Arap – Arap uzlaşıları

Her şeyin yeni göründüğü bir dünya ile karşı karşıyayız. Geçmiş yıllara bakarsak çağın ruhuna yabancılaştığımızı hissediyoruz.

İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)
İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)
TT

Arap – Arap uzlaşıları

İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)
İsrail'in Gazze'deki savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için çatışmaların fitilini ateşlemek (AFP)

Mustafa Feki
Modern Arap tarihi, iki veya daha fazla ülke arasında onlarca Arap-Arap uzlaşması modeli ve örneğiyle dolu. Araplık duyguları ve milli sloganlarla dolup taşan bu olaylar, kendisini takip edenlere sanki farklı bir tarih yeniden doğuyor ve yeni uzlaşma ebedi olacak gibi görünür. Ancak çok geçmeden uzlaşan kardeşler başkentlerine dönerler (ve yine herkes eski alışkanlığına döner), can çıkar huy çıkmaz atasözünde olduğu gibi gibi huy yine ağır basar. Görüşmeler sırasındaki kucaklaşmaların, öpmelerin ve selamlaşmaların çok geçmeden gerçeğin güneşi altında kendiliğinden eriyen bir ikiyüzlülük olduğu ortaya çıkar. Arap Birliği eski Genel Sekreteri merhum Dr. Ahmed İsmet Abdulmecid'in formüle ettiği ve tekrarladığı “Uzlaşmadan önce dürüstlük” ifadesini bize dayatan da işte bu tehlikeli olgudur. Ben de şimdi elim kalbimde, bu ifadeyi tekrarlıyorum. Arap uzlaşılarının pekişmesi ve sağlamlaşması, çağdaş Arap düşüncesinde nitelikli bir atılıma neden olacak, Arapların imajını herkesin gözünde dürüst ve ışıltılı hale getirecek yeni samimi kardeşlik ve yakın ilişkiler dosyalarının açılması için gözlerim umutla semaya çevrilmiş. Arapların imajının parlaması için aşağıdaki gözlemler dikkate alınmalı:
Birincisi; Arap şiiri, dilin kütüphanesi ve duyguların deposudur. Araplar geçmişte ihtişamlarını ve büyüklüklerini ne kadar çok övdüler ve tarihlerini yücelten şiirler okudular. Sonuç her zaman harika sözler, tatlı ibareler, duyguları coşturan ve hisleri alevlendiren şiirler oldu. Bunlar bizi, ayrılamadığımız ve uzaklaşamadığımız belirli tarihi anlara hapseden geçmişin esiri haline getirdi. Böylece, yeni tezleri, yenilenen fikirleri, çağın kimliğine ve modernitenin ritmine sahip çıkan ruhuyla bugünümüz gözümüzden kaçtı.
İkincisi; Arap-Arap ilişkilerini taşkın duygular ve alevli hisler seli karakterize eder, ancak çoğu zaman bunlar rasyonel vizyonlardan ve geleceği öngörme yeteneğinden yoksundurlar. Biz geçmişte yaşayan bir milletiz, geçmişe sarılıyoruz ve bugünün boyutlarını fark etmiyor ve geleceğin ruhuna hazırlanmıyoruz. Buradan hareketle kimi zaman Araplar olarak sesli bir olgudan başka bir şey olmadığımız şeklinde tanımlandık. Uyanık beyinler değil, yüksek sesli gırtlaklar ulusu olduğumuz söylendi. Keza hızlı atılımlar ve ani gelişmeler gölgesinde belli bir konuda aynı anda sevgi ve nefreti birleştirebilen duygusal bir millet olarak da betimlendik. Bu, Arap zihniyetinin mustarip olduğu, siyasi çevreye ve kültürel iklime geleceği tahmin etmeyi zorlaştıran bir şekilde yansıyan bir husus.
Üçüncüsü; dış müdahaleler ve dış baskıların yanı sıra her Arap ülkesinin izlediği çeşitli Arap gündemleri, ulusal iradeyi eli kolu bağlı, özgür iradesini kullanamaz veya bağımsız bir pozisyon alamaz hale getiriyor. Gündemler arasındaki çatışmanın eninde sonunda Arap başkentleri arasında sessiz rekabetlere ve zaman zaman bir kopuşa yol açtığının hepimiz farkındayız. Oysa fikir ayrılığının dostluğu bozmaması gerektiğini her zaman söylüyoruz. Arap dünyasında rollerin dağılımı koşulların dayattığı bir gereksinim. Bu konuda düşmanlarımızda ders almalıyız; zira Arap dünyasında emelleri olan tüm güçler, eşi görülmemiş bir şekilde rolleri paylaşma konusunda uzmanlar.
Dördüncüsü; Arap ülkelerinin komşu ülkelerle ilişkileri, üzerinde düşünülmesi ve dikkat edilmesi gereken egemen bir konudur. Arap-İran ilişkileri, Arap-Türk ilişkileri ve hepsinden önemlisi Arap-İsrail ilişkileri, dikkat edilmesi ve temel alınması gereken rollerin anahtarlarıdır. Siyasette sabit prensipler, kalıcı fikirler yoktur diyenler, çok geçmeden bunu düzeltip ama sürekli çıkarlar vardır demişlerdir. Siyasal eylemin geniş ufku, oyunun kurallarını, tarihin felsefesini anlayan ve bu bağlamda başarılı rolleri iyi bilen tarafların çıkarları için pozisyon mekanizmalarının nasıl kullanılabileceğini öğretir. Arap olmayan komşu ülkelerle ilişkilerimizin bir dereceye kadar istikrar ve süreklilik ile karakterize edilmesi, ortaklıklar barındıran temellere ve farklı ülkeler arasında iyi komşuluk kavramına dayanması gerektiğinden emin olmalıyız. Araplar topraklarını terk etmeyecekler, İranlılar bölgeyi bırakmayacaklar, Türkler bölge haritasının dışına çıkmayacaklar. İsrail ise uluslararası hesaplara bağlı olarak bölgemize kondurulmuş, var olan ve var olmaya devam edecek bir yapı. Bu nedenle, ne aşırı iyimser ne de aşırı kötümser olmamalıyız. Nihayetinde bizden istenen, bir arada yaşamayı sağlamak, anlaşmazlığın nedenlerini reddetmek, gerçekleri kabul etmek ve yapıcı diyalog yürütmektir. Arap durumunu güçlendirmeye, istikrar faktörlerini pekiştirmeye, uzun zamandır beklediğimiz Arap rönesansı ve ulusal uyanış etmenlerini destekleyecek her şeyin kapılarını açmaktır.
Beşincisi;  Ortadoğu'daki güç dengesi büyük ölçüde önde gelen bölgesel güçlere bağlı. Ancak 22 Arap ülkesinin modern anlamda bir medeniyet ve kültür sütunu olması gerektiği de akılda tutulmalı. Zira bugün artık önemli olan orduların güçlü olması değil, istisnasız tüm gerçekleri kapsayan ve Arapların geneli için kabul edilebilir bir yol izleme kudretinde olan net politikaları kabullenmektir.
Altıncısı; Arap-İsrail çatışması geçtiğimiz yıllarda, hatta özellikle son aylarda yeni bir seyir aldı. Artık kaçırdığımız fırsatları ve bunların önümüzdeki yıllardaki muhtemel sonuçlarını itiraf etmeliyiz. Zira rakiplerimiz düşünürken biz bazen ihmalimiz yüzünden gafil avlanıyoruz. Bu sayede, Arap geleceği, geleceği akıllıca okuyan, onun içindeki bilgi ve ayrıntılı bilgileri genellikle doğru hesaplamalara ve gelişmiş başarılara götürecek şekilde ele alan yabancı güçlerin ve şiddetli düşmanların çıkarına çalındı. Başkalarının kendilerine hakim olma ve kontrol etme yeteneği dikkate değer. İsrail'in Gazze'ye yönelik son savaşını ele aldığımızda, rakiplerimizin benimsedikleri düşünce formatını da anlarız; kuvvetini teyit etmek için zaman zaman çatışmaların fitilini ateşlemek. Onlar bu sayede Batı'daki müttefikleri ve özellikle de ABD’deki dostları karşısında güçlerini teyit edip, nüfuzlarını sağlamlaştırıyorlar. Aynı zamanda, bölgedeki atmosfer Yahudi devleti açısından hiç olmadığı kadar elverişli görünmesine rağmen Araplara, İsrail’in zaman zaman sergilediği gücünü hatırlatan sinyaller gönderiyorlar.  
Yedincisi; uluslararası arena, tüm çelişkileri ve çatışmalarıyla, çağımızın teknolojisinin etkisiyle dünyanın daha önce alışık olmadığımız bir hızda değiştiğinin, olayların geliştiğinin farkında olmamızı zorunlu kılıyor. Her şeyin yeni göründüğü bir dünyadayız. Geçmiş yıllara bakarsak, çağın ruhuna yabancılaştığımızı hissederiz. Bu nedenle bilimsel araştırma ve eğitime önem vermek, daha iyi bir geleceğe giden tek yolu temsil eden temel konulardan birisi. Bu zamana kadar bölgesel ve Arap-Arap çatışmalarında aşırıya kaçmışsak, karşılıklı korkuların ve uzun vadeli bir güven krizine dönüşen ülkeler arası rekabetlerinin gölgesinde yaşadıysak, şimdi politikalarımızı gözden geçirmemizin zamanı geldi. Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri, gerçekleri algılamamızı sağlayan, renk körlüğünün etkilerini bizden uzaklaştıran bir samimiyetle yeniden ele almalıyız. Bölgenin çok hassas ve son derece karmaşık bir dönemden geçtiğinin bilincinde olmalıyız. Bazı bölgelerin öneminin azalması ve diğerlerinin öneminin artması ışığında büyük güçler, politikalarını gözden geçiriyorlar. Büyük stratejik çalışma kurumları ve istihbarat teşkilatlarının farklı bölgeler için yeni haritalar çizdiğinden şüphem yok. Bazen şaşırtıcı görünen ama aslında bundan yıllar önce hazırlanan bölgesel olayların uluslararası çatışmayı alevlendirdiğinden eminim.
Yukarıda bahsettiğimiz gözlemler, Arap-Arap ilişkilerinin sağlamlığının ve diğerlerinden farklı olmasının önemini hissettiriyor. Çünkü milliyetçiliğin belkemiğini oluşturan ortak dil, bizim için karşı çıkamayacağımız bir çerçeve oluşturuyor. Sabiteleri ve değişkenleri ayırt etme yeteneğimiz, geleceği tahmin etmemizi ve gelecek olanı okumamızı sağlıyor. Böylece sözlerimiz ile düşüncelerimiz uyumlu hale gelebilir. Her bir Arap tarafı diğer Arap tarafıyla endişelerini, korkularını, hatta hassasiyetlerini açıkça konuşmalı. Tek ulus, halklarını gelecek konusunda vicdanlı olmakla yükümlü kılar. Bu nedenle burada Araplar arası uzlaşmaların karşı karşıya oldukları meydan okumaların düzeyinde olması gerektiğini söylüyoruz. Arap ulusunun her koşulda ve tüm zorluklar karşısında birleşik bir doku olarak kalması için ani değişiklikler veya geçici gelişmeler karşısında kararlı ve dirençli olması gerektiğini belirtiyoruz.



Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.


Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
TT

Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)

Fransız haber ajansı AFP’nin haberine göre Lübnan hükümeti dün yaptığı açıklamada, ordunun Güney Lübnan'daki Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ikinci aşamasını uygulamak için en az dört aya ihtiyacı olacağını belirtti.

Hizbullah, İsrail ile bir yıldan fazla süren ve Kasım 2024'te ateşkesle sona eren bir savaş yürüttü; ancak bu ateşkes, anlaşmada tamamen çekilmesi öngörülmesine rağmen, Yahudi devletinin güney Lübnan'daki beş stratejik tepede güçlerini tutarak kanlı saldırılar düzenlemeye devam etmesini engelleyemedi.

Parti, İsrail ile olan savaştan zayıflamış bir şekilde çıktı. Ağustos ayında Lübnan hükümeti Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını onayladı ve Lübnan ordusuna kendi hazırladığı bir planı uygulama görevini verdi; bu plan ertesi ay yürürlüğe girmeye başladı.

Ordu, ocak ayının başında, Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeyi (İbrani devletiyle olan güney sınırından yaklaşık 30 km uzaklıkta) kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını duyurdu.

Ancak İsrail bu adıma şüpheyle yaklaştı ve yetersiz buldu. İsrail, silahsızlanmayı reddeden grubun askeri kapasitesini yeniden inşa etmesini engellemeyi amaçladığını söylediği ölümcül saldırılara devam ediyor.

Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Morcos, kabine toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, kabinenin "Hizbullah'ı silahsızlandırma kararı doğrultusunda Lübnan'ın tüm bölgelerinde silahlanmayı kısıtlama planına ilişkin ordunun liderliğinin aylık raporunu dikkate aldığını" söyledi.

Şöyle devam etti: "Aynı etkenler mevcutsa, dört aylık bir süre söz konusudur ve bu süre, mevcut imkanlara, İsrail saldırılarına ve sahadaki engellere bağlı olarak uzatılabilir."

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Lübnan ordusunun planı beş aşamadan oluşuyor. İkinci aşama, Litani Nehri'nin kuzeyinden, Sayda’nın (Sidon) kuzeyinden geçen ve sınıra yaklaşık altmış kilometre, Beyrut'un ise yaklaşık kırk kilometre güneyinde bulunan Awali Nehri'ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, dün bir parti töreninde yaptığı konuşmada, "Lübnan hükümetinin silahsızlanmaya odaklanması büyük bir günahtır çünkü bu konu İsrail'in saldırganlığının hedeflerine hizmet etmektedir" ifadelerini kullandı.

Kasım sözlerine şöyle devam etti: "Silahlanmayı kısıtlamayı amaçlayan her türlü girişime son verin," çünkü "Lübnanlı yetkililerin ardı ardına verdikleri tavizler ve baskılara verdikleri yanıtlar nedeniyle hükümetin performansı, bir ölçüde bu düşmanın açgözlülüğünün devam etmesinden sorumludur."