Lübnan ve İsrail arasındaki sınır müzakerelerinin bilinmeyen geleceği

Washington’ın müzakerelere konu olan bölgeyi sınırlandırma şartı müzakerelerin durmasına neden oldu

Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)
Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)
TT

Lübnan ve İsrail arasındaki sınır müzakerelerinin bilinmeyen geleceği

Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)
Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)

İsrail ile Lübnan arasındaki tartışmalı deniz sınırı anlaşmazlığına çözüm bulunması için yürütülen müzakerelerin, dün yapılması gereken altıncı oturumu, ABD’nin öne sürdüğü şart nedeniyle belirsizliğe sürüklendi. Lübnan tarafı ile arabulucu ABD arasında gerçekleşen temaslarda müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağının netleşmesi bekleniyor.
Dün öğle saatlerinde Lübnan ve İsrail heyetleri arasındaki deniz sınırı çizmek için yapılması planlanan dolaylı müzakerelerin altıncı oturumu belirsiz bir tarihe ertelendi. Taraflardan hiçbiri müzakerelerin geleceğine veya sonuçlarına ilişkin resmi bir açıklamada bulunmazken ABD tarafı ‘Lübnan'ın tutumunu anlamak amacıyla’ yapılan temaslarını sürdürdü. Müzakerelere eşlik eden Lübnanlı kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, ABD tarafıyla yapılan temaslar çerçevesinde müzakerelerin geleceğinin belirleneceğini, ya askıya alınacağını ya da yeniden başlayacağını söylediler.
İki ülke arasındaki dolaylı müzakereler, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde ve ABD arabuluculuğunda Lübnan'ın güneyindeki Ra’s en-Nakura’da konuşlu BM Geçici Görev Gücü (UNIFIL) karargahında yapıldı. Müzakereler, ABD’nin arabuluculuğa soyunması öncesinde, iki tarafın daha önce ileri sürdükleri taleplerin yerine getirilmelerinin güçlüğü nedeniyle 5 ay kadar ertelendi. Ardından ABD, müzakerelere yeniden başlamalarını kolaylaştırmak için müdahale etti.
Müzakerelere katılan Lübnanlı bir kaynak, Lübnan heyetinin, beşinci oturuma hukuki ve coğrafi temellere dayanan önerilerini sunmak amacıyla olumlu bir havada gittiğini, ancak Amerikan heyetinin başkanının, müzakerelerin sadece İsrail sınırı ile BM’ye emanet edilen Lübnan sınırı arasında sınırlandırılmasını talep etmesinin şaşkınlık yarattığını söyledi. Yani ABD tarafının, müzakerelerin yaklaşık 860 kilometrekarelik tartışmalı deniz sahasıyla sınırlandırılmasını istediğini belirten kaynak, Lübnan'ın müzakerelerin anlaşmazlık yaşandığını söylediği 2 bin 290 kilometre uzunluğundaki sınırı kapsaması önerisiyle çeliştiğini ve ön koşulsuz müzakere ilkesine aykırı olduğunu söyledi.
Lübnan Cumhurbaşkanlığı’ndan Salı günü Ra’s en-Nakura’daki müzakerelere katılan heyetin başkente geri dönmesinin ardından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın, heyete, müzakerelerin ön koşullarla sürdürmemeleri ve uluslararası hukukun Lübnan'ın ulusal çıkar ve istikrarının yanı sıra Lübnanlıların ülkenin zenginliklerine yatırım yapma haklarını korumak için istediği adil çözüme ulaşmak amacıyla müzakerelerin devam etmesini sağlamanın temeli olarak benimsenmesi talimatı verdiği belirtildi.
Müzakerelere eşlik eden kaynaklar, Amerikan tarafının Lübnan heyetine (dün yapılması gereken)bir sonraki oturumda tartışmanın, söz konusu sınırlı bölge yani Lübnan'ın bir ön koşul olarak görüp reddettiği 860 kilometrelik bir alan üzerine yapılacağına dair bilgi verdiğini söylediler. Lübnan’ın bunu bir ön koşul olarak görmesinin nedeni, müzakerelerin temelinin tüm fikirlerin ve önerilerin tartışılması ve bunların tek bir çerçeveyle sınırlandırılmaması gerektiğinden kaynaklanıyor.
Müzakereye katılan taraflar arasındaki telefon trafiği Salı gecesi geç saatlere kadar devam etti.  Ancak, Çarşamba günü oturumun yapılmasını sağlayacak bir uzlaşıya varılamadı. Müzakerelerin süreceğine veya askıya alındığına dair herhangi bir resmi yapılmaması, müzakerelerin tarihiyle ilgili bir belirsizliğe yol açtı. Ayrıca ne arabulucu olan ABD’den ne de İsrail tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı.
Lübnanlı kaynaklar, müzakerelere katılan ABD’li yetkililerin ‘Lübnan'ın tutumunu anlamak için’ temasların sürdüğünü doğruladılar. Kaynaklar, müzakerelerin devam mı edeceği yoksa askıya mı alınacağının bu temasların sonucunda netleşeceğini belirttiler. Kaynaklara göre eğer müzakereler askıya alınırsa, münhasır ekonomik sularında petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma sürecini başlatmayı bekleyen Lübnan’ın mevcut krizlerine bir kriz daha ekleyecek.
İktidar ile müzakere heyeti arasındaki herhangi bir anlaşmazlık veya bir karışıklık olmadığını vurgulayan kaynaklar, “Lübnan heyeti, Salı günü yapılan müzakerelerin ilk oturumunda ABD'nin sergilediği tutum karşısında şaşırdı. Çünkü ABD’liler farklı bir tutum sergilediler” dediler. Kaynaklar, Lübnan heyetinin, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı David Hale’ın, Nisan ayı ortalarında Beyrut'a yaptığı ve müzakerelerin yeniden başlamasıyla sonuçlanan ziyaretten farklı bir tutumla karşılaştıklarını belirttiler. Çünkü Hale’ın Beyrut temasları sırasında herhangi bir ön koşul konuşulmadığını söyleyen kaynaklar, “Aksine, temaslara tüm önerilerin açık olduğu, tüm taleplerin tartışıldığı, görüşlerin yaklaştırıldığı ve ABD’nin iki taraf arasında ortak bir noktaya ulaşılması için köprü olduğu olumlu bir atmosfer hakimdi” ifadelerini kullandılar. Müzakerelerin yeniden başlatılmasına karar verildiğinde, müzakerelerin ön koşulsuz olması ilkesinde hemfikir olunduğunu belirten kaynaklar,  dolayısıyla müzakere oturumu sırasında Lübnan heyetinin farklı bir tutumla karşı karşıya kalmalarının, onları şaşkınlığa sevk ettiğini söylediler.
Lübnan, tartışmalı bölgenin 2 bin 290 kilometrekare olduğunda ısrar etse de müzakere kapısını tamamen kapatmadı. Lübnanlı müzakere heyetinin bir üyesi, birkaç hafta önce Şarku’l Avsat’ın da katıldığı bir baskın açıklamasında, Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı bölgeyi bölen ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi Fredric Hof'un çizdiği sınıra atıfta bulunarak 860 kilometrelik Hof Hattı’nın Lübnan için geçmişte kaldığını söyledi. Ayrıca Lübnan'ın kendisine teklif edilenden daha fazla bölgeye uzanmayı sabırsızlıkla beklediğini belirtti. Müzakere heyeti, daha önce iktidardan Savunma Bakanlığı aracılığıyla bir kararname imzalamasını talep ederek, 2010 yılında BM tarafından tevdi edilen sınır bölgesi koordinatlarının değiştirildiğini duyurmuştu. Ancak bu gelişme, ülkenin siyaset sahnesinde hiçbir coşkuya neden olmadı. Her müzakere turunda ya siyasi bölünmeler yaşanıyor ya da İsrail'in müzakereleri sonuçsuz bırakan gerilimler yaratıyor.
Sağlam hukuki gerekçelere dayanmaksızın değiştirilen koordinatlarla ilgili bir kararnamenin imzalanmasına karşı çıkan Lübnanlı kaynaklar, en önemli konunun ‘Lübnanlıların müzakerelere ortak bir tutumla gitmesi ve bölünmüşlüğe bir son vermiş olmaları’ olduğunu vurguladılar. Tutum tarafların müzakerelere ilişkin tutumlarını açıkladığını söyleyen kaynaklar, Hizbullah'ın, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin, coğrafi şartlar öne sürülmeksizin müzakerelere gidilmesi, müzakere heyetinin uzman isimlerden oluşması ve heyette hiçbir siyasi temsilcinin olmaması yönündeki tutumunu desteklediğini aktardılar.



Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
TT

Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)

Mısır ile İsrail arasında resmi barış anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık 47 yıl geçmiş olmasına rağmen, Mısır kamuoyunda İsrail ile herhangi bir normalleşmeye yönelik güçlü bir toplumsal ret devam ediyor. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkiler uzun yıllardır "soğuk barış" olarak nitelendiriliyor.

Cumartesi akşamı düzenlenen resmi bir törende konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Filistin devleti kurulmadığı ve İsrail'in ihlalleri sürdüğü sürece İsrail ile "halklar düzeyinde normalleşmenin" mümkün olmadığını belirterek, çözümün ancak "adil ve kapsamlı bir barışın" sağlanmasıyla mümkün olacağını söyledi.

Sisi'nin açıklamaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetine yakın çevrelerin, Mısır Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Hüsam Hasan'ın Dünya Kupası son 32 turunda Avustralya karşısında alınan galibiyetin ardından Filistin bayrağı açmasına tepki göstermesinin hemen ardından geldi. Hasan, son 16 turuna yükselen takımın galibiyetini Mısır ve Filistin halklarına armağan etmiş, bu tavrı Mısır'da sosyal medyada geniş destek görmüştü.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hicazi, Mısır'ın tutumunun "önemli bir mesaj" taşıdığını belirterek, "Filistinliler kendi devletlerine kavuşmadığı sürece halklar arası normalleşme, İsrail'in önündeki Mısır engeli olarak varlığını sürdürecektir" dedi.

Sorunun kökenine çözüm vurgusu

Mısır ile İsrail, Mart 1979'da ABD'nin başkenti Washington'da barış anlaşmasını imzaladı. Ancak ilişkiler büyük ölçüde resmi düzeyde kaldı ve Mısır toplumunda hiçbir zaman geniş kapsamlı bir normalleşme yaşanmadı. Hatta Mısır'daki bazı meslek odaları ve sendikalar, üyelerinin İsrail ile normalleşmesini disiplin suçu sayarak yaptırım uyguluyor.

xvfgthy
Mısır'ın merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile İsrail'in eski Başbakanı Menahem Begin, Mart 1979'da Beyaz Saray'da barış anlaşmasını imzaladıktan sonra birbirlerine sarılırken. (AFP)

Kahire'nin doğusundaki Yeni İdari Başkent'te düzenlenen "Devlet Stratejik Komutanlığı" açılış töreninde konuşan Sisi, "Devlet, halkının kazanımlarına asla zarar verilmesine izin vermeyecek; ancak barış isteyenlerle de barışa bağlı kalacaktır." ifadelerini kullandı.

Sisi şöyle devam etti:

"Bölgeye ilişkin derin vizyonu ve tarihsel tecrübesiyle, ayrıca İsrail ile barış anlaşması imzalayan ilk ülke olarak Mısır, Ortadoğu'daki çatışmaların kalıcı çözümünün, Filistin sorununu sona erdirecek ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda kuracak kapsamlı ve adil bir barış anlaşmasından geçtiğini teyit etmektedir."

Cumhurbaşkanı ayrıca şu vurguyu yaptı:

"İşgali sona erdirmeyen, zulüm ve saldırıları bitirmeyen, hak sahiplerine haklarını geri vermeyen, herkes için güvenlik sağlamayan ve bölge halklarına istikrar ile refah içinde yaşama fırsatı sunmayan bir çözümle ne kalıcı barış, ne gerçek istikrar ne de halklar arası normalleşme mümkündür."

"Mısır, yükümlülüklerini yerine getirdi"

Muhammed Hicazi, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı değerlendirmede, Mısır'ın barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve onlarca yıl boyunca bölgesel istikrarın korunmasına katkı sunduğunu söyledi.

Buna rağmen Mısır kamuoyunun Filistin meselesini yalnızca siyasi bir dosya değil, aynı zamanda adalet, ulusal güvenlik ve kimlik meselesi olarak gördüğünü belirten Hicazi, şu değerlendirmeyi yaptı:

"İşgalin sürmesi, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin genişlemesi ve Gazze'ye yönelik tekrar eden savaşlar, barışın resmi düzeyden toplumsal düzeye taşınmasını engelleyen temel nedenler oldu."

Hicazi, Cumhurbaşkanı Sisi'nin mesajının Mısır dış politikasının değişmeyen ilkesini yeniden teyit ettiğini belirterek, "Gerçek barış yalnızca ateşkesler veya anlaşmalarla değil, çatışmanın temel nedenlerinin çözülmesiyle mümkündür. Bunun başında da bağımsız Filistin devletinin kurulması gelmektedir." dedi.

Ayrıca, "Halklar arası normalleşme siyasi kararlarla dayatılamaz; ancak toplumlar adaletin sağlandığını ve hakların iade edildiğini hissettiklerinde doğal olarak ortaya çıkar" ifadelerini kullandı.

"İsrail'in önünde stratejik bir tercih var"

Ekim 2023'te Gazze savaşının başlamasının ardından iki ülke ilişkileri, 1979'daki barış anlaşmasından bu yana en gergin dönemlerinden birini yaşıyor.

Özellikle İsrail'in barış anlaşmasına aykırı olduğu belirtilen şekilde Mısır sınırındaki Philadelphia Koridoru'nu kontrol altına alması ve Filistin tarafındaki Refah Sınır Kapısı'nı işgal etmesi, Kahire ile Tel Aviv arasındaki gerilimi artırdı.

Son iki yılda Mısır, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına yönelik söylemini sertleştirerek yaşananları sık sık "etnik temizlik" ve "insanlığa karşı suçlar" olarak nitelendirdi.

Mısır, savaşın başlangıcından bu yana Katar ve ABD ile birlikte arabuluculuk yürütüyor. Türkiye de 2025 yılında oluşturulan yeni diplomatik girişime katıldı. Ancak İsrail'in anlaşmanın hükümlerini tam olarak uygulamaması ve zaman zaman savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulunması dikkat çekiyor. Bunun yanında İsrail medyasında zaman zaman Mısır'ın artan askeri kapasitesine yönelik eleştiriler de dile getiriliyor.

Bu çerçevede Hicazi, İsrail'in önünde iki stratejik seçenek bulunduğunu söyledi.

Bunlardan ilki, karşılıklı güvenliği sağlayacak kapsamlı bir barış sürecine katılarak Filistin devletini tanıması ve İran'ın da iyi komşuluk ilkelerine uyması ile bölgesel işlere müdahaleden vazgeçmesi halinde, Avrupa benzeri bölgesel güvenlik ve iş birliği sisteminin kurulacağı daha istikrarlı bir Ortadoğu'nun oluşturulmasıdır.

İkinci seçenek ise İsrail'in çatışmayı yönetme politikasını sürdürmesi ve siyasi çözüm yerine askeri üstünlüğüne güvenmeye devam etmesidir.

Hicazi, tarihsel deneyimlerin askeri gücün tehditleri caydırabileceğini ancak tek başına siyasi meşruiyet üretemeyeceğini ve kalıcı barış sağlayamayacağını belirterek, "Askeri üstünlük geçici bir düzen kurabilir; ancak kalıcı ve istikrarlı bir bölgesel sistem inşa edemez." uyarısında bulundu.

Hicazi sözlerini şöyle tamamladı:

"Mısır'ın yaklaşımına göre adil barış yalnızca Filistinlilerin ya da Arap dünyasının talebi değildir; aynı zamanda İsrail'in ve bölgenin gerçek stratejik çıkarıdır. İki devletli çözüm, resmi barışı halklar arasında gerçek bir barışa dönüştürebilecek, daha güvenli, istikrarlı ve iş birliğine dayalı bir bölgesel düzen kurabilecek tek çıkış yoludur."


Lübnan, “çerçeve anlaşmasını” sağlamlaştırmak için ABD’den destek istedi

Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)
Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)
TT

Lübnan, “çerçeve anlaşmasını” sağlamlaştırmak için ABD’den destek istedi

Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)
Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)

Lübnan, özellikle üzerinde mutabık kalınan çekilmeler konusunda İsrail'in ‘endişe verici’ sinyaller göndermesinin ve işgal ettiği güney bölgelerine sınır kapıları kurulması gibi anlaşmayla çelişen adımlar atmasının ardından ‘çerçeve anlaşmasının’ sonuçlarını sağlamlaştırmak için ABD'den destek talep etti.

Şarku’l Avsat'a konuşan bilgi sahibi Lübnanlı kaynaklar, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı İ(CENTCOM) General Brad Cooper'ın son ziyaretinde Lübnanlı yetkililerle ‘İsrail'in çekileceği deneme bölgelerinde uygulanacak esasları belirlediğini’ söyledi. General Cooper'ın kıdemli yardımcılarından birinin uygulamayı takip etmek amacıyla Lübnan'da kaldığını ifade eden kaynaklar, Lübnan'ın ‘ABD’lilerle mutabık kalınan hususlara aykırı bir çekilme ertelemesi ya da başka bir gelişmeden haberdar edilmediğini’ de sözlerine ekledi.

Bu açıklamalar, Lübnanlı yetkililer arasında İsrail'in güvenlik uygulamaları ve açıklamalarına yönelik kaygıların artmasının ardından yapıldı. İsrail ordusu dün, Lübnan toprakları içinde oluşturduğu güvenlik şeridini Lübnan'ın derinliklerinden ayırmak amacıyla sınır kapıları kurarak bölgeyi kapattı. Bu hamle, 2000 yılından bu yana atılan ilk pratik adım niteliğini taşıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinden çekilmeyeceğini teyit eden açıklamaları bu endişeleri daha da derinleştirdi.


İsrail ateşkese rağmen İHA'larla Lübnan'da istihbarat ve psikolojik savaş yürütüyor

İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)
İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)
TT

İsrail ateşkese rağmen İHA'larla Lübnan'da istihbarat ve psikolojik savaş yürütüyor

İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)
İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)

Ateşkesin yürürlüğe girmesine rağmen, İsrail'e ait insansız hava araçlarının (İHA) uğultusu Lübnan'da güneyden Beyrut'un güney banliyölerine ve Bekaa Vadisi'ne kadar günlük hayatın değişmeyen unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu uçuşlar artık yalnızca askeri keşif faaliyeti olarak görülmüyor. İsrail'in istihbarat toplama, hedef listesini güncelleme ve ihtiyaç halinde suikast ya da nokta operasyonları gerçekleştirmeye hazır olma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Bunun yanında İHA'lar, savaşın henüz sona ermediği ve Lübnan hava sahasının hâlâ İsrail'in kontrolü altında bulunduğu hissini canlı tutarak siviller üzerinde sürekli psikolojik baskı oluşturuyor.

Askeri uzmanlar, bu uçuşların sürmesinin, İsrail'in Hizbullah ile mücadelenin henüz sonuçlanmadığı ve silah meselesine nihai bir çözüm bulunmadan hava sahasındaki hareket serbestisini terk etmeyeceği yönündeki yaklaşımını yansıttığı konusunda görüş birliği içinde.

"İHA'lar bitmeyen savaşın parçası"

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, İsrail İHA'larının Lübnan hava sahasındaki yoğun varlığının olağanüstü bir durum olmadığını, bunun İsrail'in ateşkese rağmen Hizbullah'a karşı sürdürdüğü mücadelenin doğal bir parçası olarak gördüğü keşif ve istihbarat faaliyetleri kapsamında değerlendirildiğini söyledi.

Kahveci, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, "İHA'lar Lübnan semalarında kalmaya devam edecek. İsrail bunları sürekli keşif ve gözetleme amacıyla kullanıyor. Güney banliyöleri, Beyrut ve çevresi, güney Lübnan ile Bekaa'daki Hizbullah hareketliliğini bu araçlarla izliyor. İsrail'e göre Hizbullah'la savaş sona ermiş değil. Bugün yaşanan yalnızca bir ateşkes veya gerilimin geçici olarak düşmesidir. İsrail'in bakış açısına göre çatışma devam ediyor" dedi.

cdfvfrb
İsrail'e ait insansız hava araçları Lübnan semalarından eksik olmuyor. (EPA)

İsrail'in Lübnan hava sahasında serbest hareket ettiğini düşündüğünü belirten Kahveci, "Geçmişte daha çok uzak mesafeden keşif faaliyetlerine ağırlık veriliyordu. Bugün ise donmuş bir savaş süreci yaşanıyor. Suikastlar ve sınırlı askeri operasyonlar devam ettiği için keşif faaliyetleri de İsrail'in askeri faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olmayı sürdürüyor" ifadelerini kullandı.

Yakın zamanda  bu uçuşların sona ermesini beklemediğini belirten Kahveci, "Bunların kısa vadede duracağını kesinlikle düşünmüyorum. Silah meselesine ilişkin bir çözüme ulaşılıncaya kadar devam edecekler. Bu nedenle mevcut aşamada İHA uçuşlarının sona ermesini beklemiyorum" diye konuştu.

Sessiz İHA diye bir şey yok

Teknik açıdan da değerlendirmelerde bulunan Kahveci, kamuoyunda dile getirilen "sessiz İHA" iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyledi.

"Sessiz İHA diye bir şey yoktur. Bütün İHA'lar ses çıkarır; fark yalnızca motor tipine bağlı olarak ses seviyesindedir." diyen Kahveci, casusluk amacıyla kullanılan küçük bataryalı İHA'ların daha düşük ses çıkardığını, ancak İsrail'in Lübnan üzerinde kullandığı araçların farklı modellerden oluştuğunu ve keşif-gözetleme görevleri için tasarlandığını ifade etti.

Kahveci, İHA'nın daha yüksek ya da daha düşük ses çıkarmasının tek başına askeri bir anlam taşımadığını belirterek, bunun yalnızca kullanılan platform ve motor tipiyle ilgili olduğunu söyledi.

Keşif ve saldırı görevini birlikte yürütüyorlar

Kahveci, Lübnan üzerinde uçan İsrail İHA'larının tamamının yalnızca keşif amaçlı olmadığını da vurguladı.

Bu araçların kameralarla donatıldığını belirten Kahveci, "Bazıları silahlıdır ve küçük füzeler taşır. Dolayısıyla gerektiğinde doğrudan hedef vurabilirler. Keşif görevinin yanında saldırı kapasitesine de sahiptirler." dedi.

fvfevbef
İsrail'e ait insansız hava araçlarının Lübnan semalarındaki varlığı, henüz sona ermeyen savaşın bir parçası olarak görülüyor. (AFP)

İsrail'in bu İHA'ları düşük irtifada yoğun şekilde kullandığını belirten Kahveci, bunun nedeninin Hizbullah'ın hava savunma kapasitesinin oldukça sınırlı olması olduğunu söyledi.

Kahveci, "Her İHA'nın belirli bir görevi vardır. Bazıları belirli kişileri izlerken, bazıları belli bölgeleri gözetler. Her platformun kendine özgü operasyonel görevi bulunuyor." ifadelerini kullandı.

Amaç hedef listesini sürekli güncellemek

Emekli Tuğgeneral Said Kazah da İsrail İHA'larının Lübnan üzerindeki faaliyetlerinin, İsrail'in Hizbullah'la savaşın henüz sona ermediğine inandığını gösterdiğini belirtti.

Kazah, bu İHA'ların aynı anda istihbarat, saldırı ve psikolojik savaş görevleri yürüttüğünü söyledi.

"İHA uçuşlarının ilk mesajı, İsrail'in savaşın hâlâ sürdüğünü göstermek istemesidir. İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın resmen sona erdiği ya da taraflar arasında nihai bir düşmanlıkların sona erdirilmesi anlaşmasının yapıldığı açıklanmış değildir." dedi.

Bu uçuşların amacı yalnızca siyasi mesaj vermeyi hedeflemediğini İfade eden Kazah, "Asıl hedef, hedef bankasını sürekli güncellemektir. Aynı zamanda İsrail'in kendisi açısından tehdit olarak değerlendirdiği her türlü faaliyeti, ister Beyrut'un güney banliyölerinden ister Lübnan'ın başka bölgelerinden kaynaklansın, kesintisiz biçimde izlemektir" ifadelerini kullandı.

İHA'ların her gün hava fotoğrafları çektiğini belirten Kazah, bu görüntülerin önceki kayıtlarla karşılaştırıldığını, daha sonra yapay zekâ sistemleri ve askeri analistler tarafından incelenerek askeri nitelik taşıyan yeni hedeflerin belirlenmeye çalışıldığını söyledi.

Psikolojik savaşın da önemli bir parçası

Kazah, daha düşük ses çıkaran İHA modellerinin bulunduğunu ancak bunların bugün Lübnan üzerinde görev yapan araçların yerine kullanılmasının uygun olmadığını belirtti.

Bunun nedeninin mevcut İHA'ların yalnızca keşif değil, aynı zamanda saldırı görevlerini de yerine getirmesi olduğunu vurgulayan Kazah, bu platformların gelişmiş keşif sistemleri ve füzelerle donatıldığını, böylece tehdit olarak değerlendirilen hedeflere anında müdahale edebildiğini söyledi.

Kazah, İsrail'in bu İHA'ları yalnızca operasyonel gerekçelerle kullanmadığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

"Bu araçlar psikolojik savaşın da önemli bir unsurudur. İsrail, Lübnanlıların İsrail ordusunun hâlâ sahada olduğu, savaşın kapanmadığı ve düşmanlıkların tamamen sona ermesini ve silah meselesinin çözüme kavuşmasını garanti altına alacak nihai bir anlaşma sağlanmadan operasyonlarını durdurmayacağı mesajını sürekli hissetmesini istiyor."