Eski İran Dışişleri Bakanı Muttaki, Zarif’i Süleymani'ye siyasi ‘suikast’ düzenlemekle suçlarken, Zarif'in ekibi iç siyaseti sakinleştirici pozisyonda

Dışişleri Bakanlığı, Zarif ile gerçekleştirilen röportajın basına sızdırılmasını ‘yasadışı’ olarak nitelendirdi

İran Dışişleri Bakanlığı, dün Zarif’in Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta hedeflendiği yerde bulunduğu görüntüleri yayınladı
İran Dışişleri Bakanlığı, dün Zarif’in Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta hedeflendiği yerde bulunduğu görüntüleri yayınladı
TT

Eski İran Dışişleri Bakanı Muttaki, Zarif’i Süleymani'ye siyasi ‘suikast’ düzenlemekle suçlarken, Zarif'in ekibi iç siyaseti sakinleştirici pozisyonda

İran Dışişleri Bakanlığı, dün Zarif’in Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta hedeflendiği yerde bulunduğu görüntüleri yayınladı
İran Dışişleri Bakanlığı, dün Zarif’in Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta hedeflendiği yerde bulunduğu görüntüleri yayınladı

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif'e ait ses kaydının sızdırılması ardından diplomasi aygıtı iç öfkeyi yatıştırmaya çalışıyor. Eski Dışişleri Bakanı Menuçehr Muttaki, söz konusu ses kaydını ABD eski Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla Bağdat'ta düzenlenen hava saldırısı ile öldüren Devrim Muhafızları Ordusu yurt dışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye yönelik ‘siyasi suikast’ olarak değerlendirdi.
Nitekim ses kaydında, Bakan Zarif’in Devrim Muhafızları ve Komutan Süleymani'nin İran diplomasisini çökertme yönündeki rolünü, aynı zamanda nükleer anlaşmanın ardından İran ile Rusya arasında Suriye'deki artan iş birliğini eleştiriyor. Moskova'yı İran-Batı yakınlaşmasından korkarak anlaşmanın yönünü değiştirmeye çalışmakla suçlayan Zarif, İran’daki ordu ile diplomatların konumlarının karıştığı eleştirisinde bulunarak diplomasi aygıtının saygınlığını geri kazanması çağrısında bulunuyor.
Zarif, geçtiğimiz Mart ayında kaydedilen ses kaydının bir kısmında, önceki parlamento seçimlerine katılımdaki düşüşü eleştiriyor. Zirâ bu durum, nükleer anlaşmaya karşı çıkan muhalefet akımının parlamentoda çoğunluğu sağlamasına yardımcı olmuştu.
İranlı üst düzey bir yetkilinin Devrim Muhafızları’na yönelik bu tür eşi benzeri görülmemiş eleştirisi, nükleer anlaşmayı yeniden hayata geçirme yönünde Viyana'da üçüncü turu düzenlenen yoğun müzakereler başlamadan bir gün önce, ülkede çelişkili tepkilere sebebiyet verdi. Viyana'daki ilk tur ila ikinci tur görüşmeler arasında da böyle büyük bir sarsıntı yaşanmış, zirâ Natanz Nükleer Tesisi’nde patlama meydana gelmişti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, yurtdışından Farsça yayın yapan bazı basın tarafından elde edilen söz konusu kaydın ‘bir söyleşi veya röportaj değil de’, hükümette yapılan gizli ve rutin bir röportaj olduğunu öne sürerek ‘İran sözlü tarihini’ üstü kapalı bir şekilde teyit etmiş oldu. Aynı zamanda “Kayıt, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin, bakanlar ile yapılan röportajları belgelere dahil etmek üzere kaydederek, hükümet deneyimlerini bir sonraki hükümete aktarma arzusuna dayanıyor. Ancak röportajların gizli kalması gerekiyordu” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanlığının röportaj sürecindeki rolünü reddeden Hatibzade, “Ses kaydını kimin ve niçin yayınlandığını bilmiyoruz. Medyada Zarif'in yorumlarını kesme yönünde bir istek mevcuttu; Ancak kayda bütün olarak bakılması lazım” değerlendirmesinde bulundu.
Yurtdışındaki medyadan önce İran medyasında yayınlandığına işaret ederek kaydın sızdırılmasının önemsiz olduğu intibaını vermeye çalışan Hatibzade, “Evvelsi gün sızdırılmış olması üzücü. İlk başta sınırlı bir şekilde yayılmıştı; dün sabah bazı gazetecilerden duyduk, akşam ise daha büyük bir ölçeğe ulaştı” açıklamalarında bulundu.
“Zarif, kayıtta Komutan Süleymani'yi onurlandırmaktan, onun barışı sağlamadaki rolünden, bilgeliği ve mantığından bahsediyor” diyen Hatibzade, kaydın yayınlanmasını ‘yasadışı’ olarak nitelendirdi. Aynı zamanda Zarif’in açıklamalarını “üzerinde anlaşmaya varılan üst düzey kararları aldığı bir deneyim, dürüstlük, şeffaflık ve dinamizm atmosferi çerçevesine” yerleştirmeye çalıştı.

Muttaki: Ses kaydu Süleymani’ye yönelik bir siyasi suikast’
Ses kaydını Süleymani’ye yönelik bir ‘siyasi suikast’ olarak değerlendiren eski Dışişleri Bakanı Muttaki ise kaydı eleştirdi. Bu yönde, özellikle de Zarif’in iktidarın diplomatik aygıttansa ‘saha’yı tercih edişi yönündeki açıklamalarına değindi. Nitekim Zarif, kayıtta “Sahanın diplomasiye harcanmasından daha çok, diplomasi sahanın ihtiyaçlarını karşıladı” diyerek üstü kapalı olarak Devrim Muhafızları’na ve bölgedeki çeşitli çatışma bölgelerinde yer alıp çeşitli milletlerden milislere destek veren Kudüs Gücü’nün rolüne işaret etmişti. Aynı zamanda “Her müzakereye gittiğimde, bu ayrıcalığı ya da şu noktayı elde etmeni istiyorum diyen kişi hep Süleymani’ydi. Adeta savaş alanında başarılı olmak için pazarlık yapıyordum” ifadelerini kullanmıştı.
Zarif'in açıklamalarının, onun saha ya da diplomasi hakkında doğru bilgilere ya da dakik bir tanıma sahip olmadığını gösterdiğini öne süren Muttaki, “Zarif’in ABD’ye bakıp saha ile diplomasinin tek bir politika ve uyumlu bir yaklaşımla birbirini nasıl tamamladığını görmesi yeterli” ifadelerini kullandı.
Zarif’in Rusya ve İran’ın Suriye’deki iş birliğine değindiği kısımlara odaklanan Muttaki, Süleymani ve Putin arasındaki görüşmelerin ve Süleymani'nin Suriye çatışmasına davetin ‘Rusya'yı savaş alanına girmeye ikna etme yönünde bir merhamet mermisi olduğunu’ belirterek “Bu röportajın ABD’nin askeri suikast düzenlediği kişilere yönelik korkakça bir siyasi suikast olması üzücü” değerlendirmesinde bulundu.
Temmuz 2015'te nükleer anlaşmanın ilanı ile Ocak 2016'da uygulanmaya başlaması arasındaki altı aylık sürede yaşananları hatırlamanın yeterli olacağına değinen Zarif, anlaşma uygulanmadan önceki iki hafta içerisinde İran'daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği ve Konsolosluğuna yönelik saldırıdan, ABD kuvvetleri botlarının tutuklanmasından bahsederek bunların anlaşmanın İran dahilindeki muhaliflerinin baltalama girişimleri olduğunu öne sürüyor.
Süleymani'nin ilk Moskova ziyaretinin de bu çerçevede olduğundan bahseden Zarif, Moskova'yı nükleer anlaşmanın ‘tamamlanması’ yönündeki durumu tersine çevirmeye çalışmakla suçlayarak şöyle diyor:
“Anlaşmanın imzalanmasıyla Rusya, Süleymani'yi karşılamaya karar verdi. Süleymani'nin Putin'i Suriye’deki savaşa katılmaya ikna ettiğini iddia ediyoruz. Zaten kararını vermiş olan Putin, İran kara kuvvetlerinin katılımı karşılığında hava kuvvetleri ile savaşa dahil olmuştu bile. Ancak orada kara kuvvetlerimiz yoktu; Suriyeliler, Araplar, Afganlar ve gönüllüler vardı. Suriye'ye müdahale kararı alırken Temmuz 2015'te Süleymani'yi davet ettiler. Rusya Suriye’yi Akdeniz üzerinden vurabilecekken neden İran hava sahası üzerinden saldırdı? Rus bombardıman uçakları niçin İran üzerinden uçtu? Üstelik tüm bunlar nükleer anlaşma sonrasında gerçekleşti.”
Rusya'nın nükleer anlaşma öncesindeki müzakerelerde aldığı rolün ayrıntılarını açıklayarak daha da ileri giden Zarif, “Rusya, anlaşmanın imzalanmasını önlemek için son hafta elinden geleni yaptı. Nükleer anlaşmanın başarılı olacağına inanmamış olan Ruslar, son haftalarda anlaşmanın bir sonuca varmak üzere olduğunu fark ettiklerinde yeni tekliflerde bulunmaya başladılar. Bu aşamada Rusya ve Fransa, İran'ın nükleer anlaşmayı sürdürmek için Güvenlik Konseyi iznini her altı ayda bir uzatması gerektiği önerisinde bulundu” ifadelerini kullandı.
Zarif, anlaşmaya dahil olan ülkelerin dışişleri bakanlarını Viyana'da bir arada gösteren grup fotoğrafında Rusya Dışişleri Bakanı'nın bulunmamasını Rusya’nın hoşnutsuzluğuna kanıt gösterdi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hatibzade, dün, Zarif ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov arasındaki ‘kadim ilişkinin’ gücünü överek Moskova ile arayı yumuşatmaya çalıştı. Rusya ve İran ile ilişkilerin ‘stratejik’ olduğunu vurgulayan Hatibzade, ‘ilişkileri çeşitli düzeylerde geliştirme’ niyetlerini ifade etti.
Söz konusu ses kaydı, Zarif’in önümüzdeki 18 Haziran'da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformist hareketin olası adayları arasında ismi ön plana çıktığı bir dönemde geldi. Reformist akım, aday listesini geçirirken seçimlere katılımın gerileyeceği yönündeki iç korkular üzerine oynuyor.
Ay başından bu yana İran, aralarındaki karşılıklı uyumu yeniden sağlamak için Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu arabuluculuğunda ABD yönetimi ile dolaylı müzakerelerde bulunuyor.
Nitekim seçimler ve Viyana'daki görüşmeler ışığında, İran çevreleri ses kaydının zamanlaması ve sebebi konusunda ikiye bölünmüş durumda. Zarif'i cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görmek isteyen çevreler, bunu reformistlerin adaylığına yönelik bir darbe olarak görüyor. Bazıları ise bu yeni gelişmenin Zarif'in müzakerelerdeki konumunu ‘olumlu’ etkileyeceğine, bundan yaptırımların kaldırılmasıyla çıkılacağına inanıyor.
Batılı ülkeler İran'ın bölgesel faaliyetleri ve balistik füze programı üzerinde baskı kuracak daha kapsamlı bir anlaşmaya varmak amacıyla diyalog masasına dönmesi yönünde garanti elde etmek isterken, İran bir diğer yandan da Devrim Muhafızları ve terörizme ilişkin yaptırımlarla ilgili zorluklarla karşı karşıya.
Zarif’e yakınlığı ile bilinen bazı uzmanlar, sürmekte olan görüşmelerde Batı'nın esnekliğini kazanmak için seçim kozunu kullanma yönünde iddiaya girerken aynı zamanda mevcut durumun Batı ile ‘katı bir yönetime’ yol açacağı uyarısında bulunuyor.
İran hükümeti, geçen yılki parlamento seçimlerinde en düşük katılım oranının kaydedilmesi ardından İranlıları sandığa götürme çabaları kapsamında seçimlerden önce nükleer anlaşmadaki çıkmazı kırmak istiyor. Ancak aynı zamanda Viyana görüşmelerinde herhangi bir seçim yönelimini reddetmekte ısrar ediyor.

Ses kaydının bir nüshası da Zarif'te  mi?
Reformistlere yakın haber sitelerinde, ses kaydının sızdırılması ardında iki güruhun olduğu olasılığına işaret edildi.Bunları, Viyana müzakereleri ve nükleer anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesi yönündeki muhalifler veya başkanlık seçimlerinde rakipler olarak tanımlandı. Haberlerde, Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad yakınlarının da olası rolüne değinilerek, Tahran'daki kaynaklara atıfta bulunarak kaydın bir nüshasının da Zarif'te olduğu belirtildi.
Hükümet medya platformu Irna haber ajansının Dışişleri Bakanlığı'na yönelik eleştirilerin cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte ‘artması’ olasılığı konusundaki sorusunu cevaplayan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Ne yazık ki, dış politikanın bazı akımların seçim hedefleri kapsamında kullanıldığına şahitlik ediyoruz. Olup bitenlerin bir hedefi var. Ancak tüm bunlar bizim misyonumuzu etkilemeyecek” ifadelerine kullandı.
Devrim Muhafızları istihbarat servisine bağlı Tasnim haber ajansı, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin danışmanı Hüsameddin Aşina’yı söz konusu ses kaydını sızdırmakla suçlamış; Aşina ise Twitter hesabından verdiği yanıtta “Art niyetleri ve tuzakları, inşallah dönüp kendilerini bulur” ifadelerini kullanmıştı.  
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti’ye yakınlığı ile bilinen Farhikhtegan Daily gazetesinin haberinde ise röportajın Aşina tarafından yönetilen Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde yapıldığının söylendiği yazıldı. Haberde “Açıklamaları ev sahibine güvendiğini gösteren Zarif, Dışişleri Bakanı tarafından yapılan iç toplantılarda gizli bilgilerin ifşa edilmesinin ülke sırlarını açığa çıkaracağını ve affedilmemesi gerektiğini bilmiyor mu?” ifadelerine yer verildi.
Tahran üniversitelerinde ders veren siyaset bilimi profesörü reformist kuramcı Sadık Ziba Kelam, ses kaydını bizzat Zarif'in sızdırmış olabileceğini öne sürerek “Kaydın yayınlanmasının Zarif'e bir zarar vereceğini sanmıyorum. Yarar ve zarar ararsak, röportajın bakandan daha fazla radikallere zarar vereceği görüşündeyim” değerlendirmesinde bulundu.



Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.


İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.