Arap – Arap uzlaşıları

Her şeyin yeni göründüğü bir dünya ile karşı karşıyayız. Geçmiş yıllara bakarsak çağın ruhuna yabancılaştığımızı hissediyoruz.

İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)
İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)
TT

Arap – Arap uzlaşıları

İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)
İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)

Mustafa Feki
Modern Arap tarihi, iki veya daha fazla ülke arasında onlarca Arap-Arap uzlaşması modeli ve örneğiyle dolu. Araplık duyguları ve milli sloganlarla dolup taşan bu olaylar, kendisini takip edenlere sanki farklı bir tarih yeniden doğuyor ve yeni uzlaşma ebedi olacak gibi görünür. Ancak çok geçmeden uzlaşan kardeşler başkentlerine dönerler (ve yine herkes eski alışkanlığına döner), can çıkar huy çıkmaz atasözünde olduğu gibi gibi huy yine ağır basar. Görüşmeler sırasındaki kucaklaşmaların, öpmelerin ve selamlaşmaların çok geçmeden gerçeğin güneşi altında kendiliğinden eriyen bir ikiyüzlülük olduğu ortaya çıkar. Arap Birliği eski Genel Sekreteri merhum Dr. Ahmed İsmet Abdulmecid'in formüle ettiği ve tekrarladığı “Uzlaşmadan önce dürüstlük” ifadesini bize dayatan da işte bu tehlikeli olgudur. Ben de şimdi elim kalbimde, bu ifadeyi tekrarlıyorum. Arap uzlaşılarının pekişmesi ve sağlamlaşması, çağdaş Arap düşüncesinde nitelikli bir atılıma neden olacak, Arapların imajını herkesin gözünde dürüst ve ışıltılı hale getirecek yeni samimi kardeşlik ve yakın ilişkiler dosyalarının açılması için gözlerim umutla semaya çevrilmiş. Arapların imajının parlaması için aşağıdaki gözlemler dikkate alınmalı:
Birincisi; Arap şiiri, dilin kütüphanesi ve duyguların deposudur. Araplar geçmişte ihtişamlarını ve büyüklüklerini ne kadar çok övdüler ve tarihlerini yücelten şiirler okudular. Sonuç her zaman harika sözler, tatlı ibareler, duyguları coşturan ve hisleri alevlendiren şiirler oldu. Bunlar bizi, ayrılamadığımız ve uzaklaşamadığımız belirli tarihi anlara hapseden geçmişin esiri haline getirdi. Böylece, yeni tezleri, yenilenen fikirleri, çağın kimliğine ve modernitenin ritmine sahip çıkan ruhuyla bugünümüz gözümüzden kaçtı.
İkincisi; Arap-Arap ilişkilerini taşkın duygular ve alevli hisler seli karakterize eder, ancak çoğu zaman bunlar rasyonel vizyonlardan ve geleceği öngörme yeteneğinden yoksundurlar. Biz geçmişte yaşayan bir milletiz, geçmişe sarılıyoruz ve bugünün boyutlarını fark etmiyor ve geleceğin ruhuna hazırlanmıyoruz. Buradan hareketle kimi zaman Araplar olarak sesli bir olgudan başka bir şey olmadığımız şeklinde tanımlandık. Uyanık beyinler değil, yüksek sesli gırtlaklar ulusu olduğumuz söylendi. Keza hızlı atılımlar ve ani gelişmeler gölgesinde belli bir konuda aynı anda sevgi ve nefreti birleştirebilen duygusal bir millet olarak da betimlendik. Bu, Arap zihniyetinin mustarip olduğu, siyasi çevreye ve kültürel iklime geleceği tahmin etmeyi zorlaştıran bir şekilde yansıyan bir husus.
Üçüncüsü; dış müdahaleler ve dış baskıların yanı sıra her Arap ülkesinin izlediği çeşitli Arap gündemleri, ulusal iradeyi eli kolu bağlı, özgür iradesini kullanamaz veya bağımsız bir pozisyon alamaz hale getiriyor. Gündemler arasındaki çatışmanın eninde sonunda Arap başkentleri arasında sessiz rekabetlere ve zaman zaman bir kopuşa yol açtığının hepimiz farkındayız. Oysa fikir ayrılığının dostluğu bozmaması gerektiğini her zaman söylüyoruz. Arap dünyasında rollerin dağılımı koşulların dayattığı bir gereksinim. Bu konuda düşmanlarımızda ders almalıyız; zira Arap dünyasında emelleri olan tüm güçler, eşi görülmemiş bir şekilde rolleri paylaşma konusunda uzmanlar.
Dördüncüsü; Arap ülkelerinin komşu ülkelerle ilişkileri, üzerinde düşünülmesi ve dikkat edilmesi gereken egemen bir konudur. Arap-İran ilişkileri, Arap-Türk ilişkileri ve hepsinden önemlisi Arap-İsrail ilişkileri, dikkat edilmesi ve temel alınması gereken rollerin anahtarlarıdır. Siyasette sabit prensipler, kalıcı fikirler yoktur diyenler, çok geçmeden bunu düzeltip ama sürekli çıkarlar vardır demişlerdir. Siyasal eylemin geniş ufku, oyunun kurallarını, tarihin felsefesini anlayan ve bu bağlamda başarılı rolleri iyi bilen tarafların çıkarları için pozisyon mekanizmalarının nasıl kullanılabileceğini öğretir. Arap olmayan komşu ülkelerle ilişkilerimizin bir dereceye kadar istikrar ve süreklilik ile karakterize edilmesi, ortaklıklar barındıran temellere ve farklı ülkeler arasında iyi komşuluk kavramına dayanması gerektiğinden emin olmalıyız. Araplar topraklarını terk etmeyecekler, İranlılar bölgeyi bırakmayacaklar, Türkler bölge haritasının dışına çıkmayacaklar. İsrail ise uluslararası hesaplara bağlı olarak bölgemize kondurulmuş, var olan ve var olmaya devam edecek bir yapı. Bu nedenle, ne aşırı iyimser ne de aşırı kötümser olmamalıyız. Nihayetinde bizden istenen, bir arada yaşamayı sağlamak, anlaşmazlığın nedenlerini reddetmek, gerçekleri kabul etmek ve yapıcı diyalog yürütmektir. Arap durumunu güçlendirmeye, istikrar faktörlerini pekiştirmeye, uzun zamandır beklediğimiz Arap rönesansı ve ulusal uyanış etmenlerini destekleyecek her şeyin kapılarını açmaktır.
Beşincisi;  Ortadoğu'daki güç dengesi büyük ölçüde önde gelen bölgesel güçlere bağlı. Ancak 22 Arap ülkesinin modern anlamda bir medeniyet ve kültür sütunu olması gerektiği de akılda tutulmalı. Zira bugün artık önemli olan orduların güçlü olması değil, istisnasız tüm gerçekleri kapsayan ve Arapların geneli için kabul edilebilir bir yol izleme kudretinde olan net politikaları kabullenmektir.
Altıncısı; Arap-İsrail çatışması geçtiğimiz yıllarda, hatta özellikle son aylarda yeni bir seyir aldı. Artık kaçırdığımız fırsatları ve bunların önümüzdeki yıllardaki muhtemel sonuçlarını itiraf etmeliyiz. Zira rakiplerimiz düşünürken biz bazen ihmalimiz yüzünden gafil avlanıyoruz. Bu sayede, Arap geleceği, geleceği akıllıca okuyan, onun içindeki bilgi ve ayrıntılı bilgileri genellikle doğru hesaplamalara ve gelişmiş başarılara götürecek şekilde ele alan yabancı güçlerin ve şiddetli düşmanların çıkarına çalındı. Başkalarının kendilerine hakim olma ve kontrol etme yeteneği dikkate değer. İsrail'in Gazze'ye yönelik son savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için zaman zaman çatışmaların fitilini ateşlemek. Onlar bu sayede Batı'daki müttefikleri ve özellikle de ABD’deki dostları karşısında güçlerini teyit edip, nüfuzlarını sağlamlaştırıyorlar. Aynı zamanda, bölgedeki atmosfer Yahudi devleti açısından hiç olmadığı kadar elverişli görünmesine rağmen Araplara, İsrail’in zaman zaman sergilediği gücünü hatırlatan sinyaller gönderiyorlar.  
Yedincisi; uluslararası arena, tüm çelişkileri ve çatışmalarıyla, çağımızın teknolojisinin etkisiyle dünyanın daha önce alışık olmadığımız bir hızda değiştiğinin, olayların geliştiğinin farkında olmamızı zorunlu kılıyor. Her şeyin yeni göründüğü bir dünyadayız. Geçmiş yıllara bakarsak, çağın ruhuna yabancılaştığımızı hissederiz. Bu nedenle bilimsel araştırma ve eğitime önem vermek, daha iyi bir geleceğe giden tek yolu temsil eden temel konulardan birisi. Bu zamana kadar bölgesel ve Arap-Arap çatışmalarında aşırıya kaçmışsak, karşılıklı korkuların ve uzun vadeli bir güven krizine dönüşen ülkeler arası rekabetlerinin gölgesinde yaşadıysak, şimdi politikalarımızı gözden geçirmemizin zamanı geldi. Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri, gerçekleri algılamamızı sağlayan, renk körlüğünün etkilerini bizden uzaklaştıran bir samimiyetle yeniden ele almalıyız. Bölgenin çok hassas ve son derece karmaşık bir dönemden geçtiğinin bilincinde olmalıyız. Bazı bölgelerin öneminin azalması ve diğerlerinin öneminin artması ışığında büyük güçler, politikalarını gözden geçiriyorlar. Büyük stratejik çalışma kurumları ve istihbarat teşkilatlarının farklı bölgeler için yeni haritalar çizdiğinden şüphem yok. Bazen şaşırtıcı görünen ama aslında bundan yıllar önce hazırlanan bölgesel olayların uluslararası çatışmayı alevlendirdiğinden eminim.
Yukarıda bahsettiğimiz gözlemler, Arap-Arap ilişkilerinin sağlamlığının ve diğerlerinden farklı olmasının önemini hissettiriyor. Çünkü milliyetçiliğin belkemiğini oluşturan ortak dil, bizim için karşı çıkamayacağımız bir çerçeve oluşturuyor. Sabiteleri ve değişkenleri ayırt etme yeteneğimiz, geleceği tahmin etmemizi ve gelecek olanı okumamızı sağlıyor. Böylece sözlerimiz ile düşüncelerimiz uyumlu hale gelebilir. Her bir Arap tarafı diğer Arap tarafıyla endişelerini, korkularını, hatta hassasiyetlerini açıkça konuşmalı. Tek ulus, halklarını gelecek konusunda vicdanlı olmakla yükümlü kılar. Bu nedenle burada Araplar arası uzlaşmaların karşı karşıya oldukları meydan okumaların düzeyinde olması gerektiğini söylüyoruz. Arap ulusunun her koşulda ve tüm zorluklar karşısında birleşik bir doku olarak kalması için ani değişiklikler veya geçici gelişmeler karşısında kararlı ve dirençli olması gerektiğini belirtiyoruz.



Irak, “silahsızlanma” sürecini 2027’nin ortasına erteledi

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
TT

Irak, “silahsızlanma” sürecini 2027’nin ortasına erteledi

Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, New York’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmesi sırasında (Hükümet basın ofisi)

Irak, silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik planını 2027 yılının ortasına erteledi. Planın daha önce bu ayın sonunda uygulanmaya başlanması öngörülüyordu.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün yaptığı açıklamada, silahlı grupların unsurlarının devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören bir plan açıkladı. Zeydi planın, grupların saldırılarını durdurmaları karşılığında ABD saldırılarına maruz kalmamalarını öngören 90 günlük bir aşamayla başlayacağını belirtti.

Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Zeydi ile New York'ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yayımlanan açıklamada, Irak Başbakanı ile “milislerin dağıtılması ve saldırılarının durdurulması” konusunda mutabakata vardığını söyledi.

ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Irak'ın, “Haziran 2027 sonuna kadar askeri güce sahip tek makamın devlet olması” yönünde taahhütte bulunduğunu ifade etti.


Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
TT

Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)

Gazze'deki yetkililer, bölgede sakinlerin yaşadığı ve yıkılma tehlikesi bulunan bina sayısının yaklaşık 2 bin olduğunu tahmin ediyor. Buna rağmen bölge halkı ve yetkililer, kendilerini barındıkları binaların çatılarının çökmesi tehlikesine karşı koruyabilecek herhangi bir alternatif bulunmadığını kabul ediyor.

Gazze kentinde bir hafta önce “Saade” binasının çökmesinden zarar gören kişiler ve görgü tanıkları, yaklaşan kış ve yağışlarla birlikte ortaya çıkabilecek tehlikelere ilişkin “Şarku'l Avsat”a konuştu. Görgü tanıkları ve mağdurlar, yağışların, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı sırasında hasar gören diğer binaların da çökmesini hızlandırabileceği uyarısında bulundu.


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.