Myanmar’daki darbe, bölgesel ve uluslararası ‘niyetleri’ test ediyor

Myanmar ordusu ile ülkenin seçilmiş lideri Ang San Suu Çii arasındaki zoraki iş birliği, Suu Çii’nin Rohingya meselesindeki tavizlerine rağmen çöktü

Ang San Suu Çii
Ang San Suu Çii
TT

Myanmar’daki darbe, bölgesel ve uluslararası ‘niyetleri’ test ediyor

Ang San Suu Çii
Ang San Suu Çii

Dünya, 1 Şubat'a, ‘yeşim ülkesi’ olarak bilinen Myanmar’ın (Burma) bir kez daha siyasi kaosa sürüklendiği haberiyle uyandı.
Yerel olarak ‘Tatmadaw’ adıyla da bilinen Myanmar ordusu, 1 Şubat pazartesi günü sabaha karşı saat 03.00’da ülkenin yönetimine el koyduğunu duyurdu. Ülke lideri Aung San Suu Çii ve Devlet Başkanı Win Myint’in seçimlere hile karıştırmakla suçlanarak görevden alınmasının ardından 65 yaşındaki Genelkurmay Başkanı General Min Aung Hlaing’in, devlet başkanlığı görevini üstlendiği açıklandı. Bu gelişmeleri, Myanmar'da orduyu eleştiren birçok gazeteci, aktivist ve sanatçının gözaltına alınmaları takip etti.
Myanmar ordusu, Vietnam Halk Ordusu’ndan sonra Güneydoğu Asya'daki en büyük ikinci aktif askeri güç olarak biliniyor.
Ordu, Myanmar’daki mevcut siyaset sahnesini şekillendirmek için büyük bir özveriyle çalıştı. Öyle ki, bazı gözlemciler başlangıçta bunun bir darbe olmadığını düşündüler. Daha sonra sokaklarda askerler konuşlandırıldı. Yerel ve uluslararası medyanın haber akışı kesintiye uğradı, başkent Naypyidaw'daki iletişim tamamen koptu. Reuters, ülke yönetiminin Yangon Uluslararası Havaalanı'nın önümüzdeki Mayıs ayına kadar hava trafiğine kapalı kalacağını açıkladığını bildirdi. Ordu yönetimi, ülkede bir yıl boyunca olağanüstü hal (OHAL) ilan ederken Ulusal Seçim Komisyonu’nu yeniden kurma ve yeni özgür ve adil çok partili seçimler düzenleme sözü verdi.
2017 yılının Ağustos ayından itibaren, General Min Aung Hlaing komutasındaki Myanmar ordusunun son yıllarda ülkedeki Arakanlı Müslümanlara (Rohingyalar) karşı kanlı ve korkunç bir kampanya sürdürdüğü biliniyor. Arakanlı Müslümanlar ordunun kendilerine karşı sürdürdüğü bu zulümlerden kurtulmak için gerek deniz yoluyla gerek yaya olarak hayatlarını tehlikeye attılar. Birleşmiş Milletler (BM), Myanmar ordusunun bu saldırılarını ‘sistematik bir etnik temizlik kampanyası’ olarak tanımladı.
Myanmar'da 2017'nin başlarında sayısı bir milyona yaklaşan Rohingyalar, ülkede yaşayan diğer etnik azınlıklarından sadece biridir. Arakanlı Müslümanlar, Myanmar'daki en kalabalık Müslüman topluluktur ve çoğunluğu Arakan Eyaleti’nde yaşarlar. Arakanlı Müslümanların kendi kimlikleri, dilleri ve kültürleri olması dikkat çekicidir. Kendilerinin, geçmişte bu ülkeyi ziyaret eden eski Arap tüccarların ve nesiller boyu bölgede yaşayan diğer etnik grupların soyundan geldiklerini söylüyorlar.
Nüfusunun çoğunluğu Budizm'i kabul eden bir ülke olan Myanmar’da devlet, Arakanlı Müslümanları vatandaş olarak tanımayı reddediyor. Rohingyaların, Myanmar hükümeti tarafından ülkedeki bir azınlık grubu olarak kabul edilmemenin yanı sıra, komşu ülke Bangladeş'ten yasadışı yollarla gelen göçmenler olarak görülüyorlar. Ayrıca 2014 yılında yapılan nüfus sayımına da dahil edilmediler.
Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Ocak 2020'de, Arakanlı Müslümanların korunması için Myanmar yönetiminin ve ordusunun gerekli önlemleri hızla almaya yükümlü olduğuna hükmetti.
Myanmar ordusu Rohingya militanlarıyla savaştığını iddia edip sivilleri hedef aldığını reddetse de BM müfettişleri, saldırıların büyük ölçüde toplu cinayetler, toplu tecavüzler ve kundaklama olaylarıyla birlikte gerçekleştirildiğinden söz konusu suçların sistematik suçların soykırım şemsiyesi altında işlendiği sonucuna vardılar. Ancak ordu BM müfettişlerinin bu yöndeki raporunu da yalanlayarak reddetti.

General Min Aung Hlaing, ordusu ve darbesi
Öte yandan ABD, bu zulümlere tepki olarak 2019 yılında General Min Aung Hlaing ile üst rütbeli üç komutana yaptırım uyguladı. Bu konuda UAD dahil olmak üzere uluslararası mahkemelerde bekleyen birkaç dava bulunuyor. Ülkesinde ‘ufak tefek biri’ olarak tanımlanan General Min Aung Hlaing, bölgedeki her an darbe yapabilecek en büyük ordulardan birinin komutanı gibi görünmek yerine her zaman kendisine bir hükümet yetkilisi görünümü veren çerçevesiz yuvarlak gözlükler takıyor.
Bu arada 1 Şubat’taki darbe Myanmar’ın siyasi tarihinde yapılan üçüncü darbe olma özelliği taşıyor. İlk darbe 1962 yılında, ikincisi 1990 yılında gerçekleşti. Ordunun desteklediği Dayanışma ve Kalkınma Birliği Partisi (USDP), geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerde Suu Çii'nin lideri olduğu Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) partisi tarafından ağır bir yenilgiye uğradı.
Görev süresi 2016'da dolmasına karşın 5 yıl daha ordunun başında kalma kararı alan General Min Aung Hlaing’in emekli olmasına sadece birkaç ay kalmıştı. Yeni Devlet Başkan Yardımcısı Myint Swe de asker kökenli bir isim. Diğer yandan Suu Çii ve hükümetindeki bakanlar görevlerinden alınarak yerlerine ordu tarafından 10 yeni bakan atandı. Hükümete bağlı resmi televizyon kanalından, Wunna Maung Lwin’in dışişleri bakanlığına getirildiği duyuruldu.
Darbe, Kasım 2020'deki son seçimleri gözden düşürmek için seçimlerde hile yapıldığına dair temelsiz iddialara dayanarak bir aydır devam eden karalama kampanyasının ardından gerçekleşti. Suu Çii'nin lideri olduğu NLD, geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerde kazandığı zafer,ordunun seçimler yoluyla ülkede yeniden iktidara dönme imkanının olmadığını gösterdi. Ordunun son seçimlerin sonuçlarını kabul etmeyi reddetmesi, ülkede büyük bir siyasi krizin başlangıcının ilk kıvılcımıydı. Askeri müttefikler, sivil hükümetteki yetkililere karşı Myanmar'daki Yüksek Mahkeme'ye şikayette bulundu. Parlamentoyu boykot etmekle tehdit ederek, seçimlerin yeniden yapılmasını talep ettiler.
Peki, ordu neden darbe yaptı?
Myanmar ordusunun ülke siyasetinde büyük ve geniş bir etkiye sahip olduğu bir dönemde darbe yapması birçok kişide şaşkınlık yaratırken darbenin sebebi ile ilgi soru işareti zihinleri meşgul ediyor. Burada, genelkurmay başkanlarının parlamentodaki sandalyelerinin yüzde 25'ini garanti altına aldığını ve 2008 tarihli Myanmar Anayasası’nın parlamentoda yüzde 75’lik çoğunluk sağlanmadan Anayasada değişiklik yapılmasına izin vermediğini belirtmekte fayda var. Bu durum, seçilmiş sivil milletvekilleri, son birkaç yıldır Suu Çii iktidarında görüldüğü üzere yerel ve bölgesel alandaki meseleler hakkında bir takım kararlar alabilseler de pratikte ordunun ülkedeki yasaları çıkarma veya değiştirme süreçleri üzerinde neredeyse tam kontrol sağlamasına izin veriyor.
Myanmar’daki darbe ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Hint siyaset analisti Avinash Paliwal, Myanmar'daki darbenin yeni parlamentonun açıklanmasına sadece birkaç saat kala yapıldığına dikkati çekerek, darbenin zamanlamasının herhangi bir açıklamaya ihtiyacı olmadığını söyledi. Eğer darbe yapılmasaydı, son seçimlerin sonuçlarının parlamentonun ilanıyla anayasal olarak onaylanacak olduğunu söyleyen Paliwal, geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerden bu yana LND ile ordu arasında yaşanan gerginliklere işaret etti. Paliwal, “2015 ve 2020 seçimlerinin sonuçları, ülkede ordunun popülaritesindeki gözle görülür düşüşe karşın, Bayan Suu Çii’nin popülaritesindeki önemli artışı gözler önüne serdi. Daha sonra, anayasa değişiklikleri yapmak için gereken parlamento yüzdesini düşürmek için sürekli talepler vardı. Bu talepler, ordu yönetiminin, Suu Çii’nin ikinci kez iktidara gelmesinin ardından Myanmar'da sivil-asker dengesini değiştirmeye yönelik girişimleri olduğuna dair şüphelerini derinleştirdi” yorumunda bulundu.
Paliwal açıklamalarına şöyle devam etti:
“Askerlerin kaygıları ve Bayan Suu Çii’nin hırsları ile ortaya çıkan karışım, ordu destekli USDP ile Suu Çii’nin lideri olduğu NLD arasında bir sürtüşmeye neden oldu. Ordu içinde, Myanmar'daki birçok önemli siyasi dosyada nüfuzunu ve karar bağımsızlığını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu endişesi baş gösterdi.”
Kimliğinin açıklanmasını istemeyen Yeni Delhili siyaset analistlerinden biri, ‘Myanmar’ın kendine has demokrasisi içinde birçok koşulun geçerli olduğuna’ inanıyor. Suu Çii’nin ikinci kez iktidara geldiğinde bunun farkında olduğunu söyleyen analist, bu nedenle Suu Çii’nin partisinin beş yıllık iktidarı boyunca ordu ile arasını iyi tutmaya çalıştığını belirtti. Analist, “Bu yüzden de generaller, üst düzey bakanlıklar, yani Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Sınır İşleri Bakanlığı üzerinde mutlak kontrole sahip olmaya devam ettiler. Nobel Barış Ödülü sahibi Suu Çii, Rohingyalara yönelik etnik temizlik karşısında tamamen sessiz kaldı. Bu konuyu gündeme getirerek orduyu kışkırtmak istemedi. Yine de generaller, onun iktidarında pek memnun değildiler” değerlendirmesinde bulundu.

Darbenin başarı şansı ve uluslararası tepkiler
Darbe ile ilgili sorulan kaçınılmaz sorulardan biri de “Myanmar ordusunun yaptığı darbe başarılı olabilir mi?” sorusudur.
Hint gazeteci Giotto Malhotra, bu soruya, “Myanmar ordusu, büyük bir askeri güce sahip olmasına rağmen bu, siyasi meşruiyet savaşında zafer kazanacağını garanti etmez. Yapılan seçimler, Bayan Suu Çii’nin popülaritesinin arttığını ve orduya sadık siyasi tabanın sanıldığı kadar geniş bir desteğe sahip olmadığını gösterdi. On yıldır yapılan seçimler sonucu Myanmar’da kısmen sivil yönetimin yerleşmesini sağladıktan sonra yapılan son askeri darbe, ülkede kitlesel protesto hareketinin fitilini ateşleyebilir. Bu durum, geçmişte Myanmar'daki politikaların istikrarsızlaşmasına neden olmuştu. Ancak ordu, darbeyi uzun süredir planlamıştı. Halkın öfkeli tepkiler vermesi halinde buna karşı koyacaktır” yanıtını verdi.
Öte yandan uluslararası toplumdan Myanmar darbesine hızlı ve sert bir tepki verildiğine şüphe yok. Başta ABD ve Avustralya olmak üzere birçok ülke, derhal tutukluların serbest bırakılması ve 2020'deki son seçimlerin sonuçlarına saygı duyulması için çağrı yaptılar.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, ordunun Myanmar'da seçilmiş sivil liderleri tutuklamasını şiddetle kınadığını ifade eden bir açıklama yaptı. Bu arada dünya basını Myanmar'daki son gelişmeleri, yeni ABD yönetimi için ilk büyük dış politika sınavı olarak nitelendirdi. ABD, Myanmar politikasındaki en büyük başarılarını eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde elde etmişti. Başkan Obama, birçok Batılı demokratik ülke ile Myanmar arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması ve bunun karşılığında Çin'in boğucu etkisinin azalması için çalışmıştı. Obama 2012 yılında ABD'nin açıkça desteklediği ülkedeki yeni demokratik açılımla aynı dönemde Myanmar'ı ziyaret etmişti.
ABD’nin Myanmar’a uyguladığı yaptırımlar, hükümetin son on yıldır demokrasi yolunda kaydettiği ilerleme nedeniyle kaldırıldı. Yeni ABD Başkan Biden ise Myanmar’daki mevcut durumla ilgili son açıklamasında, söz konusu ilerlemenin tersine dönmesi halinde, yaptırım yasalarını ve yetkileri derhal gözden geçireceklerini ve ardından uygun eylemlerde bulunacaklarını söyledi. Ne var ki Biden’ın açıklamaları, bazı değişikliklerle de olsa diğer demokratik ülkelerde yankı buldu. Ayrıca Biden’ın açıklamalarının, özellikle eski Başkan Donald Trump'ın iktidarı yıllarında yaşanan siyasi kargaşadan sonra, ABD yönetiminin demokratik yolu teyit etme taahhüdüyle aynı döneme denk geldiğini belirtmekte fayda var.

Çin’in başı Myanmar ordusunun darbesiyle belaya girdi
Myanmar darbesini ‘büyük ölçekli kabine değişikliği’ olarak nitelendiren hükümet kontrolündeki medya başta olmak üzere Çin’den Myanmar’daki darbeyi kınayan veya destekleyen herhangi bir resmi açıklama yapılmaması dikkat çekti. Çin hükümeti şimdilik Myanmar darbesi karşısında sessiz kalmayı tercih ederken Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2020'de ziyaret ettiği son ülkenin Myanmar olduğu hatırlanmalı.
Konuyu yakından takip eden uzmanlar, Myanmar’ın Çin’in jeo-stratejik planları için özel bir önemi olduğunu ve önümüzdeki birkaç gün içinde Çin'in duruma ilişkin tepkisine tanık olmanın ilginç olacağını söylüyorlar. Bunun yanı sıra Pekin'in Myanmar ordusuyla yakın ve güçlü ilişkilerini sürdürmesine rağmen, son yıllarda Çin hükümeti ile Suu Çii arasındaki ilişkilerin güçlendiği göz önüne alındığında, son darbenin Çin'i siyasi bir çıkmaza sokacağı düşünülüyor.
Burada Çin’in büyük ticari çıkarlarına bakmakta fayda var. Myanmar'da Çin’in Bir Kuşak Bir Yol Girişimi çerçevesinde hayata geçirilmesi düşünülen bir takım projeler var. Ayrıca Çin’in, ülkedeki demokratik güçlerin yerlerini sağlamlaştırması ve Çin hükümeti ile dostane ilişkiler kurmalarıyla birlikte Myanmar'ı Arakanlı Müslümanları komşu sınır bölgelerine insani bir şekilde yerleştirmeye zorlamaya yönelik bir desteği de var. Peki, Çin, BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) askeri darbeye yönelik kınamaya karşı ‘veto’ hakkını kullanabilir mi? Eğer Çin bunu yaparsa, Pekin'den demokrasiye karşı sadece yurt içinde değil, yurt dışındaki komşuları arasında da demokrasiye karşı ideolojik militanlığa giden yolda atılan yeni bir adım olarak tanımlanabilir.
Asya’nın önde gelen iki ülkesi Hindistan ve Japonya da Myanmar'daki darbeyi kınama konusunda tamamen sessiz kaldılar. Yeni Delhi, darbe karşısında derin bir endişe duyduğunu ifade etmekle yetinirken Tokyo, tarafların, sorunları barışçıl yollarla demokratik sürece uygun diyalog yoluyla çözmesinin önemli olduğunu vurguladı. Yeni Delhi şu an Myanmar'daki gelişmeleri dikkatle ve yakından takip ediyor. Ne orduyu ne de Suu Çii iktidarını desteklemezken çekimser bir tutum sergiliyor. Yeni Delhi’nin bu tutumunu anlatmak için Hindistan Dışişleri Bakanı'nın Hindistan Genelkurmay Başkanı ile Myanmar'a yaptıkları ortak ziyaretinin gözden geçirilmesi yeterli olacaktır. Olağanüstü bir ziyaretti ve olağanüstü hedefleri ve sonuçları vardı. Hindistan'ın Myanmar ile askeri ve diplomatik bağlarının, ‘doğuya gitme’ politikasının ana direği olduğu biliniyor. Hatırlanacağı üzere Myanmar hükümeti, geçtiğimiz Ekim ayında, sınırın ötesinde sorun çıkaran 22 Hint isyancıyı Yeni Delhi’ye teslim etmişti. İki ülke arasındaki ilişkiler, özellikle Hindistan'ın Myanmar'a savunma sanayi alanındaki satışları artırma kararı almasının ardından 2015 yılında Ortak İkili Komisyon’un kurulmasıyla fiilen güçlendi.
Hint gazeteci Manish Shibar bu konuda yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Hindistan ve Japonya'nın darbeye yönelik zayıf tepkileri, Myanmar'da iktidara geçen herhangi bir tarafı kendilerine düşman etmek istememelerinden kaynaklandığı şeklinde yorumlanabilir. Çünkü böyle bir adım, Myanmar'ı bölgedeki nüfuzla ilgili büyük bir ortak rakibin, yani Çin'in kucağına itecektir.”
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkelerine gelince Myanmar’daki darbe ile ilgili çeşitli çağrılarda bulundular. Singapur ve Endonezya tüm tarafları sağduyulu olmaya çağırırken, Kamboçya darbeyi Myanmar'ın ‘iç meselesi’ olarak gördü. Malezya ise orduya ve Myanmar'daki çeşitli taraflara ülkede ‘barış ve güvenliğin korunmasına öncelik vermeleri’ çağrısında bulundu.



Pakistan, Afganistan’da İHA faaliyetleriyle bağlantılı noktaları vurdu

Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)
Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)
TT

Pakistan, Afganistan’da İHA faaliyetleriyle bağlantılı noktaları vurdu

Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)
Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)

Pakistan, bugün, Afganistan’da insansız hava araçlarının (İHA) depolanması ve Pakistan’a yönelik saldırılarda fırlatılması amacıyla kullanıldığını belirttiği 10 noktaya hava saldırıları düzenlediğini açıkladı.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar X hesabından yaptığı açıklamada, saldırıların Afganistan’dan düzenlenmeye çalışılan saldırılarla bağlantılı askeri hedeflere yönelik olduğunu ve “orantılı ve kesin biçimde hedeflenmiş” operasyonlar olduğunu söyledi.

Tarar ayrıca Pakistan hava savunma sistemlerinin, dün Afganistan topraklarından fırlatılan İHA’ları hedeflerine ulaşmadan önce tespit ederek etkisiz hale getirdiğini belirtti.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Kandahar’da yaşayan bir kişi ajansa, Afganistan’ın güneyindeki ve Taliban’ın ruhani liderinin ana ikametgâhının bulunduğu Kandahar kentini hedef alan hava saldırısı düzenlendi. Görgü tanığı, önce bir jet uçağının sesini duyduğunu, ardından güçlü bir patlama ve kent merkezinde yangın çıktığını söyledi.

Saldırılar, Pakistan’ın iki ülke arasındaki sınır bölgesine yönelik bombardımanından günler sonra gerçekleşti. Birleşmiş Milletler, Afganistan’ın doğusunu hedef alan saldırılarda en az 3 sivilin öldüğünü bildirirken, Pakistan saldırılarda 28 militanın öldürüldüğünü açıkladı.

Sınır bölgesi zaman zaman bu tür saldırılara maruz kalsa da Afganistan kentlerine yönelik hava saldırıları nadir görülüyor.

Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu’na (UNAMA) göre Kandahar ve başkent Kabil de Afganistan ile Pakistan arasında şubat ayının sonlarında başlayan savaş sırasında bombardımana maruz kaldı. Haftalar süren çatışmalarda yüzlerce Afgan sivil hayatını kaybetti.

Mart ayında varılan ateşkes anlaşması, çeşitli ülkelerin arabuluculuk çabalarına rağmen iki komşu ülke arasında kalıcı bir uzlaşma sağlayamadı.

İslamabad, Taliban yönetimini yıllardır Pakistan’a yönelik saldırılar düzenleyen Pakistan Talibanı (TTP) militanlarını barındırmakla suçluyor.

Afgan yetkililer ise bu suçlamayı reddediyor ve Pakistan’ın kendilerine karşı faaliyet gösteren gruplara ev sahipliği yaptığını ve ülkelerinin egemenliğine saygı göstermediğini ifade ediyor.

Pakistan’ın bu hafta sınır bölgesine yönelik saldırıları, cuma günü Pakistan’ın kuzeyinde bir polis merkezini hedef alan ve en az 31 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından gerçekleşti. Saldırının sorumluluğunu, Pakistan Talibanı ile bağlantılı bir grup üstlendi.


Çin, nükleer silah programını 7 gizli tesiste genişletiyor

Çin’in nükleer kapasiteli “DF-5C” füzeleri, 3 Eylül 2025’te Pekin’de düzenlenen askerî geçit töreninde (Reuters)
Çin’in nükleer kapasiteli “DF-5C” füzeleri, 3 Eylül 2025’te Pekin’de düzenlenen askerî geçit töreninde (Reuters)
TT

Çin, nükleer silah programını 7 gizli tesiste genişletiyor

Çin’in nükleer kapasiteli “DF-5C” füzeleri, 3 Eylül 2025’te Pekin’de düzenlenen askerî geçit töreninde (Reuters)
Çin’in nükleer kapasiteli “DF-5C” füzeleri, 3 Eylül 2025’te Pekin’de düzenlenen askerî geçit töreninde (Reuters)

Çin, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi yönündeki kamuoyuna açık çağrılarına rağmen, nükleer silah programını ülke genelindeki en az 7 ana tesiste genişletiyor.

İngiliz The Telegraph gazetesinde yayımlanan habere göre uydu görüntülerinin analizi, Çin genelindeki nükleer tesislerde ve test alanlarında kapsamlı inşaat faaliyetleri yürütüldüğünü ortaya koydu.

Nükleer silahların ateşlenmesini sağlamak üzere tasarlanan plütonyum düzeneklerinin üretildiğine inanılan tesislerden birinde, çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeni konutlar, bir spor sahası ve personeli nükleer tesise götürüp getirmek için kullanılan  otobüs garajının bulunduğu kapsamlı bir yerleşim alanı inşa edildi.

Bir başka tesiste ise yaklaşık 600 metre uzunluğunda dev bir tüp inşa edildi. Bilim insanlarının bu yapıyı, şiddetli patlamaları simüle eden deneylerde kullandığı ve nükleer silahların güçlü darbe ve patlamalara ne ölçüde dayanabileceğini araştırdığı düşünülüyor.

Üçüncü bir tesisin, nükleer füzyon araştırma merkezi olduğu belirtiliyor. Burada küçük köyler ve tarım arazileri, tesise yer açmak amacıyla ortadan kaldırıldı. Çinli bilim insanlarının, bir nükleer bombanın patlaması sırasında maddelerin nasıl etkileşime girdiğini ve özelliklerinin nasıl değiştiğini incelemek için son derece güçlü lazer ışınları kullandığı düşünülüyor.

Uzmanlara göre Ping Tong, Zitong, Lop Nur, Jiuquan, Mianyang, Jinta ve Guangyuan'daki 7 tesise ait görüntüler, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping döneminde ülkenin nükleer programında daha önce görülmemiş bir genişlemeye gidildiğini gösteriyor. Bu durum, Şi'nin nükleer silahların yasaklanması ve imha edilmesi gerektiğini defalarca dile getirmesine rağmen gerçekleşiyor.

Bu genişleme, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) Çin'in nükleer cephaneliğinin Şi döneminde iki katından fazla arttığını ve geçen ocak ayında 620 nükleer savaş başlığına ulaştığını açıklamasının ardından gündeme geldi. Şarku’l Avsat’ın SIPRI'den aktardığına göre Çin'in nükleer savaş başlığı sayısı 2025'in başında yaklaşık 600'dü.

Enstitü ayrıca Çin'in nükleer cephaneliğini diğer tüm nükleer silah sahibi ülkelerden daha hızlı genişlettiğine dikkat çekti.

Bu kapsamda, Çin'in nükleer programını inceleyen jeo-uzamsal istihbarat uzmanı Reini Babiarz, “Başkan Şi döneminde nükleer silah programını geliştirme, bu programa yatırım yapma ve programı genişletme kararı alındığını düşünüyorum” dedi.

Babiarz, “Çin kendisini küresel bir süper güç olarak görüyor ve ABD'ye meydan okuyor.” Değerlendirmesinde bulundu.

Raporda yer alan iddialara cevap veren Çin'in Londra Büyükelçiliği ise “Çin, yüksek düzeyde sorumluluk, istikrar ve şeffaflık içeren bir nükleer politika izliyor” açıklamasında bulundu.

Büyükelçilik, Pekin'in “savunma amaçlı nükleer strateji ve nükleer silahları ilk kullanan taraf olmama politikasına” bağlı olduğunu vurguladı.

Açıklamada ayrıca Çin'in “nükleer kapasitesini ulusal güvenliği için gerekli asgari düzeyde tuttuğu”, “nükleer silahlanma yarışına girmediği” ve “dünyada istikrar ile öngörülebilirliğe katkı sağladığı” ifade edildi.


Pyongyang yeni bir füze denedi, Kim düşmanlarına “tedavisi olmayan bir baş ağrısı” vadetti

Kim, füze denemelerini ergenlik çağındaki kızıyla birlikte takip ediyor (AFP)
Kim, füze denemelerini ergenlik çağındaki kızıyla birlikte takip ediyor (AFP)
TT

Pyongyang yeni bir füze denedi, Kim düşmanlarına “tedavisi olmayan bir baş ağrısı” vadetti

Kim, füze denemelerini ergenlik çağındaki kızıyla birlikte takip ediyor (AFP)
Kim, füze denemelerini ergenlik çağındaki kızıyla birlikte takip ediyor (AFP)

Kuzey Kore, bugün gerçekleştirdiği son füze denemelerinin “büyük önem taşıyan” yeni bir silah sistemini kapsadığını açıkladı. Yayınlanan görüntülerde ise daha önce hipersonik olarak tanımladığı bir füzenin fırlatıldığı görüldü.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, söz konusu silahın geliştirilmesinin ülkesinin savaşa hazırlık kapasitesini güçlendireceğini ve düşmanlarına “tedavisi olmayan bir baş ağrısı” yaşatacağını söyledi. Şarku’l Avsat’ın Resmî Kore Merkezi Haber Ajansı’ndan (KCNA) aktardığına göre Kim, silahın niteliğine ilişkin ayrıntı vermedi.

Kim, pazar günü yapılan denemeleri, kendisine büyük ölçüde muhtemel halef olarak görülen kızıyla birlikte izledi. Güney Kore ordusu, Kuzey Kore’nin pazar günü ülkenin doğusundaki kıyı kenti Wonsan’dan üç saat arayla iki kısa menzilli füze fırlattığını tespit etti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı, füzelerin deniz yönünde yaklaşık 450 ve 600 kilometre (280 ve 370 mil) mesafe katettiğini açıkladı. Japonya ordusu ise füzelerin Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesinin dışında kalan sulara düştüğünü bildirdi.

Füze denemeleri, Kuzey Kore’nin son dönemde gerçekleştirdiği askeri güç gösterilerinin parçası. Bu gösteriler arasında gerçek mühimmatla yapılan tatbikatlar ve yeni bir savaş gemisinin hizmete alınması da bulunuyor. Kim, ABD’nin diplomatik sürecin yeniden başlatılması yönündeki çağrılarına rağmen, ülkesinin büyüyen nükleer programını sergilemeyi sürdürüyor.

Yıllarca süren yoğun füze denemelerinin ardından Kim, nükleer silah taşıyabilen geniş bir füze cephaneliğini oluşturmuş durumda. Bu cephanelik, ABD ana karasına ulaşma potansiyeline sahip uzun menzilli silahların yanı sıra, Güney Kore ve Japonya’daki füze savunma sistemlerini aşmak üzere tasarlanan daha kısa menzilli sistemleri de içeriyor.

Pyongyang’ın son yıllarda denediği silahlar arasında, hipersonik olduğu belirtilen çeşitli füze sistemleri de bulunuyor. Bu silahların ses hızının beş katından daha yüksek hızlarda hareket etmek üzere tasarlandığı ifade ediliyor. Hızları ve manevra kabiliyetlerinin bölgedeki hava savunma sistemlerinden kaçmalarını sağlaması bekleniyor. Ancak bazı uzmanlar, Kuzey Kore’nin denemeler sırasında öne sürdüğü hızlara düzenli olarak ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphelerini dile getiriyor.