Lübnan ve İsrail arasındaki sınır müzakerelerinin bilinmeyen geleceği

Washington’ın müzakerelere konu olan bölgeyi sınırlandırma şartı müzakerelerin durmasına neden oldu

Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)
Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)
TT

Lübnan ve İsrail arasındaki sınır müzakerelerinin bilinmeyen geleceği

Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)
Salı günü görüşmelerin yapıldığı Ra's en-Nakura’daki UNIFIL karargahı çevresinde konuşlanan Lübnan ordusuna ait iki askeri araç (AFP)

İsrail ile Lübnan arasındaki tartışmalı deniz sınırı anlaşmazlığına çözüm bulunması için yürütülen müzakerelerin, dün yapılması gereken altıncı oturumu, ABD’nin öne sürdüğü şart nedeniyle belirsizliğe sürüklendi. Lübnan tarafı ile arabulucu ABD arasında gerçekleşen temaslarda müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağının netleşmesi bekleniyor.
Dün öğle saatlerinde Lübnan ve İsrail heyetleri arasındaki deniz sınırı çizmek için yapılması planlanan dolaylı müzakerelerin altıncı oturumu belirsiz bir tarihe ertelendi. Taraflardan hiçbiri müzakerelerin geleceğine veya sonuçlarına ilişkin resmi bir açıklamada bulunmazken ABD tarafı ‘Lübnan'ın tutumunu anlamak amacıyla’ yapılan temaslarını sürdürdü. Müzakerelere eşlik eden Lübnanlı kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, ABD tarafıyla yapılan temaslar çerçevesinde müzakerelerin geleceğinin belirleneceğini, ya askıya alınacağını ya da yeniden başlayacağını söylediler.
İki ülke arasındaki dolaylı müzakereler, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde ve ABD arabuluculuğunda Lübnan'ın güneyindeki Ra’s en-Nakura’da konuşlu BM Geçici Görev Gücü (UNIFIL) karargahında yapıldı. Müzakereler, ABD’nin arabuluculuğa soyunması öncesinde, iki tarafın daha önce ileri sürdükleri taleplerin yerine getirilmelerinin güçlüğü nedeniyle 5 ay kadar ertelendi. Ardından ABD, müzakerelere yeniden başlamalarını kolaylaştırmak için müdahale etti.
Müzakerelere katılan Lübnanlı bir kaynak, Lübnan heyetinin, beşinci oturuma hukuki ve coğrafi temellere dayanan önerilerini sunmak amacıyla olumlu bir havada gittiğini, ancak Amerikan heyetinin başkanının, müzakerelerin sadece İsrail sınırı ile BM’ye emanet edilen Lübnan sınırı arasında sınırlandırılmasını talep etmesinin şaşkınlık yarattığını söyledi. Yani ABD tarafının, müzakerelerin yaklaşık 860 kilometrekarelik tartışmalı deniz sahasıyla sınırlandırılmasını istediğini belirten kaynak, Lübnan'ın müzakerelerin anlaşmazlık yaşandığını söylediği 2 bin 290 kilometre uzunluğundaki sınırı kapsaması önerisiyle çeliştiğini ve ön koşulsuz müzakere ilkesine aykırı olduğunu söyledi.
Lübnan Cumhurbaşkanlığı’ndan Salı günü Ra’s en-Nakura’daki müzakerelere katılan heyetin başkente geri dönmesinin ardından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın, heyete, müzakerelerin ön koşullarla sürdürmemeleri ve uluslararası hukukun Lübnan'ın ulusal çıkar ve istikrarının yanı sıra Lübnanlıların ülkenin zenginliklerine yatırım yapma haklarını korumak için istediği adil çözüme ulaşmak amacıyla müzakerelerin devam etmesini sağlamanın temeli olarak benimsenmesi talimatı verdiği belirtildi.
Müzakerelere eşlik eden kaynaklar, Amerikan tarafının Lübnan heyetine (dün yapılması gereken)bir sonraki oturumda tartışmanın, söz konusu sınırlı bölge yani Lübnan'ın bir ön koşul olarak görüp reddettiği 860 kilometrelik bir alan üzerine yapılacağına dair bilgi verdiğini söylediler. Lübnan’ın bunu bir ön koşul olarak görmesinin nedeni, müzakerelerin temelinin tüm fikirlerin ve önerilerin tartışılması ve bunların tek bir çerçeveyle sınırlandırılmaması gerektiğinden kaynaklanıyor.
Müzakereye katılan taraflar arasındaki telefon trafiği Salı gecesi geç saatlere kadar devam etti.  Ancak, Çarşamba günü oturumun yapılmasını sağlayacak bir uzlaşıya varılamadı. Müzakerelerin süreceğine veya askıya alındığına dair herhangi bir resmi yapılmaması, müzakerelerin tarihiyle ilgili bir belirsizliğe yol açtı. Ayrıca ne arabulucu olan ABD’den ne de İsrail tarafından herhangi bir açıklama yapılmadı.
Lübnanlı kaynaklar, müzakerelere katılan ABD’li yetkililerin ‘Lübnan'ın tutumunu anlamak için’ temasların sürdüğünü doğruladılar. Kaynaklar, müzakerelerin devam mı edeceği yoksa askıya mı alınacağının bu temasların sonucunda netleşeceğini belirttiler. Kaynaklara göre eğer müzakereler askıya alınırsa, münhasır ekonomik sularında petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma sürecini başlatmayı bekleyen Lübnan’ın mevcut krizlerine bir kriz daha ekleyecek.
İktidar ile müzakere heyeti arasındaki herhangi bir anlaşmazlık veya bir karışıklık olmadığını vurgulayan kaynaklar, “Lübnan heyeti, Salı günü yapılan müzakerelerin ilk oturumunda ABD'nin sergilediği tutum karşısında şaşırdı. Çünkü ABD’liler farklı bir tutum sergilediler” dediler. Kaynaklar, Lübnan heyetinin, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı David Hale’ın, Nisan ayı ortalarında Beyrut'a yaptığı ve müzakerelerin yeniden başlamasıyla sonuçlanan ziyaretten farklı bir tutumla karşılaştıklarını belirttiler. Çünkü Hale’ın Beyrut temasları sırasında herhangi bir ön koşul konuşulmadığını söyleyen kaynaklar, “Aksine, temaslara tüm önerilerin açık olduğu, tüm taleplerin tartışıldığı, görüşlerin yaklaştırıldığı ve ABD’nin iki taraf arasında ortak bir noktaya ulaşılması için köprü olduğu olumlu bir atmosfer hakimdi” ifadelerini kullandılar. Müzakerelerin yeniden başlatılmasına karar verildiğinde, müzakerelerin ön koşulsuz olması ilkesinde hemfikir olunduğunu belirten kaynaklar,  dolayısıyla müzakere oturumu sırasında Lübnan heyetinin farklı bir tutumla karşı karşıya kalmalarının, onları şaşkınlığa sevk ettiğini söylediler.
Lübnan, tartışmalı bölgenin 2 bin 290 kilometrekare olduğunda ısrar etse de müzakere kapısını tamamen kapatmadı. Lübnanlı müzakere heyetinin bir üyesi, birkaç hafta önce Şarku’l Avsat’ın da katıldığı bir baskın açıklamasında, Lübnan ve İsrail arasındaki tartışmalı bölgeyi bölen ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi Fredric Hof'un çizdiği sınıra atıfta bulunarak 860 kilometrelik Hof Hattı’nın Lübnan için geçmişte kaldığını söyledi. Ayrıca Lübnan'ın kendisine teklif edilenden daha fazla bölgeye uzanmayı sabırsızlıkla beklediğini belirtti. Müzakere heyeti, daha önce iktidardan Savunma Bakanlığı aracılığıyla bir kararname imzalamasını talep ederek, 2010 yılında BM tarafından tevdi edilen sınır bölgesi koordinatlarının değiştirildiğini duyurmuştu. Ancak bu gelişme, ülkenin siyaset sahnesinde hiçbir coşkuya neden olmadı. Her müzakere turunda ya siyasi bölünmeler yaşanıyor ya da İsrail'in müzakereleri sonuçsuz bırakan gerilimler yaratıyor.
Sağlam hukuki gerekçelere dayanmaksızın değiştirilen koordinatlarla ilgili bir kararnamenin imzalanmasına karşı çıkan Lübnanlı kaynaklar, en önemli konunun ‘Lübnanlıların müzakerelere ortak bir tutumla gitmesi ve bölünmüşlüğe bir son vermiş olmaları’ olduğunu vurguladılar. Tutum tarafların müzakerelere ilişkin tutumlarını açıkladığını söyleyen kaynaklar, Hizbullah'ın, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin, coğrafi şartlar öne sürülmeksizin müzakerelere gidilmesi, müzakere heyetinin uzman isimlerden oluşması ve heyette hiçbir siyasi temsilcinin olmaması yönündeki tutumunu desteklediğini aktardılar.



Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde
TT

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ordusuna Batı Şeria'daki operasyonları genişletme talimatı verdi. Orduya yeni bölgelere girme, Filistinlileri gözaltına alma ve silahlara el koyma yetkisi tanınırken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise dünya liderlerine acil müdahale çağrısı yaparak, tırmanan gerilimin Filistinlileri zorla yerinden etmeyi hedeflediğini söyledi.

Netanyahu, pazar günü düzenlenen kabine toplantısında Batı Şeria'daki askeri operasyonların genişletileceğini açıkladı ancak ayrıntı vermedi. Ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, güvenlik kurumlarının, kuzey Batı Şeria'daki mülteci kamplarında uygulanan yönteme benzer şekilde "Filistin kasabalarına saldırı düzenlenmesi ve bu yerlerin tahliye edilmesi" seçeneğini değerlendirdiğini duyurdu.

Katz, İsrail ordusunun sahada yoğun şekilde faaliyet yürüttüğünü, silahlı grupları takip edip hedef aldığını belirterek, kamplarda uygulanan modelin başka bölgelere de genişletilmesinin incelendiğini söyledi.

cdfg
İsrail ordusu, Batı Şeria'nın Nablus kentinde devam eden askeri operasyonu sırasında. (AFP)

İsrail hükümetinin "kararlı saldırı politikası" sayesinde, kuzey Batı Şeria'daki kampların işgal edilmesi ve sakinlerinin yerinden edilmesinin ardından Filistin saldırılarında yüzde 80'den fazla azalma yaşandığını öne süren Katz, ordunun yaklaşık bir buçuk yıldır kuzey Batı Şeria'daki kampları kontrol altında tuttuğunu belirtti.

Katz, "Terör faaliyetlerinin organize edildiği bölgeleri belirleyerek buralara saldırılması ve tahliye edilmesi yönünde benzer adımların atılması değerlendiriliyor" dedi.

İsrail ordusu Ocak 2025'ten bu yana Cenin Mülteci Kampı'nı işgal altında tutuyor. Daha sonra Tulkerim ve Nur Şems kamplarını da kontrol altına alan İsrail, yaklaşık 40 bin Filistinliyi bölgeden göçe zorladı.

Benzer uygulamanın Filistin kasaba ve köylerine yayılması halinde yerinden edilenlerin sayısının on binlerce artabileceği, bunun da siyasi çözüm perspektifinin bulunmadığı, ekonomik koşulların kötüleştiği ve İsrail operasyonlarının sürdüğü Batı Şeria'da gerilimi daha da tırmandırabileceği değerlendiriliyor.

İsrail ordusu cuma günü Batı Şeria'da geniş çaplı bir operasyon başlatmış, çok sayıda baskın düzenleyerek onlarca Filistinliyi gözaltına almıştı. Operasyon kapsamında kontrol noktaları ve bariyerlerle kent, kasaba ve köyler birbirinden ayrıldı, hareket özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlandı.

cdvf
24 Temmuz 2026'da Batı Şeria'nın Nablus kentindeki bir hastaneye düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Filistinli bir adamın naaşı başında ağlayanlar. (AFP)

Söz konusu operasyon, Nablus yakınlarındaki Tel beldesine giren Yahudi yerleşimciler ile Filistinliler arasında çıkan çatışmaların ardından başlatıldı. Olaylarda 4 Filistinli ile 2 İsrail askeri hayatını kaybetti.

Netanyahu, geniş çaplı askeri operasyonların yanı sıra gözaltıların artırılması, silahların toplanması, yeni kontrol noktaları kurulması, ulaşım güzergâhlarının ayrılması ve yasa dışı Yahudi yerleşim noktalarının resmileştirilmesi ile yenilerinin kurulması yönünde talimat verdi.

Yerleşimciler iki camiyi ateşe verdi

İsrail ordusu Batı Şeria genelindeki operasyonlarını sürdürürken, Yahudi yerleşimciler de Filistinlilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. İki cami, çok sayıda ev ve araç ateşe verildi.

İsrail ordusu Batı Şeria'daki çok sayıda kent, kasaba ve köye baskın düzenleyerek yeni gözaltılar gerçekleştirdi. Bölgeler arasındaki kontrol noktaları ve kapılar kapalı tutulmaya devam ederken, bu durum ciddi trafik yoğunluğu ve günlük yaşamda aksamalara yol açtı.

rthbt

"İnsan Hakları İçin Doktorlar" örgütü, iki kadının hastanelere ulaşamadıkları için bebeklerini araç içinde dünyaya getirmek zorunda kaldığını açıkladı.

Yerleşimciler pazar günü Nablus'un güneyindeki Kusra beldesinde bir camiyi ateşe verdi ve duvarlara "İntikam" yazıları yazdı. Tulkerim'e bağlı Kur köyündeki bir cami de kundaklandı. Duvarlara ayrıca "Camiler bizi korkutmuyor" ifadeleri yazıldı.

Bunun yanı sıra Beyt Furik beldesinde bir ev ateşe verildi, Ramallah'ın kuzeydoğusundaki el-Muğayyir köyü yakınlarında çok sayıda araç yakıldı. Ayn Samiye bölgesindeki bir fabrikaya düzenlenen saldırıda ağır iş makineleri ateşe verilirken iki işçi yaralandı.

Abbas'tan dünyaya acil müdahale çağrısı

Batı Şeria'daki gerilimin tırmanması üzerine Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, dünya liderlerine, Avrupa Birliği'ne, Arap Birliği Genel Sekreteri'ne ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanı'na mektuplar göndererek İsrail'in saldırıları ile yerleşimci şiddetini durdurmak için acil uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Abbas, "İşgal altındaki Filistin toprakları son derece tehlikeli bir tırmanışa sahne oluyor. Yaşananlar artık münferit şiddet olayları değil; yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci terörünün artırılması ve Filistin Ulusal Yönetimi kurumlarının zayıflatılması yoluyla sahada yeni fiili durumlar oluşturmayı amaçlayan sistematik bir İsrail politikasıdır" dedi.

xyhumıö
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria'daki Beyt Furik beldesinde tarlaları ateşe veriyor. (AP)

Bu politikaların Filistinlileri topraklarından zorla göç ettirmeyi hedeflediğini belirten Abbas, bunun bölgesel istikrarı tehdit edeceği ve iki devletli çözüm ihtimalini kasıtlı olarak ortadan kaldıracağı uyarısında bulundu.

Filistin yönetimi, Batı Şeria'daki yerleşimci saldırılarından İsrail hükümetini sorumlu tutarken, bu eylemlerin İsrailli yetkililerin Filistin topraklarının yakılması ve halkın sürülmesi yönündeki açıklamalarının doğrudan sonucu olduğunu savundu.

"Ordu da hükümetin yerleşimcileri teşvik ettiğini düşünüyor"

İsrail ordusunun da hükümetin yerleşimcileri cesaretlendirdiği yönünde benzer değerlendirmeler yaptığı ancak yerleşimcileri durdurmak yerine Filistinlilere yönelik operasyonlara odaklandığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığı habere göre ordunun siyasi yönetimin yerleşimci saldırılarını teşvik etmesinden rahatsız olduğunu, gerilimi düşürmek amacıyla yerleşimlerde etkili isimlerle temas kurmaya çalıştığını ancak bu girişimlerin karşılıksız kaldı.

Gazeteye konuşan güvenlik kaynakları, yerleşimci saldırılarını durdurmaya istekli "hiçbir tarafın bulunmadığını" ifade etti.

Batı Şeria'daki gelişmeler İsrail'de de sert tartışmalara yol açarken, hükümetin kanlı çatışmaları Netanyahu ile aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'in siyasi çıkarları için tırmandırdığı yönündeki eleştiriler güç kazandı.

rfgthyj

Bu görüşün güçlenmesinde, cuma günü Tel beldesinde yaşanan olaylarla ilgili ilk soruşturma bulguları etkili oldu. Bulgulara göre bölgedeki yasa dışı yerleşim noktalarından gelen yerleşimciler saldırılara çarşamba günü başlamış, cuma günü ise kasabaya bilinçli bir provokasyon amacıyla yönelmişti.

Askeri kaynaklar, güvenlik kurumlarının olayların yerleşimcilerden kaynaklandığını değerlendirdiğini, köylerini savunan Filistinlilerin silahlı olmadığını ve İsrailli silahlıları öldürme planı yapmadığını, bu durumun ise İsrail güvenlik kurumlarında ciddi endişe yarattığını aktardı.

İsrail genelinde Netanyahu, Katz, yasa dışı yerleşim noktaları ve "Yahudi terör milisleri" olarak nitelendirilen gruplara karşı son dönemin en geniş protesto gösterileri düzenlendi. Tel Aviv, Kudüs, Birüssebi (Beerşeva), Hayfa ve 15 ayrı kavşakta düzenlenen eylemlerde "İsrail demokrasi değil, apartheid devletidir", "Burada soykırım üretiliyor" ve "Netanyahu koltuğunu korumak için her yolu deniyor" sloganları atıldı.

Gösterilerde konuşan protestocular, Batı Şeria'daki tırmanışın Netanyahu'nun parti ve seçim hesaplarına hizmet ettiğini savundu.

Yedioth Ahronoth gazetesi ise ABD'li kaynaklara dayandırdığı haberinde, Washington yönetiminin Batı Şeria'da hızla tırmanan gerilimden rahatsız olduğunu ve ABD Başkanı Donald Trump'ın salı günü yapacakları görüşmede Netanyahu'ya sert eleştiriler yöneltmeyi planladığını aktardı.


Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
TT

Mısır'dan İsrail'e net mesaj: Filistin devleti olmadan halklar arası normalleşme yok

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2017 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında bir araya geldi. (Arşiv - Reuters)

Mısır ile İsrail arasında resmi barış anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık 47 yıl geçmiş olmasına rağmen, Mısır kamuoyunda İsrail ile herhangi bir normalleşmeye yönelik güçlü bir toplumsal ret devam ediyor. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişkiler uzun yıllardır "soğuk barış" olarak nitelendiriliyor.

Cumartesi akşamı düzenlenen resmi bir törende konuşan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Filistin devleti kurulmadığı ve İsrail'in ihlalleri sürdüğü sürece İsrail ile "halklar düzeyinde normalleşmenin" mümkün olmadığını belirterek, çözümün ancak "adil ve kapsamlı bir barışın" sağlanmasıyla mümkün olacağını söyledi.

Sisi'nin açıklamaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetine yakın çevrelerin, Mısır Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Hüsam Hasan'ın Dünya Kupası son 32 turunda Avustralya karşısında alınan galibiyetin ardından Filistin bayrağı açmasına tepki göstermesinin hemen ardından geldi. Hasan, son 16 turuna yükselen takımın galibiyetini Mısır ve Filistin halklarına armağan etmiş, bu tavrı Mısır'da sosyal medyada geniş destek görmüştü.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hicazi, Mısır'ın tutumunun "önemli bir mesaj" taşıdığını belirterek, "Filistinliler kendi devletlerine kavuşmadığı sürece halklar arası normalleşme, İsrail'in önündeki Mısır engeli olarak varlığını sürdürecektir" dedi.

Sorunun kökenine çözüm vurgusu

Mısır ile İsrail, Mart 1979'da ABD'nin başkenti Washington'da barış anlaşmasını imzaladı. Ancak ilişkiler büyük ölçüde resmi düzeyde kaldı ve Mısır toplumunda hiçbir zaman geniş kapsamlı bir normalleşme yaşanmadı. Hatta Mısır'daki bazı meslek odaları ve sendikalar, üyelerinin İsrail ile normalleşmesini disiplin suçu sayarak yaptırım uyguluyor.

xvfgthy
Mısır'ın merhum Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile İsrail'in eski Başbakanı Menahem Begin, Mart 1979'da Beyaz Saray'da barış anlaşmasını imzaladıktan sonra birbirlerine sarılırken. (AFP)

Kahire'nin doğusundaki Yeni İdari Başkent'te düzenlenen "Devlet Stratejik Komutanlığı" açılış töreninde konuşan Sisi, "Devlet, halkının kazanımlarına asla zarar verilmesine izin vermeyecek; ancak barış isteyenlerle de barışa bağlı kalacaktır." ifadelerini kullandı.

Sisi şöyle devam etti:

"Bölgeye ilişkin derin vizyonu ve tarihsel tecrübesiyle, ayrıca İsrail ile barış anlaşması imzalayan ilk ülke olarak Mısır, Ortadoğu'daki çatışmaların kalıcı çözümünün, Filistin sorununu sona erdirecek ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini uluslararası meşruiyet kararları doğrultusunda kuracak kapsamlı ve adil bir barış anlaşmasından geçtiğini teyit etmektedir."

Cumhurbaşkanı ayrıca şu vurguyu yaptı:

"İşgali sona erdirmeyen, zulüm ve saldırıları bitirmeyen, hak sahiplerine haklarını geri vermeyen, herkes için güvenlik sağlamayan ve bölge halklarına istikrar ile refah içinde yaşama fırsatı sunmayan bir çözümle ne kalıcı barış, ne gerçek istikrar ne de halklar arası normalleşme mümkündür."

"Mısır, yükümlülüklerini yerine getirdi"

Muhammed Hicazi, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı değerlendirmede, Mısır'ın barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve onlarca yıl boyunca bölgesel istikrarın korunmasına katkı sunduğunu söyledi.

Buna rağmen Mısır kamuoyunun Filistin meselesini yalnızca siyasi bir dosya değil, aynı zamanda adalet, ulusal güvenlik ve kimlik meselesi olarak gördüğünü belirten Hicazi, şu değerlendirmeyi yaptı:

"İşgalin sürmesi, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin genişlemesi ve Gazze'ye yönelik tekrar eden savaşlar, barışın resmi düzeyden toplumsal düzeye taşınmasını engelleyen temel nedenler oldu."

Hicazi, Cumhurbaşkanı Sisi'nin mesajının Mısır dış politikasının değişmeyen ilkesini yeniden teyit ettiğini belirterek, "Gerçek barış yalnızca ateşkesler veya anlaşmalarla değil, çatışmanın temel nedenlerinin çözülmesiyle mümkündür. Bunun başında da bağımsız Filistin devletinin kurulması gelmektedir." dedi.

Ayrıca, "Halklar arası normalleşme siyasi kararlarla dayatılamaz; ancak toplumlar adaletin sağlandığını ve hakların iade edildiğini hissettiklerinde doğal olarak ortaya çıkar" ifadelerini kullandı.

"İsrail'in önünde stratejik bir tercih var"

Ekim 2023'te Gazze savaşının başlamasının ardından iki ülke ilişkileri, 1979'daki barış anlaşmasından bu yana en gergin dönemlerinden birini yaşıyor.

Özellikle İsrail'in barış anlaşmasına aykırı olduğu belirtilen şekilde Mısır sınırındaki Philadelphia Koridoru'nu kontrol altına alması ve Filistin tarafındaki Refah Sınır Kapısı'nı işgal etmesi, Kahire ile Tel Aviv arasındaki gerilimi artırdı.

Son iki yılda Mısır, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına yönelik söylemini sertleştirerek yaşananları sık sık "etnik temizlik" ve "insanlığa karşı suçlar" olarak nitelendirdi.

Mısır, savaşın başlangıcından bu yana Katar ve ABD ile birlikte arabuluculuk yürütüyor. Türkiye de 2025 yılında oluşturulan yeni diplomatik girişime katıldı. Ancak İsrail'in anlaşmanın hükümlerini tam olarak uygulamaması ve zaman zaman savaşı yeniden başlatma tehdidinde bulunması dikkat çekiyor. Bunun yanında İsrail medyasında zaman zaman Mısır'ın artan askeri kapasitesine yönelik eleştiriler de dile getiriliyor.

Bu çerçevede Hicazi, İsrail'in önünde iki stratejik seçenek bulunduğunu söyledi.

Bunlardan ilki, karşılıklı güvenliği sağlayacak kapsamlı bir barış sürecine katılarak Filistin devletini tanıması ve İran'ın da iyi komşuluk ilkelerine uyması ile bölgesel işlere müdahaleden vazgeçmesi halinde, Avrupa benzeri bölgesel güvenlik ve iş birliği sisteminin kurulacağı daha istikrarlı bir Ortadoğu'nun oluşturulmasıdır.

İkinci seçenek ise İsrail'in çatışmayı yönetme politikasını sürdürmesi ve siyasi çözüm yerine askeri üstünlüğüne güvenmeye devam etmesidir.

Hicazi, tarihsel deneyimlerin askeri gücün tehditleri caydırabileceğini ancak tek başına siyasi meşruiyet üretemeyeceğini ve kalıcı barış sağlayamayacağını belirterek, "Askeri üstünlük geçici bir düzen kurabilir; ancak kalıcı ve istikrarlı bir bölgesel sistem inşa edemez." uyarısında bulundu.

Hicazi sözlerini şöyle tamamladı:

"Mısır'ın yaklaşımına göre adil barış yalnızca Filistinlilerin ya da Arap dünyasının talebi değildir; aynı zamanda İsrail'in ve bölgenin gerçek stratejik çıkarıdır. İki devletli çözüm, resmi barışı halklar arasında gerçek bir barışa dönüştürebilecek, daha güvenli, istikrarlı ve iş birliğine dayalı bir bölgesel düzen kurabilecek tek çıkış yoludur."


Lübnan, “çerçeve anlaşmasını” sağlamlaştırmak için ABD’den destek istedi

Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)
Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)
TT

Lübnan, “çerçeve anlaşmasını” sağlamlaştırmak için ABD’den destek istedi

Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)
Lübnan sınırına yakın el-Metule beldesindeki bir anıtta asılı Lübnan ve İsrail bayraklarının yanında fotoğraf çektiren aşırı sağcı bir İsrailli (AP)

Lübnan, özellikle üzerinde mutabık kalınan çekilmeler konusunda İsrail'in ‘endişe verici’ sinyaller göndermesinin ve işgal ettiği güney bölgelerine sınır kapıları kurulması gibi anlaşmayla çelişen adımlar atmasının ardından ‘çerçeve anlaşmasının’ sonuçlarını sağlamlaştırmak için ABD'den destek talep etti.

Şarku’l Avsat'a konuşan bilgi sahibi Lübnanlı kaynaklar, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı İ(CENTCOM) General Brad Cooper'ın son ziyaretinde Lübnanlı yetkililerle ‘İsrail'in çekileceği deneme bölgelerinde uygulanacak esasları belirlediğini’ söyledi. General Cooper'ın kıdemli yardımcılarından birinin uygulamayı takip etmek amacıyla Lübnan'da kaldığını ifade eden kaynaklar, Lübnan'ın ‘ABD’lilerle mutabık kalınan hususlara aykırı bir çekilme ertelemesi ya da başka bir gelişmeden haberdar edilmediğini’ de sözlerine ekledi.

Bu açıklamalar, Lübnanlı yetkililer arasında İsrail'in güvenlik uygulamaları ve açıklamalarına yönelik kaygıların artmasının ardından yapıldı. İsrail ordusu dün, Lübnan toprakları içinde oluşturduğu güvenlik şeridini Lübnan'ın derinliklerinden ayırmak amacıyla sınır kapıları kurarak bölgeyi kapattı. Bu hamle, 2000 yılından bu yana atılan ilk pratik adım niteliğini taşıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinden çekilmeyeceğini teyit eden açıklamaları bu endişeleri daha da derinleştirdi.