İran Genelkurmay Başkanı’ndan İsrail’e karşı ‘tedbir taahhüdü’

İran milletvekilleri, hassas merkezleri korumak için bir proje hazırlıyor

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları’na ait bir üste Kudüs Gücü yetkililerinden Milletvekili Muhammed Hicazi’nin anma töreninde (Tasnim)
İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları’na ait bir üste Kudüs Gücü yetkililerinden Milletvekili Muhammed Hicazi’nin anma töreninde (Tasnim)
TT

İran Genelkurmay Başkanı’ndan İsrail’e karşı ‘tedbir taahhüdü’

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları’na ait bir üste Kudüs Gücü yetkililerinden Milletvekili Muhammed Hicazi’nin anma töreninde (Tasnim)
İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları’na ait bir üste Kudüs Gücü yetkililerinden Milletvekili Muhammed Hicazi’nin anma töreninde (Tasnim)

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, 25 Nisan’da İsrail’in çıkarlarını tehlikeye atacak ‘gelecekteki uygulamalar’ ve ‘sert bir tepki’ imasında bulundu. Bu tedbirlerin, önceki son tedbirlere benzer olacağını ifade eden Bakıri, ayrıntıya ise yer vermedi.
Bakıri, ‘kalp krizi’ nedeniyle vefat ettiği açıklanan Kudüs Gücü Komutan Yardımcısı Muhammed Hicazi’nin anma töreninde yaptığı açıklamada, “Son birkaç günde yaşadıkları ve İsrail’in çıkarlarını tehlikeye atacak gelecek tedbirler, akıllarını başlarına getirecektir” dedi. Yetkili, “Olayların failinin kim olduğuna dair bir şey söylemeyeceğiz fakat Direniş Cephesi, siyonistlere güçlü bir yanıt verecektir” ifadelerini kullandı. Bakıri, İran’ın tepkisinin ne olacağı açık değil, ancak Siyonist rejim huzur içinde olmayacaktır” dedi.
İranlı yetkililer, Direniş Cephesi ile ‘Devrim Muhafızları’ ve onun bölgesel kolu ‘Kudüs Gücü’ sancağı altında bölgesel çatışmalara giren silahlı gruplardan ve çokuluslu milislerden bahsediyor.
İranlı Öğrenciler Haber Ajansı'na (ISNA) göre İsrail’in güneyinde son yaşanan değinen Bakıri, Suriye’den Dimona nükleer reaktörüne fırlatılan füzeye dikkati çekti.
Bakıri, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Siyonistler sık sık Suriye topraklarını hedef aldığında ve açık denizlerde eylemler yaptığında kimseden yanıt gelmeyeceğini düşünüyorlar” dedi.
Bakıri, açıklamasında Hicazi’nin Lübnan Hizbullah’ına füze üretme kabiliyeti sağlama rolüne değinirken, “Düşmanlar, Hicazi’nin söylediklerinin birazını biliyorlar, gerçek sandıklarından daha acı verici” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye’den fırlatılan füze, Dimona reaktörünün yanına düşmesine rağmen birkaç İranlı yetkili, İsrail’deki güvenlik gelişiminin yaklaşık 2 hafta önce Natanz tesisini sallayan patlamayla bağlantılı olduğunu savundu. Çarşamba akşamı, ‘Nour News’ ajansı, İsrail füze tesisi Arrow’un bombalanmasını ve Dimona yakınlarına yönelik füze fırlatılmasını ‘iki önemli olay’ olarak nitelendirirken, İsrail liderlerine kötü eylemlerin devam etmesinin, bu rejim için daha büyük ve tehlikeli boyutlar bedeller içerdiğini belirtti.
Öte yandan İran ‘Şark’ gazetesi, 25 Nisan’da milletvekillerinin güvenlik boşluklarını kapatmayı amaçlayan yeni bir yasa tasarısı üzerinde çalıştığını bildirdi. Gazete, Milli Güvenlik Kurulu’nun ortaya koymayı planladığı yeni projenin adının ‘Hassas Alanları Korumaya Yönelik Kapsamlı Proje’ olduğunu yazdı.
Natanz uranyum zenginleştirme tesisi, bir yıldan kısa bir süre içinde iki belirsiz olay yaşadı. İlki 2 Temmuz’da yaşanırken, o dönemde İranlı yetkililer, gelişmiş santrifüjleri monte etmek için, yerin üzerindeki bir alanda çıkan yangının fotoğraflarını yayınladılar. Daha sonra bir patlama yaşandığı doğrulandı, ancak hiçbir tarafa suçlama yöneltilmedi. Eylül sonlarında İran hükümeti, olayın bir sabotaj eylemi olduğunu söylerken, iç unsurların olaya karıştığına dikkati çekti. Hükümet ayrıca, siber saldırı, bir drone veya seyir füzesi ile saldırı gibi diğer hipotezleri hariç tuttu.
İkinci patlama, yaklaşık iki hafta önce Elektrik Dağıtım Ağı’nda meydana geldi. İranlı yetkililerin hasarın boyutuna ilişkin açıklamaları değişiklik gösterirken, İran Atom Enerjisi Ajansı da hasarın boyutunu küçük göstermeye çalıştı. İki milletvekili, saldırının bir bombanın infilak etmesiyle yaşandığını ve binlerce birinci nesil santrifüjün devre dışı kaldığını söyledi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de birinci nesil santrifüjlerin hasar gördüğünü doğruladı.
Saldırıya yanıt olarak yetkililer, uranyum zenginleştirme düzeyini yüzde 60’a artırmaya yöneldi. Bu oran, bir atom bombasının geliştirilmesi için gerekli olan yüzde 90’lık orana yakın en büyük zenginleştirme oranı olarak biliniyor.
İsrail’in, saldırının arkasında olmakla suçlanmasından birkaç gün sonra İranlı yetkililer, tesise siber saldırı yapıldığına ilişkin spekülasyonlara son verdi. Yetkililer, Interpol’den 43 yaşında Reza Kerimi adlı bir İranlıyı tutuklamalarını istediklerini belirtti. Kerimi, tesisteki patlamadan sorumlu tutulurken, ayrıntıya ise yer verilmedi.
Natanz’daki ilk patlamadan bir hafta önce, geçen yaz Tahran’ın doğusunda bir askeri bölge de bir patlamayla sarsıldı. Yetkililer, patlamanın hassas Parçin üssünün eteklerindeki bir platoda bir gaz tankında meydana geldiği konusunda ısrar etseler de New York Times gazetesi, o dönemde Parçin üssünün 24 km kuzeybatısında, balistik füzeler için sıvılaştırılmış yakıt gazı üretmek için kullanılan, Ajeer tesisindeki bir dizi tünelde meydana gelen patlamanın uydu görüntülerini yayınladı.
Natanz tesisindeki birinci ve ikinci patlamalar arasında, Kasım ayı sonlarında Tahran’ın doğu banliyösünde düzenlenen silahlı saldırı, Savunma Bakanı Yardımcısı ve İran nükleer programının askeri ve güvenlik boyutlarından sorumlu Muhsin Fahrizade’yi hedef aldı. İranlı yetkililer, İsrail’i saldırının arkasında olmakla suçladı. Ancak İstihbarat Bakanlığı ve paralel birim olan Devrim Muhafızları İstihbaratı arasındaki çelişkili hikayeler, İran’da bir güvenlik ihlali olasılığı hakkında soru işaretlerine yol açtı.
Geçen Şubat ayında İstihbarat Bakanı Mahmud Alevi, bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, bir silahlı kuvvetler unsurunun Fahrizade suikastının hazırlıklarına katıldığını belirtti. “Silahlı Kuvvetlerin alanında istihbarat faaliyeti yürütemeyiz” diyen Alevi, kazadan birkaç gün önce ekibinin suikast yerine dair bilgi verdiğini, ancak zamanını bilmediklerini de ifade etti. Öte yandan İran Genelkurmay Başkanlığı, Alevi’nin açıklamalarını eleştirerek, suçlunun ‘yıllar önce askeri eğitimden uzaklaştırılmış bir asker’ olduğunu savundu.
İkinci Natanz saldırısı sonrasında ise İstihbarat Bakanlığı ve ülkenin en hassas bölgelerinin çoğunluğunu koruyan Devrim Muhafızları istihbarat birimi söylemleri yenilendi.
Yürütme Konseyi Genel Sekreteri ve Devrim Muhafızları’nın lideri Muhsin Rızai, güvenlik birimlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği çağrısında bulundu. Ayrıca Tahran’ın yaklaşık üç yıl boyunca inkar etmesi sonrasında Rızai, ilk kez İsrail’in İran’ın nükleer arşivini ele geçirdiğini itiraf etti.
Hükümet tarafından İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri, nükleer tesisleri koruma görevindeki birimleri ‘düşman eylemlerine karşı koymaya ve bu konuda başarısız olanları sorumlu tutmaya’ çağırdı. Aynı şekilde tesisleri korumak için harcanmakta olan ‘kaynaklar’ konusunda şeffaflık çağrısında bulundu.
İran Ordu Koordinatörü Tuğamiral Habibullah Seyyari de ülkesinin ‘düşmanın her adımına karşı uygun şekilde cevap vereceğini’ söyledi. Seyyari, bu adımın, tehditleri ülkeden uzak tutacak ve sürdürülebilir güvenliğe katkı sağlayacak caydırıcı yeteneklerden biri olduğunu vurguladı.
Seyyari, Eylül 1980’de İran ve Irak arasındaki Birinci Körfez Savaşı’nın başlamasından önce ordunun ‘ayrılıkçı gruplarla’ mücadeledeki rolüne işaret etti.
Seyyari, 1979- 1983 yıllarında İran silahlı kuvvetleri ve Kürt partiler arasında, ülkenin batısındaki Kürt şehirlerinde yaşanan silahlı çatışmalara dikkati çekti. Çatışmalarda, her iki taraftan da ölü sayısının 10 bin ve siyasi idamın da yaklaşık bin 200 olduğu tahmin ediliyor. 30 Mayıs 1979 tarihinde Ahvaz bölgesinin güneybatısındaki Hürremşehr’de 70’den fazla kişinin öldüğü ve 400'den fazla kişinin yaralandığı protestoları bastırmakla Deniz Piyadeleri sorumluydu.



Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.


Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
TT

Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, bölgedeki gelişmeler ele alınırken, gerilimin azaltılması ve bölgenin güvenlik ile istikrarına yeniden katkı sağlayacak adımların değerlendirilmesi konuları masaya yatırıldı.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.