Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Mesajların alınıp-verildiği bir saha değiliz ve hiç kimsenin tarafında yer almayacağız’

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi
TT

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Mesajların alınıp-verildiği bir saha değiliz ve hiç kimsenin tarafında yer almayacağız’

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi

Bağdat, önümüzdeki Cuma günü, Irak'ın kurumlarının ve egemen kararının yanı sıra bölgedeki ve dünyadaki rolünü yeniden canlandırma girişimine ışık tutacak ‘birlikte yaşama ve hoşgörü’ ziyareti çerçevesinde Papa Francis'i ağırlamaya hazırlanırken Irak’ın gündemi bugünlerde oldukça yoğun. Bu yoğun gündemin ana başlıklarından biri, bazılarının Irak’taki füzeli saldırılarla verilen ‘sıcak’ mesajların ilk nedeni olarak gördüğü, İran ile yeni ABD yönetimi arasındaki ilişkinin neler getireceğidir. Bu gündem maddesinin, erken genel seçimlerde temsil edilen ve bir takım boyutları yani, partilerin ve grupların boyutlarını ve onlarla birlikte devletin varlığının ve meşru kurumlarının boyutunu belirleyecek olan önemli bir iç meseleyi de etkileyebileceği açıktır. Şarku'l Avsat'ın Irak Başbakanı Kazimi ile yaptığı röportajın Bağdat’ta gerçekleşmesi gerekiyordu. Ancak röportaj koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle uzaktan yapılabildi.
İşte Şarku’l Avsat’ın Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi ile gerçekleştirdiği röportaj;

Irak, Papa Francis’in bir kez gerçekleştireceği bir ziyarete hazırlanıyor. Bu ziyaretle ilgili düşünceleriniz neler?
Temsil ettikleri ve çağrışımları ile bu ziyaret, tüm bileşenleri ile halkımız için hangi dine veya mezhebe mensup olduklarına ve alt kimliklerine bakılmaksızın kucaklayıcı bir ulus olarak tüm Iraklılar arasında hoşgörü, milli ortaklık ve vatandaşlık bağları yaklaşımı konusunda bir anlayışı ve Papa Hazretleri'nin desteğini temsil etmektedir. Ziyaret, daha derin anlamda, Papa’nın tarih boyunca medeniyetlerin ve insanlığın mirası, ilahi dinlerin beşiği, bilimsel ve kültürel değerler, keşifler ve çeşitli alanlardaki ilerleme, gelişme ve keşiflerin hareketini zenginleştiren bir kol olarak kutsadığı Irak'ın konumunu vurgulamak için atılan bir adımdır.

Papa'nın Şii din adamı Ayetullah Ali es-Sistani ile görüşmesi planlanıyor. Bu, birlikte yaşama ilkesinin bir kez daha burgulanması için bir mesaj mı ve görüşme sonrası bu konuda bir bildiri yayınlayacak mı?
Irak’taki çeşitli oluşumların bir arada yaşama ilkesinin bir kez daha vurgulanmasına ihtiyaç yok. Ziyaret, herkese yansıyan talihsiz bazı olumsuzluklara rağmen, Hıristiyanlar, Müslümanlar, dinler ve diğer mezhepler arasında bir arada yaşama ilkesinin sürdüğünün ve bunun tarihi bir gerçeklik olduğunun kanıtıdır. Ziyaret, bunun sonuçlarını vurgulamak ve bu konuda olumlu olan durumu genelleştirmeyi amaçlıyor. Irak'ta Şiilerin en büyük dini merci Ali es-Sistani’nin ofisinden bir yetkili daha önce, Bağdat'taki papalık temsilciliğinin Papa'nın Sistani ile yapacağı görüşme sırasında herhangi bir bildirinin imzalanmasından bahsetmediğini belirten bir açıklama yapmıştı.

DEAŞ saldırıları ve yasadışı silahlar ziyarete yönelik bir güvenlik sorunu teşkil ediyor mu ve büyük siyasi bloklar ziyaretle ilgili ortak bir tutum sergileyecek mi?
Güvenlik açısından temel bir sorun yok. Hükümet ve güvenlik kurumları, Papa’nın güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri aldı. Dahası, Papa gittiği her yerde Iraklılar tarafından korunacaktır. Çünkü Irak halkı onu ve insani duruşunu çok takdir etmektedir. Henüz ziyaret gerçekleşmeden yarattığı yankılar ve uygun bir şekilde karşılamak için devam eden hazırlıklar, herkesin ziyareti memnuniyetle karşıladığına dair açık bir göstergedir.

Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde Irak’ı, İran ve ABD arasındaki bir askeri çatışmadan kurtarmayı başardığınız söyleniyor. Bize bu konuda bazı ayrıntılardan bahsedebilir misiniz?
Bu konuda görevim, konumum ve Irak'ı ve Iraklıları koruma sorumluluğum gereği yapmam gerekenler dışında hiçbir şey yapmadım.
Ülkemizin başkalarının çatışma sahası haline getirilmesine veya Irak'ın başkalarına karşı yapılan saldırıların çıkış ​​noktası olmasına karşı olduğumuzu defalarca kez büyük bir titizlikle vurguladık. Bu teyit ettiğimiz daimi bir politikadır. Bu politikayı yaklaşım ve yönelimlerimizde pratik olarak uygulamaya çalıştık.
Aynı zamanda, herkesle olan olumlu ve dengeli ilişkilerimizi, bölge genelinde tansiyonu düşüren ve gerilimleri azaltan bir yönde kullandık.
Irak'ın egemen kararı yalnızca Iraklılarındır. Irak'ın rolü ve ağırlığı konusunda bölgesel ve uluslararası bir anlayış ve halkının iç işlerine karışılmaması arzusu vardır. Herkese, bir hesaplaşma alanı olmadığımızı, güçlü ve uyumlu bir Irak’ın bölgede ve dünyada güvenlik, barış ve iş birliğinin pekiştirilmesi için olumlu bir faktör olacağını söyledik.
Bu bağlamda, Irak’ın zayıflatılması, uluslararası ve bölgesel denklemlerden çıkarılması veya üstlendiği rolün sınırlandırılmasının herkes için feci sonuçlar doğurduğunu da belirtmeliyim. Dünya, DEAŞ'ı büyük bir uluslararası tehdit olarak görse de, bu tehlikeyle karşı karşıya kalan ve bu terör örgütünü kardeşlerinin, komşularının ve dostlarının yardımıyla mağlup eden sahadaki Iraklılar oldu.
İstihbarat servisimiz ve silahlı kuvvetlerimiz, tüm kurumlarıyla son zamanlarda DEAŞ'ın hücrelerini, liderlerini ve gizli saklanma yerlerini tespit ederek bunların izlenmesini, kuşatılmasını ve etkisiz hale getirilmesini başardı. DEAŞ'ın üst düzey liderlerinin izini sürerken, yakalarken veya etkisiz hale getirirken ayrıntılardan haberdar olduğunuzu düşünüyorum.
Tüm bunların sonucunda, Irak'ın istikrarının bölge ve dünya için bir zorunluluk olduğu vurgulanırken biz de bunu teyit ve tesis etmek istiyoruz.

(Bağdat’taki) Yeşil Bölge’yi ve (Irak’ta) Amerikalıların bulunduğu yerleri hedef alan füze saldırılarının, Kasım Süleymani suikastına misilleme olduğunu veya (İran’a uygulanan) yaptırımların derhal kaldırılarak müzakerelere başlanması için Washington'a baskı yapmak üzere düzenlendiğini düşünüyor musunuz?
Bölgedeki ilişkiler ve karşılıklı menfaatler açısından en iyi yolun meseleleri normale döndürmek olduğuna inanıyoruz. Herkesin taleplerini ve çıkarlarını dikkate alan dengeli çözümler bulmak için diplomatik istişarelerde bulunmanın ve müzakere masasına oturmanın yolu budur. Güç mantığını kullanmak ve diğer bilek bükme yöntemlerini ima etmek ise, kısa ve uzun vadede kaybedilen bir kumardır. Bu, kimsenin çıkarına hizmet etmemekle birlikte bölge halklarının çıkarlarıyla çatışmaktadır. Bölgedeki istikrarsızlık ve gerginlik durumunu artırmaktadır.
Güvenlik birimlerimiz, çeşitli füze saldırılarıyla kartları yeniden karmaya çalışan yasadışı çetelerin peşine düştü. Olaylara karışan şüphelilerden tutuklanan ve mahkemeye çıkarılacak olanlar var. Bizim yolumuz, Irak devletinin ve onun yasalarına, anlaşmalarına, kararlarına, barış ve savaş kararına saygı yoludur. Bu devletin kararıdır. Ne bireyler ne de gruplar tarafından alınan bir karar değildir. Devletin kararının herhangi bir şekilde ihlali durumunda yasalar devreye girecektir. Yargı, olayların sorumlularını yargılayacaktır.
Bazıları, bireylerin veya grupların devlet adına karar verebileceğine inanıyor. Bunlar, peşine düşeceğimiz ve kötü niyetlerini ifşa edeceğimiz bir grup suçludur. Aslında, devlete, onun sistemine, yasalarına ve egemenliğine karşı olan bu zorbaların bazıları, bir takım koşulların yarattığı yanılsamalara kapılanlardır. Ancak artık bu koşullar değişti ve Irak halkının kurban edildiği pazarlıklara daha fazla izin vermeyeceğiz. Rotamızı halkımızın özlemlerine göre çiziyoruz. Halkımızın iradesiyle çatışan diğer seçenekler yenilgiye uğrayacaktır.
Irak topraklarının siyasi mesajlar alınıp-verilmesi için kullanılmasına yalnızca diplomatik kanallar ve siyasi yöntemler aracılığıyla izin verilir. Bugün halkımıza karşı olan sorumluluğumuza ve bölgedeki sükûneti sürdürmedeki rolümüze dayanarak yaptığımız da budur. Füze saldırıları ve terör eylemleri ile gönderilen mesajlara ise asla izin vermeyeceğiz. Hiçbir ülke, halkımızın güvenliği ve istikrarı pahasına topraklarımız üzerinden başkalarına mesaj gönderme hakkına sahip değildir. Irak, iç işlerine herhangi bir müdahaleyi reddeden bir hükümet, halk ve siyasi güçtür.

Bağdat ile Washington arasındaki ilişkilerde nasıl bir gidişat var? İran halen, ABD ordusunun Irak'tan tamamen çekilmesi konusunda ısrarcı mı? ABD kuvvetlerinin yerini NATO alacak mı? DEAŞ’ın yeni tezahürleriyle mücadelede ABD’nin askeri rolüne ihtiyaç duyuluyor mu?
Washington ile ilişkilerimiz, yasama otoritesi tarafından onaylanan anlaşmalar ve sözleşmeler çerçevesinde sürmektedir. Bizi birleştiren anlaşmalara, ulusal egemenliğimizden ve Irak'ın mahremiyetinden ödün vermeden ve çıkarlarını sürdürme çerçevesinden sapmadan uyuyoruz. Bu, Irak ile ABD arasındaki ilişkilerin, Amerikan askerlerinin veya (ABD liderliğindeki) DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun varlığının tartışıldığı çerçevenin dışına çıkmadığı her fırsatta vurgulanmıştır.
Irak'ın DEAŞ terör örgütüne karşı verdiği savaşta uluslararası güçlerin yardımına ihtiyacı vardı. Bu da bizi ABD ile birlikte bu örgüte karşı verilen mücadele sonrası çeşitli güvenlik düzenlemeleri yapmak için stratejik bir diyalog başlatmaya itti. Bu stratejik diyalog ise genel olarak eğitim ve lojistik destekle ilgiliydi ve hem DEAŞ hem de teröre karşı ortak eylemde bulunulması ve ülkedeki terörün sona erdirilmesi için gerekliydi.
Kimlikleri ve dayanakları ne olursa olsun yabancı güçlerin ülkedeki varlığıyla ilgili karar, Irak ve hükümetine aittir. Başka herhangi bir karar veya taleple hiçbir ilgisi yoktur. Sonuçta bu bir egemenlik meselesi ve ulusal bir karardır.

Suudi Arabistan ile ilişkilerde çeşitli düzeylerdeki gelişmeyi nasıl görüyorsunuz?  Yakın bir tarihte Riyad'ı ziyaret edecek misiniz?
Arap kardeşlerimizle, komşularımızla ve dünyanın çeşitli ülkeleriyle en iyi ilişkileri kurmak istiyoruz. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinden, ticaret ve yatırım alışverişi açısından karşılıklı iş birliği ve diğer hayati alanlardaki somut adımların artışından memnunuz. İki ülkenin yetkilileri arasındaki sürekli karşılıklı ziyaretler gerçekleşiyor. Kardeşim Veliaht Prens Muhammed bin Selman bin Abdulaziz ile çevrimiçi olarak Irak-Suudi Arabistan Koordinasyon Konseyi'nin toplantısını gerçekleştirdik ve sürekli iletişim halindeyiz. Karşılıklı ziyaretlere Kovid-19 salgını ve iki tarafın yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler dışında bir engel bulunmamaktadır.

Irak, Mısır ve Ürdün'ü kapsayan bir eksenin doğma ihtimalinden bahsedenler var. Bu gerçekten masada mı? Bahsettiğiniz yeni meşrik (doğu) nedir?
Halklarımızın ve ülkelerimizin yararına ortak bir çalışma ortamının teşvik edilmesine katkıda bulunacak olanlar dışında, önyargılar, tecrit veya seçenekler sunan eksenler veya gruplamalara girmeye çalışmıyoruz. Ortak çalışma ortamını destekleyecek eksenler ve gruplamalar, bir Arap ülkesi veya bölgedeki bir ülke ile örnek teşkil edecek ilişkilerin temellerini atmak için faydalı olabilir. Bu bağlamda, kardeş ülkeler Mısır ve Ürdün ile ilişkilerimizi güçlendirmek için çalışıyoruz.
Yeni meşrik ifadesinin temeli, bölge ülkelerinin ortak çıkarlarının, şüpheler ve yanılsamalar üzerindeki önceliğidir. Bu bölgede, yalnızca ortak bir güvenlik inşa etmeye değil, aynı zamanda hepimizin insani ve kültürel yeteneklerimizi, ortaklıklarımızı ve doğal zenginliğimizi, bir çatışma ve kriz üreticisi olmak yerine dünyada verimli bir iş birliği sistemine çevirmemizi sağlayan derin bir ortak çalışma söz konusu.  Bütün bunları katılımcıların üzerine inşa ederek ve kavramlarımızı güncelleyerek yapıyoruz. Terörizm tüm bölgenin başlıca düşmanıdır. Şüphe, iletişim eksikliği, çalışmaların kurumsal olmayan algılar üzerine inşa edilmesi ve katılımcıların ihmal edilmesi bölgede tedavi edilmesi gereken hastalıklar arasındadır.
Geleceğe yol almak, herkesin geçmişe takılıp kalmak yerine geleceğin araçlarını kullanmasını gerektirir. Bölge, tüm krizlerine ve kesişme noktalarına rağmen bu seçeneğe hazırdır.

Aktivistlerin öldürülmesine, füze saldırılarına ve kaçak silahlara rağmen devleti yeniden kurma projesinin ilerlediğini düşünüyor musunuz? Erken seçimlerden gerçek sonuçlar çıkmasını bekliyor musunuz?
Hükümetin kurulduğu ilk günden bu yana Irak’ın tüm bileşenleri, değerleri, yasaları, savunucularıyla ‘devlet’ ve devletin tarihi bir zorunluluk olarak güçlendirilmesi gerektiğine inananlar ile tüm itirazları, engelleri ve devleti parçalamak, itibarını zedelemek veya halkını koruma ve hizmet etme yeteneklerini baltalamak, istikrar, refah ve koruma sağlamak için çeşitli düzeylerde kasıtlı girişimleriyle ‘devlet dışı’ güçler arasında sert bir gerilim yaşadığını ifade ettik.
Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana Irak'ın, devletin ve kurumlarının yeniden inşasını tamamlayarak halkımızın özlemlerine cevap vermeye hazır olmadığı zor ve karmaşık koşullarda yaşadığı herkes tarafından bilinmektedir. Tekfir terörü ve Baas rejiminin kalıntıları, talihsiz mezhep çatışmaları, güvenlik ortamının olmayışı, yolsuzluk olayları, reforma ve pozitif değişime karşı direniş gösterilmesi, ulusal birliğin sağlanması, siyasi hayatın yeniden canlanması ve ulus devlet sistemini anayasal bağlamlara uygun olarak yeniden inşa edilmesi yolundaki ilerlemeyi engelleyen bir rol oynadı. Görüldüğü üzere, söz konusu faktörlerden bazıları halen aynı engelleyici rollerini sürdürüyorlar. Diğer faktörlerin yanı sıra mali ve idari yolsuzluk, acilen çözülmesi gereken engelleyici bir faktördür. Dolayısıyla, devleti yeniden kurma projesi, diğer tüm ekonomik, sosyal ve askeri faktörlerle birlikte öncelikle bir siyasi kalıcılık ve karşılıklı bağımlılık sürecidir. Devleti yeniden kurma misyonunu ilerletmek, inşasını tamamlamak ve özgür ve eşit vatandaşlık ilkesi temelinde onu tüm Iraklıların devleti haline getirecek her girişimi ilerletmek için toplum temelli uzlaşmacı bir ortam ve siyasi bir irade gerekiyor.
Bu nedenle, devleti yeniden kurma projesi, ayrıntılı veya kısmi bir boyuta bağlı değil, daha çok ister inşa süreçleri düzeyinde isterse pratik unsurlar ve bu unsurların başarılı bir ilerleme kaydetmeleri için herhangi bir seçim veya siyasi eylemin gerçek sonuçlarından şüphelenmenin mümkün olup olmadığını garanti eden temeller düzeyinde olsun birleşik ve uyumlu bir bütünlüğe bağlı olan birikimli bir süreç olarak görülmelidir.
Erken seçimler, halkın tüm kesimleri tarafından açıkça ifade edilen bir taleptir. Hükümet ve Iraklı tüm güçler, ister haklı buldukları için ister halk protestoları doğrultusunda olsun, bu talebi desteklediler. Adil ve şeffaf seçimler, hükümetin, maalesef halk ve devleti temsil eden kurumlar arasında kaybolan güvenin yeniden tesisini tamamlama görevimizin özünü oluşturmaktadır.

Irak hükümeti Tahran ile Washington ve İran’ın Dini Lideri ile Sistani arasında zor bir yerde gibi görünüyor. Irak, vesayetten bağımsız normal bir devlet olabilir mi?
Irak, vesayetten bağımsız bir devlet olmaya mahkumdur. Halklar her zaman yabancı vesayeti reddetmiştir. Irak’ın bugün uluslararası veya bölgesel vesayet altında yaşayan bir ülke olduğu söylenemez. Fakat önceki dönemlerdeki hırslar, maceralar, siyasi koşullar ve son yıllarda Irak halkına karşı işlenmiş ciddi hatalar Irak’ın bölgesel ve uluslararası psikolojik veya silahlı şiddet için bir sahaya dönüşmesine katkıda bulundu. Bugün devlet dengesini yeniden sağlamaya çalışıyor. Bu dengeyi herkes için yararlı hale getirme konusunda da başarılı oluyor. Komşuluk ve uluslararası toplumla olumlu ilişkilere değer verilmesi, diyalog ve ulusal sorumluluk ruhu, devleti yeniden kurmanın ve ülkenin başkalarının çatışma sahasına dönüşmesini reddetmenin anahtarıdır.
Tüm bu zorluklara ve karmaşıklığa rağmen halkımıza, kendi milli iradeleriyle ve hiçbir vesayet kabul etmeden hizmet ediyoruz.

Silahlı gruplar, aktivistlere yönelik suikastların faillerinin ve ‘yolsuzluk balinalarının’ ciddi cezalar almalarını engeller mi?
Suikastların faillerini takip etmek ve tutuklamak için adımlar attık. Son zamanlarda Basra'daki en büyük suikast timini devirdik. Onlarca tutuklu ve suikast şüphelisi oldukları için arananlar var. Dediğimiz gibi, devlet kurumları ve soruşturmaları bağlamında, hepsi birbiriyle bağlantılı olan suikast, adam kaçırma, gasp ve uyuşturucu kaçakçılığı çetelerine karşı amansız bir mücadele vermek için uygun zamanın gelmesini tercih ediyoruz.
Yapılan tüm itirazlara, edilen tüm tehditlere ve spekülasyonlara rağmen yolsuzluğa karşı cesurca bir mücadele başladı. Yolsuzluk ve istisna suçlarla mücadele için bir komisyon oluşturduk. Birçok yolsuzluk eylemini ortaya çıkarmayı başardık. Yolsuzluğa karşı açılan davalar ve adı yolsuzluğa karışmasına rağmen daha önce kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği kişiler hakkında verilen hükümler var.
Hükümetimizin programını gerçekleştirmek için anayasal mekanizmaları benimseyerek, kanunlara dayanarak, yolsuzlukla, suç çeteleri ve yasadışı silahlarla mücadele operasyonlarını siyasallaştırmaktan uzaklaşarak çizdiğimiz bir yolu takip ediyoruz. Medya ve siyaset arenasındaki abartı veya iddialardan uzak objektif bir bakış açısıyla bakıldığında hükümetin kısa süre içinde yolsuzluk ve vatandaşların DEAŞ kalıntıları, tekfir terörü, suç çeteleri ve ayrılıkçı gruplar tarafından maruz kaldıkları ihlallerle mücadelede zorluk çekmeden elde ettiği başarılar ortaya çıkacaktır.

Başbakanlıkta ikinci bir dönem istiyor musunuz? Neden istihbarat birimi başkanlığından ayrılmadınız? Güvenlik ve istihbarat birimleri, size yönelik herhangi bir suikast girişimini ortaya çıkardı mı?
Belirlenmiş ve tanımlanmış bir geçiş programını tamamlamak için seçildim.  Bu hassas durumda, bana verilen ulusal görevleri ve sorumluluğu yerine getirmede başarılı olmayı umuyorum. Bu görevin, önümüzdeki seçimlerin sonuçlarına ve dengelerine neler katacağını açıklamak istemiyorum. Konumum, silahlı kuvvetleri denetlememe izin veriyor ve bu, güvenlik sisteminin önemli bir parçasında devam eden sorumluluğumu değiştirmiyor. Benim için önemli olan, terörist hücrelerin ve içimizde gizlenen güçlerin ortaya çıkarılmasında güvenlik birimlerimizin sürekli tetikte olmasını sağlamak ve ülkenin ve halkın güvenliğini hedef alan hamleleri savuşturmaktır.
Ekonomi, sağlık, güvenlik ve siyasi alanlardaki mevcut istisnai durumda ülkemize ve halkımıza hizmet etmek için üstlendiğim sorumluluk bana kişisel tercihlerle meşgul olma fırsatı vermiyor. Amacım vatanı güvenli bir yere dönüştürmek ve Irak'ın halkımızın güvenliği, birliği ve nesillerinin geleceği için yeniden tehlikeli bir yer olmasına izin vermemektir. Tüm dikkatim ve görevim, halkımızı ve devleti korumaya, kutsamaya ve sınırları bugün veya gelecekte insanlara zarar verilmesine müsaade etmeyecek şekilde netleştirmeye odaklıdır.

Bugün Bağdat ile Erbil arasındaki ilişkilerin, olması gerektiği gibi olduğunu düşünüyor musunuz?
Soru, ilişkinin gerçekliği ile anayasa temelinde devleti yeniden kurarak ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) vatandaşlarımızın taleplerini karşılayarak ilişkiyi ulusal ortaklık düzeyine yükseltmeye yönelik ortak arzumuz arasında bir karşılaştırma yapmak içinse o zaman olması gerektiği gibi olduğu söylenemez. Erbil ile Bağdat heyetleri arasında devam eden diyalogun görevi, ülkenin her yerinde Iraklılar için istediğimiz ve bölgedeki kardeşlerimizle ortak ilişkilerde arzuladığımız memnuniyeti elde etmektir. Federal hükümet, önerilen çalışma çizelgeleri ve projeleri aracılığıyla, bölgeyle ilişkilerimizi şekillendiren sorunları sona erdirmeyi amaçlamıştır. En nihayetinde karar, ister bütçeyle ilgili olsun ister başka bir konuda olsun, Irak Meclisi’nin neyi onaylayacağına bağlıdır.
Anayasa çerçevesinde kendi yükümlülüklerimizi yerine getirdiğimize inanıyoruz. IKBY ile ilişkilerdeki herhangi bir karmaşıklığın ortadan kaldırılması, siyasi hayatın iyileşmesinde, istikrarın pekiştirilmesinde ve hem terörizmi hem de Irak'ı hedef alan güçleri mağlup etmekte önemli bir faktördür.

Suriye'deki mevcut durumu ve Irak'ın istikrarı açısından sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye’nin iyiliği bizim iyiliğimiz olduğunu düşünüyorduk ve halen de böyle düşünüyoruz. Suriye’ye ve halkına zarar veren, bize de ve halkımızın çıkarlarına da zarar verir. Çünkü istesek de istemesek de Suriye'de olup bitenlerin çevresine ve özellikle Irak'a yansıdığını görüyoruz.
Kardeş ülkemizin karşı karşıya olduğu duruma uygun çözümler bulmaya çalışırken, bunu Suriye ve halkını desteklememizi ve dayanışma içinde olmamızı gerektiren bir mesele olarak görüyoruz. Kardeş ülke Suriye ile sınırlarımızda kendisine mesken bulan DEAŞ terör örgütü, ülkelerimize ve halklarımıza karşı tehdit oluşturuyor. Aramızdaki ilişkiler açısından ilgimizi çeken de budur. DEAŞ’ı yenmek ve yok etmek için ortak çaba sarf etmek bizim için önemlidir.

Bağdat ile Beyrut arasındaki mevcut ilişkileri nasıl niteliyorsunuz?
Lübnan’daki kardeşlerimizle ilişkilerimiz iyi ve umut vericidir. Onlarla iletişim kuruyor ve karşı karşıya oldukları krizin üstesinden gelmek için gösterilen çabaları destekliyoruz. Ekonomik krizin Lübnanlıların omzuna yüklediği yükün ağırlığını hafifletecek her şeyi güvence altına almak ve kardeşlik elini uzatmak için şartlarımız izin verdiği ölçüde uluslararası toplumla ortak çalışıyoruz.

Türkiye’nin Irak topraklarında askeri operasyonlarına devam etmesinden endişe duyuyorsunuz?
Hangi yönden gelirse gelsin egemenliğimizi ve çıkarlarımızı etkileyen her adımdan endişeliyiz. Ancak komşumuz Türkiye ile olan olumlu bağlarımızın ve ilişkilerimizin her düzeyde gelişmesini ve güçlenmesini engelleyen her türlü sorunu çözmek için verimli bir iş birliği, endişemizi giderebilir. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ortak ilişkilerimizi etkileyebilecek herhangi bir endişeyi gidermekle ilgilenmesi arzumuzu saklamıyoruz. Şahsen buna ilgili olduğunu hissettim. Bu da benim için güven verici bir faktördür.

Başından beri size karşı destekleyici bir duruş sergileyen Cumhurbaşkanı Berhem Salih ile ilişkilerinizi nasıl niteliyorsunuz?
Cumhurbaşkanı Salih ile insani düzeyde yakın bir ilişkim var. Çünkü krizlere bakışımız ve bunları çözmenin yolları açısından pek çok ortak noktamız bulunuyor. Bu seçkin ilişki, maalesef geçmişte hüküm süren çatışmalar yerine üst düzey yetkililer arasındaki iş birliği görüntüsünün halka yansıtılmasına yardımcı oldu. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı, faaliyetlerini birlikte ve somut bir iş birliği içinde yürütüyorlar. Bu da görevlerimizi yerine getirmek için bir dayanışma ortamı yaratıyor.



İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
TT

İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yaşadığı Haseke’nin kuzeyine, ardından Halep’in kuzeydoğusunda Türkiye sınırına yakın konumdaki Ayn el-Arab (Kobani) bölgesine doğru çekilmesiyle birlikte gözler bu bölgeye çevrildi. Kürt güçlerinin diğer bölgelerinden fiilen izole kalan Ayn el-Arab çevresinde, Suriye ordusunun kentin eteklerine kadar ilerlemesi ve ateşkesin ihlal edildiğine dair karşılıklı suçlamalar gündemde. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin “Kürt bölgeleri kırmızı çizgidir” açıklaması da bu gerilimi daha görünür kıldı.

Kaynaklara göre Ayn el-Arab (Kobani), görece yeni bir yerleşim olup kuruluşu 20. yüzyılın başlarında Osmanlı topraklarında Alman bir şirket tarafından yürütülen Bağdat Demiryolu Projesi ile bağlantılıdır. Proje, Berlin’i Bağdat’a bağlamayı amaçlayan ve İstanbul’dan başlayarak Anadolu, Kuzey Suriye ve Irak üzerinden uzanan bir demiryolu hattını öngörüyordu.

İngiliz arkeolog Leonard Woolley, 20. yüzyılın başlarında bugünkü Ayn el-Arab ve çevresini ziyaret etmiş; bölgeyi, yarı göçebe yarı yerleşik yaşam süren Kürt aşiretlerinin yaşadığı, vadiler arasında dağılmış küçük köylerin bulunduğu bir alan olarak tanımlamıştı. Woolley ayrıca, Fırat Nehri’ne doğru batı kesimlerde bazı Arap aşiretlerinin de yaşadığını aktarmıştı.

Ayn el-Arab (Kobani), Kürtler açısından özel bir öneme sahip. Kent, PKK’nın önemli merkezlerinden biri olarak da görülüyor. PKK’nin kurucusu Abdullah Öcalan’ın 1979’da kenti ziyareti, özellikle 1925’te siyasi nedenlerle Türkiye’den göç etmiş Kürtlerin oluşturduğu aşiret yapısında ciddi toplumsal dönüşümlere yol açtı.

zscdfgrt
SDG destekçilerine ait; SDG bayrağı ile Türkiye’de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yer aldığı bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Kent, Suriye’de 2011’de başlayan protestoların ardından, 19 Temmuz 2012’de Esad yönetiminin çekildiği ilk bölgelerden biri oldu. Daha sonra PKK’nin Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) kontrolü ele geçirdi. 2014 başında, DEAŞ’ın  kente bağlı onlarca köyü ele geçirmesi ve binlerce Kürdün Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmasına yol açan saldırıların ardından, bölge “özerk yönetim” ilan edildi. Bu süreçte Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG), DEAŞ’e  karşı direnişiyle öne çıktı.

Ayn el-Arab’ın kuruluşu, Osmanlı döneminde 1912 yılında Bağdat Demiryolu’nun inşasıyla doğrudan ilişkilidir. Demiryolu hattı üzerindeki bir istasyon etrafında gelişen kent, Kürt çoğunluğun yanı sıra Arap, Ermeni ve Türkmen azınlıklara da ev sahipliği yaptı.

Suriye-Türkiye sınırlarının çizilmesiyle bölge ikiye ayrıldı. Suriye tarafındaki kesime, Osmanlı dönemindeki adından esinle “Arap Pınarı” (Ayn el-Arab) adı verildi. Türkiye tarafındaki yerleşim ise idari binaların bulunması nedeniyle “Mürşitpınar” olarak adlandırıldı. Suriye tarafındaki Arap Pınarı, 1915 olayları sırasında Ermeniler için de bir sığınak oldu.

Kentin eski adı olan “Ayn el-Arab”, Osmanlıca “Arab Pınar” ifadesinden geliyor ve bölgeden geçen Arap bedevi çobanların hayvanlarını suladığı su kaynağına atıfta bulunuyor.

“Kobani” adı ise Alman şirketinin adı olan Company/Kompanie kelimesinin yerel telaffuzundan türedi; demiryolu istasyonu ve şirketin geçici merkezinin bulunduğu alan bu adla anılmaya başlandı.

Kent adı, Kürt nüfus ile Suriye devleti arasında uzun yıllar boyunca tartışma konusu oldu. Baas yönetiminin onlarca yıl süren Kürt karşıtı politikaları; Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürel unsurlarının yasaklanması ve yüz binlerce Kürdün vatandaşlıktan çıkarılması bu gerilimi daha da derinleştirdi.

fvghyj
SDG mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Ayn el-Arab (Kobani), uzun yıllar boyunca ihmal ve hizmet yoksunluğuyla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen bölgede Kürt haklarını savunan siyasi partiler ve hareketler ortaya çıktı. SDG’nin  verilerine göre yaklaşık 440 köyü kapsayan Ayn el-Arab bölgesinde 300 bini aşkın kişi yaşıyor; nüfusun büyük çoğunluğunu Sünni Kürtler oluşturuyor. Bölge, Haseke ve Kamışlı ile birlikte Suriye’nin başlıca Kürt yerleşim alanlarından biri olmayı sürdürüyor.


Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
TT

Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)

Suriyeli kaynaklar, Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Kamışlı Havalimanı’ndaki askeri varlığını sonlandırma yönünde adımlar attığını söyledi. Çekilmenin, Şam yönetiminin Kürt güçlerin kontrolündeki bölgelerde yeniden hâkimiyet kurma çabalarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

Rusya, 2019’dan bu yana Kamışlı Havalimanı’nda sınırlı sayıda asker konuşlandırıyor. Bu varlık, Moskova’nın Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Hmeymim Hava Üssü ve Tartus’taki deniz tesisleriyle kıyaslandığında oldukça sınırlı düzeyde bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Rusya’nın ana askeri varlığını bu iki üsse yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti.

dfrgt
Kamışlı Havalimanı’nda Rus uçakları (Arşiv – X/Twitter)

Şam’a bağlı güçler, Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki geniş alanlarda Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) geri püskürttü. Taraflar arasında yürürlükte olan kırılgan ateşkes, cumartesi günü 15 gün süreyle uzatıldı.

Kaynaklar, Rus birliklerinin geçen hafta Kamışlı Havalimanı’ndan kademeli olarak çekilmeye başladığını belirtti. Hmeymim’de konuşlu Rus hava üssünde görev yapan bir kaynak, askerlerin bir bölümünün Suriye’nin batısına kaydırılacağını, bir kısmının ise Rusya’ya döneceğini söyledi.

Suriye’nin batı kıyısında görev yapan bir güvenlik kaynağı da, Rus askeri araçları ve ağır silahların son iki gün içinde Kamışlı’dan Hmeymim’e nakledildiğini aktardı.

frg
SDG’ye bağlı güçler, Suriye’nin kuzeydoğusunda Haseke bölgesine çekilmeyi tamamladı (Reuters)

Rusya Savunma Bakanlığı konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Rus gazetesi Kommersant, geçen hafta kimliği açıklanmayan Suriyeli bir kaynağa dayandırdığı haberinde, SDG güçlerin bölgeden tamamen çıkarılmasının ardından Şam yönetiminin Rusya’dan Kamışlı’daki askeri varlığını sonlandırmasını isteyebileceğini, zira bu varlığın artık gerekli görülmediğini yazdı.

Reuters muhabiri, pazartesi günü Kamışlı Havalimanı’nda Rus bayraklarının hâlâ dalgalandığını ve pistte Rus işaretleri taşıyan iki uçağın bulunduğunu bildirdi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Anton Mardasov, 23 Ocak’ta Meduza’ya yaptığı değerlendirmede, bölgesel rekabetin artması ve Şam yönetiminin SDG  üzerindeki baskısının yoğunlaşmasıyla birlikte Moskova’nın arabulucu rolü üstlenmesinin giderek zorlaştığını, bu nedenle Rus askeri varlığının zaman içinde tamamen sona ermesinin “mantıklı” olduğunu ifade etti.

Son dönemde Kamışlı Havalimanı’ndaki Rus faaliyetlerinin kademeli olarak azaldığına dair haberler artmıştı. Rusya, havalimanını 2019’da kullanmaya başlamış, Suriye’deki yönetim değişikliğinin ardından da buradaki varlığını sürdürmüş, hatta Suriye medyasına göre 2025 yazında askeri mevcudiyetini artırmıştı.

Ancak Suriye televizyonu, ocak ayında uydu görüntülerine dayanarak Rusya’nın Kamışlı’daki bazı askeri teçhizatını, gerekçesi açıklanmaksızın kısmen geri çektiğini bildirmişti. Uzmanlara göre Beşşar Esad’ın iktidardan düşmesinin ardından üs fiilen askeri önemini yitirdi. Moskova’nın da Washington’un da SDG’yi ve bölgedeki petrol sahalarını korumaya yönelik bir politika izlemediği; Kamışlı’nın, Hmeymim ve Tartus’un aksine, başka cepheler için lojistik merkez olarak kullanılmadığı ve öneminin DEAŞ’e karşı yürütülen operasyonlar sırasında zirve yaptığı belirtiliyor.

Rusya, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın yakın müttefiki olmasına rağmen, yaklaşık 14 ay önce göreve gelen Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile ilişkilerini sürdürdü. Şara’nın geçen yıl Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Şam ile Moskova arasında daha önce imzalanan tüm anlaşmalara bağlı kalacağını ilettiği kaydedildi.


Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
TT

Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi

Suriye’de “geçiş dönemi adaleti”nin uygulanmasında bir araç olarak görülen siyasi tasfiye (siyasal yasaklama) talepleri etrafındaki tartışmalar, devrik rejimin önde gelen güvenlik yetkililerinden birinin kızının Şam’daki Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıya katıldığının ortaya çıkmasıyla yeniden alevlendi. Sert eleştirilerin ardından bakanlık, bir “karışıklık” yaşandığını belirterek kamuoyundan özür diledi ve devrik rejimin sembolleriyle bağlantılı herhangi bir kişinin bakanlık binasında bulunmasını kesin olarak reddettiğini açıkladı. Bakanlık, geçiş dönemi adaleti ile sosyal adaletin çalışma anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıdan sızdırılan fotoğrafta, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’na (WFP) bağlı programlardan birinin yöneticisi sıfatıyla Dima Şevket’in toplantıya katıldığı görüldü. Bu durum, Dima Şevket’in devrik rejimin en önde gelen güvenlik yetkililerinden, eski Savunma Bakan Yardımcısı Asıf Şevket’in ilk evliliğinden olan kızı olması nedeniyle geniş çaplı tepkiye yol açtı. Asıf Şevket, aynı zamanda Esad ailesiyle akrabalık bağı bulunan ve Hafız Esad’ın kızı Bușra Esad ile evli bir isimdi.

sdfgthy
Eski güvenlik yetkilisi ve Beşşar Esad’ın kız kardeşinin eşi olan Asıf Şevket, 2012 yılında Şam’da Kriz Hücresi’ne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti (Zaman el-Vasl)

Yaklaşık bir hafta süren tartışmaların ardından Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, pazar akşamı yaptığı açıklamada yaşanan “karışıklıktan” dolayı özür diledi. Bakanlık, söz konusu kişinin kimliği hakkında önceden ya da sonradan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını, kendisiyle resmi ya da gayriresmi hiçbir temas kurulmadığını ve herhangi bir sıfatla görevlendirilmediğini bildirdi.

Açıklamada, özellikle uluslararası ve BM’ye bağlı kuruluşları temsil eden kişilerin kimlik ve temsil sıfatlarının doğrulanmasının bakanlığın yetki alanına girmediği ifade edildi. Bakanlık ayrıca, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerde yeni bir mekanizma benimsendiğini ve devrik rejime mensup olduğu değerlendirilen kişilerin kurumlarına kabul edilmeyeceğine dair resmi bir bildirim gönderildiğini duyurdu. Geçiş dönemi adaleti ve sosyal adaletin, bakanlığın izlediği çizginin temel unsurları olduğu tekrarlandı.

sdfrg
Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo (Arşiv)

Son dönemde, devrik rejimle bağlantılı isimlerin Suriye’de kamusal alanda yeniden görünür hâle gelmesi dikkat çekiyor. Bunlar arasında, Mahir ve Beşşar Esad ile yakın ilişkileriyle bilinen ve uzlaşma süreçlerinden geçen iş insanı Muhammed Hamşo, ya da rejime bağlı milis gruplarından birinin liderliğini yapmış Fadi Sakar gibi isimler yer alıyor. Bu kişilerin ya da çocuklarının kamusal alandaki varlığı, özellikle Esad rejiminin kurbanları ve yakınları açısından ciddi bir provokasyon olarak görülüyor ve geçiş dönemi adaletinin uygulanmasındaki gecikmeler nedeniyle istikrarı tehdit edebilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

sdfrg
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nın açıklaması

Bu bağlamda, “Suriye Diyaloğu” Merkezi tarafından yayımlanan ve beşerî bilimler alanında uzman araştırmacı Nurs el-Abdullah imzasını taşıyan bir çalışmada, “kamusal hayatın korunması amacıyla Suriye’de siyasi tasfiyeyi düzenleyen açık ve net bir yasanın” çıkarılması çağrısı yapıldı.

El-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi tasfiyenin amacının, eski rejime bağlı unsurların belirli bir süre için siyasi süreçten ve kamu yönetiminden uzak tutulması olduğunu, bunun mağdurlar için asgari düzeyde adaletin sağlanmasına katkı sunacağını belirtti. Ancak ağır ihlallerin yargı kararıyla sabit olması hâlinde bunun zaten cezai yaptırımlara konu olacağını, siyasi tasfiyenin daha çok bu kapsama girmeyen kişilerle ilgili olduğunu vurguladı.

Araştırmacı, “cezanın şahsiliği” ilkesinin önemine dikkat çekerek, belirli bir sorumluluk düzeyinde yer almamış ya da halk aleyhine işlenen suçlara destek vermemiş kişilerin tasfiye kapsamına alınmasının intikamcı bir yaklaşıma yol açabileceği uyarısında bulundu. Buna karşın, yolsuzlukların dolaylı failleri de dâhil olmak üzere etkilerinin mutlaka izlenmesi gerektiğini söyledi.

dfrgt
Subay Abdülfettah eş-Şeyh (Facebook hesabı)

El-Abdullah ayrıca, eski rejimle bağlantılı bazı kişilerin uluslararası kuruluşlar aracılığıyla yeniden dolaşıma sokulabileceği uyarısında bulundu. Daha önce yapılan çalışmaların, rejime bağlı aktörlerin bu kuruluşlara baskı ve şantaj uyguladığını ortaya koyduğunu hatırlatan El-Abdullah, ABD Kongresi’nin 2024’te kabul ettiği Esad rejimiyle normalleşmeye karşı yasada bu konuya özel bir maddenin yer aldığını belirtti. Ona göre Suriye hükümeti, net bir yasa çıkarılıncaya kadar takdir yetkisini kullanarak mevcut karmaşayı kısmen giderebilir.

Öte yandan siyasi tasfiyenin uygulanması, Suriye’nin bazı bölgelerinde daha karmaşık ve hassas bir boyut taşıyor. Savunma Bakanlığı’nda görevli subay Abdülfettah eş-Şeyh, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde yürütülen askeri operasyonlara katılan isimlerden biri olarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çalışmış alt düzey unsurların takibata uğramasına karşın, lider kadrolara müsamaha gösterildiği gerekçesiyle istifa ettiğini açıkladı. Şeyh, bu kişilerin orduyla “koordinasyon” içinde olduklarının iddia edildiğini belirtti.

Nurs el-Abdullah’a göre Cezire bölgesinde sosyal yapının belirleyici bir rolü bulunuyor ve SDG’nin kontrolündeki özel durum nedeniyle siyasi tasfiyeden söz etmek, bu yapıların devletle entegrasyonunu öngören 10 Mart ve 18 Ocak tarihli anlaşmalar ışığında ilkesel olarak mümkün görünmüyor.

Araştırmacı, siyasi tasfiyenin diğer geçiş dönemi adaleti mekanizmaları gibi son derece hassas ve karmaşık olduğunu, uygulanma biçiminin siyasal dönüşümün niteliğine ve eski rejimin ağ yapısına bağlı olduğunu ifade etti. Tasfiyenin, siyasi intikam ya da keyfî dışlama aracına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

cdfvghyju
Geçen kasım ayında Suriye’de geçiş dönemi adalet sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı’nda düzenlenen istişari toplantı; Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu Başkanı Abdülbasıt Abdüllatif’in katılımıyla (SANA)

El-Abdullah, tasfiyenin aşırı, rastgele ya da intikamcı şekilde uygulanmasının Irak’taki Baas’tan arındırma sürecine benzer bir tablo yaratabileceği, bunun da derin toplumsal yarılmalara ve ciddi istikrarsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, tasfiyenin hiç uygulanmaması ya da siyasi pazarlıklara kurban edilmesinin de mağdurların yeni kurumlara olan güvenini zayıflatacağını söyledi.

Farklı bir bakış açısıyla konuşan aktivist ve siyasetçi Muhammed Salih ise siyasi yasaklamanın Suriye siyasetinde yeni bir boşluk ve çoraklaşma yaratabileceğini savundu. Salih’e göre esas çözüm, mevcut Suriye yasaları çerçevesinde herkesin yargıya sevk edilmesi ve bir kişinin siyasi faaliyette bulunup bulunamayacağına bağımsız mahkemelerin karar vermesi.

Salih, siyasi tasfiyenin iktidar tarafından uygulanmasının siyasete yönelik en büyük tehdit olduğunu belirterek, nihai kararın halka ait olması gerektiğini ifade etti. Halkın yanlış tercihler yapabileceğini, Almanya örneğinde olduğu gibi Hitler’in iktidara gelmesinin de bunun bir sonucu olduğunu söyleyen Salih, buna rağmen siyasi özgürlüklerin korunmasının, kararın dar bir kadronun eline bırakılmasından çok daha doğru olduğunu dile getirdi.