Çin, Rusya ve İran, nükleer anlaşmayı canlandıracak ‘yol haritasını’ görüştü

Washington, Avrupa ülkeleri aracılığıyla Tahran ile temas kurarken Moskova, Biden'ın uzlaşmacı bir çözüm bulacağı konusunda ‘iyimser’ bir yaklaşım sergiliyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı
TT

Çin, Rusya ve İran, nükleer anlaşmayı canlandıracak ‘yol haritasını’ görüştü

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Moskova'da yapılan Valday Konferansı’nda ‘Ortadoğu'da Rusya’ üzerine bir konuşma yaptı

Rusya, Çin ve İran, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için bir ‘yol haritası’ ve ‘takvim’ üzerinde fikir alışverişinde bulundular. Bu gelişme, ABD ve Avrupa ülkesi üç ​​müttefikinin nükleer anlaşma ile ilgili olarak yaptıkları ve anlaşmayı canlandırmak için İran’dan bir öneri beklediklerini söyledikleri açıklamaların ardından gerçekleşti.
ABD ve İran, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya yeniden uymaya başlamak için adım atmayı durdurmuş olsalar da Batılı yetkililer, Tahran'ın artık anlaşmayı yeniden canlandırmak için daha kapsamlı bir ‘yol haritasını’ masaya yatırmak isteyebileceğine inanıyorlar. Yetkililer, Washington’ın da bunu istediğinin altını çizdiler.
Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, son bölgesel gezisine ilişkin dün yaptığı açıklamada, ülkesinin Rusya ve İran ile ‘nükleer anlaşmayı yeniden canlandıracak yol haritasını ve takvimi’ görüşmek üzere Moskova’ya yetkililer gönderdiğini söyledi. Wang, Pekin'in ‘İran nükleer anlaşması sorununu çözme sürecine aktif olarak katılmaya devam edeceğini’ vurguladı.
Bakan Wang, Çin'in resmi haber ajansı Xinhua Haber Ajansı tarafından aktarılan açıklamasının bir başka bölümünde ise şunları söyledi:
“İran nükleer anlaşması ya da diğer adıyla Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (KOEP) eşzamanlı ve karşılıklı adımlarla uyulmaya düzenli bir şekilde devam edilmeli.”
Reuters, Batılı üç yetkilinin, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ve İran’ın, anlaşmanın Avrupalı ​​tarafları olan İngiltere, Fransa ve Almanya aracılığıyla dolaylı yoldan temas kurduklarını belirterek, İran'ın artık anlaşmaya dönmek için daha kapsamlı bir planı tartışmak istediğine inandıklarını söylediklerini aktardı.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'in, ülkesinin anlaşmayı canlandırmak için ‘uygun diplomatik kanallar’ aracılığıyla ‘yapıcı’ bir eylem planı sunmayı planladığını açıklamasının üzerinden iki hafta geçtikten sonra ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken geçtiğimiz hafta, Brüksel'de yaptığı bir açıklamada, Avrupalı ​​mevkidaşlarıyla İran’dan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için bir öneri yapılmasını beklemeye karar verdiklerini söyledi.
Öte yandan İran ile yapılan nükleer anlaşma, salı akşamı Fransa Cumhurbaşkanları Emmanuel Macron, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Almanya Başbakanı Angela Merkel arasında video konferans aracılığıyla gerçekleşen görüşmede ele alınan konulardan biriydi.
Elysee Sarayı’ndan (Fransa Cumhurbaşkanlığı) yapılan açıklamada, üç lider arasında ‘nükleer anlaşma müzakerelerini başlatma çabalarının birleştirilmesi ve İran’ın nükleer yükümlülüklerine yeniden uyması için mümkün olan en kısa sürede anlaşmaya geri dönmesi’ konusunda fikir birliğine varıldığı belirtildi.
Moskova'da ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Biden yönetiminden İran nükleer anlaşmasına varma fırsatı konusunda ‘umut verici sinyaller’ gönderdiğini söyledi. Lavrov, Moskova'nın nükleer anlaşmanın ‘herhangi bir değişiklik olmaksızın’ yeniden başlatılmasını desteklediğini belirtti.
Russia Today’in (RT) haberine göre Lavrov, başkent Moskova’da düzenlenen Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Ortadoğu Konferansı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Şuan Biden yönetiminden nükleer anlaşmadaki çıkmazın ortadan kaldırılması ve KOEP ile ilgili kaygıların ele alınmaya başlanması konusunda uzlaşmacı bir çözüm bulunmasına yönelik umut verici sinyaller geliyor. Biz de bunu aktif olarak destekliyoruz.”
Öte yandan Reuters’a konuşan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen ABD’li bir yetkili, “Onların  (İranlıların), başlangıçta bir takım öncü adımlar atılmasıyla ilgilendiğini duyduk. Bu nedenle biz de bazı öncü adımları masaya yatırdık. Kamuoyu ve başka yollardan duyduğumuz bilgilere göre (İranlılar) şimdi öncü adımlarla ilgilenmiyor (tartışmıyor) da daha ziyade anlaşmaya geri dönmek için bir yol haritası üzerine çalışıyor gibi görünüyorlar. Eğer İran, bir yol haritasından bahsetmek istiyorsa biz de bunu konuşmaktan mutluluk duyarız” ifadelerini kullandı.
Ancak bunun İran’ın tutumu olup olmadığı henüz netlik kazanmadı.  Çünkü İran'ın nükleer politikasıyla ilgili son sözü söyleyecek olan İran Dini Lideri Ali Hamaney, 21 Mart'taki bir açıklamasında, “Tahran nükleer anlaşmaya dönmeden önce ABD’liler tüm yaptırımları kaldırmalı. Eğer yaptırımların düzgün şekilde kaldırıldığını görürsek, biz de sorunsuz bir şekilde nükleer anlaşma çerçevesindeki taahhütlerimizi uygulamaya döneriz. Çok sabırlıyız ve acelemiz yok” demişti.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü e-posta yoluyla Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, diplomatik görüşmelerle’ ilgili detaylara dair yorum yapılmayacağı belirtildi. Ancak açıklama Washington'ın tüm tarafların 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmaya dönme arzusunu açıkça ortaya koyarken P5 + 1 ülkeleriyle (BMGK’nın 5 daimi üyesi İngiltere, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) görüşmeye açık olduğu kaydedildi. Açıklamada ayrıca atılacak bir dizi öncü ve karşılıklı adımda dahil olmak üzere başka yerlerde bunu başarmanın en iyi yoluyla ilgili çabaların olacağı ifade edildi.
Sözcü, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'ın Avrupalı ​​mevkidaşlarıyla artık herkes tarafından bilinen çabalarına işaret ederek, “Avrupalı ​​ortaklarımız aracılığıyla yapılan dolaylı görüşmeler de dahil olmak üzere, bunu gerçekleştirmeye yönelik seçenekleri tartıştık” ifadelerini kullanırken Washington’ın her zaman yaptığı; İran'ın anlaşmadaki yükümlülüklerine geri dönmesi gerektiği ve topun artık onun sahasında olduğu şeklindeki açıklamayı bir kez daha yineledi.
İran’ın Çin ile stratejik öneme sahip bir ekonomi anlaşması imzalamasındaki zamanlama, iki ülkenin, Biden yönetimine ‘göreceli güç’ konumundan müzakere masasına oturmaya zorlamak, rollerini tanımlamak ve birçok bölgesel ve uluslararası dosyada paylarını saklı tutmak için baskı yapmak istediğini ortaya koydu.  ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü aynı e-postada, Biden yönetiminin ‘İran-Çin imzaladığı anlaşmaya ilişkin haberleri gördüğünü ve anlaşmanın ayrıntılarıyla ilgili incelemelerin devam ettiğini’ söyledi.
Ancak ABD’li bazı çevreler, Washington'ın bu anlaşmayla ilgilenmediğini, çünkü anlaşmanın hükümlerinin birçoğunun belirsiz olması nedeniyle uygulanabilirliği konusunda büyük şüpheler uyandırdığını söylediler. Özellikle önceki ABD Başkan Donald Trump yönetimi tarafından uygulanan ve Biden yönetimi tarafından sürdürülen yaptırımların, anlaşma çerçevesindeki projelerin çoğunu tehlikeye atabileceğini vurguladılar.
Bunun yanı sıra Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD'nin Çin ile İran arasında yapılan stratejik anlaşmayla ‘iki ülke arasında yapılan bir anlaşma olduğu için değil, İran'a uygulanan yaptırımlara uyulmasını ve bunlara saygı duyulmasını sağlamak açısından’ ilgileneceğini vurguladı.
Başkan Biden’ın yardımcıları başlangıçta, İran’ın nükleer anlaşmaya uymaya devam etmesi durumunda ABD’nin de aynısını yapacağını söylediler. Bu da Washington'ın önce Tahran'ın nükleer anlaşmaya uymasını istediği şeklinde anlaşıldı. Ancak daha sonra sorunun ilk adımı kimin atacağı olmadığını açıkça ortaya koydular.
Biden yönetimi, tıpkı İran gibi acelesi olmadığını göstermeye çalışırken İranlı yetkililerin, Nisan ayında da anlaşmanın yeniden canlandırılmasına yönelik bir ilerleme olmazsa Mayıs ayında, 18 Haziran yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri için yoğun siyasi manevralara başlayacakları gerçeğiyle karşı karşıya kaldı.
Batılı bir diplomat açıklamasında, “(İranlılar) yaklaşık bir ay sonra seçim sürecine girecekler. Ama bu bizim için dünyanın sonu değil, biz teklifler sunuyoruz, onlar da tekliflerde bulunuyorlar. Bu yavaş bir süreç ama bunda yanlış bir şey yok, acelemiz de yok” şeklinde konuştu.
Bir diğer gelişmede ise Tahran, ABD'de yayın yapan Politico gazetesinin, ‘Washington'ın bu hafta, ABD yaptırımlarının hafifletilmesi karşılığında İran'dan gelişmiş santrifüjlerle çalışmayı ve uranyumu yüzde 20 oranında zenginleştirmeyi bırakmasının istendiği yeni bir teklif sunmayı planladığı’ şeklindeki haberini reddetti.
Şuan ABD’nin İran ile dolaylı da olsa gerçekten iletişim kurmak isteyip istemediği veya Hamaney’in cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasına kadar beklemeyi tercih edip etmediği belirsizliğini koruyor.
Eurasia Group analistlerinden Henry Rome konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Hamaney’in acele etmemesinde bir dereceye kadar kararsızlık olduğunu düşünüyorum” dedi.



İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.