trafiğinin ardından geceyi Erbil’de geçiren Akar, burada eski IKBY Başkanı ve KDP lideri Mesud Barzani, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani ve IKBY Başbakanı Mesrur Barzani ile ayrı ayrı görüştü. Bakan Akar ve beraberindeki Orgeneral Güler’in ziyaretlerindeki son durak ise Irak Türkmen Cephesi’nin Erbil Ofisi oldu. Türkmenlerle bir araya gelen Akar’a ziyaret sırasında yoğun ilgi gösterildi.

“Birçok konuda mutabık kaldık”
Milli Savunma Bakanı Akar, programının sonunda Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğunda yoğun temaslarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
Gerek Bağdat gerekse Erbil’deki görüşmelerinin olumlu ve yapıcı geçtiğini ifade eden Akar, “PKK terör örgütü ile mücadele ve güvenlik konuları başta olmak Türkiye ve Irak arasındaki konulara ilişkin karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Görüşmelerin sonucunda görüşlerimizin ve yaklaşımlarımızın birbirine çok yakın olduğunu görmekten memnun olduk. Birçok konuda mutabık kaldık. Bu konuları da önümüzdeki günlerde çalışmak suretiyle hem Irak’ın hem Türkiye’nin güvenliği bakımından gereken tedbirleri almak konusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
Irak’ın farklı güçler tarafından bir rekabet alanına dönüştürülmek istenmesi konusunun da görüşmeler sırasında gündeme geldiğini dile getiren Akar, “Bunu arzu etmediğimizi, bunun uygun olmadığını da değerlendiriyoruz. Tabii bazı zorluklar, güçlükler var ancak bunların diyalog, konuşmalar, görüşmeler yoluyla çözülebileceğine de inanıyoruz. Irak coğrafyası özel ve güzel bir coğrafya. Bu coğrafyanın teröristlerden kurtularak bir an önce sulha-sükuna kavuşarak bir güven ve refah ülkesi haline dönüşmesi gayet mümkün. Bu konudaki çalışmalara her türlü katkıyı sağlayacağımızı da görüşmelerimizde defaten söyledik. Biz buradaki görüşmelerimizle Sayın Cumhurbaşkanımızın Irak Başbakanı Kazımi ile yaptığı görüşmede çizdikleri çerçevenin içini doldurmaya çalıştık. Birçok konuda karar aldıkları için buradaki görüşmelerimizde kolaylıkla ilerleyebildik. Geldiğimiz nokta itibarıyla iki ülkenin yararına olacak, iş birliğini geliştirecek şekilde bir sonuca ulaşmış bulunuyoruz” diye konuştu.
Türkiye’nin tüm komşularının toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu vurgulayan Akar, şunları söyledi:
“Bizim için esas olan Türkiye-Irak sınırının güvenliği ile bölgedeki vatandaşlarımızın rahat ve huzuru. Bu konuda kararlı olduğumuzu bir kez daha burada ifade ettik. Terörle mücadele konusunda, başta PKK ve onlara yardım edenler dahil gerekli faaliyetleri yapacağımızı ve bunlara son verme konusunda azimli, kararlı ve buna muktedir olduğumuzu da muhataplarımıza uygun şekilde ifade ettik. Bu konudaki çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Şu anda PKK terör örgütüne çok ciddi baskı uyguladığımızı, onları adeta adım adım takip ettiğimizi, en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar bu mücadelemizin devam edeceğini, artık ülkemizi, asil milletimizi bu beladan kurtaracağımıza yönelik kararlılığımızı da bu görüşmeler sırasında tekrar tekrar dile getirdik.”

“Araziye olumlu yansıyacak”
Anlattıklarının muhatapları tarafından dikkatle dinlenildiğini ve not alındığını vurgulayan Akar, “Onların da bizimle benzer şekilde düşündüklerini gördük. Önümüzdeki günlerde ne yapılacağı konusunda kendileriyle konuştuk, görüştük. Yapacağımız çalışmaları sürdüreceğiz, karşılıklı heyetlerarası görüşmelere devam edeceğiz. Bunların da kısa zamanda araziye çok olumlu şekilde yansıyacağına inanıyorum” diye konuştu.
“Araziye olumlu yansımasından” kastının ortak bir operasyon olup olmadığının sorulması üzerine Bakan Akar, şu yanıtı verdi:
“Başlangıçtan bugüne böyle bir şey söylemek yerine, karşılıklı bilgi alışverişimizi sürdüreceğiz, bilgi değişimi konusunda uygun mekanizmaları kuracağız. Bu çalışmalarımızın etkinliğini artırmak için de iş birliğimizi gece-gündüz sürdüreceğiz. Bu konuda taraflar iradelerini ortaya koydular. Bu konuda özellikle bölgesel yönetimin iradesinin çok değerli, anlamlı ve saygıdeğer olduğunun da altını çizerek belirtmek istiyorum.”
Irak merkezi yönetiminin ordunun güçlendirilmesi için Türkiye’nin desteğinin önemine yönelik açıklamaları hatırlatılarak görüşü sorulan Akar, Irak Silahlı Kuvvetlerinin yeniden yapılanma sürecinin devam ettiğini anımsattı.
Bu konuda Irak ordusuna destek sağlayacaklarını ifade eden Akar, “Ayrıca NATO’daki bilgi ve tecrübemizi de Iraklı kardeşlerimize aktarmaya gayret göstereceğimizi buradaki görüşmelerimizde gündeme getirdik. Ortak eğitimler, tatbikatlar yapacağız. Ayrıca dil eğitimi konusunda da Irak ile mutabakata vardık. Personellerimizi karşılıklı olarak lisan öğrenmek için göndereceğiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin savunma sanayi, harp silah, araç, gereç ve mühimmat üretimi konusunda önemli başarılar elde ettiğini vurgulayan Akar, bu konuda da Irak Silahlı Kuvvetlerine destek vereceklerini belirtti.

Sincar’daki terörist varlığı
Irak’ta merkezi hükümet ve bölgesel yönetim arasında Sincar’ın teröristlerden temizlenmesine yönelik yapılan anlaşma hatırlatılarak, Sincar’daki son duruma ilişkin değerlendirmesi sorulan Akar, “Görüşmelerimizde Sincar konusunu da gündeme getirdik, bazı bilgileri aldık. Şu an içinde bulunduğumuz durumda teröristlerin özellikle Sincar çevresinden tamamen ayrılmadığına dair bilgilerimiz var. Bu konuda özellikle Bağdat yönetimi, çalışmalarını sürdürdüklerini ifade ettiler. ‘Önümüzdeki dönemde alınacak bazı tedbirlerle teröristlerin buradan çıkmaları sağlanacak’ diye bilgi verdiler. Olayları yakinen takip ediyoruz. Bu konuda herhangi bir şekilde bizden yardım, destek isterlerse bunu da sağlamaya hazır olduğumuzu kendilerine ifade ettik” karşılığını verdi.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin son dönemde Irak’ın kuzeyinde devam eden operasyonlarıyla terör örgütüne büyük darbe vurduğu belirtilerek, Irak ziyaretinin sahadaki yansımasının nasıl olacağının sorulması üzerine Bakan Akar, şunları kaydetti:
“Önümüzdeki dönemde iş birliğimizin gerçekleşmesi ve bununla alakalı uygun mekanizmaları kurmak suretiyle Türkiye-Irak, Türkiye-Erbil arasındaki iş birliği terörle mücadele konusunda çok önemli birtakım gelişmelere sebep olabilecek. Bu konuda tarafların istekli olduğunu gördük. Hem uluslararası ortamı hem de mevcut durumu değerlendirdiğimizde artık PKK’nın herhangi bir şekilde kaçacak deliğinin kalmadığını ve bunların sonlarının geldiğini söyleyebiliriz. Bu konudaki çalışmalarımızın yoğunlaştığını ve en son teröristi etkisiz hale getirerek hem Irak’ı hem de ülkemizi, asil milletimizi bu terör belasından kurtaracağız. Bu konuda ciddi çalışmalarımız var. Yoğun şekilde iş birliği devam ediyor. Dolayısıyla hem bölgesel yönetim hem de Bağdat ile yapacağımız iş birliği sonucunda teröristlerin sonunu getirmekte kararlı olduğumuzu buradan söyleyebiliriz.”
Ziyaretinin son aşamasında Türkmenlerle bir araya geldiği hatırlatılarak değerlendirmesi sorulan Akar, “Kendileriyle güzel bir sohbeti gerçekleştirdik, sorunlarını dinledik. Notlarımızı, raporlarını aldık, bazı planlar yaptık. İnşallah bunları önümüzdeki günlerde uygulamaya geçirerek buradaki kardeşlerimizin hayatını rahatlatacağız. Onların daha güvende ve rahat yaşamaları için yapılması gereken ne varsa, gerek bölgesel yönetim gerek merkezi yönetim tarafından alınması gereken ne tedbirler varsa bunları uygun şekilde iletip takip edeceğiz. Buradaki Türkmen kardeşlerimiz için inşallah gelecek dönemde olumlu gelişmeler olacak“ ifadelerini kullandı.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.