Rusya, uzun süredir kolladığı fırsatı sonunda yakaladı

12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)
12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)
TT

Rusya, uzun süredir kolladığı fırsatı sonunda yakaladı

12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)
12 Şubat 2020’de, Fırat’ın doğusundaki Kamışlı yakınlarındaki ABD, Rusya ve Suriye ordularına ait bayraklar ve araçlar. (AP)

Anton Mardasov
“Bölgede özel çıkarlarımız, askeri üslerimiz, büyük projelerimiz, milyarlar değerinde yatırımımız, korunmayı hak eden özel bir şeyimiz yok. Orada hiçbir şeyimiz yok.”
Bunlar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Haziran 2011’de Suriye’deki durumu anlatmak için kullandığı sözlerdi. Bu ifadeler, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in askeri güçlerini, tanklarını ve helikopterlerini ülke sokaklarındaki eylemciler karşısında konuşlandırdığı bir dönemde geldi. Moskova’daki siyasi analistler uzun bir süre sonra, kansız ve barışçıl bir darbeyle Beşşar Esed’in yerine ülkedeki iktidarın başına geçebilecek potansiyel adaylardan söz etmeye başladılar.

Putin’in ilk açıklamaları bir aldatmaca mıydı?
Rus savaşçılar 2015 yılında Suriye'de hava saldırıları başlattığında Rusya Devlet Başkanı’nın ülkedeki kalıcı Rus varlığını çok dikkatli bir şekilde konuşlandırması gerekiyordu. Bununla birlikte Rus ordusu, özellikle Hmeymim Hava Üssü’ndeki helikopter pistlerini genişleterek Suriye iç savaşına katılımını artırmaya hazırlanıyordu. Diğer taraftan iyi bilinen gerçek, 2011 yılı itibariyle Rus tarafının Esed’e doğrudan ve önemli bir askeri destek sağlamanın, olası senaryolardan biri olduğunu öngörmediğine işaret ediyor. Resmi inkar açıklamalarına rağmen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dış İstihbarat Servisi Başkanı Mihail Fradkov’un 2012 yılında Şam’ı ziyaret ettiklerine inanılıyor. Bu ziyaret, Devlet Başkanı Beşşar Esed’in iktidardan ayrılması ve ülkede bir geçiş hükümeti kurulması için gerekli koşulları tartışmakla ilgiliydi. Rusya hükümeti, seçeneklerinde son derece dikkatli ve ihtiyatlı davranma çabasıyla Suriye muhalefet güçleriyle açık iletişim kanallarını sürdürdü. Ayrıca muhalif Suriye Ulusal Konseyi’nden de heyetlerle görüştü. Rusya Devlet Başkanlığı Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un Suriye iç savaşında muhalif güçlerin zafer olasılığına ilişkin açıklamalarının ardından ise büyük bir kafa karışıklığı oluştu.
Rus istihbarat servisleri, Ortadoğu’daki çeşitli başkentlere düzenli ziyaretlerde bulunan muhalif General Manaf Tlass gibi Suriye’deki olası yeni yöneticilerle içeriği açıklanmayan bir dizi temas kurdu. Bugün bile muhalefetteki bazı isimler arasında General Tlass’ın nihai zaferi ihtimaline dair yaygın bir inanç var. Ancak doğrudan Tahran tarafından desteklenen Esed, bu senaryoları gerçek dışı olarak nitelendirdi. Bu durum ise Rusya hükümeti açısından bir şans...
Bu bağlamda ilk dikkat edilmesi gereken nokta şu: Kremlin, Arap Baharı’na iç siyaset perspektifinden baktı. Hatta Suriye iç savaşının patlak vermesi bile Putin’in üçüncü başkanlık döneminin başlangıcına denk geldi. Destekçileri, ‘Rus Baharı’ ve ‘Arap Baharı’ ayaklanmalarını dış saldırganlığa karşı bir direniş biçimi olarak görüyorlardı. Ancak daha sonra net bir otoriter karaktere sahip olan Arap Baharı ile ilişkilendirilmekten kaçınmak için hiçbir koşulda iki ayaklanma arasında bağlantı kurmamayı seçtiler.
İkinci nokta ise Rus liderliğinin, mevcut hükümet sistemlerinin Ortadoğu bölgesinde istikrar sağlayabileceğine inanmasıdır. Aynı şekilde bölgedeki hükümet sistemlerindeki herhangi bir değişikliğin, Kuzey Kafkasya ve Rusya’nın İdil Nehri bölgesindeki İslamcı gruplara doğrudan ve dolaylı desteğin güçlendirilmesine yol açacağına inanılıyordu. Daha da önemlisi Rus liderliği, kararlı olduklarını Batılı güçlere ve Arap dünyasına kanıtlamak ve Moskova’daki siyasi liderliğe danışmadan önemli ve etkili kararların alınamayacağı göstermek istedi.
Moskova, 5 yıl boyunca Suriye savaşına dahil olduktan sonra ülkedeki siyasi ve askeri lobinin varlığıyla övünebiliyor. Bu lobide, diğer bazı isimlerin yanı sıra Özel Kuvvetlere bağlı 25. Tümen’in (Kaplan Kuvvetleri) Alevi Komutanı Tuğgeneral Süheyl el-Hasan, ‘Sünni Gençler’ grubu eski lideri ve Beşinci Kolordu’ya bağlı 8. Tugay Komutanı Ahmed el-Avde de yer alıyor.
Rusya ve Suriye liderleri Arap Baharı’nın başlangıcında ortak iş birliğini geliştirmenin ilk adımlarını atıyorlardı. Rusya’nın ülke içindeki çatışmaya yönelik politikaları değerlendiriliyor ve ilgili taraflara, daha fazla tırmanıştan kaçınma çağrısı yapılıyordu. İki taraf arasındaki ilişkilerde görülen yakınlaşma, Rusya’dan askeri alımlar karşılığında Moskova’nın, Suriye’nin Sovyet döneminden kalan borcunun yüzde 73’ünü silme kararı sonrasında, 2005 yılında görülmüştü. O dönemde Esed, ‘Suriye’nin Irak’ta ABD’ye destek sağlamayı reddetmesinin ardından ABD’nin uyguladığı uluslararası izolasyonu kırmak için’ Rusya’nın kendisi için bir fırsat oluşturduğuna inandı. Aynı şekilde Lübnan Başbakanı Refik Hariri’ye yönelik suikastın ardından Esed’in Fransız hükümetiyle ilişkileri ciddi şekilde geriledi. Suriye’deki artan İran etkisine ilişkin olarak Arap ülkeleriyle başka anlaşmazlıklar da görülmeye başlandı.
Kremlin, Rusya’daki ekonomik çalkantının etkisi, savunma kuruluşlarındaki reform sürecinde görülen zorlu süreç ve Rusya’nın dünya sahnesinde genel bir düşüş kaydetmesi nedeniyle gücünü uluslararası sahnede göstermek için yoğun bir çaba sarf etti. Suriye’deki Rus varlığı bazı kuruluşlara yönelik incelemelerle sınırlıydı. Örneğin, sadece bir rıhtım ve sahildeki iki küçük binadan oluşan Tartus’taki deniz tesisine keşif turu yapıldı. Sovyet döneminde eski Devlet Başkanı Hafız Esed’e tavsiyelerde bulunan danışmanlar, yönetici Suriyeli seçkinler içindeki nüfuzlarını yitirdiklerinde Rus askeri danışmanının Suriye’deki ofisi de fiilen feshedilmişti.

İran müdahalesi
Rusya liderliği 2013 yılında, devam eden iç çatışmanın neden olduğu tehlikelerden korkarak subaylarını Suriye’den tahliye etmek zorunda kaldı. O dönemde ülkedeki özel askeri şirketlerin faaliyetleri düşük düzeyde seyrederken, Rus hükümeti tarafında da bu faaliyetler azaltıldı. Suriye gizli servislerinin, Çeçen savaşçıların iadesine ilişkin Ruslardan gelen birçok talebi görmezden geldiği bir sır değil.
Kremlin’in Suriye’ye askeri müdahaleye ne zaman karar verdiğine dair birçok varsayım mevcut. Bir varsayıma göre Rusya liderliği, Esed’in yardım talebini takiben 2013’te müdahale planlarını değerlendirdi. Bu fikir, daha sonra ABD’de başkanlık seçimleri öncesinde tartışılmak üzere gündeme getirildi. Aynı şekilde İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Temmuz 2015’te Rusya’yı ziyareti sonrasında da ele alındı. Ancak Kasım Süleymani, Suriye kapılarını Moskova’ya zar zor açtı. Rus askeri danışmanları, General Süleymani’nin Moskova ziyaretinden önce Suriye’deki bir sonraki Rus askeri üssünün yerini tespit etmişlerdi.  Bu sırada Özel Kuvvetler, Lazkiye’deki Basil Esed Uluslararası Havalimanı çevresinde konuşlandı. Bunun yanı sıra Rusya, İran, Irak ve daha sonra da Çin’i içeren Terörle Mücadele Koalisyonu’nun kurulmasından yaklaşık bir yıl önce Rus uzmanlarla Bağdat’ta koordinasyon merkezinin kurulması için hazırlıklar başladı.
Putin ile ABD Başkanı Barack Obama arasında ‘Suriye’nin kimyasal silahlarının imhasına’ ilişkin bir anlaşmanın ardından, Suriye’deki Rus etkisi 2013’ten itibaren artmaya başladı. Suriye rejimine, Suriye’ye dış tarafların müdahalesini önlemek için mevcut fırsatın son fırsat olduğu hatırlatıldı. 2015 yılında Rusya- Suriye ilişkilerinin daha da ilerlemesi için yeni bir fırsat doğdu. Bu fırsat, Suriye liderliği ve İran ‘eksenindeki’ destekçileri ağır bir psikolojik yenilgiye uğradığı zaman ortaya çıktı. Rusya’nın Batı dünyası ile ilişkilerini çatışma yoluna iten Ukrayna’da devam eden çatışmanın Kremlin’i Suriye’ye müdahale etme kararı almaya ittiğine dair çok az şüphe vardı.
Kırım’ın ilhakında tarihi bir isme dönüşen Putin, 2014 yılından sonra uygulanan ekonomik yaptırımlara dayanamadı, ülkesini kuşatılmış büyük bir kale olarak nitelendirdi. Bununla birinci hedef, Rusya’yı ‘sözleri başkaları tarafından kolayca görmezden gelinemeyecek’, korkulan bir ülkeye dönüştürmekti. Ardından Kadirov’un ekibinin Çeçen müzakerelerine dahil olduğunu gördük. Aynı şekilde Rus iş adamı Yevgeniy Prigozhin de paralı askerlerini ülke dışındaki askeri pozisyonlarda konuşlandırdı ve Rus askeri istihbarat servislerini istenmeyen isimlerden kurtarmakla görevlendirdi. Bununla birlikte uluslararası sahnenin ana oyuncuları, Rusya liderliğinin Suriye İç Savaşı’nın gidişatını kontrol altına aldığını görmekten oldukça memnundu. Ve Rusya’nın, Suriye krizinin tüm yükünü, fosilleşmiş Esad rejiminin hayatta kalmasının sorumluluğuyla birlikte üstlenmesi gerektiğine inanıyorlardı.

Savaş ve barış
Fransa’nın eski Başbakanı Georges Clemenceau’nun ‘Savaşmak barış yapmaktan çok daha kolay’ ifadesi, herhangi bir çatışmadan kaynaklanan ve etrafı saran zorlukların özünü doğru bir şekilde somutlaştırmak için söylendi.
Peki, Rusya tarafından desteklenen Suriye rejimi ülkedeki kıtlık ve yıkım felaketleriyle nasıl başa çıkacak?
Suriye’de bölgesel bir ara çözüme ulaşma çabası içinde olan Kremlin, Suriye siyasi sistemindeki değişimle ilgili sorularla karşı karşıya. Suriye’de rejimin dönüşümü, farklı yabancı güçlerin ülkeye para pompalamaya başlamadan önce talep ettiği bir koşuldur. Aynı zamanda bu, ister petrol ister gıda olsun, kriz sonrası sürekli krizlerle karşı karşıya kalan Esed rejimi için uzun vadeli istikrarın da bir koşuludur. Diğer deneyimler gibi rejimi değiştirmek, Suriye gerçekliğinde uygulanabilir bir seçenek değil. Esed liderliğindeki iktidardaki Suriye rejimine o kadar çok kaynak yatırıldı ki onlardan kolayca vazgeçmek zor.
Dahası bugün Rusya liderliği, Batılı güçlerle uzlaşmaya 5 yıl öncesine kıyasla daha az ilgi gösteriyor. Rusya kararlı bir şekilde, istese de değiştirilmesi zor olan ‘izolasyonist’ bir pozisyona girişti.

Rus araştırmacı
Şarku’l Avsat’a özel

 


Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.