Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)
TT

Bir yüz bir insan: Donald Trump

(Reuters)
(Reuters)

ABD belki de tarihinin en fantastik 4 yılını geçirdi. 
Sebebi elbette ülke tarihinin gördüğü en ilginç başkan Donald Trump. 
Washington sokakları o görevden ayrıldığında ıssız. 
Restoranlar, kafeler, barlar kapalı.
Sokaklarda halk değil askerler var.
Neredeyse 25 bin silahlı adam...
Demokrasisiyle caka satan ABD'yi bu hale sokan kişi ise Trump.
Göreve geldiğinde hava bulutluydu, onun gidişinin şerefine hava bile güneş açtı.
Bir yemin töreninde, 30 seneden beri ilk kez...
Bir zamanlar TV'nin en popüler yapımlarından Çırak'taki "Kovuldun!"cümlesiyle hafızalara kazınan kumarhane yöneticisi ve emlak kralı Trump, Amerikan halkının oylarıyla başa gelip daha nice yıllar konuşulacak dolu dolu bir başkanlık öyküsü bıraktı ardında. 
Nefret ve reyting ilişkisi kurduğu medya onu çok özleyecek.
Hikayesi hayli bol bir başkan oluşuna gelince...
Nasıl olmasın ki?
Sonuçta 1980'de Reagan'ı destekleyen, 2000'de Reform Partisi'nden aday olan, 2008'e kadar demokrat partinin yanında duran ve sonunda yeniden cumhuriyetçilerle iş birliğine yanaşan adamdı Trump.
Çıkarı neredeyse oradaydı.
2016'da seçilmesi aynı zamanda ABD Başkanlık seçimlerinde yazılı olmayan bir kuralın değiştiğinin kanıtıydı. 
Trump ülkesinin en iyi sekiz üniversitesinden birinden mezun olmadan o makama gelebilmiş kişiydi.
Şüphesiz uzun süredir hiçbir kaybeden onun kadar konuşulmayı başaramadı.
Beyaz Saray'a taşındıktan sonra özel sektördeki alışkanlıklarını devlet katında da devam ettirdi Trump.
Başkanlık macerası boyunca yola çıktığı pek çok tecrübeli isimle yollarını ayırdı. 
Daha doğru ifadeyle bu kez TV ekranından değil sürekli kavga halinde olduğu Twitter üzerinden "Kovuldun!" diye seslendi hoş beş etmediklerine.
Tek ve önemli bir farkla.
Bu kez koca bir devleti yönetiyordu Trump...
2020 Başkanlık seçimlerinde hem oy hem delege sayında rakibi Joe Biden'ın gerisinde kalınca destekçileri onun için seçim duasına bile çıktı.
Trump'ın "ruhani danışmanı" ve Evanjelik Danışma Kurulu Başkanı Paula Michelle White-Cain, liderinin yeniden seçilmesi için düzenlenen dua ayinini yönetti.
Modern dünya o cümlelere anlam veremedi.
- İlerle ve ilerle ve ilerle ve ilerle... 
- Kazanana kadar!
- Karşında duran her bir düşman bırak öyle kalsın! 
- Tanrım, biz zafer için onları yere vurarak alt edeceğiz!
- Yağmurun bereketini, zaferin sesini duyuyorum! 
- Tanrı diyor ki tamam. Tanrı diyor ki tamam! 
- Zafer zafer zafer! Cennetin dört bir köşesinde... 
- İlerle ve ilerle ve ilerle!

Kendi kongresini hedef gösteren başkan
Trump danışmanının izinden gitti, ilerlemeye karar verdi.
Hatta o denli ileri gitti ki, yemin törenine sayılı günler kala tam da ABD Kongresi'nin Biden'ın başkanlığı resmen (delegeler kurulunun ardından sembolik olarak) onaylayacağı gün bir miting düzenleyip taraftarlarını kışkırttı.
Washington'un sembolü ünlü Capitol binasını ABD medyasının deyişişle çete, yeni başkanın nitelemesiyle teröristler bastı.
İşitilen ayak sesleri popülizmin ayak takımına aitti.
Hem Temsilciler Meclisi hem Senato'nun toplandığı binanın koridorlarında seçimde hile yapıldığına kendini inandırmış yüzlerce kişi, Amerikan İç Savaşı sırasında köleciliği savunanların elinden düşürmediği Güneyli bayrağını dalgalandırdı.
O güneyliler ki, 1863'te köle düzenine son veren dönemin ABD Başkanı Abraham Lincoln'ü öldürenlerdi.
Kimileri ise Trump'ın ideolojisinin arka planının biraz da biraz da Georgia eyaletinden başkente gelenlerin sallandırdığı bayrakta saklı olduğunu düşündü. 
İddia bu ya; Amazon internet sitesinden Georgia eyalet bayrağı sipariş edip ellerine Gürcistan (İngilizce'deki karşılığı Georgia) bayrağı tutuşturulan öfkeli kalabalığın inandığı adamdı Trump.
Hikaye ne kadar trajikomik olsa da doğru değildi.
Doğruluğu su götürmeyen ise Trump'ın "Asla teslim olmayacağım!" sözlerinin kongrenin 200 yıl sonra göreceği ilk baskına zemin hazırlamasıydı.
200 sene evvel ABD, İngiltere ile savaştaydı.
İngilizler Kongre'yi kundaklamıştı.
O zaman savaş zamanı, bu zaman ise Trump zamanıydı!
Hemen her şeye karışan ama neredeyse hiçbir şey bilmeyen otokrat bir çaçaronun zamanı...
Trump, her ne kadar sonradan zevahiri kurtarmaya çalışssa da, ABD tarihine kişisel ihtirasları için sistemi altüst eden demokrasi düşmanı başkan olarak geçti.
Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi "Ne böyle senle ne de sensiz" dediği Twitter, 328 milyon insanın hayatından mesul bir adamı "tehlikeli" bulduğu gerekçesiyle yasaklayabildi.

Sahte Başkanlık forsu önünde saatlerce konuşan başkan
Neredeyse 4,5 milyar dolarlık servetine başkanlık forsu da eşlik edince 74'ünde şımarık bir çocuk edasıyla davranan kişi olageldi Trump.
Sadece şımarık değil aynı zamanda başkanlık forsunun neye benzediğini bilmeyecek kadar cahildi. 
2019'da katıldığı bir etkinlikte bir Rus kartalının golf sopası tuttuğu "Trump bir kukladır" yazılı sahte forsu arkasına alıp bin 500 sevdalısının önünde konuşması bunun kanıtıydı.
Cehalet elbette cümlelerine de yansıdı.
Hatta başkan olmadan öncesinde, 2016'daki yarış sırasında da...
Sandıktan sadece 7 gün önce MSNBC yayınına telefon ile bağlandığında sunucunun kendisine yönelttiği "İlk gün hazır olmanız için sürekli olarak kime danışıyorsunuz?" sorusuna "Öncelikle kendimle konuşuyorum. Çünkü çok iyi bir beynim var. Ve birçok şey söyledim" yanıtını verecek kadar "özgüven" sahibiydi.
Matrix filminin unutulmaz karakteri Morpheus'ün ağzından çıkan repliğin buyurduğu gibi, cehalet mutluluktu. 
Trump'ın tek başına bu açıklaması bile sadece ülkesinin değil dünyanın da nasıl bir 4 sene geçireceğinin kanıtıydı.

Ne Avrupa'ya ne New York'a yaranamayan göçmen karşıtı göçmen
Başkanlık kariyeri öncesi ABD'nin en büyük binalarını dikmişti Trump.
Gücünü betondan alanlardandı.
Başkan olunca kendini ülkenin merkezine koydu, ABD'yi ise hiç olmadığı kadar alışılagelmiş dünya düzeninin dışına taşıdı.
Ağzından hiç eksik etmediği sloganı "America First!" yani "Önce Amerika!" sayesinde bir 4 yıl daha artık sendelemeye başlayan süper gücü yönetebileceğini sandı.
Ülkesinin dünyanın en iyisi olduğunu söyleyen adam, Avrupa'nın son 20 yıl içinde en sevmediği Beyaz Saray sakini olarak geçti kayıtlara.
Obama'nın yoluna neredeyse güller döken Fransa, İngiltere ve Almanya halklarının Trump'a desteği yüzde 20-40 arasında sıkıştı kaldı.
Sadece yaşlı kıta Avrupa'nın değil, doğduğu kent New York'un da en sevmediği New York'lu oldu Trump.
2018'in mayıs ayında "Tüyler ürperten tweetler atan hırsız birini değil lider istiyoruz!" diyen binlerce protestocunun gazabına uğradı. 
Kendini beğenmiş, kaybetmeye tahammülsüz, kavgacı ve narsistti.
Meksika sınırına duvar ördürecek kadar göçmen karşıtı olsa da kökenlerinde göçmenlik yatan adamdı.
Annesi Mary Anne MacLeod Trump, İskoçyalıydı.
1930'da gelmişti yeni kıtaya.
Turuncu saçları annesinin İskoç genlerinden mirastı.

24 ayar altın kaplama motosikletli başkan
Liseyi bitirmedi, askeri akademiye gitti, işletme eğitimi aldı.
Üniversite yıllarında babasının şirketlerinde çalıştı.
O yıllarından bahsedenler Trump'ı lüks düşkü ve çapkın olarak tanımlıyor.
Orange Country Choppers'a yaptırdığı 24 ayar altın kaplama motosikleti ya da Karayipler'deki 28 milyon dolarlık evi değil mevzu bahis.
Bunlar başkan olmadan önceydi.
Ticaretin zirvesinden siyasetin zirvesine yükselen Trump'ın harcamalarını saklaması ise aslında parayla ilişkisi açısından bir fikir veriyor. 
2016-2020 yılları arasında vergi beyannamelerini halka açıklamayan tek başkan oldu kendisi.
Seçildiği yıl sadece 750 dolar vergi ödeyen Trump, ABD Gelirler İdaresi'ni sözünden çıkmamaya "ikna" eden isimdi aynı zamanda.
Yıllar yılı Miss America yarışmalarının organizatörlüğünü yapan adam başkanlığı da kendince idare ediyordu işte.

Irkçılara göz kırpan, gazeteci sevmeyen adam
QAnon gibi hareketlere göz yumdu.
ABD'yi ortadan ikiye ayırıp kutuplaştıran adam muhaliflerinin gözünde şaklaban bir hırsız olarak adledilirken, bu ırkçı grubun nazarında şeytana karşı gizli mücadele yürüten isimdi.
Hareketin liderlerinden Marjorie Greene, Georgia eyaletini kazanıp ABD Kongresi'ne girdi.
Kongre üyesinin aşırı sağcı hareketi QAnon ise Trump'ın devlet ve medya içinde şeytana tapanların sonunu getirecek kişi olduğunu düşünüyor, bunu dillendiriyordu.
Trump hiçbir zaman bu aykırı grupla ilişkisini kabul etmedi.
Ama basınla kurduğu ilişki bir hayli açıktı.
İçinden "Fake News!" bağırışlarının, öfkenin ve gerilimin geçtiği bir ilişki... 
Kasım 2018'deki ABD ara seçimlerinde tam da hakkında Rusya soruşturması yürütüldüğü zamanlardı. 
Kendisine "Endişeli misiniz?" diye soran CNN muhabirine "Hiçbir konu hakkında endişeli değilim. Soruşturmanın bir oyun olduğu ortada. Bu kadar yeter. Mikrofonu bırak!" diye çıkışan, karşısındaki gazeteciyi azarlayan siyasetçiydi.
ABD Başkanı'nın başı sadece medya ile değil mahkemeler, davalar ve skandallarla ile de dertteydi.
Kendi istihbaratı Rusya'nın 2016'daki seçime Trump lehine müdahale ettiğini söylediğinde basının karşısına çıkıp şu alaycı sözleri sarf edecekti:
- Rusya, Rusya, Rusya, Rusya...
- Eşim "Hayatım sen Rusya'dan kimseyle konuşmadın" dedi. 
-"Evet, haklısın" dedim. 
- Başkan Trump Mueller raporunu bekliyor! 
- Trump çok kötü, çok çok kötü, kötü biri!
Görev süresi boyunca zorlu zamanlar geçirdi Trump.
Nixon'dan sonra hakkında azi̇l süreci̇ başlatılan i̇lk başkan oldu.
Senatoda cumhuri̇yetçi̇leri̇n çoğunlukta olması sayesi̇nde azi̇lden paçayı sıyırdı.
İki̇ haftalık soruşturmadan çıkan sonuç görevi̇ni̇ kötüye kullanmadığı, kongreni̇n çalışmasını engellemediğiydi.
Yıprandı ama yıkılmadı...

Cinsel tacizle suçlanan başkan
Pek çok nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.
Taciz ithamları ve kadınlarla kurduğu ilişkiler çok konuşuldu.
Temmuz 2019'da 16 kadın Ameri̇kan Başkanı'na taciz davası açtı.
O ise pirüpak olduğunu savundu.
Sadece kadınlar konusunda deği̇l.
Dünya üzerinde en temiz hava ve suyu isterken de, kendisinin çevreci olduğunu iddia ederken de...
Ama bu konuda da inandırıcı bulunmadı.
Çünkü "Çevreciyim" diyen kişi ile iklim değişikliğini saçma bulan kişi aynıydı.
Tabii 2015 Paris İklim Anlaşması'na atılan imzayı geri çeken kişi de...

Çin'e ticaret savaşı açtı, Çin'deki banka hesabını unuttu
Uluslararası arenada en sert yüzünü gösterdiği ülke Çin oldu. 
Amerika'nın Çin'e getirdiği ek gümrük vergileri restleşmeye dönüştü.
O restleşme sürerken Trump'ın ABD dışındaki üç banka hesabından birinin ticaret savaşına giriştiği Çi̇n'de olduğu anlaşıldı.
Mukadderat değil muhtemelen mukarrerattı!
Yani "ABD için harikayım" diye ortalıkta gezinen adamın aldığı bir düzine tartışmalı karardan yalnızca birinin yansıması...
Rakipleri ve sevmediklerine dağınık, uykucu, kaypak, Pocahontas, üç kağıtçı, ağlak, çarpık, asabi gibi lakapları yapıştıran adamdı.
Hoşuna gitmeyen kişilere beslediği öfke ve nefret kongre baskınında, Capitol'ün bahçesine dikilmiş koca haç ve idam sehpasıyla taçlanacaktı.

"Sonu Gelmez Savaşlar" Doktrini
Trump ABD'nin Ortadoğu'daki varlığını gereksiz buldu. 
"Sonu gelmez savaşlardan çekilme vakti" dedi.
Suriye'deki savaşı Türkiye, AB, Rusya ve Kürtleri̇n kendi başına çözeceğini söyledi.
Ama çok geçmeden bu sözlerinden çark etti̇.
4 yıl içinde göğsüne savaş madalyaları da taktı.
IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi ve İran Devri̇m Muhafızları komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi en çok övündüğü iki askeri operasyonuydu. 
İran ile savaşın eşiğine geldi.
Irak'taki Amerikan elçiliklerine yönelik saldırılar bunun göstergesiydi.
Aynı Trump 2018'de "utanç verici" diye nitelediği İran nükleer anlaşmasından çekilmişti.
İran neredeyse her Amerikan liderinden nefret etti ama Trump'a duyulan öfke herkesi geçti.
Türkiye ile ilişkisi inişli çıkışlıydı.
Johnson mektubundan sonra en çok tartışılacak mektubun altına imzasını attı.
Diplomatik teammülerden uzaktı.
Dış politikada Trump doktrini eleştirildi ama etkili bulanlar da yok değildi.
İsrail ile Arap ülkeleri arasında normalleşme sürecini başlattı.
Tel Aviv Büyükelçiliği̇'ni Kudüs'e taşıma kararı ise büyük tartışma yarattı.
İnşa ettiği duvara imza attı
Başkanlığı boyunca imza attiği işlerden biri de göçmen karşıtı duvar oldu. 
Seçmenlerine söz verdi̇ği̇ gibi göçmen karşıtı politika yürüttü.
Yasadışı göçte sıfır tolerans poli̇ti̇kası i̇zledi̇.
Trump ile birlikte göçmen aileler parçalandı.
Bir kampta onlarca çocuğun tel örgülerle ayrılmış kafeslerdeki görüntüsü ABD'nin zaten kötü imajını daha fazla sarstı.

AB ve NATO'nun belalısı
AB üzerinde baskı kurdu Trump.
Bu baskı Avrupa içindeki birlik hissini artırdı.
Öyle ki̇; AB'de ekonomik birliği̇n geliştirilmesi konusunda fikir birliği oluştu.
NATO ve BM gi̇bi̇ kurumları karşısına aldı. 
BM İnsan Hakları Konseyi'nden ayrıldı.
Dünya sorunları ve o sorunların beraberinde getirdiği ekonomik sorumluluğu "ABD'nin sırtına yük" saydı. 

Rakamlarla övünen Trump
Trump'ın en çok övündüğü ise ekonomik başarısı oldu.
Hatta bu dünyada da genel bir kanıya dönüştü.
Neredeyse bi̇r yıllık koronavirüs salgınındaki gelişmeler bir yana üç yılda net 6.6 milyon istihdam yarattı.
Obama zamanında bu rakam 8,1 milyondu.
Bütçe açığı Trump’ın ilk 3 yılında 2,5 trilyon dolardı.
Obama’nın son 3 senesindeyse 1,6 trilyon dolar...
Trump ekonomide başarılıydı ama birçok ekonomi̇ste göre aslında Obama yönetiminde atılan adımların meyvesini toplamıştı.
Obama'nın sağlık sistemi bir kenera Trump'ın gözündeki bir başka yük çalıştığı bakan ve bürokratlar oldu.
Ekibinden bakanlar dahil 75'e yakın kişi ya kovuldu ya istifa etti.
Beraber çalıştığı kimi isimler için "Salak" dedi. 
Kongre hamlesi sonrası yanındakilerin bir kısmı da giderayak gemiyi terk etti.

Trump'ın geleceğinde ne var?
2016'da göreve geldiğinde seçmen büyük oranda siyasette bilinmeyen bir adaya oy vermi̇şti̇.
4 yıl sonra ise ona atılan oylar bilinçliydi.
Seçimden çıkartılacak sonuçlardan biri de Trump'ın da katkısıyla ABD'deki kutuplaşma ve bölünmüşlüğün daha kalıcı hale geldi̇ği̇...
Uzun, derin bir geçmişi olan kurumsal ve sistematik ırkçılık ile sosyo-ekonomi̇k adaletsizlik, ABD'nin yapısal sorunlarından biri olmaya devam edecek.
Bir buçuk ay önce Trump'ın yeniden -tabi ömrü vefa ederse- ABD başkanlığına aday olacağını düşünenlerin sayısı az değildi.
Ama son yaptıkları ona pahalıya patlayacak.
Bir daha cumhuriyetçileriden aday olamazsa cumhuriyetçiler içinde de facto bir 3. parti kimliğiyle hareket etmesi muhtemel görünüyor.
İkinci azil sürecinden en azından hala koltuktayken sıyrıldı.
Tarihte hiçbir ABD Başkanı görevden ayrıldıktan sonra suçlu bulunup azledilmedi.
Ne ile karşı karşıya kalırsa kalsın toplumun önemli bir bölümü üzerinde etkisini sürdüren Trump'ın ABD siyasetinde ağırlığı olacağı tartışmasız.
Kendisine adaylık yolları kapanırsa Cumhuriyetçi Parti'nin 2024 adayının kim olacağıyla ilgili açık bir rolü olacak.
En azından son dakikada kendisini hüsrana uğratan yardımcısı Mike Pence'in önünü tıkamak için elinden geleni ardına koymayacak.
ABD'de 1800'de seçimi ilk kaybeden John Adams'tan bu yana kim kaybettiyse herkes rıza gösterip çekildi.
Trump ise tarihe sadece uyanık, pragmatist, din istismarcısı olarak değil aynı zamanda en büyük inkarcılardan biri olarak geçecek.
Ardında bıraktığı Trumpizm şimdilik seçim demokrasisini elinin tersiyle itmiyor. 
Ama ortada korkutcu bir gerçek var.
Dün hileli seçimlerle elden giden ülkeyi (!) kurtaracağız iddiasıyla kongreyi basanlar yarın bir başka çağrıyla neler yapar?
Yanıtı kestirmek zor.
Ve fakat şurası açık ki; Trump seçimleri aslında kendisinin kazandığını ciddi ciddi düşünen bir kitleyi miras bıraktı.
Giderken "Bir şekilde geri döneceğim!" diyor.
Belki de bu yüzden makamından ayrıldıktan sonra bile siyasetin alıkoyamayacağı 1 yüz ve delilikle cehalet arasında gidip gelen hayli tehlikeli 1 insan olarak anımsanacak.

Independent Türkçe



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal