Yemen hükümeti savaşın devam etmesinden darbeci Husileri sorumlu tuttu

Yemen ordusu, Husilerin saldırılarına hız verdiği Marib'i savunmak için harekete geçti. (EPA)
Yemen ordusu, Husilerin saldırılarına hız verdiği Marib'i savunmak için harekete geçti. (EPA)
TT

Yemen hükümeti savaşın devam etmesinden darbeci Husileri sorumlu tuttu

Yemen ordusu, Husilerin saldırılarına hız verdiği Marib'i savunmak için harekete geçti. (EPA)
Yemen ordusu, Husilerin saldırılarına hız verdiği Marib'i savunmak için harekete geçti. (EPA)

Yemen hükümeti üç referansa dayalı barış seçeneğine ilişkin tutumunu yinelediği açıklamasında savaşın devam etmesinden ve BM ile uluslararası toplumun barış çabalarının başarısız olmasından Husi milislerini sorumlu tuttu.
Yemen BM Daimi Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Abdullah Ali Fadhel Al-Saadi, Yemen hükümetinin Körfez Girişimi, Husilerin de katıldığı 2014'te gerçekleştirilen Ulusal Diyalog Konferansı sonuçları ve BM Güvenlik Konseyi'nin başta 2216 (2015) kararı olmak üzere üç referansa dayalı, adil ve sürdürülebilir bir barışa ulaşmaya yönelik tutumunda kararlı olduğunu vurguladı.
Saadi söz konusu açıklamaları çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi’de düzenlenen oturumda yaptı. Sorunun Husi milislerinin halen savaş ve şiddet ile kuşatılmış zihinlerinden kaynaklandığını ifade eden Saadi açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu milisler, Yemen hükümetinin tüm barış çabalarına, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin, ABD Yemen Temsilcisi’nin ve Suudi Arabistan’ın Yemen'de kan dökülmesini durdurmak ve barışa ulaşmak için başlattığı son girişime, uzlaşmaz tutumlarıyla ve şubat ayından bu yana iki milyondan fazla nüfusa sahip Marib'deki tehlikeli ve acımasız saldırılarıyla cevap verdiler. Ayrıca balistik füzeler, insansız hava araçları ve ağır silahlarla Suudi Arabistan’daki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef aldılar. Bu terörist milisler, haydut İran rejiminden askeri, lojistik ve medya desteği aldığı sürece barışa yanaşmayacaklar. İran bu rejimi silah kaçakçılığı sponsorluğunu yürüttüğü ve desteği sürdürdüğü sürece şeytani maceralarını ve hırslarını durdurmayacaklar. Tahran’ın milislere yönelik silah kaçakçılığının son göstergesi, birkaç gün önce Arap Denizi'ndeki 5’inci ABD filosunun el koyduğu, İran'dan Husilere doğru yola çıkan büyük miktarda silah sevkiyatı oldu. İran'ın bu tutumuna devam etmesi, tüm BM Güvenlik Konseyi kararlarının, özellikle 2216 ve 2230 sayılı kararların açıkça ihlali anlamına geliyor. İran, Yemen'deki savaşı uzatmaya ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını bozmaya çalışıyor.”
Söz konusu saldırıları sürüdüren milislerin tüm samimi barış çabalarına karşı çıkarak gerilimi artırmasına ilişkin uluslararası arenanın tutumunu eleştiren Saadi şu ifadeleri kullandı:
“Açıklamalar, kınamalar ve belirsiz tutumlar artık yeterli değil. Malesef olumsuz mesajlar veriyorlar. Bu bizim, Husi milislerinin tüm bu çabalara ve çağrılara verdikleri cevaptan da anladığımız bir gerçektir.”
Yemen BM Daimi Temsilcisi, BM Güvenlik Konseyi'ni sorumluluklarını üstlenmeye ve Marib'e yönelik saldırıyı durdurmak için kararlı tedbirler almaya çağırdı. Ayrıca Husi gruba askeri eylemlerini durdurması, kapsamlı ateşkesi uygulayarak Yemen halkının karşı karşıya olduğu insani acıların hafifletilmesi ve Yemenlilerin yanı sıra uluslararası ve bölgesel toplumun oybirliğiyle kabul edilen barışçıl çözüme uyum sağlanmasını amaçlayan teklifleri ve girişimleri kabul etmesi için baskı yapmaya çağırdı.
Saad, Yemen hükümetinin Yemen halkına karşı sorumluluk ruhuyla barışa elini uzatmaya devam edeceğini ve BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ile ABD Temsilcisi Tim Lenderking’in çabalarını ve Yemen'de üç referansa dayalı kapsamlı ve sürdürülebilir barışı sağlamaya yönelik tüm çalışmaları olumlu bir şekilde ele alacağını yineledi. 
Büyükelçi Saadi, ülkesinde yaşanan insani krize ilişkin de şunları söyledi:
“Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşlarının büyük çabalarına rağmen Husi milislerinin insani yardımları yağmalaması ve ihtiyaç sahiplerini bunlardan mahrum etmesi kabul edilemez. Kamu çalışanlarının maaşlarına el koyması ve savaş çabalarını finanse ederek çatışmaları uzatmak için kontrolündeki bölgelerde özel sektöre fahiş vergiler uygulaması gibi uygulamalarının ardından Yemen’in çeşitli bölgelerinde acılar ikiye katlandı. Milisler insani dramı şiddetlendirerek bu durumu uluslararası topluma şantaj yapmak ve siyasi kazanımlar elde etmek için kullanıyor.”
Saadi, Husi milislerinin Marib'e yönelik saldırısına ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu saldırılar üç bin 30'dan fazla aileyi Husi bombardımanının ateşi altındaki kamplardan kaçmaya zorladı. Bu nedenle insanların çektiği acılar her geçen gün daha da artıyor. Husiler uluslararası insan hakları hukukunu ve uluslararası tüm kanunları ve normları açıkça ihlal ederek çoğu kadın ve çocuklardan oluşan sivilleri öldürüyor. Kuyuları ve su depolarını tahrip ediyor, çadırları ve evleri yakıyor.”
Saadi açıklamasının devamında BMGK’yı duruma müdahale etmeye çağırdı:
“Yemen hükümeti, Birleşmiş milletler Güvenlik Konseyi'ni Husi (BMGK) milislerine düşmanca davranışlarını durdurmaları için baskı yapmaya çağırıyor. Ayrıca kalkınma ortaklarını, kardeş ve dost ülkeleri ve uluslararası bağışçı kuruluşlarını da Yemen'deki insani yardım planının finansmanını artırmaya çağırıyoruz. Bağışçılar tarafından sağlanan fonların Yemen Merkez Bankası aracılığıyla ülkeye girişinin sağlanmasını ve Yemen ekonomisinin desteklenmesini talep ediyoruz. Diğer yandan istikrar ve ekonomik toparlanma için siyasi yeterlilikler konusundaki çabaları desteklemek, kalkınma çarkını hareket ettirmek ve tüm vatandaşlara hizmet sunmak için  hükümete programı uygulamasıı için destek verilmesini bekliyoruz.”
Büyükelçi Yemen yönetiminin, Husi milislerin hükümet yetkililerinin yolculuğu sırasında Aden Havaalanı’nın bombalayarak işlediği terör saldırısının soruşturulmasına ilişkin görevlendirilen uzman ekibin raporunun sonuçlarının açıklanmasını halen beklediğini vurguladı. Aynı zamanda Husilerin Sana'daki Afrikalı göçmenlerinin yakılmasıyla işlediği suçun ayrıntılarını ortaya çıkarmak ve bu suça karışanları sorumlu tutmak için şeffaf ve bağımsız bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.
El Saadi Safer petrol tankerinin petrol sızıntısı veya patlaması nedeniyle oluşacak çevresel, ekonomik ve insani düzeylerdeki felaketle ilgili uyarıları da yineledi. BM Güvenlik Konseyi'ni grubun petrol tankerini siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmayı bırakması ve BM ekibinin acilen ve koşulsuz olarak bölgede gerekli incelemelerde bulunması izni verilmesi için Husi milislerine azami baskı uygulamaya çağırdı. Böylece Yemen, Kızıldeniz ve uluslararası denizcilik rotalarına komşu ülkelerin benzeri görülmemiş bölgesel ve küresel düzeydeki bir felaketten kurtulmalarının sağlanması talep edildi.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.