Demir Kubbe efsanesi roketlerle yıkıldı!

İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sisteminin, Gazze'den gelen roketlere karşı başarısız olduğu belirtiliyor / Fotoğraf: AFP
İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sisteminin, Gazze'den gelen roketlere karşı başarısız olduğu belirtiliyor / Fotoğraf: AFP
TT

Demir Kubbe efsanesi roketlerle yıkıldı!

İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sisteminin, Gazze'den gelen roketlere karşı başarısız olduğu belirtiliyor / Fotoğraf: AFP
İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sisteminin, Gazze'den gelen roketlere karşı başarısız olduğu belirtiliyor / Fotoğraf: AFP

Gerginlik, Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah Mahallesi'nde Filistinlilerin Yahudi yerleşimciler tarafından zorla evlerinden çıkarılma girişimiyle başladı.
Bunun üzerine Gazze Şeridi'ndeki Filistinli direniş grupları, İsrail polisinin "işgal" altındaki Doğu Kudüs'te yer alan Mescid-i Aksa ve Şeyh Cerrah Mahallesi'nden çekilmesi için 10 Mayıs Pazartesi günü yerel saatle 18.00'e kadar süre tanıdı.
Polisin çekilmemesi üzerine Filistinli direniş grupları İsrail'e çok sayıda roket fırlattı.
Bunun üzerine İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne yönelik "Surların Muhafızı" adıyla askeri operasyon başlattı.
Gazze Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasına göre İsrail'in 10 Mayıs Pazartesi gününden bu yana düzenlediği saldırılarda kadın ve çocukların da arasında olduğu 83 kişi hayatını kaybetti, 487 kişi de yaralandı.
Tel Aviv yönetimi, dün sabah itibariyle Gazze Şeridi'nden binden fazla roket atıldığını iddia etti.
İsrail'in Demir Kubbe adı verilen hava savunma sistemi, bugüne kadar Gazze'den gelen roketlerin savuşturulmasında önemli bir rol oynuyordu.
Ancak son çatışmalarda bu roketlerin bazılarının bu savunma sistemini aşmayı başardığı görülüyor.
Gazze'den atılan roketlerin Demir Kubbe tarafından imha edilememiş olması Tel Aviv yönetimini kaygılandıran faktörlerin başında yer alıyor. 
Askeri uzman ve analistler, roket ve tanksavar füzeleriyle saldırı düzenleyen Filistinli grupların taktik değiştirerek Demir Kubbe'yi aşmaya başladığına dikkati çekiyor.
Kimi uzmanlar, İsrail'in farklı menzillerdeki füze saldırılarına karşı geliştirdiği üç hava savunma sisteminden ilki olan ve 2011'den beri kullanılan Demir Kubbe'nin Gazze'den atılan roketlere karşı başarısız olduğu görüşünde.

"Beklenmeyen hareket İsrail'i çok zor duruma düşürdü"
İsrail'in Demir Kubbesi İzzettin Kassam Tugayları'nın fırlattığı roketler karşısında başarısız olduğunu savunanlardan biri de Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı ve emekli general Doç. Dr. Güray Alpar.
Independent Türkçe'nin özel haberine göre Alpar, Demir Kubbe sisteminin İsrail'i koruyacağı düşünüldüğünü ancak saldırılarda tam olarak koruma sağlayamadığının ortaya çıktığını söyledi.
Alpar'e göre sistemin etkisiz hale gelmesi Filistinli gruplara avantaj sağlamış durumda. 
"Bu beklenilmeyen bir durumdu. Bu beklenmeyen hareket İsrail'i çok zor duruma düşürdü" diyen Alpar, Tel Aviv yönetiminin atılan roketlerden çok çekindiğini söyledi. 

"Verilen destek dünya kamuoyunda çok etkili oldu"
Hava saldırılarının bir kısmının bu yapanlara karşı yönlendirmesinin bunun bir göstergesi olduğunu kaydeden Alpar, "İsrail şaşkın ve çok panik yaptı. Vatandaşlarını korumak için çok uğraştı ve çok paralar harcadı ama buna rağmen etkisiz kaldı" dedi. 
Filistinli grupların kullandığı roketler için dışarıdan destek almış olabileceğini aktaran Alpar, şunları söyledi:
"Nereden veya kimlerden destek aldığını bilmiyoruz ama mutlaka bir yerlerden destek alınmıştır. Çünkü Filistin'e destek sanılandan çok daha fazla. Olaylar esnasında Filistinlilerin yapmış oldukları klipler ve sosyal medyadaki paylaşımlar çok büyük bir kamuoyu oluşturdu. Olaylardan sonra birçok ünlü ismin destek vermesi ve uluslararası kuruluşların harekete geçmesi bunun bir göstergesi. Verilen destek dünya kamuoyunda çok etkili oldu. İsrail verilen desteği engellemek istedi ama başarılı olamadı."

"Demir Kubbe efsanesinin ilk katmanı çöktü"
Gazeteci yazar Mete Sohtaoğlu da Demir Kubbe'nin Gazze'den atılan roketlere yenildiğini savundu.
Yaşanan son olaylarla birlikte Hamas'ın çok önemli bir özelliğinin ortaya çıktığını vurgulayan Sohtaoğlu, "Hamas muhtemelen bu teknolojiyi İran'dan aldı. Bunu füze teknolojisine uyarladı. Hem tanksavarlar edinmiş hem de insansız hava araçları (İHA) projesini almış ve öğrenmeye çalışıyor. Son olaylarda Demir Kubbe efsanesinin ilk katmanı çöktü diyebiliriz" ifadelerini kullandı. 
Sohtaoğlu, "İsrail roketleri durduramadı demek haksızlık olur. Şu ana kadar bin 500 civarında roketin atıldığı ifade ediliyor, bunların en az bin 200'ü İsrail'e düştü" dedi.

"Ben Gurion Havalimanı'nın yakınına roketler düşüyor"
İsrail'in hava savunma sisteminin temelini oluşturan Demir Kubbe'nin çok katmanlı bir sistem olduğunu hatırlatan Sohtaoğlu, şu bilgileri verdi:
"Demir Kubbe en alt katmanda yer alırken hemen üstünde Davut'un Sapanı, Arrow-2 ve Arrow-3 sistemleri bulunuyor. Ama Demir Kubbe'nin zarar görmesi İsrail'in güvenlik mimarisinin de çöktüğü anlamına geliyor. Mesela Ben Gurion Havalimanı dünyanın en güvenilir havalimanı olarak gösteriliyordu ancak şimdi yakınına bile roketler düşüyor. Ayrıca Gazze'den atılan roketler birbiriyle aynı değil. Bir yerde farklı roketler atılırken başka bir yerde çok daha farklıları atılıyor. Bir diğer önemli ayrıntı da Demir Kubbe'ye rağmen Hamas'ın uzun vadeli bir çatışmaya hazırlanmış olduğu gördüğümü söyleyebilirim."

"Demir Kubbe sistemi görevini yerine getirdi"
Emekli Tuğgeneral Osman Aydoğan, bu konuda Alpar ve Sohtaoğlu'ndan farklı görüşte. Aydoğan'a göre Demir Kubbe başarılı.
Aydoğan, Gazze'den Kudüs'ün batısına atılan roketlerin birçoğunun Demir Kubbe tarafından imha edildiğini kalanların ise boş araziye düştüğünü söyledi.
Yakın mesafeden atılan roketlerin imha edilmesinin çok zor olduğunu ifade eden Aydoğan, "Mesela İran gibi uzak bir mesafeden atılsa imha edilme olasılığı daha yüksek olur. Ancak roketler Gazze'den atıldı ve yakın mesafeden vurulması gerçekten çok zor" yorumunu yaptı. 

"Hiçbir sistem yüzde 100 başarılı değildir" 
"Demir Kubbe'de zafiyet var?" yorumların gerçeği yansıtmadığını savunan Aydoğan, sistemin görevini yaptığını düşündüğünü belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Birçok roketi imha eden sistem yüzlerce rokete yetişemedi. Buna rağmen görevini yaptığını düşünüyorum. Hiçbir sistemde yüzde 100 başarı yoktur. Atılan roketlerin hepsini imha etmek pek mümkün değildir. Ne kadar çok roket yakalayıp imha ederse o kadar başarılıdır. Zaten sistemi kuranlarda yüzde yüz başarılı olacak diye kurmadılar. Çünkü bu imkansız gibi bir şey." 



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.