İran asıllı Alman vatandaşı Tahran hapishanelerinde infaz edilme riskiyle karşı karşıya

İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi
İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi
TT

İran asıllı Alman vatandaşı Tahran hapishanelerinde infaz edilme riskiyle karşı karşıya

İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi
İran asıllı tutuklu Alman Cemşid Şarmehd ve eşi

Geçtiğimiz yıl Temmuz ayından itibaren kaçırılan ve Tahran hapishanelerinde bulunan İran asıllı Alman vatandaşı Cemşid Şarmehd, mahkeme çıkarılmadan 267 gündür tutuklu bulunuyor.
20 yılı aşkın bir süredir Kaliforniya’da yaşayan Şarmehd’in ailesi, Cemşid’in tutuklanmasının İranlı yetkililer tarafından kaçırılmasıyla başladığını ve İranlı muhaliflerin 2009 yılında Devrim Muhafızları ile İran rejimine sadık grubun başarısız suikastını maruz kaldığını bildirdi.
Los Angelas’da sağlık sektöründe çalışan ve babasının kaçırıldığı günden bu yana ailesiyle yaşayan Cemşid’in kızı Giselle Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, babasının geçtiğimiz yıl Mart ayında Hindistan ziyareti öncesi Almanya’ya gittiğini, koronavirüs salgını sebebiyle   üç ayı aşkın bir süre Hindistan’da mahsur kaldığını belirterek, Hindistan’dan ayrılma fırsatı bulduğu sırada aralıklı geziler ve Arap Körfezi’ne gittiğini, günler sonra ise kendisiyle teması tamamen kaybettiklerini belirtti. Devrim Muhafızları medyasına göre, Cemşid Tacikistan’da tutuklandı.
Cemşid Şarmehd ailesiyle en son bir ay önce tutuklu olduğu Tahran’dan iletişime geçti. Giselle, kısa sözlerine rağmen ses tonunun babasının yaşadığı acı ve hastalığı maskelediğini söyledi.
Cemşid 10 ayı aşkın bir süredir tutuklu bulunduğu Tahran’da ailesiyle yaptığı görüşmede, “Ben iyiyim, siz nasılsınız? Derken ailesi ona, “Söyle sana yemek veriyorlar mı?, İlaçlarını alıyor musun? Sorularını yöneltti. Cemşid ailesi tarafından kendisine yöneltilen soruları öksürükle karışık boğuk bir sesle “Şimdi kapatmam gerek, elveda” şeklinde cevap verdi. İran asıllı Alman vatandaşın ailesi bu konuşmanın ötesinde başka bir şey bilmiyor.
Los Angelas’ta ikamet etmesine rağmen Alman vatandaşı olan Cemşid kendisine ait bir kuruluşta yazılım ve elektronik mühendisi olarak çalışan babalarından farklı olarak yeşil karta sahip olan aile, Kaliforniya’daki diğer İranlılar gibi, rejime yönelik sert eleştirileriyle tanınan bu senaryonun bir gün başlarına geleceğini bilmiyorlardı.
Giselle, babasının hücre hapsinde olduğunu, ziyaret edilemediğini ve yasal işlem olmadan gayri resmi suçlamalarla karşı karşıya kaldığını ifade ederek, İranlı yetkililer tarafından belirlenen avukat dışında avukat tutma hakkının olmadığını vurguladı. Bunun insanlık dışı ve delilik olduğuna dikkati çeken Giselle, hala tam olarak babasının nerede olduğunu bilmediklerini kaydetti.
Giselle açıklamasında, “Babamla son telefon görüşmemizde 60 kilo olduğunu söyledi. Bu da dişlerinin çıkarılmasıyla 40 kilo verdiği anlamı taşıyor. Konuşma sırasında korkunç derecede öksürüyordu umarım koronavirüs bulaşmamıştır. Parkinson ve kalp hastalığından mustarip olduğu için ne yapacağımızda bilmiyoruz. Tıbbi bir şey uygulanıp uygulanmadığını da bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.
ABD’nin yanlarında olup olmadığı ve 20 yılı aşkın bir süredir burada yaşayan babaları için savunma talep ettiler mi? sorularına yönelik Giselle, ABD yönetimiyle iletişim kurmadıklarını ve İranlı yetkililerden babalarını serbest bırakılmasının talep edilmediğini söyleyerek, “ Kimse bizi aramadı. ABD'nin  İran Özel Temsilcisi Robert Malley’in İran’da tutuklu bulunan bazı ABD’li ailelerle temasa geçtiğini duyduk. Ancak bizimle iletişim kurmadı. Onlara birden fazla mail attım ama babamın durumuyla ilgili bir cevap yok, Sanırım rejim veya intikamdan endişe ediliyor. Ya da belki de insanların kaçırılıp başka bir ülkeye götürülmesini ve tüm haklarının çalınmasını umursamamak doğal hale geldi” şeklinde yanıtladı.
Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde Cemşid’in ABD vatandaşı olduğu açıklamaları ve İranlı yetkililerden serbest bırakılmasını talebinin aksine, mevcut yönetim konu hakkında yorum yapmıyor. Geçtiğimiz Şubat ayından bu yana Şarku’l Avsat ABD Dışişleri Bakanlığı’yla bu konu üzerine iletişim sağlamaya çalışıyor ancak yanıt alamıyor.
Malley son NPR radyosuna verdiği mülakatta, tutuklular ve insan hakları ihlalleri dosyasının Viyana’da İran heyetiyle yapılacak müzakere masasında olmadığını dile getirerek, buna rağmen ABD’nin insan hakları ve İran’daki tüm tutukluların serbest bırakılması çağrısına kayıtsız kalmayacağını aktardı.
Ağustos 2020’de İran yetkilileri Cemşid’e atıfta bulunarak Kaliforniya merkezli  bir muhalefet grubunun ‘ABD’li bir İranlı lideri’ tutuklandığını duyurdu. Yetkililer Şarmehd’i 2008’de İran’ın Şiraz kentinde bombalı saldırıda 14 kişinin ölümüne 200 kişinin ise yaralanmasına sebep olmakla suçluyor.
İran İstihbarat Bakanlığı, tutuklu olan Şarmehd’in Şah rejimine bağlı Kraliyet Konseyi üyesi olduğunu ve İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik saldırı planları olduğunu duyurdu. Bakanlık Cemşid’i Farsça Tinder ve Thunderbolt sitesini işletmek ve Kraliyet Konseyi’nin askeri kanadına üye olmakla suçlayarak, ayrıntıya girmeden olayı ‘karmaşık bir operasyon’ olarak nitelendirdi. Diğer yandan o dönem Şarmehd’in gözlerinin bağlı olduğu iddia edilen bir fotoğraf kendisine ait internet sitesinden yayınlandı.
Buna karşılık Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak, Şarku’l Avsat’ın sorularına yanıt vererek, “Alman hükümetinin defalarca İran makamlarından ilgili kişiyle ilgili konsolosluğa erişim talebinde bulundu. Ancak İranlı yetkililer bu talepleri reddettiler. Ayrıca ilgili kişiye dahil yargılanma izni verilmesi konusunda da ısrar ettik” şeklinde yanıt verdi.
Almanya Dışişleri Bakanlığı 66 yaşındaki tutuklu Cemşid Şarmedh’in karşı karşıya kalabileceği suçlamalar hakkında bilgisi olduğunu teyit etmezken, İran hükümetinin daha önce bazı medya kuruluşlarının bildirdiklerinin aksine rejimi devirmek ve ona karşı komplo kurmakla suçladı.
Şarku’l Avsat’ın batılı bir kaynaktan edindiği diplomatik bilgiye göre, İran makamlarının insan hakları örgütleri ve Batı ülkeler nezdinde hem yabancı hem de çift vatandaşlığa sahip olan İran asıllı tutuklulara konsolosluk erişimi sağlamayacaklarına dair genel bir kural koyduklarını, İran’ın politikası gereği ise hapishanelerde yaşanan vakaların her birinden ayrı ayrı bahsetmenin zor olduğu kaydedildi.
Daha önce babası Lübnan Hizbullah’ı tarafından kaçırılıp tutuklandıktan sonra geçtiğimiz yıl serbest bırakılan ve ABD’ye dönmesinin ardından hayatını kaybeden Amer Fakhoury Vakfı kurucularından Zoya Fakhoury, babasının kaçırılması olayında vakıftan yardım isteyen Şarmedh ailesinin yanında olduğunu ifade etti. Fakhoury açıklamasında, İran rejiminin eylemlerinden sorumlu tutulması ve siyasi araç olarak kullandıkları masum kurbanları serbest bırakması gerektiğini vurguladı.
Konuyla ilgili Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Zoya, “Şarmedh ve ailesini başına gelenler trajik. İran hükümetinin bir an önce serbest bırakılması gerekiyor. Babamız Amer Fakhoury'nin başına gelenlerin başka bir masumun daha yaşamasını istemiyoruz. Babam Lübnan'da yasadışı gözaltında tutulması nedeniyle öldü ve Şarmedh’e nasıl davranıldığını ve serbest bırakıldığında hayatta kalıp kalmayacağını sadece hayal edebiliyoruz” şeklinde konuştu.
Öte yandan Washington İran Demokrasi Ulusal Birliği'nin politika müdürü, Şarmedh davasını İran'ın içinden geçtiği acımasız diktatörlüğün utanç verici bir örneği olduğunu ifade ederek, bu davanın çok ciddi olduğu bilgisini verdi.
Yetkili isim Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran’ın  çok sayıda muhalifi rehin aldığını durumlarının gittikçe kötüye gittiğini belirterek insan hakları sorunlarının ABD yönetiminin en önemli önceliği olması gerektiğini vurguladı.



Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.


İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.