İran’da seçimlere adaylık sürecine ilişkin eleştiriler Hamaney’in savunmasına rağmen artıyor

Kum İlim Havzası Müderrisleri ve Araştırmacıları Birliği, eleştiride bulunanların saflarında yer alıyorlar

İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
TT

İran’da seçimlere adaylık sürecine ilişkin eleştiriler Hamaney’in savunmasına rağmen artıyor

İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)
İranlı milletvekilleri, Ali Hamaney’in dün gerçekleştirdiği video konferans sırasında sloganlar attılar. (Hamaney’in sitesi)

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, öne çıkan adayları cumhurbaşkanlığı yarışında saf dışı bırakan Anayasayı Koruma Konseyi’nin (AKK) kararlarını savundu. İranlılardan 18 Haziran’da Hasan Ruhani’nin halefinin seçilmesi için düzenlenecek seçimleri boykot etmeye yönelik çağrıları dikkate almamalarını istetedi. Ancak cumhurbaşkanlığı yarışında saf dışı bırakılan adaylarla iligili tepkiler dün de aratrak devam etti.
Hamaney video konferans aracılığıyla milletvekillerine seslendiği konuşmasında Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından gönderilen mektup hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Ruhani söz konusu mektubunda, müttefiki Eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve Ruhani’nin Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri’nin seçimlerde saf dışı bırakılmasının ardından aday listesinin tekrar gözden geçirilmesi için İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’den “devlet kararnamesi” çıkarması talebinde bulundu.
Hamaney üstü kapalı bir şekilde seçimlere aday olan isimlerin katılım  oranında herhangi bir etkisi olmayacağını belirterek “Seçimlere katılımın o ya da bu kişi ile bir ilgisi yok. Seçimlere katılımın artmasının nedeni güçlü yöneticilerin varlığıdır” dedi. Seçim kampanyaları öncesinde adaylardan programlarında ekonomik ve yaşamsal sorunların çözümüne yönelik pratik ve gerçekçi çözümler sunmalarını tavsiye eden Hamaney, bunun sandıklardaki katılım oranının artmasında etkili olacağını vurguladı.
Hamaney “yetkinliğin doğrulanmamasının kişilerin yetkin olmadığı anlamına gelmediğini, bunun sadece AKK’nin söz konusu isimlerin yetkinliklerini doğrulayamadığını gösterdiğini” savundu. Seçimlere adaylık için başvuranlara ve halkı seçimlere katılmaya teşvik etme konusunda “uygun” bir şekilde hareket edenlere de övgüde bulundu.
Adayların belgelerini inceleyen AKK, 592 adaydan, aralarında İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’nin de olduğu 7 ismin başvurusunu onayladı. Seçimler, 2017-2018 kışında ve 2019 Kasım ayında yetkililerin bastırmak için şiddete başvurduğu protestoların ardından yaşanan ekonomik ve toplumsal kriz ile ilgili halkta oluşan geniş çaptaki hoşnutsuzluk ile aynı zamanda düzenleniyor. Reuters’agöre devlet televizyonunun mayıs ayında yaptığı anket de dahil olmak üzere resmi anketler, seçimlere katılım oranının yüzde 30 kadar düşebileceğini gösteriyor. Bu da katılımın önceki seçimlere göre oldukça düşük bir oranda kalacağını gözler önüne seriyor.
Hamaney halkı, ekonomik baskılar ve siyasi özgürlüklere yönelik kısıtlamalar nedeniyle halkın büyük bir öfke içerisinde olduğu bir zamanda, iktidar müesseselerinin meşruiyetinin sınanması olarak görülen seçimlerde oy kullanmaya çağırdı. Devlet televizyonuna göre Hamaney açıklamadsında “Aziz İran halkı, seçimleri yararsız olarak damgalamaya çalışanlara aldırmayın. Seçimlerin sonuçları yıllarca etkisini sürdürecek. Seçimlere katılın” ifadelerini kullandı.
İranlıların geçtiğimiz haftalarda ülke içinde ve dışında paylaştığı ve Twitter’da büyük ses getiren “#İslam Cumhuriyeti’ne hayır” etiketi altında, çeşitli çevrelerden yapılan seçimlerin boykot edilmesine yönelik çağrılar arttı. Hamaney konuşmasında “düşmanlar” olarak adlandırdığı kişileri “seçimlerde milletin aşağılanması için her yolu kullanmakla” suçladı. Ülke içindeki bazı insanlar, kasıtlı olsun ya da olmasın, nefret dolu kişilerin söylediklerini tekrar etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı. Ardından adayları sonuçları kabul ederek yenilgilerini “uygun” bir şekilde ilan etmeye çağırdı. Hamaney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Seçimleri ve cumhuriyeti kendi çıkarımıza olduğu sürece kabul etmeliyiz. Şayet bir başkasının çıkarınaysa kabul etmediğimizi söylüyoruz. Ne yazık ki bu 2009 yılından geriye kalan acı bir imtihandır.”
Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Hamaney’in konuşmasından saatler önce reformist kanadın bir açıklama yayınlayarak “cumhuriyetin yıkılışı için uyarı çanlarının çaldığını” söyledi. Seçim sahasının insanlar için daraltılmasının eskisine göre “daha alenen ve daha cüretkar” yapıldığını vurguladı. Özgür bir şekilde oy kullanılması temeline dayanan cumhuriyetin her geçen gün zayıfladığı ve daha ciddi tehlikelere maruz kaldığı konusunda uyarıda bulunan Hatemi şu ifadeleri kullandı:
“Herhangi bir akımın, bağlılığın ve yönelimin bu büyük tehlikeye kayıtsız kalması mümkün değil. Cumhurbaşkanı adaylığının sunulması sırasında yaşananlar, bu sefer daha alenen ve daha pervasızca, seçim sahasının halk için daraltılmasına katkı sağlayan yaklaşım, algı ve icraattan kaynaklanıyor.”
Hatemi toplumun önemli bir bölümünü ve çeşitli akımları istenen adaylardan mahrum etmenin en önemli ve en kötü yanının halkın oy kriterinin reddedilmesi ve bunun siyasi sistemin temelini oluşturması olduğunu söyledi.
 Uzmanlar Meclisi Eski Üyesi Mahmud Kermani, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’den İbrahim Reisi’yi cumhurbaşkanlığı makamına ataması için bir “devlet kararnamesi” çıkarmasını talep etti. Jamaran haber sitesine göre Kermani şunları söyledi:
“Halkın, birçok uzmanın ve gözlemcinin hayal kırıklığı ve kayıtsızlığı çok ciddi bir konudur. Bu her geçen gün daha da tehlikeli bir hale geliyor. İnsanlar göstermelik seçimlere katılma sıkıntısından kurtarılmalı ve seçimler için on milyarlarca doların boşa harcanması önlenmelidir.”
Kum İlim Havzası Müderrisleri ve Araştırmacıları Birliği de bir süre önce yaptığı yazılı açıklamada, seçimlerde yarışmak için aday olanların veto edilmesini eleştirdi. Humeyni Vakfı’na bağlı Jamaran haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamada “halkın sesinin kısılmasının, AKK’nin keyfi denetim yapmaya yönelmesiyle başladığına” dikkat çekildi. Eskiden AKK’nin rolünün seçimlerin güvenilirliğini izlemekle sınırlı olduğu ancak şu an sahip olduğu geniş yetkilerin adaylık başvurularını onaylamamasına izin verdiği ifade edildi.
Açıklamanın altında imzası bulunan isimler, AKK Sözcüsü’nün düşük katılımın rejimin meşruiyetini etkilemediğine ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek bu ifadelerin AKK’nin cumhuriyeti ve halkı  tanımayarak kendi taleplerini ve tercihlerini insanların sesinin önüne koyduğunu gösterdiğini” savundular.  Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Çok sayıda adayın reddedilmesine bakılırsa herkes bu seçimlerin göstermelik, rekabete kapalı ve minimum katılım ile gerçekleşeceğini biliyor. Bu durumdan, rejimin cumhuriyetini zayıflatma girişimi nedeniyle meşruiyetini yitiren AKK sorumludur. Yetkilileri, bu kurumun halkın ülkeyi meşrulaştırma ve yönetme rolünü çalmasını önlemek için müdahalede bulunmaya çağırıyoruz.”
AKK Sözcüsü Abbas Ali Kedhudayi adaylık başvurularının incelenmesi sırasında AP’ye verdiği demeçte, düşük katılım olmasının seçimlerin güvenilirliğinde herhangi bir yasal soruna sebep olmayacağını söylemişti.
Eski Meclis Başkanı Ali Laricani ise dün yaptığı açıklamada kendisine adaylığının neden kabul edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgilendirme yapılmadığını söyledi. İran haber ajanslarına göre Laricani seçim kampanyasında çalışanlara veda ettiği açıklamasında şunları söyledi:
“Adayların reddedilmesinin sebepleri açıklanırken bana hiçbir şey söylenmedi. Sorun başka bir şey. Ancak kanıtların bulunması şaşırtıcı. Başka bir yönde çalışacağım.”
12 kişiden oluşan AKK’nin üyesi olan Ali Laricani'nin kardeşi Sadık Laricani, kardeşinin saf dışı bırakılmasını protesto edenlerin başında geliyor. Sadık Laricani salı günü Twitter hesabı üzerinden dört paylaşım yaparak AKK’yi eleştirdi ve istihbarat servislerinin raporlarına işaret ederek kardeşinin seçimlerde saf dışı bırakılmasının arkasındaki sebebin de bu olduğunu öne sürdü.
Ali Hamaney’in emriyle 2019 yılında İran Yargı Erki Başkanlığı görevinden azledildikten sonra Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nin (DMTK) başına geçen Sadık Laricani 24 saat sonra geri adım attı, kararın gerekçesini “endişe durulması” olarak göstermeye çalıştı. Ayrıca “istenmeyen misfirler” ile devrim ve rejim karşıtı grupları sözlerinden yanlış izlenimler çıkarmakla suçladı.
Adaylığı onaylanan İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi de Ali Laricani'yi seçimlere yeniden dahil ederek yarışı daha rekabetçi bir hale getirmek amacıyla temaslarda bulunduğunu açıklamıştı.
Laricani'nin damadı, eski milletvekili Ali Mutahhari de adaylığı kabul edilmeyen isimler arasındaydı. Reisi’nin bu açıklamalarına karşılık veren Mutahhari, kendisine hitaben AKK üyeliğine Yargı Erki tarafından atanan 6 kişiden 3’ünün Laricani'nin başvuru talebinin reddedilmesini desteklediğini söyledi.
Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad çarşamba günü geç saatlerde yayınladığı bir video ile halka seslenerek seçimleri boykot ettiğini, tanımadığını ve hiçbir adayı desteklemediğini duyurdu.
Eski İran Cumhurbaşkanı’nın yayınladığı video kaydından saatler önce, Ahmedinejad’a yakınlığı ile bilinen ‘Devlet-i Bahar’ adlı internet sitesi Tahran’ın güvenliğini koruyan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sarallah (Allah’ın İntikamı) Tugayları Bölük Komutanı General Hüseyin Necad’ın, Ahmedinejad’dan “iş birliği yapmasını ve sessiz kalmasını” istediğini aktardı. Aynı zamanda internet sitesi, Necad’ın bu sözlerine karşılık Ahmedinejad’ın İran’ın çökme tehlikesine ve ülke içerisinde gittikçe kötüleşen duruma karşı İranlıların yeniden sokaklara inebileceğine dair uyarıda bulunduğunu bildirdi.
Bununla birlikte Ahmedinejad çektiği videoda susmaya niyeti olmadığını ve ikinci kez adaylık başvurusunun reddedildiğini vurguladı. Ahmedinejad’ın başvurusu daha önce de Hasan Ruhani’nin ikinci dönemi kazandığı 2017 yılındaki seçimlerde kabul edilmemişti.
2005-2013 yılları arasında 8 yıl boyunca cumhurbaşkanlığı görevini yürüten İran'ın önde gelen isimlerinden olan Mahmud Ahmedinejad açıklamasında ısrarla  bu seçimleri boykot ettiğini vurguladı.
DMO Komutanı Yardımcısı General Said Muhammed de adaylık başvurusunun reddedilmesine ilişkin yaptığı açıklamada, AKK’nin aldığı kararların kesin olduğunu ve uygulanması gerektiğini belirterek seçim sahasına oluşan mecburi durum sonucunda girdiğini belirtti. Muhammed “Bilime dayalı fikirleri ve yöntemleri hükümet sistemine dahil ederek insanlara yeni bir yol ve tarz sunmak için her türlü çabayı gösterdik” dedi.
DMO Sözcüsü Ramazan Şerif de yaptığı açıklamada “Seçimler, halkın katılımını azaltmak amacıyla çarpıtmak, şüphe uyandırmak, umutsuzluk yaymak, insanları hayal kırıklığına uğratmak ve İslam Cumhuriyeti aleyhinde yanlış iddialarda bulunmak için mükemmel bir süreçtir” ifadelerini kullandı. İran’daki seçimlerin yabancı medya kuruluşlarının haberlerinin dörtte birinde yer aldığına dikkat çekti. Şerif açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Düşman, halkın devrim yüzünden pişmanlığı, aydınlık bir geleceğin olmaması ve kriz durumları gibi konuları gündeme getirerek insanları rejimden uzaklaştırmaya çalışıyor. Seçim döneminde medya çalışanlarının ana görevi, maksimum katılımı sağlamak için İslam Cumhuriyeti’nin Dini Lideri’nin talimatlarını uygulamaktır.”
Sözcü açıklamalarını yaparken, “elektronik ordu” ya da “genç savaş subayları” olarak bilinen kişilerin dahil olduğu internet ve medyada aktif olan DMO destekçilerinden oluşan bir kalabalığa hitap ediyordu.
Seçimlere katılma talebi kabul edilmeyen reformist aktivist ve Reform Cephesi Merkez Komitesi üyesi Mustafa Taczade ise Twitter hesabından şu açıklamada bulundu:
“Bu, seçim mühendisliğine ilişkin karşı bir protestodur. Adayların cumhurbaşkanlığı seçimleri başvurularının reddedilmesi, rekabetçi ve anlamlı bir seçim sürecinden başka her şeye benziyor. Ben hep seçimlere katıldığımı söyledim. Dini Lider’in seçimlerinin (atamalarının), benim oyuma ihtiyacı yok.”
Taczade açıklamasında #SeçimDarbesi etiketini kullandı.
Reformist kanattan olan yazar olan Said Hacceriyan, 23 Mayıs 1997'de yaşananların (Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlık yarışını kazanması) iktidarın hesaplamalarındaki bir hatanın göstergesi olduğunu ve kaçınılmaz olarak görülenin tekrarlanmayacağını söyledi. Hacceriyan açıklamasında “Reformistler, seçimler bağımsız bir şekilde yapılmadığı sürece oyun sırasında elektriğin kesildiği siyasi satranca artık katılmayacaklar” dedi.



Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.


İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.


Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.