1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlayan ABD, Türkiye’ye sırtını neden çevirdi?

ABD’yi doğal bir müttefik olarak görmeyen Ankara, Moskova’ya yakın duruyor.

ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
TT

1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlayan ABD, Türkiye’ye sırtını neden çevirdi?

ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)
ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)

Tarık eş-Şami
ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinin gerilmesinden duyulan korku, eski ABD başkanlarının Osmanlıların 1. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni politikasını ‘soykırım’ olarak nitelendirmekten kaçınmalarına yol açtı. Belki de bunun sebebi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi Türkiye’nin ABD’nin Irak, Suriye ve Afganistan’a askeri müdahalesinde önemli bir rol oynamasıydı. Ancak ABD yapımı F-35 hayalet avcı uçaklarının parçalarını üretme programından çıkarıldığı ve diğer ortak ülkelerle devam edileceği Ankara’ya bildirildikten birkaç gün sonra ABD Başkanı Joe Biden soykırımı resmi olarak tanıyarak korku engelini aştı. Peki bu hamleler ne anlama geliyor? Bu, Türkiye’nin geçmişe nazaran ABD için artık jeopolitik bir öneme sahip olmadığı anlamına mı geliyor?

Buzdağının görünen kısmı
ABD Başkanı Joe Biden’in Osmanlı güçlerinin bir asırdan fazla bir süre önce Ermenilere karşı uyguladığı politikayı soykırım olarak tanıması, Washington ile Ankara ilişkilerinde yaşanan gerilimde buzdağının yalnızca görünen kısmını temsil ediyor. Bu adım Biden’in uzun süredir bölgesel bir müttefik olan NATO ortağı Türkiye ile aralarındaki zayıflayan bağları sınamaya hazırlandığının yeni bir göstergesi sayılıyor.
Biden, sadece seçim kampanyasındaki vaadini yerine getirmeyi veya Ronald Reagan'ın 1. Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin yaşadığı felaketi tanımlamak için “soykırım” kelimesini kullanmasından bu yana görevdeki ilk başkan olarak tarihe geçmeye çalışmayı ya da iki partiden oluşan Kongre'yi, insan hakları savunucularını ve ABD’deki Ermeni azınlığını memnun etmeyi hedeflemiyor. Biden tüm bunlardan önce Recep Tayyip Erdoğan’a kınamadan öteye gitmeyecek tepkisini önemsemediğine dair bir mesaj göndermek istiyor.

Manidar sessizlik
Türkiye terörle mücadelede ABD ile birlikte olmasına ve Suriye’de devam eden çatışmanın çözüme kavuşturulmasına ve DEAŞ’ın yeniden canlanmasının engellenmesine yardımcı olmasına rağmen Biden, görevini devraldığından beri Erdoğan’a mesafeli duruyor.  Nitekim diğer dünya liderleriyle temasa geçmesine rağmen Türk mevkidaşını aylarca bekletti. Bu da iki taraf arasındaki ilişkide hoşnutsuzluk olduğunun bir göstergesi.
Beyaz Saray’ın Erdoğan’a karşı devam eden sessizliği, Biden’in artık Türkiye’yi öncelikli olarak görmediğinin ve iki ülke arasındaki ilişkileri daha düşük yönetim kademeleri üzerinden yönetmeyi tercih ettiğinin bir işareti olarak görüldü. Biden kendisiyle ilk kez iletişime geçmeye karar verdiğinde ise son 10 yılda Ankara’nın çeşitli şekillerde uyguladığı baskılara ve Türk arzusuna açıkça meydan okuyarak Erdoğan’a, Ermeni Soykırımı’nı tanıdığına dair tatsız bir haber gönderdi.

Başarısız bir yatırım
Türkiye, ABD’deki lobi ve halkla ilişkiler şirketlerine büyük yatırımlarda bulunarak milyonlar harcadı. ABD’nin Ermeni Soykırımı’nı tanımasını engelleme ve Kongre’de Türkiye'ye yönelik siyasi baskıyı hafifletmek amacıyla Türkiye yanlısı kâr amacı gütmeyen kuruluşlara büyük bağışlar yaptı. Ancak tüm bu çabalar boşa gitti çünkü Ankara ve Erdoğan'ın politikası, Washington'daki karar mercileri ile iletişim köprülerini sağlamlaştırmadı.
İki ülke arasındaki ilişkiler, Erdoğan’ın Washington’la ilişkilerinde daha saldırgan tutumlar sergilemesiyle, özellikle de ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan Fetullah Gülen’i kendisini devirmekle suçladığı 2016’daki başarısız darbeden sonra en düşük seviyesini gördü. Erdoğan, Türkiye’deki ABD’lileri tutuklayarak ABD ile başka bir çekişmeye daha girdi. Bu da Ankara’ya geçici yaptırımlar uygulanmasına yol açtı. Daha sonra Türkiye'nin 2017 yılında S-400 hava savunma sistemi satın alma anlaşmasıyla ipler daha da gerildi ve bu anlaşma eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Türkiye’ye yaptırımlar uygulamasına neden oldu.

Erdoğan'ın politikası
Erdoğan’ın politikası Türkiye’ye bakış açısında gizli. Erdoğan G20 ve NATO üyesi olan ve 80 milyon nüfusa sahip olan bu ülkeyi dünya sahnesinde daha fazla saygıyı hak eden bölgesel bir güç olarak görüyor. Bu bakış açısı, Türkiye’nin Suriye, Libya, Irak ve Azerbaycan’a yaptığı askeri müdahalelerinden ve geçtiğimiz yıl Doğu Akdeniz sularında doğalgaz ve petrol arama faaliyetlerinden anlaşılıyor.
Erdoğan, Türkiye’nin milyonlarca Suriyeli mültecinin Avrupa’ya akın etmesini engellediği ve Ukrayna ile Afganistan’a destek verdiği için Türkiye ile Batılı müttefiklerin arasındaki bağın kopmayacağını ve ona ihtiyaç duymaya devam edeceklerini düşünüyor. ABD ve diğer koalisyon güçleri 11 Eylül’e kadar Afganistan’dan çekilirken, Türkiye Afganistan ordusunu ve polisini eğitmek üzere orada küçük çaplı bir güç bulunduracak.

Siyasi çıkarlar
Batılı müttefikler Erdoğan ile çatışmak istemiyor, ancak daha sıcak ya da daha yakın bir ilişki içerisine de girmek istemiyor. Erdoğan mevcut politikalarını sürdürmeye devam ettiği sürece Batılı müttefikler kendisine gelecekte kazanç sağlamayacak.
ABD’nin 2006 yılında aralarında Türkiye'nin de bulunduğu dokuz ortak ülke ile imzaladığı Ortak Mutabakat Zabtı'nın sona ermesiyle, Türkiye'yi F-35 savaş uçağı programından resmi olarak çıkarırken, kalan sekiz ortak ülke ile yeni Ortak Mutabakat Zabtı imzalaması da bunun en büyük delili. Böylece bu yeni durumla birlikte Türkiye, uçağın imalatında yer alamayacak ve sipariş ettiği 100’den fazla uçağı da almayacak.

Doğal bir müttefik değil
Soğuk Savaş, ABD’nin, NATO’nun bir parçası olması nedeniyle Türkiye ile stratejik bir ortaklığa girmesini şu ana dek mantıklı bir şey olarak gösterse de Türkiye, ABD’nin doğal bir müttefiki değil. Bunun nedeni, Türkiye’nin coğrafi konumu ve Güneydoğu ve Orta Avrupa’da emperyal yayılma girişimlerine ilişkin uzun bir geçmişe sahip olması hasebiyle tarihsel olarak Batı için bir tehdit oluşturması. Söz konusu yayılma girişimleri, Soğuk Savaş sonrası modern dönemde, özellikle de Türkiye’nin Batı düşmanlığına ilişkin tarihi yaklaşımına geri dönmesine tanıklık eden uzun süreli Erdoğan iktidarı döneminde yeniden gün yüzüne çıktı.
Gözlemcilerin ve tarihçilerin Erdoğan’ın stratejik gerekçelerinin Yeni Osmanlıcılık, İslamcılık veya Türkçülük olup olmadığı konusundaki tartışmalarını bir tarafa bırakırsak, ABD liderliğindeki Batı için önemli olan şey, Türkiye’nin giderek artan rahatsız edici tutumu ve Batı ile yalnızca birkaç çıkar ve değeri paylaşmasıdır. Diğer bir ifadeyle, Batı’nın Türkiye ile ortaklığı faydadan çok zarar getiriyor.

Çok sayıda ihtilaf
Onlarca yıldır Ermeni Soykırımı'nın tanınmasını engelleme konusunda oldukça önemli bir rol oynayan ABD-Türkiye savunma iş birliğine rağmen, Ankara’nın Suriye politikası, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın alınması ve çeşitli çatışmalarda yandaş grupların kullanılması nedeniyle iki ülke arasındaki ipler gittikçe gerildi. Aynı zamanda Suriye'nin kuzeydoğusunda Washington ve Ankara arasındaki bölünme daha da belirginleşti. Nitekim Washington genelde ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) DEAŞ’ı yenmek için desteklerken, Türkiye bu grubu terörle suçlayarak ulusal güvenliğini tehdit ettikleri gerekçesiyle onlara operasyonlar düzenliyor.

Erdoğan - Putin
ABD ve Türkiye arasındaki çatışan çıkarları gösteren daha net kanıtlara ihtiyaç varsa, Erdoğan’ın güçlü mevkidaşı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e gösterdiği yakınlıktan daha net bir kanıt yoktur. Moskova ve Ankara’nın Suriye, Libya ve Güney Kafkasya’daki çıkarlarının birbiri ile çatışmasına rağmen Rusya ve Türkiye, saygınlıklarını tehlikeye atmayan faydacı ve çıkarcı bir ilişki sürdürmeyi başardılar. Bu, iki ülkenin Washington’un bölgeden çıkarken saygınlığını korumayı başaramamasından aldığı bir ders.
Buna ek olarak Putin ile Erdoğan arasındaki ilişki Batı’da bazı endişelere yol açıyor çünkü ilişkileri, Putin’in ve büyük olasılıkla Erdoğan’ın da uzun vadede düşman görebileceği NATO ittifakını zayıflatabilir. Putin ve Erdoğan’ın bu yaklaşımı, Rusya’nın Ermeni Soykırımı’nı defalarca kez tanıması da dahil olmak üzere ortak ilişkilerinde zaman zaman yaşanan sorunları tolere etmeye hazırlıklı olmalarını sağlıyor.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre, Biden ve Erdoğan aralarındaki görüş ayrılıklarını etkin bir şekilde yönetme konusunda uzlaşmalarına ve önümüzdeki haziran ayında yapılması planlanan NATO zirvesinde bir araya gelecek olmalarına rağmen, ABD’nin Afganistan’dan tamamen çekileceğini duyurmasının ardından bu ülkenin ABD için jeostratejik öneminin 20 yıl veya daha öncesine kıyasla azalmasından ötürü ABD’nin Türkiye’ye olan ilgisinin azalması olası görünüyor.

 


Rapor: Trump ile yapılacak anlaşma, ABD’ye Grönland'ın bazı bölgelerini kontrol etme hakkı verebilir

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)
TT

Rapor: Trump ile yapılacak anlaşma, ABD’ye Grönland'ın bazı bölgelerini kontrol etme hakkı verebilir

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısının oturum aralarında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüştü (AFP)

Yeni ortaya çıkan bazı raporlar, ABD'nin Davos'ta varılan bir anlaşma taslağı kapsamında Grönland'ın bazı bölgelerini ‘egemen üs bölgeleri’ olarak sınıflandırarak kontrol edebileceğini gösterdi.

The Telegraph gazetesinin haberine göre İngiltere ile Kıbrıs adası arasındaki modeli yansıtan bu anlaşma çerçevesinde ABD’nin Kuzey Kutbu adasındaki üsleri ABD topraklarının bir parçası olarak kabul edilecek. Bu sınıflandırma, ABD'nin askeri, istihbarat ve eğitim operasyonları yürütmesine olanak tanıyacak ve nadir minerallerin çıkarılması da dahil olmak üzere yerel kalkınmanın belirli yönlerini kolaylaştıracak. Anlaşma, dün akşam ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte arasında imzalandı. Anlaşmanın, ABD'nin bu yarı özerk bölgeyi ilhak etmek için zemin hazırladığı yönündeki Danimarka'nın endişelerini hafifletmesi bekleniyor.

Bu açıklama, Trump'ın İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı iki saatlik uzun konuşma sırasında Danimarka'dan Grönland'ı derhal satın almayı talep etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Konuyla ilgili The Telegraph gazetesine konuşan kaynaklar, önerilen anlaşmanın Grönland'ın ABD'ye satılmasına kadar gitmediğini söyledi.

Trump, son dönemde verdiği röportajlarda, anlaşmanın ayrıntılarını açıklamaktan kaçındı ve sadece mülkiyet meselesinin ‘biraz karmaşık’ olduğunu kabul etti.

ABD Başkanı ayrıca Grönland'ı ilhak etme planını desteklemeyi reddeden Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkelerine yüzde 10'luk cezai gümrük vergisi uygulama tehdidinden de vazgeçti.

Trump, Rutte ile ‘çok verimli’ olarak nitelendirdiği görüşmesi sırasında ‘Grönland ve tüm Arktik bölgesi için geleceğe dair bir çerçeveye’ ulaştıklarını söyledi. İngiltere ile Kıbrıs adasında arasındaki mevcut düzenlemelere benzeyen bu plan, Trump'ın ABD'nin savunması için stratejik öneme sahip olduğunu düşündüğü adayı ele geçirme taleplerine yaratıcı bir çözüm olarak görülüyor.

İngiltere ile Kıbrıs adası arasındaki anlaşmanın şartları, Londra'ya stratejik amaçlarla iki askeri üs üzerinde egemenlik hakkı verirken, bu üslerde ikamet eden Kıbrıslılara adanın geri kalanında sahip oldukları haklara benzer haklar tanıyor.

xsdfr
Grönland'ın başkenti Nuuk’ta teneffüs sırasında karla kaplı okul bahçesinde oynayan çocuklar (AFP)

Şu an Grönland'da askeri üsler kurma ve işletme iznine sahip olan ABD’nin hava, kara ve deniz alanları dahil olmak üzere belirlenen savunma alanlarında sınırsız operasyon özgürlüğü bulunuyor.

Teorik olarak, önerilen yeni çerçeve, ABD’nin Grönland'ın bazı bölgelerini kontrol etmesine ve daha sonra Trump'ın işletmek istediği maden zengini bölgelere yayılmasına olanak tanıyacak.

Bu aynı zamanda ABD’nin planlama izinleri gibi yerel izinleri almasına gerek kalmayacağı anlamına da geliyor.

Öneri, ABD’nin bölgede hayata geçirmek istediği Golden Dome (Altın Kubbe/füze savunma sistemi) projesiyle ilgili varlıkları konuşlandırmasını da kolaylaştıracak.

The Telegraph gazetesine konuşan kaynaklar, NATO müzakerecilerinin Trump'ın gözüne girmek için Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u ve Trump ile görüşmedeki sert tavrını eleştirdiklerini söyledi.

Trump'ın Grönland'ı kontrol altına alma tehditlerinin en önde gelen muhaliflerinden biri olan Macron, ABD şirketlerinin Avrupa iç pazarına girmesini engelleyen Avrupa Birliği'nin (AB) diplomatik çevrelerde ‘Büyük Bazuka’ olarak adlandırılan ve siyasi şantaj ve ekonomik zorbalıkları caydırmayı amaçlayan bu mekanizmayı devreye sokmasını talep etti.

Trump, dün gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, insanların hemen kabul ettiği bir anlaşma ve özellikle ulusal güvenlik ve gerçek uluslararası güvenlik açısından istediğimiz her şeyi sağladığı için ABD için gerçekten harika” ifadelerini kullandı.

Rutte ise, ABD Başkanıyla yaptığı görüşmede Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliği gibi önemli bir konuyu görüşmediğini söyledi.

Rutte, Fox News'e verdiği röportajda şunları ekledi:

“Çin ve Rusya'nın artan faaliyetleri göz önüne alındığında, hızlı değişiklikler geçiren bu geniş kutup bölgesinin korunmasını sağlamak için yapmamız gerekenlere çok odaklanmış durumda.”

Buna karşın şimdiye kadar görüşmelere katılmayan Danimarka, anlaşmayı onaylamadı. Ancak Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen dün yaptığı açıklamada, Trump'ın gümrük vergisi uygulama tehdidini geri çekme kararını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

NATO ülkelerinin askeri yetkilileri, Avrupa ile Washington arasındaki anlaşmazlığın yol açtığı tırmanan siyasi gerilimi yatıştırmak amacıyla bu hafta Davos'a geldi. Bu bağlamda, Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR) Orgeneral Alexus G. Grynkewich dün meslektaşlarına Grönland ve daha geniş Arktik bölgesini çevreleyen tehditlerin değerlendirilmesi hakkında bilgi verdi.

Orgeneral Grynkewich, Brüksel'de düzenlenen bir toplantıda, diğer ülkelerin askeri yetkililerine, dünyanın en kuzeyinde Rusya ve Çin'in oluşturduğu tehdidin niteliğinde temel bir değişiklik olmadığını söyledi.

Ancak Orgeneral Grynkewich, balistik füze izleme ve tespit sistemlerindeki eksikliklere dikkat çekerek, bunların ciddi bir endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Danimarka, Grönland ve ABD arasındaki müzakereler, Rusya veya Çin'in Grönland'da ekonomik veya askeri olarak bir dayanak noktası oluşturmasını önlemek amacıyla devam edecek.

AB liderleri konuyla ilgili olarak bugün, ABD Başkanı Trump’ın Arktik adasına yönelik tehditlerine karşı ortak bir yanıt bulmak amacıyla acil bir zirve düzenledi.


DMO: ABD ve İsrail'i herhangi bir yanlış hesap yapmalarına karşı uyarıyoruz

DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)
DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)
TT

DMO: ABD ve İsrail'i herhangi bir yanlış hesap yapmalarına karşı uyarıyoruz

DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)
DMO Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur (Arşiv - Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur, bugün yaptığı bir açıklamada hem ABD'ye hem de İsrail'e ‘yanlış hesaplar yapmamaları’ konusunda uyardı. Tümgeneral Pakpur, DMO’nun kendisine verilecek talimatları yerine getirmeye tamamen hazır olduğunu vurguladı.

DMO Komutanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın emirlerini yerine getirmeye her zamankinden daha hazırız. Düşman, daha acı bir kaderle karşılaşmamak için geçmişten ders almalı.”

Öte yandan İran Şura Meclisi, uluslararası baskıların artmasıyla yetkililerin protestoculara yönelik tutuklama kampanyasını genişlettiği bir dönemde, Dini Lider Ali Hamaney'e saldırı olması halinde ‘cihat’ fetvası çıkaracağı tehdidinde bulunmuştu.

Resmi basın, Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi'nin, Dini Lider Hamaney’e yönelik herhangi bir saldırının ‘savaş ilanı’ olarak kabul edileceğini ve böyle bir durumun ‘dini adamları tarafından cihat fetvası çıkarılmasına ve dünyanın dört bir yanındaki (İslami) askerlerin tepki göstermesine’ yol açacağı açıklamasında bulunduğunu aktardı.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'i, ülkesinin tamamen çökmesi ve son protestolarda ‘kendi vatandaşlarını öldürülmesinden’ sorumlu olmakla suçlamıştı.

Trump ayrıca, “İran'da yeni bir liderlik arayışına girme zamanı geldi” ifadelerini de kullandı.


Çocuklara oyun oynama hakkını vermek... FIFA ve UEFA Filistinlilere ait bir futbol sahasını yıkımdan kurtardı

Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Çocuklara oyun oynama hakkını vermek... FIFA ve UEFA Filistinlilere ait bir futbol sahasını yıkımdan kurtardı

Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Aida Mülteci Kampı’ndaki bir futbol sahasında top oynayan Filistinli bir çocuk (AFP)

CNN, Batı Şeria'nın Beytullahim kentinde Filistinlilere ait bir futbol sahasının, uluslararası baskı sayesinde İsrail'in yıkım kararından kurtulduğu bilgisini aktardı.

Bir kaynak, FIFA Başkanı Gianni Infantino, UEFA Başkanı Aleksander Čeferin ve İsviçreli yetkililerin, İsrailli yetkililere baskı uygulayarak Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasını kurtarmak için müdahale ettiklerini söyledi.

UEFA'nın CNN'e gönderdiği açıklamaya göre UEFA Başkanı Čeferin, futbol sahası hakkında alınan yıkım kararının durdurulması için İsrail Futbol Federasyonu Başkanı Moshe Zuarez ile temasa geçti ve ‘sahanın yıkılmaması için gösterdiği çabalardan’ ötürü kendisine teşekkür etti.

Açıklamada, “Sahanın, çocuklar ve gençler için güvenli bir alan olarak yerel topluma hizmet etmeye devam etmesini umuyoruz” ifadesi yer aldı.

dfrgt
Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasında top oynayan Filistinliler (Reuters)

İsrail Futbol Federasyonu'ndan bir yetkili, Čeferin’in Zuarez’dan ilgili makamlarla görüşmesini ve sahanın yıkım kararının askıya alınmasını talep etmesini istediğini söyledi.

Aynı kaynak, kararın geçici olarak askıya alındığını, ancak ‘yasal anlaşmazlığa bir çözüm bulunması gerektiğini’ belirtti.

İsrail ordusu, 31 Aralık 2025 tarihinde Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasının kaçak olarak inşa edildiği gerekçesiyle yıkılması talimatı verdi.

Saha yetkilileri, kararın ‘yüzlerce çocuğun oyun oynama ve öğrenme hakkını elinden alacağını’ belirtirken bunun, İsrail'in Filistin spor ve sivil tesislerini hedef almaya devam etmesinin bir parçası olduğunu vurguladılar.

Sahanın yıkımdan kurtarıldığı haberini alan saha yetkilileri, FIFA ve UEFA'nın müdahalesinden duydukları memnuniyeti dile getirdikleri bir açıklama yayınladılar. Ancak İsrailli yetkililerden emrin askıya alındığına dair resmi bir teyit almadıkları için ‘durumun hala belirsiz olduğunu ve yıkım tehdidinin hala devam ettiğini’ belirttiler.

Aynı yetkililer, açıklamada şunları eklediler:

“Bu büyük bir adım. Ancak şunu açıkça belirtelim: Mücadelemiz henüz bitmedi. İsrail'in uluslararası baskı azalana kadar bekleyeceğinden ve ardından yıkım kararını yeniden yürürlüğe koyacağından korkuyoruz.”

dcfrgt
Aida Mülteci Kampı’nda 7 binden fazla Filistinli mülteci yaşıyor (Reuters)

Çocuklarının ‘futbol oynamayı ve İsrail ordusunun her an sahalarını yıkmayacağından emin olmayı hak ettiklerini’ belirten yetkililer, resmi onay alana kadar sahanın yıkılmaması için başlattıkları kampanyalara devam edeceklerini söylediler.

İsviçreli yetkililerle çalışan ve Ortadoğu barış elçisinin eski danışmanı olan UEFA'ya yakın bir kaynak, CNN'e yaptığı açıklamada, futbolun ‘şu anda siyasi bir konu’ olduğunu ve bu yüzden UEFA ve FIFA'nın yaptığı seçimlerin de siyasi olduğunu söyledi.

Kaynak, şunları söyledi:

“Aida Mülteci Kampı’ndaki futbol sahasının yıkım kararının askıya alınması, futbolun siyasileştirilmesi, adaletsizlikle yüzleşme ve insanlık için mücadele etme yeteneğini gösteriyor.”

Birleşmiş Milletler’in (BM) 2023 yılındaki istatistiklerine göre Aida Mülteci Kampı’nda 7 binden fazla Filistinli mülteci yaşıyor.