ABD’nin Trablus Büyükelçisi Norland: ‘Hafter, Trablus saldırısında ısrar etti, benim görevim bunu durdurmaktı’

ABD’nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, Şarku’l Avsat’a Rusya’yı ‘paralı askerleri geri çekmeye’ ikna etme çabaları hakkında konuştu. Büyükelçi, LUO komutanına ‘yeşil ışık’ iddialarına da yanıt verdi.

Büyükelçisi Richard Norland
Büyükelçisi Richard Norland
TT

ABD’nin Trablus Büyükelçisi Norland: ‘Hafter, Trablus saldırısında ısrar etti, benim görevim bunu durdurmaktı’

Büyükelçisi Richard Norland
Büyükelçisi Richard Norland

ABD’nin Trablus Büyükelçisi Richard Norland, Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki yeni Libya hükümetinin 24 Aralık’ta seçimleri gerçekleştirmek amacıyla sarf ettiği çabalara övgüde bulundu. Norland, Muammer Kaddafi yönetiminin devrilmesini takiben yaşanan 10 yıllık kaosu sona erdirmek için mevcut fırsattan bahsetti. Diğer yandan Dibeybe hükümeti ve Muhammed el-Menfi başkanlığındaki Başkanlık Konseyi tarafından temsil edilen yeni Libya makamlarının birçok zorlukla karşılaştığını söyleyen Büyükelçi, yeni geçici hükümetin karşı karşıya olduğu ana sorunlardan birinin ‘paralı askerler’ olduğuna dikkati çekti.
Richard Norland, Londra’daki ABD Büyükelçiliği binasında Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Libya’daki ‘Wagner paralı askerleri’ ile ilgili olarak Ruslarla olan temaslarına değinirken, Rus yetkililerin ‘daha önce Rusya hükümeti ile hiçbir ilişkileri yokmuş gibi davrandıktan sonra’ artık bu askerlerin varlıklarını kabul ettiklerini açıkladı. Norland, Türkiye'nin de Libya’ya gönderdikleri Suriyeli savaşçıların geri çekilmesi için görüşmeye hazır olduklarını vurguladı.
ABD Büyükelçisi, bazı tarafların ‘eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Libya hususunda verdiğini'’ iddia ettiği ‘çelişkili sinyaller’ meselesinden de bahsetti. Bu bağlamda özellikle de Mareşal Halife Hafter’in Trablus’a yönelik saldırısına Beyaz Saray’dan yakılan yeşil ışık hakkındaki söylenenlere değinen Norland, 2019 yazında bu pozisyona geldiğindeki ana görevinin, Hafter’in Libya’nın başkentine yönelik saldırısını sona erdirmek olduğunu dile getirdi. Norland, röportajda Çadlı isyancılar tarafından Libya topraklarından başlatılan saldırıya ‘Wagner grubunun’ da dahil olduğu söylentilerine de dikkat çekti.
İşte Büyükelçi Norland’ın Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajın öne çıkan konularından bazıları;

Yeni Libya geçici otoritesi, ‘Mucize’
Büyükelçi Norland, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Libya’nın, ülkenin doğusu ve batısında iki savaş tarafı arasında ateşkesin kararlaştırıldığı geçen yılın sonundan bu yana neredeyse ‘mucize’ niteliğinde çok önemli gelişmelere tanık olduğunu söyledi. Sirte’den Cufra’ya kadar uzanan, Mısır’ın belirlediği ‘kırmızı çizgide’ çatışmaların donduğuna dikkati çeken Norland, “Olan şey, silahlı çatışmanın büyük ölçüde durması ve Libyalıların normal hayatlarını geri kazanmaya, elektrik gibi temel hizmetleri güvence altına almaya ve Kovid-19’a odaklanmaya başlamasıydı. Bu şeylerin uzun vadede gerçekleştirilebileceği siyasi süreç, daha önce çarkın üstüne koyulmuştu, ancak ateşkesten sonra çark, kendine özgü bir biçimde hareket etti. Libya Siyasi Diyalog Forumu gerçek bir başarıydı, ancak sağlam değildi. Bu süreç, Libyalıların kendi liderliği ve girişimleri arasında bir iç içelik yoluyla gerçekleşti, ancak Birleşmiş Milletler (BM) tarafından da kolaylaştırıldı. Gassan Selame ve Stephanie Williams, bu süreci çarka koydu ve şu an Jan Kubis devam ediyor. Bu sürecin başardığı şey adeta bir mucizedir ve bu başarıya katkıda bulunan önemli faktörlerden biri de şeffaflıktır. Bir noktada, Cenevre’deki (yeni Libya makamlarını seçmek için) oylama sürecini takip eden 1,7 milyon kadar insanın olduğunu duyduk. Bu, bir dinamik yarattı, çünkü Siyasi Diyalog Forumu’na katılanlar, insanların kendilerini seyrettiklerini, ayrıca sorumluluk ve liderlik göstermeleri ve Libyalılar için bir şeyler başarmaları gerektiğini biliyorlardı. Ve sanırım bu his, bugün hala var. Geçtiğimiz Mart ayında Tobruk’ta Libya hükümeti kurulduğunda, katılma fırsatım oldu ve bu oturum canlı yayınlandı. Şu an 24 Aralık’ta seçimlerin yapılmasına yönelik bir süreçle karşı karşıyayız. Bu süreç, Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) bu hafta başlarındaki kararında ifade ettiği üzere, uluslararası toplumun büyük bir kısmının desteğine sahip. Ayrıca Libya’daki tüm ana taraflarının da en azından sözel desteğine sahip. Şimdi zorluk, bu seçimleri başarmak ve ilerlemeye devam etmektir” değerlendirmesinde bulundu.

Seçimlerin gerçekten zamanında yapılacağını düşünüyor musunuz?
“Makul derecede iyimserim. Devam eden süreç, bugüne kadar pek çok kişiyi şaşırtan sonuçlara ulaştı. Birilerinin seçimlerin yapılmasını engellemeye çalışacağını düşünüyorum. Ancak bu sürecin elde edeceği başarıya şaşırmaya hazırım. Elbette başarısını garanti edemem, ama en önemli faktör Libyalıların bunun gerçekleşmesini istemesidir. Geçici bir hükümete sahip olmak yeterli değildir. Libya’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlayabilecek, yabancı güçlerden kurtulabilecek tam yetkilere sahip bir hükümete ihtiyaç var ve bunu başarmanın yolu da seçimlerden geçiyor. Parlamento ve cumhurbaşkanı aynı anda mı seçiliyor, yoksa önce parlamento sonra cumhurbaşkanı mı seçiliyor, ya da parlamento mu cumhurbaşkanını seçiyor? Bunlar hala çözülmesi gereken sorunlar. Ancak bir sonraki temel adım, 1 Temmuz’a kadar bu seçimlerin yapılacağı anayasal ve hukuki temeli oluşturmaktır. Seçim Komisyonu Başkanı İmad es-Sayeh, bu tarihin kendisi açısından önemli bir tarih (son tarih) olduğunu söyledi. Seçimleri yürütebilmesi için de bu meselelerin hallolması gerekiyor. Temsilciler Meclisi, seçimlerin yapılacağı anayasal temel ve yasal dayanak konusunda anlaşmalıdır. Meclis, yavaş bir şekilde ilerliyor. Temsilciler Meclisi ile bu iş gerçekleşmezse, o zaman hayatta kalan Libya Siyasi Diyalog Forumu mekanizmasına başvurmak mümkündür. Ayrıca Temsilciler Meclisi’nin yapması gerekeni yapamaması halinde de bu mekanizmaya başvurulabilecek.”

Oylamadan önce anayasa değişikliği konusunda halk referandumuna ihtiyaç var mı?
“Benim beklentim, bu uygulamalara (oylama için anayasal ve yasal dayanak) ilişkin bir referandum olmayacağı yönündedir. Bunun için zaman yok. İmad es-Sayeh, referandum yapıp ardından Aralık ayında seçim yapamayacaklarını söyledi. Olan şu ki, referandumun gerekliliğini savunanlar, seçimi istemeyenlerle aynı kişilerdir. Bu da seçimlerin yapılmaması için bir bahanedir. Uzmanlar ve aynı şekilde bu süreci destekleyen çoğu Libyalı, önceden hazırlanmış taslaklara dayanarak anayasal esas üzerine yeterli bir fikir birliği olduğunu söylüyor. Bu esas üzerine seçim yapmanın bir temeli var. İhtiyaç duyulan şey, seçimleri düzenleyecek bir siyasi iradedir.”

Geçici hükümetin, her zamanki gibi Libya’da kalıcı olacağından mı korkuluyor?
“Başbakan Dibeybe’nin ‘hedefin 24 Aralık’ta seçim yapmak olduğu’ ve ‘bu süreci desteklemek için Seçim Komisyonu’na fon sağladığı’ yönündeki sürekli ifadeleri beni memnun etti. Başkanlık Konseyi de aynı şeyi söyledi. Bu nedenle onların söylediklerine göre tavır almamız gerektiğine inanıyorum. Ayrıca Libyalıların da onlardan beklediklerinin bu olduğunu düşünüyorum.”

Silahlı kuvvetlerin birleştirilmesi
Libya silahlı kuvvetlerinin birleştirilme çabalarına ilişkin bir soruya ise Norland, şu şekilde yanıt verdi:
“Bu mesele üzerinde hala çalışılıyor. Ancak Libya’daki durum, geride yol boyunca anlatılmamış sürprizler bırakıyor. Son zamanlarda Çad’da yaşananlar da bunun bir örneği. Libya topraklarının içinde faaliyet gösteren unsurlar, bazıları Wagner grubundan ve Mareşal Halife Hafter önderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’ndan (LUO) eğitim aldı. Bu da bize, hükümetten talep edilen şeyin, ülke sınırlarını tutabilecek birleşik bir askeri yapı oluşturmak olduğunu hatırlatıyor. Çad’da yaşananlar, ulusal bir ordu kurma ihtiyacına işaret ediyor, ama bu mesele daha müzakere sürecinde. Aslında 23 Nisan’da Başbakan Dibeybe ile görüştüm. Kendisi, şu an Hafter ile görüşeceği Bingazi’ye yönelik ilk ziyaretine hazırlanıyor. Peki Hafter bu konuda nasıl bir karar verecek? Bu (silahlı kuvvetlerin birleşmesi), müzakere edilecek, ancak durumun nasıl ilerleyeceğini tahmin edemiyorum. Ama buradaki mesele, LUO ile sınırlı değil, çünkü Trablus’ta da silahlı milisler de var. Ulusal polis ve ordu için bir yapı oluşturmaya acil ihtiyaç var. İnsanlar buna olan ihtiyacı takdir ediyor. Ama bu, tam yetkilere sahip bir hükümete ulaşmadan önce olabilir mi? Bunun cevabını bilmiyorum.”

Libya’nın batısındaki silahlı grupları hükümetin şemsiyesi altında birleştirmek için eski İçişleri Bakanı Fethi Başağa ile temas halindesiniz. Bu adımlar hangi noktaya ulaştı?
“Hala stratejik aşama olarak bilinen aşamadayız. Başağa ve Serrac döneminde uygulamaya koyulan bir strateji vardı. Dibeybe hükümetine iktidarın devredilmesiyle bu sürecin askıya alındığı açıktır. Strateji, hala hazırlanmakta. Ancak hükümete katılmaya çağrılabilecek farklı milislerin belirlenmesine dayanıyor. Yani gruplara dair soru işaretleri var ve bunların dahil edilip edilmeyeceği ve hangi grupların bu sürecin parçası olamayacağı hala belirsiz. Başağa’nın ‘kırmızı, turuncu ve sarı sistem’ dediği şey budur. Hükümet güçlerine katılması gerekenler, gruplar halinde değil, bireysel olarak katılırlar. Ve korkunç insan hakları ihlalleri yapmadıklarından emin olmak için herkesin iyi araştırılması gerekmektedir. İlke budur. Ama bunu uygulamaya koymak büyük bir zorluk olacak ve zaman alacaktır.”

Türkler bu grupları birleştirme çabası içinde mi?
“Türkler, birbirleriyle çatışma noktasına ulaşan tüm bu farklı gruplar arasında hakem olmak istemediklerinin farkındadır. Türkler, bu sorunun merkezinde olmak istemiyor. Bu gruplar arasında hakem olmak istemiyorlar. Durumu takip etmenin en iyi yolunu aradıklarını düşünüyorum. Sanıyorum ki Dibeybe de Serrac’ın karşılaştığı aynı zorluklarla karşı karşıya. Bu milisler çok güçlü ve geçiş dönemini yönetmenin bir yolunu bulmalıdır.”

Paralı askerler

Wagner paralı askerleri hususunda Ruslara neler söylediniz?
“Kasım ayında Moskova’ya gittim. Savunma Bakanlığı’ndan Bogdanov ve General Zorin ile görüştüm. Wagner’in Libya’da olduğunu inkâr etmediler. Rusların şunu söylediği bir zaman vardı: “Wagner? Bunlar normal insanlar. Özel vatandaşlarla hiçbir ilgimiz yok.” İlişkilerini reddederek bu polemiğin üstesinden geldiklerini düşünüyorum. Onlara ziyaret sırasında söylemek istediğim şey, Wagner’in varlığı ve getirdikleri gelişmiş silahların, ‘NATO’nun güney kanadında stratejik bir rekabet olasılığına yol açabileceğidir.’ ABD, bunu istemiyor. Rusya’nın da bunu istemediğini söylediler. Ama önemli olan Rusya’nın ne söylediği değil, Wagner hakkında ne yaptığıdır. Wagner güçleri Sirte ve Cufra’da biraz geri çekilse de, onlar hala Libya’da ve oradan ayrılmadılar, ayrılma niyetleri olduğuna dair de herhangi bir işaret yok. Bu mesele sadece ABD ve Rusya arasında bir çekişme konusu değil, sonuçta Rusya’nın Libya'daki konumunu zayıflatıyor. Rusya, Libya’da meşruiyet istiyor. Ticari sözleşmeler ve faaliyet istiyor. Bu, Trablus’a saldıran 2 bin savaşçınız varken gerçekleşemez, çünkü yarın da aynısını yapabilirler. Libya hükümetinin Moskova’da yaptığı görüşmeler, Rusları ‘Libya’da meşru bir varlığa sahip olma arzularının’ bu güçleri geri çekerek daha iyi hizmet sağlayabileceğine’ ikna etmeyi amaçladı. Onlara, buna cephedeki diğer yabancı güçlerin de geri çekilmesinin eşlik edeceğine dair güvence verdi.
Rusya’nın bu konuya stratejik açıdan baktığına inanıyorum. Güç gösterisi yapmak istemesi sonrasında şimdi de Ukrayna sınırlarından kuvvetlerini geri çekiyor. Onların, Libya’da bir yer edinmeyi, NATO’ya meydan okumanın bir yolu olarak gördüklerini düşünüyorum. İhtiyacımız olan şey, Libya’yı bu stratejik rekabetin dışında tutmak. Ve Ruslara, paralı askerlerin değil, Libya’daki varlıklarının normalleştirilmesinin çıkarlarına daha iyi hizmet ettiğini hatırlatmak. Onları yapmaya çağırdığımız şey bu.”

Rusların sadece ticari sözleşmeler değil de Libya’da bir üsse sahip olmak isteyeceklerini düşünüyor musunuz?
“Libya’daki varlıklarının askeri bir değeri olduğuna inandıklarını düşünüyorum. Bu askeri değer onların düşüncelerine göre nasıl görünüyor bilmiyorum. Ama Wagner grubunun yaptığı şey, Rusya’nın kafasında neler olup bittiğine dair bir fikir veriyor. Bu durum, gelişmiş askeri silahlar, hava savunma sistemleri ve birçok silahlı adam getirmeyi de içeriyor.

Türkler de aynı şeyi mi yapıyor? Ülkenin batısında askeri varlıkları, paralı askerleri ve üsleri var.
Libya’nın batısına yerleştiklerini kabul etmek gerekiyor. Ancak yapmalarından korkulan şeyi yapmadılar. Bir noktada F-16’ları getirecekleri endişesi vardı. Bildiğimiz kadarıyla bu henüz gerçekleşmedi. İki tarafın da birbirini takip ettiğini düşünüyorum. Aynı anda seferber olmuyorlar, ama ayrılmıyorlar da.
Türkiye’nin politikasında, Mısır ve diğer Arap ülkelerine açılarak ortaya koyduğu değişim hususunda ise Büyükelçiye, ‘Bu değişiklik, Libya’daki politikalarına da yansıdı mı ve paralı askerlerini geri çekmeye başladılar mı?’ diye soruldu.
“Suriyeli savaşçıların geri çekilmesinden başlayarak, bu konuda ciddi şekilde müzakere etmeye istekli olduklarını düşünüyorum. Sanıyorum ki Türkler, Libya hükümeti ile özel güvenlik düzenlemelerine sahip olma haklarının verilmesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca Libya’nın ise Türkiye ve aynı zamanda birçok başka ülke ile normal bir güvenlik iş birliği istediği kanaatindeyim. Türkiye’nin Libya’nın tek ortağı olmak istediğine inananlar var. Ama Türklerin, ‘durumunun böyle olmadığından emin olabileceğimiz düzeyde’ ihtiyatlı olduğunu düşünüyorum. Benim izlenimim şu ki, Türk davranışı artık pragmatiktir ve siyasi müzakerelerin ilerlemesine katkıda bulunmaktadır.”

Hafter ve ABD yeşil ışığı
Mareşal Halife Hafter’in, özellikle Başkan Trump ile görüşmesi sonrasında Trablus’a saldırı için ABD’den ‘yeşil ışık’ aldığı söyleniyor. 
“Bu göreve, Ağustos 2019’da başladım. Telefon görüşmelerinde ne olduğunu bilmiyorum. Bildiğim şey, bu işe başladığım ilk günden beri görevim bu saldırıyı sona erdirmek oldu. Farklı yollarla Hafter’i saldırıyı durdurması için ikna etmeye çalıştık. Milisler meselesi, devlet gelirlerinin dağıtımı, silahlı ve radikal Müslüman Kardeşler grubu gibi Trablus’taki yetkililerin görüşmeye hazır olduğunu bildiğimiz önerilerde bulunduk. Ancak Hafter, tüm bu müzakere fırsatlarını görmezden geldi. Nihayetinde tabloyu değiştiren şey, Wagner ve Hafter’in saldırılarını durduran Türk müdahalesiydi. Bana göre Hafter’in bu saldırıyı başlatması için hiçbir gerekçe yoktu. Saldırının sona ermesine sevindik.

Başkan Trump yönetiminden bazı kişiler, Hafter ile görüşüp Müslüman Kardeşler’in terör grubu olarak sınıflandırılması için harekete geçtiğinde rahatsızlık duymadınız mı? Çünkü siz karşı saftasınız?
“ABD’yi, çelişkili sinyaller göndermekle suçlayan çok sayıda insan var. Şunu söylememiz zordu: “Hayır, tam tersine bu saldırıyı sona erdirmek ve müzakere edilmiş bir çözüm üretmek gibi net bir politikamız var.” Trablus’un birçok sorunu olduğunu unutmamalıyız. Milisler gerçek bir sorundu. Askeri harekatın da gerçekten haklı olduğuna inananlar vardı. Çünkü her ne sebeple olursa olsun, Washington’dan çelişkili mesajlara tanık olanlar olabilir. Ama son iki buçuk yıldır çabalarımızın, Hafter’in saldırılarına son vermeye odaklandığı açıktır.

Biden yönetiminin gelişiyle birlikte Libya ile ilgili yeni bir ABD politikası beklenmeli mi?
“Başkan Joe Biden yönetimindeki ABD, Libya’da olumlu bir sonuç için artık bir fırsat olduğuna güçlü bir şekilde inanıyor. 10 yıllık kaos artık sona erebilir ve demokratik bir süreç başlayabilir. Yönetimde, 10 yıl önce bu sürece dahil olmuş ve ilerlemenin kişisel sorumlulukları olduğunu düşünen insanlar var. Ortaklarla çalışarak, daha aktif olan bir ABD rolü göreceksiniz. Ancak şu anda Trablus’taki büyükelçiliğin yeniden açılması gibi bir plan mevcut değil.”
Richard Norland’a, Cumhurbaşkanı İdris Deby’nin öldürülmesine yol açan, Çad’ın kuzeyindeki Değişim ve Uyum Cephesi (FACT) saldırısı da soruldu. 
“Bu cepheye mensup savaşçıların, Hafter’in yanında savaşan Çadlı savaşçıların bir parçası olup olmadıklarından emin değilim. Ancak aldığım izlenimler bu yönde. LUO tarafından savaşa yardımcı olmaları için getirilen bir dizi Çadlı paralı asker vardı. Bunlardan bazılarının, kesinlikle Çad’daki saldırıyı başlatan grubun bir parçası olduğuna inanıyorum.”

Bazılarının Wagner’den eğitim aldığını düşünüyor musunuz?
“Evet. Ve bence Wagner grubundan da Çad’daki saldırıya dahil olanlar vardı. Bu konu henüz doğrulanmadı, ancak Wagner grubunun Çad’ın kuzeyindeki FACT grubuna mensup saldırganların konvoyuna eşlik ettiğini duydum.”

 


İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.