Cumhurbaşkanı Erdoğan: Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız

Cumhurbaşkanı Erdoğan:  Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız

Cumhurbaşkanı Erdoğan:  Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şimdi beğenmiyorlar ya engellemeye çalışıyorlar ya Kanal İstanbul projemizin etüt kapsamında yer alan projeler tamamlandı, diğer çalışmaları devam ediyor, onlara rağmen Kanal İstanbul’u yapacağız, inadına yapacağız. Kanal İstanbul’la İstanbul nasıl güzelleşecek, İstanbul nasıl bir başka şehir olacak ona gösterecekler, buna da alışacaklar” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sinan Erdem Kapalı Spor Salonu'nda gerçekleştirilen AK Parti İstanbul 7. Olağan İl Kongresine katıldı. Kongre kapsamında konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Mesela bu günde burada bizim adımıza İstanbul'un her ilçesini, her mahallesini, her caddesini, her sokağını her hanesini muhabbetle kucaklayacağına inandığımız bir dava arkadaşımıza il başkanlığı görevinin tevdi edeceğiz. 1994 ruhuyla 2023 hedeflerimizi gerçekleştirecek bir arkadaşımızı Osman Nuri Kabaktepe kardeşimizi İstanbul'a il başkanı yapıyoruz. Osman Nuri Kabaktepe şahsen tanıdığımız gayretine samimiyetine davamıza olan sadakatine bizzat şahitlik ettiğimiz kardeşimizdir. Bayram Şenocak kardeşimize şu ana kadar olan hizmetleri sebebiyle teşekkür ediyorum. Bu iş burada bitmiyor, kendileriyle bundan sonra farklı platformlarda birlikte çalışmayı sürdüreceğiz“ dedi.

24 Mart 2021 Çarşamba günü 7. Olağan Büyük Kongremizi Ankara'da toplayarak bu süreci taçlandırıyoruz”
“Partimizin 7. Olağan Kongre sürecini ülkemizin her yerinde böyle bir değişimin haline dönüştürmeye çalıştık” diyerek konuşmasını sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Bu süreçte ilçe teşkilatlarımızda yüzde 70'i, il teşkilatlarımızda yüzde 65'i bulan oranlarda yeni isimler bayrak yarışında nöbeti devir alıyor.
Bu gece saat 3'e kadar beraber çalıştık. Başkan vekilim, teşkilattan sorumlu genel başkan yardımcım, Fatma Betül Sayan Kaya birlikte çalıştık. Şu anda mevcut yönetimimizin yaş ortalaması 39. Genç dinamik bir yapıyla yola devam. Yönetimimizde en son bildiğim kadarıyla 15 hanım kardeşimiz var. Bu da AK Parti'nin diğerlerinden farklı yanını ortaya koyuyor. Aynı şekilde bir o kadar da genç var, bunlarda 30 yaş grubu altında. AK Parti dinamik bir parti, AK Parti bugünü değil geleceği kuşatan bir parti olduğunu gösteriyor. Kuruluşunun üzerinden 20 yıla yakın süre geçtiği halde hala Türkiye'nin en büyük partisi olmamızı, yönetimde alternatifsiz konumda bulunmamızı bu değişim gerçeğine borçluyuz.
Şu ana kadar ilçe ve il kongrelerimizde hamd olsun her hangi bir sıkıntı yaşamadık. Gençler yaş önemli değil demeyin, fatihin yaşı kaçtı ona bakacaksın. Fatih 21 yaşında bir çağı kapadı, bir çağı açtı. Yaşla gençliği ruhta gençti. Şimdi aynısını bizlerde gençlerimizle beraber inşallah bütün ülkeye değil, dünyaya haykırıyoruz, dünyada da bunun uygulamasını yapacağız. Niyetimiz il kongrelerimizin tamamına yakınına katılmaktı. Bu gün İstanbul kongresi benim7. Kongrem. Salgın şartları sebebiyle birkaç il dışında bunu gerçekleştiremedik. Buna rağmen kongrelerimizle canlı bağlantıyla iştirak ederek arkadaşlarımızın heyecanına ortak olmaya çalıştık. İnşallah 24 Mart 2021 Çarşamba günü 7. Olağan Büyük Kongremizi Ankara'da toplayarak bu süreci taçlandırıyoruz” diye konuştu.

İstanbul'un hakkını verir bedelini öderseniz bu şehir sizi sırtında da taşır bağrına basar zirveye yükseltir”
İstanbul'a hangi unvanla olursa olsun hizmet etmenin şereflerin en büyüğüdür" diyerek konuşmasına sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul için merkezi büldan yani dünyanın merkezi derler. İstanbul Fatih'in olduğu kadar Ebu Eyüb-el Ensari'nin, Akşemsettin'in ve nice gönül sultanlarının şehridir. Böyle bir şehre hangi unvanla olursa olsun hizmet etmek şereflerin en büyüğündür. İstanbul'u anlamadan Türkiye'yi anlayamazsınız.
Aynı şekilde İstanbul'u büyük bir aşkla sevmeyen hiç kimsenin de bu şehre, bu ülkeye, bu partiye hizmet etmesi mümkün değildir. İstanbul kavramının en güzel yolu ona şairlerin gözüyle bakmaktır. Bu İstanbul sade semtini sevmek bir ömre değer. Bu İstanbul gözleri kapalı bile dinlenir. Bu İstanbul adını göklere yazarsanız düşlerinizden mehtabının kaybolacağından korkarsınız. Bu İstanbul ki güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyardır. İki kıtadaki insanlar gibi sarmaş dolaş olacak semtleri vardır.
Ama İstanbul'u sevmek ne de kolay, ne de bedelsizdir. Bu şehri seviyorsanız önce onun hakkını vereceksiniz, bu şehri seviyorsanız önce bedelini kendisine hizmet ederek ödeyeceksiniz. Eğer hakkını verir bedelini öderseniz bu şehir sizi sırtında da taşır bağrına basar zirveye yükseltir. İstanbul bir başka sevgilidir. Eğer İstanbul'u küstürürseniz, eğer bu şehri kendinize sırt çevirtirseniz vay halinize. Böyle bir durumda değil Türkiye'ye, dünyaya sığamazsınız. Çünkü İstanbul Türkiye'nin 80 vilayetinin remzi demektir. Çünkü, İstanbul 7 iklim 3 kıtanın merkezi demektir. Çünkü, dünyadaki 200 ülkenin hemen tamamından insanları bağrından yaşatan bir küresel zenginlik demektir” şeklinde konuştu.

Ülkemize milletimize İstanbul'a hizmetten asla vazgeçmedik“
Karşımıza kim dikilirse dikilsin, hangi oyunlar oynanırsa oynansın ülkeye ve İstanbul'a hizmetten vazgeçmediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul insanlık tarihinin, İslam medeniyetinin, Türk tarihinin de sembolü demektir. Çünkü İstanbul eşsiz konumu, tarihi mirası tabi güzellikleri her alandaki engin birikimi ve en önemlisi insani değerleriyle kainatın en kıymetli hazinesi demektir.
Bunun için biz İstanbul'a ram olduk. İşte bunun için biz İstanbul'a aşkla hizmet ettik, İstanbul'a ömrümüzü adadık, hep boğazın 4 muhafızı olarak gördüğümüz Telli Babaya, Yuşa hazretlerine, Yahya Efendi hazretlerine ve Hüdai hazretlerinin layık olmaya çalıştık. Rahmetli Menderes'in, Özal'ın, Erbakan hocamızın miraslarını yaşatmanın gayreti içinde olduk. Şair davası olmayanın sevdası olmaz, sevdası olmayanın öfkesi olmaz diyor. Eğer zaman öfkeli gözükmüşsek işte bu sevdamızdandır. Karşımıza kim dikilirse, önümüze hangi engeller çıkartılırsa, çıkartılsın, geride hangi oyunlar oynanırsa oynansın. Ülkemize milletimize İstanbul'a hizmetten asla vazgeçmedik." ifadelerini kullandı.

Hiç kimsenin bu şehre, bu ülkeye, bu millete kem gözle bakmasına müsaade etmedik, etmeyeceğiz”
“Gençler, kardeşlerim onlar yeni Zelanda'da katilin ağzından Ayasofya'yı minarelerden kurtaracağız dediler, biz cevabımızı Ayasofya'yı 86 yıl sonra ibadete açarak verdik” diyerek konuşmasına devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onlar mesajlarını bu aziz şehrin duvarlarını zulüm 1453 yılında yazarak verdiler, biz cevabımızı büyük ve güçlü Türkiye diyerek verdik. Onlar şimdi adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan başlattıkları darbeyle istikbalimize el uzattılar, biz cevabımız 7'den 70'e şehadete yürüyerek verdik. Bunlar değil mi? Bezmialem Valide Sultan Camii'ni işgal ederek bira kutularıyla beraber o camimize girenler bunlar değil mi? Bu ahlaksızlar, edepsizler, bu teröristler değil mi? İşte o gezi olaylarında da unların hesabını sorduk. Bundan sonra da bilsinler ki ola ki böyle bir yola tevessül edecek olurlarsa bu millet bunun bedelini çok ağır ödetir. Biz cevabımızı geceler boyuna hiç dinmeden süren selalarımızla verdik.
Onlar milletimizi birbirine karşı kışkırtmak için her yolu denediler. Biz cevabımızı Rabia'mızla verdik. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. İşte bizim yolumuz bu. Onlar gençlerimizi değerlerinden uzaklaştırarak mankurtlaştırmaya çalıştılar. Biz cevabımızı gençlerimize 2053 vizyonunu emanet ederek verdik. İstanbul'u yanımıza aldığımızda içerdeki hainlerden dışardaki düşmanlara kadar 7 düvele meydan okuyacak güce sahip olduk. Hiç kimsenin bu şehre, bu ülkeye, bu millete kem gözle bakmasına müsaade etmedik, etmeyeceğiz” şeklinde konuştu.
“İstanbul'u sadece ülkemizin değil, dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden biri haline getiriyoruz”
İstanbul'a yapılan hizmetlerin miktarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hizmet mücadelesinde elbette eksiklerimiz olmuştur, belki hatalarımızda olmuştur. Hiç kimse merak etmesin, hepsi giderilir, hepsi de tamamlanır, önemli olan ülkeye ve millete hizmet iradesini güçlendirerek sürdürmektir. Bu azim ve kararlılıkla bir kez daha milletimizin huzurunuzdayız. Bizim İstanbul'u aşkla seviyoruz ifademizi, bir iyi niyet beyanından ibaret değildir. Bu sözün gerisinde çok büyük bir müktesebat var. Sadece son 18 yılda İstanbul'a eski rakamla 275 katrilyon lira tutarında yatırım yaptık. Eğitimde 38 bin 361 adet yeni derslik kazandırdık. 1 milyonun üzerinde yüksek öğrenim öğrencisinin 37 bin 500 akademik personelin çalıştığı İstanbul'a toplam 38 adet yeni üniversite kurduk. 13 bin 677 kişi kapasiteli yurt binaları açtık.
Birkaç yıl içinde de Yüksek Öğrenim yurt kapasitesini iki katından fazla artıracak yatırımlarımız şu anda sürüyor. İstanbul'a 46 adet spor tesisi kazandırdık, sosyal yardımlarda son 18 yılda toplam 17 katrilyon, yeni rakamla 17 milyar lira tutarında kaynak aktararak ihtiyaç sahibi İstanbullu kardeşlerimizin yanında olduk. Sağlıkta 17 bin 534 yatak kapasiteli 66 hastaneden oluşan 163 adet sağlık tesisi inşa ettik. Toplamda 950 yatak kapasiteli 3 hastanemizle birlikte 17 sağlık tesisimizin yapımı devam ediyor. İstanbul'a kazandıracağımız plan proje ihalesi devam eden toplamda 9 bin 582 yatak kapasiteli 60 sağlık tesisimiz var.
Böylece İstanbul'u sadece ülkemizin değil, dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden biri haline getiriyoruz. Toplu konutta 173 bin konut projesini hayata geçirdik. İstanbul'da toplamda 16 milyon 101 bin metrekare yüz ölçümünde 38 adet millet bahçesi projesi bulunuyor, bunların 10 tanesini tamamladık. Atatürk Kültür Merkezi'nin inşasından sona geliyoruz. Muhteşem bir opera binasını İstanbul'umuza kazandırıyoruz. O malum zatlar var ya onlara rağmen, yaparsak biz yaparız, AK Parti yapar. Çok farklı bir projeyi oraya hamd olsun inşa ettik. Bir diğer tarafta sağ olsun özel sektör muhteşem bir camiyi Taksim Meydanına inşa ediyor. O da 10 yılların hayaliydi" diye konuştu.
İstanbul'a ulaştırma alanında yapılan yatırımları anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ulaştırmada İstanbul'un bölünmüş yol uzunluğunu 500 kilometre ilaveyle 782 çıkarttık. İstanbul-İzmir Otoyolunu tamamlayarak 8-9 saat süren İstanbul İzmir yolculuğu 3,5 saate, Bursa'yı 1 saate, Balıkesir'i 2 saate düşürdük. Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan Kuzey Marmara Otoyolu'nu tamamlamak üzereyiz. Marmaray'a, Avrasya Tüneli'nin sadece milletimizin değil insanlığın hizmetine sunduk mu? Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü, Osmangazi Köprüsü'nü, İstanbul Havalimanı'nı birinci etabını hizmete aldık.
İstanbul'un, Ankara Eskişehir, Konya, Bilecek, Sakarya bağlantılarını yüksek hızlı trenle sağladık. İnşası devam eden hatlar tamamlanınca İstanbul'u ülkemizin 4 bir yanına hızlı tren kolaylığıyla bağlamış olacağız. Levent-Hisarüstü metro hattını tamamladık. Açıldığı günden bu gün toplam 202 milyon yolcunun seyahat ettiği Gebze-Halkalı Banliyö hattını işletmeye açtık. Halkalı lojistik merkezini bitirdik. Demiryollarımızın çoğunu yeniledik. Marmaray ve Avrasya tünelinden sonra boğazın altından geçecek olan büyük İstanbul Tünelinin etüt projelerini tamamladık ihale hazırlıkları devam ediyor. Sabiha Gökçen Havalimanımızın Marmaray'a, Kadıköy'e, Tuzla'ya Yüksek Hızlı garına Üsküdar'a, Çekmeköy'e bağlayacak demiryolu projemizin çalışmaları suratla devam ediyor. Yapımı süren Gayrettepe-İstanbul Havalimanı metro hattını ve Bakırköy, Bahçelievler kirazlı metro hattını bu yıl sonuna kadar tamamlıyoruz. Halkalı İstanbul havalimanı raylı sistem bağlantısını ve İstanbul Başakşehir, Kayaşehir metro hattını önümüzdeki yıl bitiriyoruz. Yenikapı, İncirli, Sefaköy metrolarını ise 2023 yılının sonuna kadar hizmet sunuyoruz." diye konuştu.

Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız”
Kanal İstanbul projesinin etüt çalışmalarının tamamlandığını ve diğer çalışmaların sürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstanbul'un turizmine kültürel zenginliğine ekonomisine ciddi katkısı olacağına inandığımız Haliç Yat Planı ve Kompleksi projemizi de seneye bitirmeyi planlıyoruz. Ben ne anlatıyorum? İstanbul'a yapılan hizmetleri anlatıyorum. Peki CHP'lilerden bu tür şeyleri dinlediniz mi? Bunların kitabında hizmet var mı? Ekranları başında bizi izleyen milletimize de sesleniyorum, biz bu millete hizmetkar olmaya geldik, efendi olmaya değil. Şimdi beğenmiyorlar ya engellemeye çalışıyorlar ya Kanal İstanbul projemizin etüt kapsamında yer alan projeler tamamlandı, diğer çalışmaları devam ediyor, onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız, inadına yapacağız.
Kanal İstanbul'la İstanbul nasıl güzelleşecek, İstanbul nasıl bir başka şehir olacak ona gösterecekler, buna da alışacaklar. Çamlıca Tepelerinde Büyük Çamlıca Camii çevresinde görüntü kirliliği var. Antenler falan, hepsini kaldırdık. Çünkü biz çevreciyiz. Onları kaldırdık, bunun yanında televizyon ve radyo kulesini hizmete açarak bir başka görüntüyü oraya verdik. Onu da Binali Bey'le birlikte çalıştığımız zaman, farklı bir mimari var, bu mimariyle o eseri İstanbul'a kazandırdık. O antenlerin hepsinin vericileri orada. Ama artık çevre adına hamd olsun bu adımı attık. İnşallah önümüzdeki dönemde bu şehre nice güzel hizmetleri kazandırmaya devam edeceğiz, artık o kuleden İstanbul'u izlemek yemekleri yeme fırsatına sahipsiniz” dedi.



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.